Buluşma

  Model - Derya Erkenci

 

Beynimdeki müstakil pas tadini giderebilmenin yöntemlerini bulamadim. Tatsizlasmanin süreci müreci yok; birdenbire ve kesici cisimleri çagristiran. En yakinda tutundugun yerin ilik yapiskanliginin verdigi huzur, haz duyamadigin sokaklardan yavasyavaselini etegini çekmenin verecegi ani buhran ve agir kapali yerde kalma korkusuna bir parça engel olabildiginden, kopmamaya çabalamanin uyuklayarak kitap okumaya benzeyen ritmine kendimi kaptirdim. Zavalli hayatimin enkaz halindeki suretinin çürüyen kokusan kisimlarini, yillar önce Rus pazarindan aldigim, ön tarafi degisip tornavida ve testere de olabilen ve sapina özellikle kemikmishissi verilmeye çalisildigi halde, dandik yesil bir plastikten yapildgi için az da olsa ise yarayacagi ümidine bile kapilinamayacak bir biçakla iyice kazidim. Her tarafini iri kursun deliklerini çagristiran, göz göz irinli yaralarin sardigi yasayan bölümü eski haline döndüremeden, sadece kanserin ilerleyisini durdurarak, bazi zorunluluklarin disindaki bütün zamanlarda eve kapadim. Genis arkadas çevremi sik sik, hayatimi kilit altinda tuttugum kendi yerime davet edip agirliyor, güncelle ilgili sohbetlere bütünüyle televizyon kaynakli bilgilerimle, aslanlar gibi katilimcilik yapiyordum; zaten gündemin ta kendisi aslinda televizyon degil miydi? Fakat hastalikli bedbaht ruhum çok geçmeden yine arizalandi; televizyonda sürekli yenidensunulan hayat, yenidensundugu gerçek hayatin yerini alarak, artik sanki gönüllü bir hafiza kaybindan dolayi hakkinda bilgi sahibi olmadigimi hissettigim düsman bir dis dünyanin masasi olarak, buhranlarimi deprestirip aklimi karistirdi.

Agiz dolusu ve edepli insanlar tarafindan agiza bile alinmayacak, düsünürken bile insanin canini sikan zincirleme küfürler ettigim ana haber bültenlerini, ülkem postmodernizminin en çarpici yapimlari haline gelen spor magazin programlarini ve diger geri zekali sunuculu bütün yayinlari izlemeyi biraktim. Hareketli kopyalarini bile reddettigim hayati, çok daha küçük, yüksek basinca dayanikli ve kavkimsi benim olan diger bir baskasina indirgedim. Ama evde bir monitör varsa sürekli birseyler göstermelidir; görsel metinlerin verecegi konyak tadi, seni belirli yerlere kadar götürebilir. TV yayinlarinin reddedilmesiyle görüntü ihtiyaci dogdu. Eskiden arsivledigim Yesilçam filmlerinin VHS kopyalarini izlemeye basladim; komik ve eglenceliydiler, sinir bozucu gizil anlamlarla yüklüydüler. Bu arada haftalik Tivigayd'lardan özenle eledigim diger eski filmleri de hem izleyip hem kaydediyordum. Bakkal haricinde hiçbir yere çikmadigim için, boskaset ihtiyacimi yakin dostlarimi birtakim toptancilara göndererek sagliyordum. Yavas yavas elimde, bindokuzyüzatmisla seksen arasinin yirmi yillik üretiminin en önemli filmleri birikiyordu. Gündemim siyah beyaz filmlerin bol entrikali, curcunali ve akil ötesi sahnelerinde kendiliginden olusuyor, giderek ses tonum, telaffuz seklim ve kulagimin tinisi dublaj seslerine meyilli bir hale geliyordu. Tarihi dokulari talan edilmemissokaklar, fakir ama faziletli insan manzaralari, simdikinden çok daha fazla uygar estetik içerisinde bir su gibi akan yurttasyiginlari, ara karaktersiz, siyah beyaz, iyinin kesin iyi oldugu kötünün hep kötü olup kimi zaman finallerde tövbe ettigi, bu maceranin, askin ve vuslat hayallerinin filmleri, geç kaldigim yillarin yenidensunumlari olarak ve günden güne çogalarak, yeni küçük yasantimin ekran görüntülerini olusturdular.

