
Sıhhatimizi koruyacak en önemli etkenlerden biri bilinçli ve doğru
beslenmedir. Günümüz insanı
günümüz çıkar kaynaklı dünya
görüşünün beslenmeye el atması ve bu yüzden
de gitgide patlayan hastalıklar gözününde bulundurulduğunda
beslenme alışkanlıklarını tıbbi ve bilimsel anlamda tekrar analiz etmek ve
davranışlannı ona göre düzenlemekle sorumlu hale
gelmiştir.Bilimsel anaIizlerin dorukta olduğu
günümüzde insanların gıda ve beslenmeye
bakış açısı da olması gereken yere gelmeye
başlamıştır. Yani artık her gıdada hangi
besleyici unsurlar olduğu ve insanların yaşam tarzlarına
göre bunları nasıl kullanması gerektiği tüm
ayrıntılanyla açıklanmaktadır.
Günümüze kadar gelen birtakım beslenme
alışkanlıkları, çizelgeler, Türk, Fransız,
Çin vb. mutfakları demode olarak yerini insan
yaşamını en uygun şekilde ne idame ettirir sorusuna
bırakmıştır. İnsanlara yaşaması için gerekli olan maddeler
proteinler, vitaminler, mineraller, yağlar, karbonhidratlar ve sudur. Bu ana maddeleri bize direk olarak
veren gıdalar ise meyveler, sebzeler, tahıllar, bakliyatlardır.
Bu konudaki detaylı bilgileri tıp ve besIenme kitaplannı
inceleyerek araştırmalıyız. Çağımızda
şeker hastalığı, kanser, yüksek kolestrole
bağlı felçler, enfarktüs vb. birçok hastalık
şuurlu bir müminin gıda
alışkanlıklarını tekrar gözden geçirmesi
gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.
Yazımızdan günümüz bilinçIi insanının
bedenine en iyi şekilde nasıl bakacağını
öncelikle neleri, nasıl yemesi gerektiğini ve piyasa
şartlarına göre tutumunun ne olması gerektiğini ele
alarak inceleyeceğiz.
Dünyayı saran
çağdaş yaşam tarzı, ürettiği
sanayileşmiş besinlerle insan fıtratına ve doğaya da
karışarak, gizli bir soykırım halinde, hastalanmadan ve
uzun ömür yaşayan insanlann ömrünü
kısaltıp, onlara hastalıklarla dolu muzdarip bir
yaşamı, olağan bir mukadderat haline
dönüştürmüştür. Çok uzun yaşayan
ve hastalık bilmeyen Hunzalar (Afganistan'da yaşayan bir kavim) gibi doğal ve iklimine uyan
besinler yerine, rafine gıdalar tüketen ve ileri diye nitelendirilen
toplumlardaki insanlar kronik hastalıklara muzdarip olarak sıhhatsiz
ve kısa bir yaşam sürmektedirler, Bu bağlamda
öncelikle rafine gıdaların neler olduklarını ve yerini
neyin alacağını bilmek zorundayız.
Beyaz undan yapılan her gıda (börek, simit, makarna, beyaz ekmek, kek, pide, galeta, lahmacun, poğaça vs.):
Çözüm: Buğday insan vücuduna en
uygun ve en zengin gıdadır, Fakat önce kepek ve tohumundan
ayrılarak önemli miktardaki vitamin ve minerallerini yitiren
buğday, sindirim sistemini yoran ve tıbben peklik, kalın
bağırsakta divertikül oluşumu, apandisit,
bağırsak, kalın bağırsak kanseri, safrataşı,
yüksek kolesterol vb. birçok hastalığa direkman veya
dolaylı olarak neden olan bir madde halini almıştır.
Bilimsel araştırmaların son asırda ortaya
çıkardığı bu gerçeği bizler
Sağlık Bakanlığı ,fırıncı odaları
gibi yetkili mercilere, ekmek ve
makarna fabrikalarına bildirmeliyiz. Onlar da buğdayı kepek ve
tohumundan ayırmadan (böylelikle E vitamini, fosfor, manganez, sodyum
vb. birçok değerli maddeyi hayvan yemi olarak israf etmeyerek)
elektrikIi taş değirmenlerde öğütmeli ve ekmeği
bu undan yapmalı, böylelikle en temel gıda maddemizi doğamıza en uygun
şekliyle, bilimsel gerçeklerin doğrultusunda
tüketmeliyiz. Şu andaki şartlarda ise buğdayı en
iyi tüketim yolu, köylülülerin yaptığı
pazarlarda satılan kepekli ekmeği almak, evde hazır satılan
kepekIi unla saç ekmeği yapmak, bulgur pilavı yemek ya da
yemlik kepekli buğdayı haşlayıp veya iki gün
ıslatıp yumuşatarak (günde 2-3 tabak ekmek yerine yemektir.
