Buluşma

  Bulusma - Zeynep Direk

 

17 Aralik 1993

anneannem'e

Biri, büyük bir olasilikla, digerinden daha önce orada olmustur. Zaman tüm olaganligiyla akmaktadir. Bulusma yerine ayni zamanda varmak az bir olasiliktir. Bulusacagim kisiyi tanimiyorum ve böylesi, siradan bir bulusmayi daha da stresli bir hale getirebilir. Bekledigim yüz, görmeye alisik olmadigim o yüz sonradan suçlayacak belki de beni. "Niye beni bu kadar beklettiniz?" su anda beni ariyor olabilir. Saatime bir daha baksam bir isaret vermisolur muyum? O hâlâ buradaysa tabii. Ama gelmemisde olabilir. Ya hiç gelmezse? Yabanci bir yüze yaklasip "siz falanca misiniz?" diye sormali miyim simdi? Duruma ve bulusulan yere bagli olarak insanlara dikkatlice bakmak, yaklasmak ve neden yaklastigini açiklamak zorlasabilir. Digeri gelecegine söz vermistir, ama bu söz onun elinde olan veya olmayan nedenlerle tutulamayabilir. Ya da gelecek olan, beklemenin artik anlamsiz hale gelip de gitmek zorunda kaldigimda; sikilip umutsuzluga kapilip gittigimde gelir ancak. Keske biraz daha bekleseydim, bir dakika mi, bir saat mi, ne kadar daha? Sözümü yerine getirmis oldum mu acaba? Beklemekten vazgeçip gittikten sonra bundan emin olamam. Gitmis olmayi sonradan bir sanssizlik olarak degerlendirebilirim. Ya da zaman kaybettigim için kizginliga kapilmis, kendimi "ekilmis" hissetmisimdir. Herkesin birisine bulusma sözü verip de gitmedigi olmustur. Bir aksilik olur mesela, ya da daha kötüsü, hayat öyle bir kosusturmaca içinde geçmektedir ki bulusma unutulur. Baskasi yalan üstüne kurulu açiklamalara girse bile ona güvenmekten baska sansiniz var midir? Öteki gelebilir ya da gelmeyebilir, gelecek olabilir ya da belki de buna hiçbir zaman niyet etmemistir. Siz gittikten sonra gelmis ya da gelmemis olabilir. Bulusamamaktan hep bir belirsizlik, bir süphe kalacaktir geriye. Sonradan sayilip dökülen tüm bahanelerin gerisinde kibarliktan bir türlü yüze vurulamayan o sey de olabilir: Sizinle bulusmayi cani istememistir.

Oysa asiklarin bulusmasinin zamanla iliskisi siradan degildir. Askta bulusma,, herkesin zamaninin askiya alinisiyla baslar; taraflar için zamandan alinmisbir moladir. Dünya, canli yüzüne bürünür adeta. Asik, bulusmanin bir andaliginda, kendi kendinin disinda, sevgilisiyle bulusmanin, onun anini yakalamanin pesindedir. Ayni seylere bakilir, ayni seylerin görüldügü sanilir. Bunun bir yanilsama olup olmadigi ise bir muammadir. Ask tek tarafli olsa bile, bulusmayi hiçbir seyin engelleyemeyecegini düsünmek güzeldir. Tipki su mitolojik öyküdeki gibi: Alpheus avlanirken orman perisi Arethusa'ya asik olur. Peri Alpheus'un yakarisini kabul etmez, ondan hep kaçar ve sonunda Ortygia adasinda bir pinara dönüsür. Bu olayin Alpheus'a verdigi keder öyle acidir ki o da Elis'te bir nehre dönüsür. Ama askini unutmaz ve o pinarla deniz altinda birlesir. Asiklar, her damlasi bir nabiz gibi atan etten bir okyanusun derinliginde birbirleriyle bulusmayi özlerler. Pembe granit bir magaranin açik agzinda sivilarin dönüsümü baslar. Hangimiz kiyi, hangimiz deniz? Med-cezirde geri çekilen kiyilar midir yoksa yeralti sulari mi bedenin? Vücutlarin ayrilmasi mutlak, yeniden bulusmayi aramak kaçinilmazdir. Bulusma hiçbir zaman bir defaya mahsus degildir. Ama sinirlari geçilmisbir beden iki ayri ruhu barindiramayacaktir. Tek tek sanri anlari hariç.

Askta bulusmalar da tekdüzelesebilir, duyarsizlasmistenler gibi. El dokunur ama hissetmez, sanci baslamistir. Oksama ölü dogmaya baslar. Çok geçmeden firtinali bir denizin kara, azgin girdaplariyla bogusup durmak zorunda kalacaktir ruh, yalniz basina. "Ne kalir geriye bu büyük çekilisten? O birisinin -bir yerde- oldugunu bilmek ama beklemekten baska? Sevgili, ulasilmaz tarafini kaybetmis, bulaniklikta belirsiz bir yöne dogru sürüklenmektedir. Artik stratejiden baska çare kalmamistir; ama sonra dönüp kendimizi kuyrugumuzdan yutmaya baslamaliyiz bir yilan gibi! Ancak yutma hiçbir zaman tamamlanmaz, büyük bir bosluk kalir gene de geriye. Magarayi su basmis, dilsizlik baslamis, gözaltinda tutulan öteki eprimistir iyice. Geri sayim baslamistir.