Herkes isinde gücünde oldugu için, çocukluk arkadaslarim benim bu durumumu biraz geç farkettiler. Artik beni o tarafa çekmelerinin yolu yoktu. Onlar yeni açilan birkaç kulüpten söz ediyorlardi ben ise motosikletli Ediz Hun'un suratina, önde giden Türkan Soray'in spor arabasindan uçan mavi bir sifon esarp gelmesiyle kaza geçirmesinden ve film icabi pilot olan Ediz Hun'un görme yetisi zedelendigi için pilotluktan ayrilmak zorunda kalmasindan bahsediyordum. Tabii bu tip muhabbetlerin sürekli olarak tekrarlanmasi dostlarimin benle ilgili umutlarini söndürüyor, biraz da sabirlarini tasiriyordu. Dublaj seslerine karsi hassas kulaklarim, koridorda, mutfakta arkamdan kisik seslerle söylenen "Delirmisbu ibne ya! Gidelim abi, çok sikildim" türü hakli birtakim serzenisleri tek tek duyuyordu. Bir kaç ay içerisinde bütün dostlar toz oldu, kimse kapiyi çalmaz oldu. Bu durumdan zerre kadar rahatsiz olmadim. Haber kameramanligi günlerimden kalan ufak bir parasal birikim, oldukça ekonomik düzeye indirgedigim ihtiyaçlarimi karsiliyordu. Arka arkaya izledigim filmlerin kayitlarina yine devam ediyordum. Bir süre sonra, kendimce en hit olan filmleri tek tek birkaç günlük etütlere tabi tutmaya basladim. Her filmden beni en çok etkileyen, izlerken inanilmaz zevk aldigim sahneleri, video kameramla ekran üzerinden yeniden görüntülüyordum, daha sonra bunlari video teybe ardi ardina o anki ruh halimle ilgili basit bir kurgu mantigiyla aktariyor ve kendi filmlerimi olusturuyordum. Öykündügüm ve yalnizca ucundan yakalayabildigim yillarin yenidensunumlarini yeniden görüntülüyerek, zamanla olan fiziköncesi yabanciligimi kirmaya, yok etmeye çalisiyordum.

Aslinda hersey "Mavi Esarp" filmiyle basladi. Ediz Hun, kazaya sebebiyet veren kadinin Türkan Soray oldugundan habersizdi ve O'na deliler gibi asik olmustu. Sahne iki asigin ve varoldugu zamana göre ultra bir arkadas gurubunun sahnesidir. Marmara denizinde çikilan eglence amaçli bir gemi turu gibi birsey olmaktadir. Gidilen limanlarin görüntüleri üzerine zamanin popüler kimi sarkilarinin sözleri degistirilerek, gidilen limana göre yeniden uyarlanmistir. Örnegin, Gelibolu limanindan görüntüler, daglar, tepeler, çat! oradan kesiyoruz can filikasinda çilginca dans edip gitar çalan Türkan Soray ve arkadaslarina, Edisun daha agir takiliyor, arkadaki gurubun sebegi rolünde de genç Enis Fosforoglu kizil saçlariyla boy gösteriyor. Ve "Hani benim efendim, efendim"sarkisi "Gelibolu kaptanim, vay benim kaptanim" seklinde sözlerle çaliniyor. Sonra Avsa'dayiz, henüz büyük iskele yapilmadigi için vapur uzakta durmus; ayni enteresan eglence sekli bu beldemizde de hakim. Uzakta Kafe Bonjur'un önünde kiyi kalabalik; Türkan Soray görecem diye halk galeyana gelmis,zaten o yillarda Avsa'da dogan kizlarin birçoguna Türkan ismi koyulmus. Fonda bu kez "Bosyere aglama, kalbini baglama, Avsa'nin kizlarina" gibi bir sarki var. Baska bir filmde, bu kez siyah beyaz Edisun burada çok genç. zannimca sosyoloji mastiri mi ne yapiyor; bir aile dostlarinin fettan kizi vamp kadin Suzan Avci, dogumgünü partisine davet ediyor Hun'u. Ama baba da bir yandan da gençligin dejenerasyonu falan tipinde bir tez hazirliyor. Dogumgünü ortaminda Edisun bir köseye çekilmisatak, beklemekte. Alkol alindikça Suzan Avcilar sapitiyor ve yanilmiyorsam "Önce sampanya, sonra öpücük" gibi bir tekerlemeyle birlikte millet içip içip birbirini öpüyor. Oyuna çekilmeye çalisilan Edisun köpürüyor ve Onlar gibi öz benligini yitirmisgençlerden tiksindigini haykirarak-galiba bir de tokat atiyordu- o mekani terkediyor. Bütün bu sahneler, alabildigine absürdlükle akip giderken, ruhum herkesin abuk subuk dialoglar sarfettigi bu görüntüler sayesinde sanki yavas yavas bir geyigin ruhuna dönüsüyordu.

