
Buluşma
| Tenin
Içinde Sanat - Nazli Ökten
* E5. Istanbul Bienali kültürlerarasi bulusmalari, çevirileri içerme iddiasiyla izleyicilerine karisik duygular yasatti. Kimileri sanatin bittigi duygusuyla, kimileri oyuncu bir neseyle, kimileri rahatsiz bir kaygiyla, kimileri bir görev yerine getirmenin, iyi bir kültür izleyicisi olmanin hazziyla çiktilar bienal mekanlarindan. Bunlarin hepsini eszamanli yasamisbiri olarak oradaki bazi "sey"lerle bulusma biçimlerimden bahsetmek ve bunlari bir kimlik sorunsali çerçevesine oturtmak için bir istiyorum. Bienali izlememisolanlar için de tanimlayici dipnotlar koyarak yazinin baglamina yabanci kalinmamasini saglamayi deneyecegim. Çünkü yazi Bienal araciligiyla baska seyleri de tartismak amacinda. Televizyonda aksam haberleri. Bir ülkede -ya da o ülkenin merkezlerinden birinde- o gün olup bitmisen önemli olaylarin sergilendigi bir günlük haber müzesi. Saygin ve alti çizilmis. Ancak bu yarina hiçbir sey hatirlanmamasina engel degil. Insanlarin haber/bilgi bombardimanina tutuldugu bir araç/ortam karsisinda en dogal savunma düzeneklerinden biri de unutmak. Yoksa bunca aci ve gülünçlükle birarada yasamak mümkün olmazdi. Normal kosullarda sinirli sayida kisinin izledigi bir "sanat olayi" olan Istanbul Bienali, 1997 yilinin kasim ayinda televizyonun baskösesi sayilan ana haber bültenlerini iki haber ve sanatçiyla isgal etti. Bunlardan biri köpegiyle cilvelesirken çekilen görüntüleri kullanilan bir Rus sanatçi, Oleg Kulik digeri ise "sanat için" estetik ameliyat geçirip duran bir Fransiz sanatçi, Orlan idi. En çok ilgi gören üçüncü eser ise Atatürk'ün ellerini yüzüyle kapattigi bir Türk lirasi ve kendi yüzünü elleriyle kapattigi bir nüfus cüzdani basili büyük panolariyla bir Türk sanatçi, Halil Altindere oldu. Bu üç "sey"in bulusma noktasi neydi? Orlan'in isinde bu denli rahatsiz edici olan tenin sinirlarina saygi duymayisiydi(1). Hakim ahlak anlayisini rahatsiz eden travestilere, onlarin bir erkekte "olmamasi gereken" yerlerine silikon siktirmalarina iyi kötü alisilmisken bu çilgin kadin (tam olarak böyle düsündüm çünkü televizyonun önünde aksam yemegi yiyen herkes gibi ben de rahatsizlik duydum) bedeninin sinirlarini cinselligi asmisbir baglamda sorguluyor. Ayni sorunsali baska bir düzlemde, bizzat cinselligi kullanarak, Oleg Kulin (2) yasatiyor ve haklarina saygi duymaya basladigimiz hayvanlari, yasam alanlarimiza soktugumuz hayvanlari estetigimize de sokmaya davet ediyor. Kedilerini seven, köpeklerine askla bagli olan kadin ve erkekleri, onlari cinsel alanimiza sokarsak neler olabilecegini görmeye davet ediyor. Taocu sevisme pozisyonlarini bir köpekle bir insana uyarlayan Kulin, bu estetigin sanati, çagdas sanatin içinde bulundugu çikmazdan çekip alacagini iddia ediyor. Insanlikla hayvanligin sinirlarini zorlayan Kulin gibi Orlan da rahatsiz edici ve kiskirtici. Delirmisherhalde diye düsünmemek mümkün degil; eti delinir yaralanir çizilir kanatilirken o Lacan okuyarak özneden, onun zedelenmezliginden Yahudi-Hristiyan ahlakinin bedene zarar vermezlik ilkesinden sözediyor. Çagimizin basdöndüren kayitsizligina karsi atilmis korkunç her çiglik gibi dehset verici ama yaglarindan nefret ettigi için vücudundan da tiksinen koket bir kadinin estetik ameliyati kadar burun kivirtici. L'art charnelle, çilgin