(Fırınlarda kepekli diye satılan kabarmış ekmekler
makbül değildir, çünkü tam kepekli ekmek fazla
kabarmaz.)
Beyaz Pirinç:
Son derece faydalı bir gıda olan pirincin şimdi bu çağdaş yaşam
tarzı ile ne hale geldiğine bakalım. Kepeğinden
ayrılan ve talkla cilalanıp parlatılan beyaz pirinç
ağız tadına hitap eder. Fakat vitaminlerinin
tümünü, madensel tuzlarının % 60'ını ve
lipitlerinin % 80'ini kaybederek vücudu yoran peklik ve birçok
diğer hastalığa sebep olan bir madde haline
dönüşür. Pirinçten başka birşey yiyemeyen
uzakdoğu ülkelerinde kepeğin alınması "beriberi" denen ciddi bir hastalığa
yol açmıştır. Ülkemiz gıda bakımından zengin
olduğu için insanlar bu hastalığa neden olan B-1 vitamini
eksikliğini diğer gıdalardan gidermektedir. Fakat yine de bir
besinden doğal ve tam vitaminleriyle faydalanmak varken. niye
yanlış kullanarak emanet olarask veıilen vücudumuzu
yoralım?
Çözüm: Birtakım doğal gıda
üreten şirketler, eczahaneler ve aktarlarda artık doğal
kepekli pirinç satışına başlanmıştır·
Bunları sorarak bulmalı ve satın almalıyız.
Yapılacak bir diğer iş, çeltik (pirinci dış
kabuğundan ayırma) fabrikalarından toptan satın almaktır.
Fakat en iyisi yine yetkilileri, sağlık ile ilgili kuruluşlan,
medyayı uvararak kepekli doğal pirincin yaygın
kullanılmasını sağlamaya
çalışmalıyız.
Konserveler, Turşular: Besleyici nitelikleri çok
düşüktür ve vücudu yorar. Yapılacak en iyi
iş her meyve. ve sebzeyi taze bir şekilde mevsiminde
tüketmektir. İlmi araştırmaların ortaya
çıkardığı gerçek; her mevsimde
değişik meyve ve sebzelerin insanların mevsimdeki bünyesel
ihtiyaçlarına göre sunulduğudur. Bunlara ilaveten bir
gayret de seracılık ya da dondurma yöntemiyle dört mevsim
meyvesini dört mevsimde de pazara getirmeyi hedeflemektir.
Unutmamalıyız ki iyi beslenmek para ile değil ancak
bilinçle olur. Her mevsimin en faydalı meyve ve sebzesi hem çok hem de ucuz
olanıdır. Yani yazın kanımızı sulandırarak vücudun su
kaybını telafi eden karpuzu kışın yemek ne kadar
mantıksızsa kışında yüksek C vitamini ve karbonhidratı
ile bizi soğuğa karşı koruyan portakal ve muzu yazın
yemek vücudumuzu şaşırtmaktan başka birşey olmaz.