Evimin salonu dev bir video kaset çöplügü haline gelmisti. Yüzlerce film arsivlemis ve kasetler dolusu monitör görüntüsü çekmistim, en iyi sahneler serisi ise yaklasik otuz saatlik bir toplama ulasiyordu. Televizyon kanallarinin ayni filmleri tekrara baslamasiyla iyiden iyiye keyfim kaçti. Kendime yeni görüntüler edinmem gerekiyordu. Görüntü toplamak için kisa sokak turlari yapip yapmama fikrini, günlerce enine boyuna düsündüm. simdiye dek belirledigim ölçülerin disina çikmamaliydim. Bu yüzden kendiliginden gelisen, öznel çekim zamanlari yerine, görüntü olusturmayi önceden planlayarak çekim yapmayi denemeliydim, birileriyle önceden sözlesip bulusmalar gerçeklestirmeliydim. Kisi her seferinde ayni kisi olabilirdi ama disgörünüsve bulusma mekani farkli olmaliydi. Arsivimdeki filmlerin bulusma sahnelerini ve ayni mekanin kaç farkli filmde kaç farkli oyuncuyla gerçeklestirildigini kapsamli olarak not aldim. Çok samimi olmadigim, yalnizca yapay uyusturucular kullanip kisa videolarda rol almaya çalisan eski bir kiz arkadasimi aradim, projeyi kisaca tanimladim, ilk bulusma yerini Dolmabahçe'de saatin alti olarak belirledim, arkadasima gülkurusu, kibar bir döpiyes giymesini ve saçlarini "Ask Mabudesi" filmindeki Türkan Soray'in saçlari gibi biçimlendirmesini söyledim.

Aylardir yattigi için çalistirmakta zorlandigim arabam yüzünden, ilk bulus"maya on dakika kadar geç kaldim. Son kontrolleri yapilmiskameramin, kayit dügmesine bastim, yavasyavassaatin altinda bekleyen ve rolüne kendini iyice kaptirarak, kirmizi rujlu islak dudaklariyla fazlasiyla Türkan olmuskadina yaklastim. Önceden anlastigimiz gibi hiç konusmuyordu, sanki hala bekliyor gibiydi. Tarihi doku tahribatini hesaba katarak, dar açili resimlerle Sivis Oteli de berteraf ederek, bekleyisi bulusmayla görüntüledim. Görüntülerin yeterligine inandigim anda kamerayi kapayip, hizli adimlarla arabama kosup, eve dogru yola koyuldum. Gelir gelmez kaydi basa alip izledim; kameramin üzerindeki gereksiz eski görüntü elde etme efekti bu kez ise yaramisti, sonuç tatmin ediciydi. Iki sey olmustu; hem bulusulacak olanla bulustugum halde beni farketmemis olmasi ve benim bir anlamda aslinda bir hayal olarak bulusma yerinde varolmam, hem de en iyi sahneler serisinin bulusma ayaginin kurgusunun devamliligini anlam ve görüntü olarak bozmamam.