bir kadinin kiskirtmalari denip bir köseye atilacak denli rahatsiz edici; ben de görmemisolmayi tercih ederdim ama orada çagin tüm olanaklarini sehvet ve siddetle kucaklarmis izlenimini verirken bir yandan da olusturdugu dehset havasinin bir pastisiyle karsimizda. Gerilimli bir müzik, agir ve vahim bir halle telaffuz edilen kelimeler, bir kapak kizi gülümseyisini üstlenen canavarin Dr. Frankeinstein öyküsü. Ötekinin yoklugunda kendi içine dönen etin tahammül fersa çagrisi. Bedenimizin dokunulmaz oldugu, hayal kirikligina ugratici bir torba oldugu gerçegi artik dönüstürülebilir ve kontrol edilebilir bir olgudan baska birsey degildir. Öteki cinsel kilifin içine oturabilmek için penislerinden kurtulup gögüsler edinen travestilerin cinsel roller arasindaki geçisliligin teknolojik gelismeyle varabilecegi o trajik karar anini, cinsellikten çikmisbir baglamda yeniden üreten mantik. Ve en çok da cinsellikten çikmis oldugu için rahatsiz edici; bir hosa gitme estetiginden ziyade, bir irade estetigi. "Dogal" olanin nerede bitip "toplumsal" olanin nerede basladigini ayirtetmenin olanaksizliginin iç sikintisi (3). Kimlik nasil artik içine dogdugumuzla sinirli olarak ya da dogal olarak tanimlanmayabiliyorsa, seçilmisse, degistirilebilir, tartisilabilir, üzerindehak iddia edilebilir ise beden de artik böyledir. Bunun yarattigi dehset, daha çok anestezinin yoklugundan kaynaklanan o bilinç durumunun dehsetidir çünkü bireyin tekil iradesinin estetik disi degerlerle baglantili tamamen öznel ve keyfi, toplumsal normlarla belirlenmemisbir seçim olmasi söz konusudur. Travestilerin birarada hak iddia ettikleri toplumsal grup mücadelesi de modernist bir anlayis çerçevesinde ilerlemeye, adalete, hakka inanan bir toplumsal mücadele. Orlan'in bireyinin yalniz iradesi dehset verici yalnizligin son noktasi çünkü artik toplum da yok. Duygu Asena'nin önce çok tüketilen sonra asagilanan romani, Kadinin Adi Yok bir özdeneyim anlatisiydi. O zamana dek bir ülkede kendi sözü olmamiskadinin özel hayatini kamusal kiliyordu. Vasat kadinlara varolma hakki taniyordu. (Ondan vönce Füsun Erbulak ve Gülriz Sururi ayni seyi birer sanatçi olarak yaptilar. Özellikle Füsun Erbulak'in, ergenlik döneminin cinsel deneyimlerini de aktardigi özyasamöyküsel kitabi kulaktan kulaga fisiltilarla bir kisim kentli genç kadin arasinda çok okunan roman oldu çünkü cesaretle kendini anlatiyordu ve ayip tu kaka dinlemeden el yordami bir dürüstlük ihtiyaci ile günah çikariyordu) Duygu Asena ise günah çikarmaktan çok ben buradayim ve artik beni duymalisiniz derken Kadinin Adi Yok diyordu çünkü erkeklerin koydugu kurallar dahilinde esit olmak isterken, basyazari oldugu dergilerin en güçlü reklam verenleri olan kozmetik sanayisinin buyurdugu bakimli kadin/silahlarini donanmis kadin imgesini besliyordu. Genç bir rock sarkicisi kadin, Alanis Morrissette Perfect isimli bir parçasinda I'll love you as you are if you are perfect (eger kusursuz olursan seni oldugun gibi severim) diyor; Asena da, onlarin kurallarina uyarak güçlü kadin olursaniz özgür de olursunuz ve tek çözüm budur diyordu. O yüzden özne olarak kadini erkegin öznesinde eritmek kaynastirmak istiyordu belki de. Kayip özne geç de olsa böyle yansidi. "Total Recall"un bir sahnesinde kahramanimiz bir siniri geçebilmek için kilik