Her türlü gazoz,
renkli, kolalı içecek, çay, kahve, sigara, meyve suyu:
Ağız tadına (nefse) hitap ederek para
kazanılmanın
hedeflendiği tuzaklardan biri de gazoz, kolalı ve renkli
meşrubatlar gibi, hiçbir vitamin, mineral vb. besleyici değeri
olmayan, mideyi boşuna yoran, asitlendiren, kimyasal maddeler ve boyalar
içererek çeşitli hastalıklara yolaçan
içeceklerdir. Su. maden suyu, şifalı bitki içecekleri,
meyveler. vücudun su ihtiyacını gideren en doğal
kaynaklardır. Doğal bile olsa meyveleri suyunu sıkarak
değil posasıyla yemek sindirim sistemimiz acısından en
fıtri ve uygun yoldur. Bunlara ilaveten çay, kahve, kakao, sigara
gibi uyarıcı, vücutta toksin birikimine yolaçan,
öncelikle vücudu geçici olarak canlandırıp sonra
çökerten ve bağımlılığa yolaçan bu
maddelerin dopingvari tahribatlarından sakınmamız gerekir. Suudi
Arabistan müftülüğünce bu yıl, ABD
kanunlarınca geçen yıl; sigara, içki vb. muameleye tabi
tutularak uyuşturucular kategorisine dahil edilmiştir. Hem bilimsel yönüyle çok büyük
ve sayısız hastalıklara yolaçan bir illet olarak, hem
birey ve toplum bütçesini zarara sokan bir israf aracı olarak
hem de diğer insanları rahatsız edici bir unsur olarak sigara,
bilinçli bir insanın elini süreceği bir nesne
değildir.
Sirke, salça, kavrulmuş
yemişler, hazır çorba ve pudingler: Piyasada satılan, kar
amacıyla suni şekillerde ve kimyasal maddeler eklenerek
yapılanlar yerine evde yapılan .ve içinde ne olduğunu
gördüğümüz salça ve sirkeyi tercih etmeliyiz.
Maalesef gerek kanunlar, gerekse denetim ve cezaların yetersizliği
ülkemizi kapitalizmin dünya üzerindeki en fırsatçı
ve vahşice uygulandığı yerlerinden biri haline
getirmiştir. Bu yüzden hazır çorba, puding vb.
gıdaları alırken ambalajına veya reklamlara kanmamalı
evde domates, mercimek, tarhana gibi doğal çorbaları,
hazır tatlılar yerine meyveleri tercih etmeliyiz. Burada bahsedilen
bir diğer husus da kavrulmuş yemişlerdir. Fındık.
fıstık, ayçekirdeği gibi gıdaları mevsiminde ve
taze iken yemeliyiz. Bu gıdalar uzun süre dayanması için
kavrulurken tüm besin değerini yitirirler ve özellikle
proteinler yüksek ısıda yağa dönüşerek
özellikle karaciğeri yorucu bir hale gelirler. Zaten bunlardan biraz
fazla yedikmi vücudun kaşınmaya başlamasının
sebebi de budur. Yapılan deneylerde konserve, salça, sirke gibi maddeler
vücuda girdiğinde vücut adeta bir saldırıya
uğrayacakmış gibi akyuvarların artışına
sebep olduğu gözlemlenmiş; sebze, meyve ve su alırken böyle bir olaya
rastlanmamıştır.
Beyaz şeker ve türevleri: Pancardan elde edilen ham şekeri
toz,küp gibi şekillere getirmek ve rengini açıp
tadını artırmak çeşitIi kimyasal işlemlerle
olur. Dolayısıyla beyaz şeker ve bundan yapılan dondurma,
lokum, reçel, kek, pasta, marmelat, çikolota vb. gıdalar
şekerin çabuk ekşiyen
maddeler olup sindirimle ilgili tüm organları olumsuz
etkilemesi. kalsiyum hırsızlığı dolayısıyla
dişleri çürütmesi ve kemiklerin kirecini kemirmesi,
bedendeki B-1 vitaminini yok etmesi, bilinen ve bilinmeyen birçok kronik
hastalığa yolaçması nedeniyle vitamin ve minerali olmayan
sadece kalori ihtiva eden "ölü besinlerdir" ve terketmek gereklidir. Piyasada satılan ve taş
kömür katranından elde edilen yapay tatlandırıcılar ise
böbrekleri zehirleyen kimyasal maddelerdir. İnsan fıtratına
en uygun şekerler ise tahıllar, bakliyatlar. yağlı
bitkiler, sebze ve meyvelerde bulunan karbonhidrat, glikoz, früktoz,
süt ürünlerindeki laktoz gibi şekere
dönüşebilen ve vücudun enerji ihtiyacını
karşılayan doğal şekerlerdir.
Beyaz Tuz: Tuz beyazlaşıp toz hale
gelene kadar birtakım kimyasal işlemler görür.