Basit kurgu dizinleri devam ettikçe bulusma trafigi de hizlandi. Videolari gerçeklestirmemdeki tek yardimcim olan modelim, yaptigi sentetik tatli asureler esligindeki zihniyle, bir gün"Kizil Vazo"filmindeki Belgin Doruk oluyor, kimi gün ise karsima "Kirik Plak"taki Zeki Müren'in basina ne çoraplar ören Ayfer Feray olarak çikiyordu. Kurguya çok fazla zaman ayirdigimdan görüntüler hemen tükeniyor, yeni videolar için sabah ve aksam iki kere bulusulan günler oluyordu. O'nun bu özverisi sürekli yasadigi asit tiribinin sabitlemesi miydi, yoksa sadece video yapmayi çok mu seviyordu? Bu gereksiz meraktan, bu sefkat tuzakli düsüncelerden hemen kendimi uzaklastiriyordum ve telefonda saatlerce yeni bulusma yerlerinin, bürünülecek yeni suretin belirleyici özelliklerinin talimatlarini veriyordum;görüntüler çogaliyordu; günden güne çogaliyordu.

Asiklar Tepesi'nde Nebahat Çehre'yle bulusuldu; Tarabya Oteli'nin kapisinda, agustos ikindisinde Gülsen Bubikoglu'yla bæulusuldu; bol trafikli genel Istiklal Caddesi görüntüsü içerisinde Dilber Ay'la bulusuldu; Emirgan'da, kiyida bir bankta Muhterem Nur ile bulusuldu; terkedilmiseski bir vapurda, Mersin limanina dogru giderken, Yildirim Önal'in kamarasinda suh ve bastan çikarici Sevda Ferda ile bulusuldu. Geniskapili, oksitsari duvarli bir yatakodasinda, öksürdükçe agzindan kan gelen ve son nefesini vermek üzere olan Hülya Koçyigit ile bulusuldu. Bebek koyuna demirlemisve temsili cansimitleriyle süslenmisbir kotrada Gülistan Güzey ile mayolu bir sekilde bulusuldu; inandiriciliktan yoksun bir Western dekorunun Saloon'u önünde, bronz yüzüyle Ceylan Gözü isminde yerli bir kizi çagristiran Seyyal Taner ile bulusuldu.

Kurgulari yavaslatmis ve günde iki bulusma gerçeklestirerek ham görüntüleri biriktirir olmustum. Yesilçam filmlerinin bulusma mekanlari tükenmeye baslamisti. Ayni yerde farkli karakterlerin görüntülenmesi de bitmek üzereydi ve sokakta olmak zorlanarak gerçeklestirdigim bir seydi. Modelimi aradim ve son bir bulusma karari aldigimi söyledim, karakteri sordu "Kendin"dedim ve bulusma yerini ilkgençligimizin bulusma yeri olan Taksim Mc. Donalds olarak belirledim. Kamerayi efekt konumundan çikarip yola çiktim.

Tarlabasi tarafindan, dar bir açiyla, mekan önünde bekleyen model görüntülendi. Genis bir altaçiyla, model ve Mc. Donalds yazisi ayni karede görüntülendi. Model, duraktaki insanlarla birlikte, genel plan bir resimle görüntülendi. Taksim meydaninin ugultusunun panik yaratan ürküntüsüyle, model sadece model olarak görüntülendi. Isimin bittigini anlayinca hiç planlamadigimiz birsey yaparak, bana dogru yürümeye basladi; yanima kadar geldi,durdu. Heyecanlanmadigimi farkettim. Suratima bakti "Genlerimi zedeleyen sentetiklerle yada lanet olasi videolarla ilgisi yok bunun. Aylardir, sadece seninle bulusmayi sevdigim için geldim" dedi. Kisa bir süre, soru sormadan yanitlari almanin rahatsiz ediciligi suratima tutundu. "Birlikte olmaliyiz ve sonsuza dek bulusmaliyiz". Yanit vermeden, sanki cebimdeki kiymetli birseymisçesine, kameradaki kaseti yoklamaya çalistim. Hazirlikli oldugumu zannettigim bu gibi durumlara, asla hazirlanilamayacagini bir kez daha anladim. Modeli sonsuza kadar orada birakarak, hizla uzaklastim. Görüntü üretme zorunlulugunun, bulusma içerikli bölümü sona ermisti. Modern zamanlarin model güzelinin görüntüleri,artik bulusmamak için bir delildi. simdi, bu dramatik finalin görüntülerini biraz bozup yenidensunacaktim. Bundan böyle, kimseyle bulusmayacaktim.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1