degistirir. Kasli ve oldukça gösterisli erkek kahramanimizin seçtigi orta yasin üzerinde bir kadin olmaktir. Yakalanacagini anladiginda o grotesk basi, bir dönüsümün tüm sancilarini içeren titreyisve sancilarla korkunç hallerden geçerek sonunda bir bombaya dönüsür ve patlar ama patlamadan önce kopuk bas herkesi dehsete düsüren sabuklamalarla çildirir ve tehdit eder. Atmosferi zedelendigi için bir hava kalkaninin ardina gizlenmisgezegende sinir geçmek için kadin olan erkek, kuskusuz rastlantisalligin disinda anlamlarla okunabilir. Yerlileri önce yokedip sonra arkalarindan kültürlerine ve uygarliklarina belgeseller ve piril piril baskili kitaplarla agitlar yakan bir kültür, kimligi bir ölüm-kalim, varlik-yokluk ikilemi çerçevesinden anlamlandirabilir. Dogallik söyleminin yerini alan sahicilik [authenticism], insanlara olmak istedikleri sey olma hakkini teslim etme çabalarindan biri olarak esitlik ve özgürlük masalinin yeni icadi sayilabilir. Buna karsi koyan diger söylem, filmi ne idügü belirsiz, bozulmus, mutasyona ugramis figürlerle doldurur; çok memeli kadinlar, insanimsi hayvanlar ve hayvanimsi insanlar arasinda kahramanimiz "dogalligin" selametini isildatir. En yalin ve neredeyse hayvansi haliyle Arnold Schwarzenegger, beyaz erkek öznenin kas gücüne sigindigi son çirpinislarinin simgesidir. Model eskidir ama arkaik bir güvenle isler. Insanlik, hayvanlik, baskalik, ötekilik, degisebilir olmak ve öznenin sinirlarini kirmak varolan sistemin yerlesikligini kuskusuz en çok tehdit eden seyler ve bunlari neseyle dolu bir çoskuyla selamlamak en dogrusu olur. Peki o zaman Orlan'in yarattigi derin iç sikintisinin ve kaygi duygusunun nedeni ne? Bu kaygi ve sikintiyi Van Gogh'un bugday tarlasindaki kargalarinin yarattigi kaygi duygusuyla bir tutmak sadece çagdas ve klasik sanat arasindaki bir yöntem araç estetik uçurumun, ya da yetenek kavrami ve sanatin zanaatle iliskileri konusundaki bütün bir tartismaya girmeden mümkün degil. Burada da tartismak uzun ve yersiz ama bireysel olarak belirtmeliyim ki Orlan'in isini sanat kavramiyla açiklamak yeterli gelmiyor. Sanatçiya duyulan saygi o hala yetenege duyulan saygiyla özdes. O yüzden metalasmasi kolay sanat o. Olmayani parayla satin almak ve hala zanaatkar yetenek, sorgulama gücü ve isyankarlik duygusu degil biriciklik duygusu. O halde Orlan bir senlik sunmamali. Bienalin baska bir kösesinde, bir döneme dek Türkiye Cumhuriyeti'nin nüfus cüzdanlarinin basildigi bir binanin dis duvarinda genç bir sanatçi Halil Altindere(4), elleriyle kapattigi yüzüyle o nüfus cüzdanlarinin üzerinden aidiyetini sorguluyordu. Ayni imgeyi Türk parasinin üzerindeki Atatürk'ün de yüzünü elleriyle kapattigi baska bir çalismada kullanirken Cumhuriyet'in olmayi hedefledigi sey ile gerçekte oldugu seyin yarattigi hayal kirikligi arasindaki mesafeden sesleniyordu. Tarihin çizgisel bir ilerleme olarak ele alindigi bir modelde Türkiyeli genç sanatçiya düsen rol kimligini içinde yasadigi siyasal sis{temle iliskileri üzerinden sorgulamak. Daha umut kesilmemismodernligin talepte bulunma araçlarina duyulan inanç yitirilmemis. Mekanin ruhuyla yapilan hesaplasma açik bir çagri içeriyor. Biraz ileride bir odada Kutlug Ataman, geçmisin önemli bir opera sanatçisina, Semiha Berksoy'a yönelttigi kamerasiyla, bu inanilmaz kadinin