Aşırı miktarda alınan tuz ise hücrelerin suyu
atmasına engel olarak toksik artıkların
çıkarılmamasına, migren, basur gibi hastalık ve
arızalara zemin hazırlar. Tamamen tuzsuz beslenme ise bedendeki
sıvı dengesizliğine ve genel bir cansızlığa neden
olacağı için en iyisi; doğal ve insan kanındaki tuzun kimyasal
bileşimine çok benzeyen deniz ya da kaya tuzu diye satılan
tuzu kullanmaktır. Bu tuzu doğal gıda satan dükkanlarda
arayarak buImak mümkündür.
Tereyağ, margarin ve rafine
sıvı yağlar: Bilimsel araştırmalarca az miktarda alınan yağ,
vücudun günlük ihtiyacını
karşılamaktadır. Bakliyatlar, tahıllar, zeytin,
fındık, fıstık gibi yağlı gıdalar
yağı doğal bünyelerinde barındırırlar. O
halde çeşitli kimyasal işlemlerle preslenen, rengi ve kokusu
giderilen ve piyasaya sürülen rafine yağlar, margarinler ve
özellikle kolestrol ihtiva eden tereyağ gibi hayvani
yağları ağzımıza sürmekten
kaçınmalıyız. Bunun yerine doğal, üzerinde
"sızma" yazılı
yağları almak daha yerindedir. Doğal zeytinyağı
için"zeytinyağı içiniz ve yağlanınız zira o
mübarek ağaçtandır “hadisini hepimiz biliriz.
Bakliyatlar (Kuru sebzeler): Genel sağlık
açısından, sebze yemeklerini tercih ederek bakliyatları
haftada 3-4 öğünden fazla yememek yerinde olur. Birçok
ulusun içgüdüsel olarak uyguladıkları kuru
fasülye-bulgur pilavı, barbunya-pirinç, soya-pirinç
gibi ikili besin alımları hem vücuda giren protein
oranındaki artışa sebep olduğu, hem de birbirlerindeki
eksik amino asitleri tamamladıkları için bu şekilde
yenmesi tavsiye edilir.
İnsanlar için
geçerli yapıtaşlarından biri proteinlerdir. Proteinler
amino asitlerden oluşur. Bilimsel verilere göre insan vücudu için 22 adet amino
asit gereklidir ve bunun 14'ünü kendi yapan vücut 8'ini
dışardan almak zorundadır. Son bilimsel araştırmalar bu 8 gerekli amino
asidi hem zengin bir şekilde içeren hem de vücudun
yararlanmasının yüksek olduğu hayvani ürünler ve
soya gibi gıdalara 1. sınıf veya iyi kaliteli, bakliyat ve
tahıllar gibi düşük oranda protein içeren ve
vücudun yararlanmasının düşük olduğu
protein1eri 2. sınıf ya da düşük kaliteli proteinler
diye tasnif etmiştir. Son W.H.O. (Dünya SağIık
Teşkilatı) verilerince bir insanın günlük 1.
sınıf protein ihtiyacının kilosu kadar gram (KG/G)
olduğu saptanmıştır. Yani
Şimdi ise çok özel bir alternatifle karşı
karşıyayız.Nüfusun çok yoğun olduğu Asya
ülkelerinde 5.000 yıldır et yerine "Soya fasülyesi"
kutsal bir bitki
olarak kullanılmakta ve yabancılardan bir sır olarak
saklanmaktaydı. Fakat özellikle 2. Dünya Savaşından
sonra ekonomisi zayıf düşen ABD bir anda soyanın
farkına vardı ve korkunç bir üretim patlamasıyla
dünya birinciliğini ele geçirdi. İşte bilimsel analizler sonucu etin iki misli
protein yapısına sahip ve ete kıyasla 20 misli ucuza gelen ve
Asya ülkeleri gibi kalabalık kavimlerin şimdiyue kadar
kullandığı bu "bitkisel altın" artık artan dünya nüfusunun
protein ihtiyacını, içinde bulunduğumuz zamanda, etin
yerini alarak karşılamaya aday gözükmektedir. Yeri
gelmişken bu bitkinin hiç ya da çok az gübre istediğini,
böcek ve zararlılara karşı çok dirençli
olduğunu, ekiminin, hasatının çok kolay
yapılabildiğini bu bitkiden batıda et, süt
ürünleri taklitleri yapıldığını, kolesterol
içermediği için çok sağlıklı
olduğunu. sanayide 300 değişik yerde kullanıldığını
ve ülkemizi şu zor ekonomik şartlardan kurtaracak belki de en
önemli ekonomik ilaç olduğunu söylemek gerekmektedir.
