Buluşma

  Bulusmanin Kenarlari - Melih Basaran

 

Ne kadar da kalabaliksiniz; ama biri yok gibi: Barthes

# Ne demeli? Geriye yazmaktan baska bir sey kalmiyor. simdi gözleriømin önünden akan imgeler, su zincirinden bosanmis söz ya da "söz is hali" beni allak bullak etmisti, ama burada yine de yasamsal birseyler vardi. Iste yine kendimi korumaya almanin, çevremde yalnizliktan ve sözcüklerden yapilmis bir kabuk olusturmanin zamani. Evimden sanki onu isitmek için çikmis, ve de onu unutmak için geri dönmüstüm. Yüzlesme kaçinilmaz gibiydi. Cepheden bir karsilasma olmus muydu? Yoksa "ordularimizi mi karsilastirmistik sadece? Savas ve baris terimleriyle "bu meydana geldi" ve de "hala meydana gelmeye devam ediyor" denilebilir mi? Olmus olani ve olmaya devam edeni eszamanli bir sekilde betimlemek çok eski bir düslem! Ama hala devam eden miriltisi içinde yazmak, yapilabilecek asgari is; Bakalim bu is ne kadar "olanakli"; Yazmak tamam, ama betimlemek pek olanakli görünmüyor; yeniden kurulabilir, kurgulanabilir belki bütün bunlar; Belli bir kurguya göre, "evimden onunla karsilasmak için çikmistim sanki" diyebilir ve kurgunun be-ni önleyen erekliligine kendimi birakabilirim, " ve de onu sürdürmek için çikmistim sanki" diyebilir ve kurgunun beni önceleyen erekliligine kendimi birakabilirim, "ve de onu sürdürmek için geri dönmüstüm evime"... Artik susmak bilmeyen bir imgelemin labirentlerinde onu bin izlenim parçasina bölmek parçalamak için...

# Demek, artik susmak bilmeyen bir seyin miriltisi; imgeleri yokluklarinda sürdürmekten çok, onlari özlerinden bosaltarak bin parçaya bölmek sözkonusu. Bir an olaylarin olduklari anda onlarin erekliliklerini tayin eden bir özleri oldugunu varsaysak bile, onlari bu özlerinden bosaltmak ve öznel aidiyetlerinden kurtulmus bu imgeleri birbirinin üzerine bindirmekten baska birsey olmayacak bu kurgu.

# "Evimden onu unutmak için çikmis ve imgelemimin bana yazdirdigi yansitmalar ve üstüste binen izlenimler içinde onu sonsuza degin çogaltarak dönmüstüm evime".

# Kendi kendime "Sanatlar Köprüsü" üzerindeki bu konusmayi, ya da daha dogrusu onun bu bitmek bilmez monolugunu daha ne kadar sürdürebilirdim diye soruyorum. Akil disinda yiten bu söylemler karsisindaki evliya sabrinin bana nereden geldigini de soruyorum. Bir yanit vermek için bile bana biran firsat tanimadi; Deliligi yükselen aya dogru zincirinden bosanmaya biraktim. Sadece isaret parmagimla "Sehzade Meydani"ni gösterdim uzaktan; Deli hemen anladi. Dogaüstü sessizligimle deliliginin çeligine su katiyordum. Ve ondan akilalmaz hayaller talep ediyordum.

# Deli'ye kamusal bir alanda, adamin birinin kiravatini çekistirirken rastladim. Onu zaptedebilmek için adami kuratardim.

# Imgelemimde hangi sahneyi yinelemek için seçmistim deliligi? Süphesiz unuttum bir sahneyi, anisiz bir sahneyi...

# Evimden bir çesit "Mucizeler Avlusu"nda öte beriyle öylesine kurulmus bir sahneyi görmek için çiktim. Pencerelerde yari bellerine kadar sarkan izleyiciler, yani bu yerin sakinleri vardi. Evlerindeki isiklari yakip yakmamakta kararsizdilar. Böylece pencerelerde isiklar bir yanip bir sönüyordu, üçüncü kattaki bir pencere aydinlanirken besinci kattaki karariyordu. Aksam karanligi bu viran avluya çöktükçe, sahneyi aydinlatmak için mum ve samdanlar yakiliyordu. C blogu ile B blogu arasinda gerilmisbir ipten eski püskü bir tiyatro avizesi sarkitilmisti. Asagidaki izleyicilerin olusturdugu kalabaliktan rahati kaçmisbir köpegin havlamalari dört tarafi kapali avluda yankilaniyordu. Böylece kral ve delisi sahnede yerlerini aldilar.

# Bu kral ve delisi hakkinda ne denilebilir ki? Ben, tas ve basiyla oyulmus cepheleri aydinlatan bu avizenin zayif ve titrek isigina, ve zaman zaman bir kesis ve bir cücenin inip çiktigi görülen merdiven boslugunun pencerelerine bakiyordum.