sonsuz enerjisini insan-beden-varlik-yokluk-sanat besgenine sigdirmaya çalisiyordu. Berksoy, siyah bir sütyen külotun üzerine geçirdigi naylon çorap benzeri bir kilifla kendine ikinci bir deri yaratmisgibiydi. Kayganligi ve pürüzsüzlügüyle kendisini hayal kirikligina ugratmayacak bir ikinci deri. Yaslanmanin getirdigi bozulmaya meydan okuyan, bir çiplakligi örtmekten çok vurgulayan, seyirlik toplumun pembe etinin çagristirdigi yamyamliga inat kendini koruyan bir ikinci deri. Yine insanin en çiplak oldugu yerlerden birinde, yatak odasinin içinde, yatagininüzerinde kendini anlatiyor. Sahneyi, Nazim Hikmet'i, Cemal Resit Rey'i, korkularini, umutlarini, beklentilerini...Her gösteri sanatçisinin defalarca izlemesi gereken bir kendini sunus. Kutlug Ataman abartisiz bir saygiyla taniklik ediyor. Arada duydugumuz az soru soran, kirilgan sesi, kameranin gerisinde onun da bir iç hesaplasmaya sürüklendigini haber veriyor bize. Adalar müzikalindeki sarkisini hatirlamakta güçlük çeken Berksoy'a zaman taniyan kamerasi hakettigi ödüle kavusuyor ve hatirlayisaninin o sebepsiz kivilcimini kaydetmeyi basariyor. Hep ayni repligin bir yerinde defalarca takildiktan sonra hafizanin büyülü labirentinden bir yerden çikiveriyor sözcükler. Ah o anda yüzündeki ifade...kelimelerle anlatilamayanin ne oldugunu sinemayla gösteriveriyor Ataman; sabrinin karsiligini aliyor. Hayati boyunca seyirlik yasamisbu kadinin yatagin üzerinde ayakta duran küçük gövdesini yatagin asagisindan öyle bir filme aliyor ki o devasa yasamislik karsimizda dikiliyor adeta ve seyirlik sanatlarla ugrasanlarin teshirci ikilemlerini unutulmayacak bir biçimde hafizalara kaziyor. Bedensel varligimiz, toplumsal sahnedeki rol dagiliminda bizi belirleyen unsurlardan sadece biri ve rümuzlu mektuplarda, sessiz telefonlarda, telsiz sohbetlerinde, internet gibi araç/ortamlarda siyrilip kurtulabildigimiz bir kilif ama hala anneyle iliskimizin, sevgiliyle iliskimizin, dünya ile iliskimizin ana mekani. Iskencenin süregittigi bir ülke ve bir dünyada bedenlerimiz arasindaki iliski en çok sorgulamamiz gereken meselelerden biri olarak kalacak. Ötekini bu bedende agirliyoruz; öteki bu bedene misafir geliyor; sinirlari açip onu içeri aliyoruz. Beden bizim ülkemiz. Iste bu yüzden bizim bir ülkeye aidiyetimizi saptayan belgeler, içerdikleri yasalar dolayisiyla bedenimiz ve baska bedenlerle iliskilerimize de müdahale eder. (1) Orlan, Bienal'e Aya Irini'nin ikinci katinda kirmizi bir perdeyle ayrilmis bir video odasiyla katilmisti. Videodan Orlan'in geçirdigi ameliyatlari izliyordunuz. Kendi tasarladigi estetik islemleri yapmayi kabul eden hekimlere, ki bulmakta zorlandigini söylüyordu, yine kendi tasarladigi bir ameliyathanede, kendi tasarladigi giysileri giydiriyor. Ameliyat sirasinda bilincinin açik olmasini istemesi bu islemin tamamiyla iradi olmasini simgelerken bir yandan da "L'art charnelle" adini verdigi sanatinin bir manifestosunu okumasini sagliyor. Türk televizyonundaki en son görünümü sakaklarindan saç diplerine uzanan iki silikon çizgisiyle belirlenmisti. (2) Bu sanatçinin bienaldeki odasi, çiplak bir biçimde çayirlik bir alanda köpegiyle oyunlar oynarken çekilmisbir video, fotograflar, amaçladigi seyi anlattigi bir metin, taocu sevisme pozisyonlarini gösteren ünlü semanin iki insana degil