Yalniz kalan ruh karaya çikmayi basardiginda korkunç bir sokak serserisine, bir tanriya benzemektedir. "Ruhu, deniz tanrisi Glaukos gibi bambaska biçimlere bürünmüsolarak gördük. Onu bu kilikta gören, aslinda ne oldugunu zor anlar. Asil bedeninden arta kalan taraflari sular yipratmis, kirmisya da bozmustur büsbütün. Üstelik yeni bir seyler eklenmistir üstüne; deniz kabuklari, yosunlar, çakil taslariyla karisik bir seyler. O kadar ki aslindan çok herhangi bir hayvana çalar olmustur. Binlerce kötülügün taninmaz hale getirdigi böyle bir ruhtur bizim gördügümüz... Ama ruh, sonsuzluga yakin tarafiyla yeniden bulusabilirse eger, içine düstügü denizden kendi hiziyla firlayip çikar. Beslendigi çamurun üstüne yigdigi kabuklari, çakillari, o mutlu sayilan yasamalarin, dünya nimetlerinin o pürtüklü kalintilarini üstünden silkeleyip atabilir." (Devlet 611d-612a)

Eger kumsalda yürümeye çalisan siluet bir serap degilse, deniz suyuyla, topragin çamuruyla asinmisbir de zirh tasiyor üstünde! Üzerine yapismisdeniz kabuklari ve içine sizmisyengeçlerle... Kemirilmis, dökülmüsbu beden olsa olsa zirhin içindeki bir boslugu ayakta tutmaktadir. Basinda tasidigi migfer, oyulmus gözlerini görmemize engel olur. Hayalet, hamletin babasi gibi, gerçegi oldugu gibi görür mü acaba? O, hayatla ölüm arasindaki bataklikta, ugradigi ihanetin öcünün alinmasini talep ediyor israrla. Kimden öç alacak? Yemin ettiriyor çünkü geçmis yasantilarla gelecek arasindaki düzenin yeniden kurulmasi gerekiyor. Içindeki boslugun sonsuz tarafina tekrar baglanmasi lazim, hayatla ölümün ötesinde bulusmak pahasina. "Ben ölümün ötesinin islakligini yasiyorum. Odam isindi -sicak- ama yüregim senin, soguk ve islak."

Ayrilik gelmeden evvel ölüm bulusmaya engel olabilir. Geride bir kalan birakmaksizin. Asiklar, bulusmalarinin su ya da bu sekilde gerçeklesecegine inansalar da trajik aksilikler ve yanlis anlasilmalar girer isin içine. Ölüm, bulusmaya, asiklarin zamaniyla olagan zamanin ayni düzene ait olmamalari üstüne kurulu bir oyun, bir tuzak kurmustur. Bu sefer, onlarin zamani askiya alinacaktir. Eklemleri birbirinden ayrilmis olan zamanda bulusma, geçmisin ve gelecegin ortasinda, sonsuza dek ertelenmis, farklilasmistir. Romeo ile Juliette'in son bulusmalarinda, ölüm, kendisini taklit eden sevgiliyi randevusuna geç birakmistir. Hem Romeo hem de Juliette sevgilisinin ölü bedenlerine kapanarak kendilerini ölüme teslim etme sansina sahiptirler, ama senkronize edilemez bir zamanlamayla. Cigerleri dolduran en son nefes bütünüyle havaya karismadan az önce, rengin degistigi anda, eger kurumus tükürükle yapismis iki dudagi birbirinden yirtilip ayrilabilseydi, sonsuz kere tekrar edecekti: "Seni beklemeye devam edecegim..." Peki aslinda, siradan zamani askiya alirsak, bekleyen kimdir, beklenen kim? Ölüm anlarini izleyenler, Romeo ile Juliette'in ölümde bulustuklarina ikna olmazlar... Çünkü bekleyen ile beklenen izleyenlerin hayal gücünün bir oyunuyla sürekli yer degistireceklerdir. Bulusmalari sanki hep tekrar edecektir. Bulusmanin imkansiz oldugu zamansizlikta donmus sevgiler sonsuza kadar birbirlerini arayacaklardir. Öyleyse, son bulusma imkansizda midir? Shakespeare'in eserinde, hayatla ölüm arasindaki ince sinirin sonsuz kere ihlalidir bulusma... Arayis, bu ihlalle devamlilik kazanir.

Geride kalan varsa eger, ölümün "biz"i tekrar bulusturacagini ummaktan kaçamaz. Yasam bu beklentiyle ayakta kalmayi basarir, açiklanamaz bir güçle. O gün etten bir duvar örenler, bir anda toz zerrecikleri gibi dagilacaklardir. Cemaat yasla kurulur ama bitmeyen yasa geçit vermez. Yas tutana "hayatin herseye ragmen devam ettigi" hatirlatilir. Ama o, varolani bulunmayan bir varolusla, geriye kalmisbir hayaletle yasamaktan vazgeçmemeye direnebilir. Yas tutma "isinde" direnen kisi, olagan zamani alt üst eder. Cemaat, kurulusunun temeli olan ölümü unutmalidir ki, kendisini ayakta tutan "is" yürüyebilsin. Günlük ekonominin içindeki "is"le, yasin yaptigi "is" arasinda isleyen mantiksiz mantik, hayaletleri ancak görünürde ortadan kaldirir, ama onlarla beraber yasamaktan vazgeçemeyiz.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1