# "Sanatlar Köprüsü" üzerinden isaret parmagimla "Sehzade Meydani"ni gösteriyordum. Ve Deli'ye iradeyle aydinlanan pencerelerden söz edip ondan mucizeler talep ediyordum. Bana yanit vermeye gerek duymadan, zincirinden bosanmis, kendi hayallerini sürdürüyordu. Kendini George Sand zannettigi zamanlar (ötekilerin onun kendisini George Sand zannettigini zannettigi zamanlar), lezbiyen arkadaslari ve bir adamin esliginde bir odada otururlarken gördügü Chopin hayalinden söz ediyordu bana. Bu hayalin "meydana geldigi" evi, ev sahibiyle ilk karsilastigi güne kadar gerilere giderek, durumlar arasinda garip ve sarmal benzerlikler ve yakinliklar bularak manyakça bir kesinlik ve ayrinti tutkusuyla betimliyordu. Etrafimizda karsililiklar çogalarak birbirleriyle kesisiyorlardi. Denilebilir ki, bu karsililiklari ayni görünmez dalgalar gibi etrafa yayan seyin kendisi aramizda olusan bu yakinlik uzamiydi.

# Benzesimler ve yakinliklar elbisesiyle giyinmisti. Yani, farketmeden çok sik elbise degistiriyordu. Geçis, onun cümle kurma teknigiydi. Susmak, onun için kendini ölüme birakmakti; demek, bu bitmek bilmez söz ishali içinde, yasamini ancak yansitma ve aktarma ile sürdürebiliyordu.

# Dinlemedeki sadakatimin onu hayran biraktigini farkedebiliyordum, ve benim kökensiz ama yinelenen hayranligim onu da kendi sözüne giderek daha sadik hale getiriyordu. Ve geç saatlerin sehrinde söyle bir dolasmaya karar verdigimizde bana sunu çikartti: "ibne düskünü kadinlar oldugu gibi, ibne düskünü lezbiyenler de vardir". Bu kesintisiz hayal görücü simdi de ruhbilim uzmani kesilmisti. Birazdan mutlaka ruh göçü, ölümden sonra hayat ve de reenkarnasyondan da söz ederdi. Bana da söz hakki tanisa, ben de herhalde otomatlardan, otomatik isiklarindan ve bekar makinelerden söz ederdim.

# Piyes devam ederken, mum ve samdan isiklariyla aydinlanan merdiven boslugunda otomatlar gibi inip çikan insanlara bakiyordum. Bunlar bugünün insanlariydilar, ve geçmis zaman giysileri içinde sahnede oynanan bu drama tümüyle kayitsizdilar. Bu kral ve delisi onlar için sanki tümüyle görünmezdiler. Oyun sirasinda, belirsiz bir sekilde sinirlandirilmis-hatta hiç sinirlandirilmamis- dekorda yapabilecekleri engellemelerden hiç çekinmeden inip çikan çiftlerin sayisina bakilirsa, bu insanlarin ya temsilin bir parçasi oldugu, ya da bu avluya bakan evlerden birinin bir "ziyaret evi" oldugu düsünülebilir.

# Sözel hirpalanma gecenin bir dibine dogru devam ediyordu, kendi uçurumuna çekilmeden önce benim gözlerimde bir umut isigi arayan bu kadin tarafindan esir alinmaya boyun egiyordum. Sanki acilarin, haksizliklarin ve yasamin öteki abartili korkunçluklarinin tiyatromsu temsilinde gibiydim. Herkesinki gibi izleyicisiz bir sekilde oynanmaya devam eden kendi dramini unutmaktan çok kendi varolusumdaki boslugu doldurmak için, kendime ait olmayan bir sefalete kendimi kaptiriyordum. Hangi unutmadan söz edilebilirdi ki? Kendi sessiz dramimi tatile gönderme yanilsamasinda oldugum an, bu unutmanin hiçbir zaman meydana gelmemesini karanlik bir sekilde arzulamiyor muydum? Ve de bu dramin en beklenmedik ve giderek daha dayanilmaz ifadelerinin tepemden asagi yagmur gibi yagmasini saglayacak bir sekilde davranmiyor muydum?

# Kendimi evimde hissettigim bir temsiller magarasindaydim, ve de evimden, burada oynananin kendinden baska hiçbir seye göndermede bulunmadigini kendime güvencelemek üzere, en karanlik, en magaracil olanla karsilasmak için çikiyordum. Magaracil gecede pencerelerin aydinlanip karardigini görüyordum. Ve bu isiklar senfonisini kendi dogaüstü güçleriyle sahneye koymak için kendimden daha delisini, bütün bu gölgeler tiyatrosunun bir anlami olduguna beni inandiracak bir hayal görücüyü ariyordum.

# Bana diyordu ki, hala söze inanmak gerek, bu magaracil gecede aydinlatan ve sönen söze inanmak gerek. Ve de yalan söylemeye devam ederekten sevisen bedenleri animsiyordum; sözde yalan söyleyen, bedende degil. Sözcüklere olan inancimi yitirmisolaraktan, bedenlere olan güvenimi de tümüyle yitirdigim zaman ne yapacagimi soruyordum kendime. Ve aklima gelen bir fikirle, bende, ama henüz bedende degil, uzun zamandan beri olgunlasmakta olan bir fikirle tepeden tirnaga ürperiyordum.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1