de bir insan ve bir köpege uyarlanmisbir çiziminin yanisira bir kösede de bir aslanla Tahitili bir genç kizin öpüstügü bildik bir çizim ve onun yapbozu ile donatilmisti. Hayvanlarin deneylerde kullanilmasina karsi çikan, bir yasam biçimi olarak etyemezligi savunan hareketlerin kazandigi ivme, evhayvanlarinin dahil oldugu bir yasam ve dolayisiyla tüketim aliskanliklari zincirinin giderek uzamasi gözönünde bulunduruldugunda Kulin'in isi, rahatsiz edici de olsa anlasilir hale gelebiliyor. Kilise Güney Amerika yerlilerinin de bir ruhu oldugunu kabul ettiginde, Ispanyol fatihlerin cevaplarindan biri ne yani esekleri de mi çalistiramayacagiz simdi olmustu. Hayvanlarin bir ruhu oldugu kabul edildiginde bunun içermeleri tabii ki çogalacaktir. Özellikle evhayvanlarina duyulan asiri -asiriligin göreli bir kavram oldugunu unutmadan- baglilik ve sevginin insan hayatina etkileri gözardi edilemez. Az bulunur bir hayvan cinsine verilen deger bir sokak çocugunun hayatina verilen degerle karsilastirilabilir mi? Bunu arada bir neden-sonuç iliskisi oldugu için degil (yani hayvanlari sevmenin insanlara daha az deger vermek anlamina geldigine inandigimdan degil) gerçekligin kendisinin, bize sanat ya da gösteri yoluyla sunulan kisminin her zaman daha rahatsiz edici ve sasirtici oldugu için belirtiyorum. (3) Örnegin, kadinlarin menapoz sonrasinda hamile kalabilmelerini saglama olasiligi tasiyan yeni tibbi yöntemlerin ilerlemesine karsi gelistirilen savlardan biri, menapoz sonrasi hamileligin dogaya aykiri oldugu, etik olarak birçok klinigin bu uygulamayi reddedecegidir. Bu savdan yana olanlar, çocuklarin erken yasta yetim kaldiklari bir toplumun istenir bir toplum olmadigini söylüyorlar. Karsi çikanlarin savi ise söyle: nasil yasli bir erkek yapay döllenme yoluyla genç bir kadindan çocuk sahibi olabilir ise yasli bir kadin da genç bir erkek esle, yine genç bir kadindan yapilan yumurta nakli sayesinde çocuk sahibi olabilir. Biyoteknolojinin yöntemleri ve yol açtiklari toplumsal sonuçlar kuskusuz yirmibirinci yüzyilin en çetrefilli etik sorunlarindan biri olmaya ve yeni bir hukuksal alan yaratmaya basladi bile. Yillar önce kendilerine öldügü söylenen, ikiz bebeklerinden birini yillar sonra televizyonda gördükleri ünlü futbolcu Oktay'a benzeten ve aldiklari bir telefon ihbariyla iyice emin olan bir aile, DNA testine basvurulup gerçegin ortaya çikarilmasini isterken, bu tür meselelerin, Türkiye'de ünlü erkek sanatçilara açilan babalik davalarinin alayci gevsekliginden çoktan çiktigina isaret ediyor. (4)Bienalle ilgili bir televizyon programina katildiginda bu genç ve sivesinden anlasildigi kadariyla büyük kent kökenli olmayan sanatçiya, Bedri Baykam söyle bir bakti ve "Anlat bakalim bu bienale nasil seçildin, nereden geldin" diye sordu. Bu soru, sen nasil oldu da bizim kadar seçkin sanatçilar dururken küratörün [bienal için sanatçilara çagri yapan seçici] gözüne ilistin demenin arapçasiydi. Yine ayni programda Bedri Baykam zenginlerimizin resmi hala bir yatirim araci ve statü göstergesi olarak görme inceliginden yoksun oluslarindan yakindi. Metalasma düzeyinin sanat piyasasini ve rekabeti besledigi dogru ama bunlari bir ressamin agzindan duymak, yani "duvarlariniz için statü simgesi üretiyoruz, bizi farkedin" sözüne tanik olmak gerçekten tuhaf. |