Dünyada soya üretimi patlaması yaşanırken (1981'de
dünya üretimi 50 milyon ton iken 1994'te 136 milyon tona nerdeyse 3
misline çıktı) Türkiye'de ise 1980'lerde 110.000 ton olan
soya üretimi 3 misli gerileyerek 1995'te 32.000 tona
düşmüştür. Devletin biran önce bu duruma el
koyması gerekmektedir. Bu konuda ülkemizi senelik en az 100 milyar
dolar kâra taşıyacak projeler mümkündür.
Günümüzde ise tıbbi
kaynaklar hayvani gıdalardaki kolesterol, üre, asitürik gibi
toksik maddeler ve kepek ve lif içermeyişleri
açısından protein ihtiyacımızı özellikle
az yağlı süt ürünleri ya da bitkisel kaynaklardan
almamız gerektiğini söylemektedirler. "Ümmetimin en
hayırlısı ömrü uzun, ameli salih
olanıdır" hadisi uyarınca, 60 yıl yaşayan Zaro
Ağa’nın (1774-1934) ömrü boyunca en çok bulgur
ve yoğurt yediğini unutmayalım.
Çağımız tıp anlayışının
önde gelen prensiplerinden biri koruyucu hekimliktir. Yani insanlar
hasta olup da deva arayana kadar tedbirlerini önceden alarak hasta
olmamaya bakmalıdırlar. Bu ise dosyamızda e1e alınan
kurallar doğrultusunda insan fıtratına uygun doğal
gıdalar, ölçülü yeme, spor, oruç gibi dince ve
ilimce belirtilmiş yöntemlerle sindirim sistemini yormamak ve
vücutta toksin biriktirmemek ile olur. Bilinçli bir beslenme
biçimi bizi şeker hastalığı, kanser, damar
sertliği, felç gibi günümüzde sorun olan
birçok kronik hastalıktan koruyucu rolüyle uzak
tutacaktır. Televizyon karşısında oturup abur cubur
atıştırma ya da fast-food dükkanlarındaki
bilinçsiz beslenmeyi insanlara empoze eden ve bunu dünyadaki
tüm ülkelerle birlikte bizim ülkemizde de
alışkanlık haline getiren kapitalist Amerikan yaşam
tarzını herhalde her konuda olduğu gibi sağlıkta da
bizi koruyan bilimsel prensiplerle kıyaslamaya imkan yoktur.
Ölçülü beslenerek sinir sisteminin
zayıflamasını engelleme, bağırsakların
aşırı yüklenmesi, gastrik mukozanın sinir
uçlarını uyararak tüm sindirim aygıtının
çökmesini engelleme ise bilimin sıkca
vurguladığı bir gerçektir.
Ülkemizde ise bazı zümrelerin övünerek
söylediği Türk mutfağı ya da yeni yeni bir moda
halinde ortaya çıkan Çin, Fransız vb.
mutfaklarını da yeri gelmişken ele alaIım ve doğa
mutfağı karşısındaki durumuna göz atalım
.Çeşitli çeşitli gıdaları birbirine
karıştıran türlü şekillerde pişirip
ısıtan ve estetik kazandırmaya çalışılan
Çin, Fransız vb. mutfakları en başta tıbben
sakınılacak beslenme biçimleridir. Diyetisyenlerce önerilen
besinlerin kullanımındaki en sağlıklı tarz;
doğallık, tazelik, sadelik ve mümkün olduğunca az
işlemdir.
Ayrıyeten ilim peşinde
koşmak her
çağdaş insanın vazifesi olduğu için
tıbbi kitapları da araştırmak zorunluluğumuz
vardır. Özetle şöyle bir menünün ideal bir
menü olduğunu bilimsel olarak ortaya koyabiliriz:
SABAH: 2-3 dilim kepek ekmek + 100-150 gr. az
yağlı peynir + 5-6 zeytin + bir meyve ya da salata.
ÖGLE/AKŞAM: 2-3 dilim
kepek ekmek (veya bir tabak bulgur, pirinç pilavı) + tabak az
yağlı yoğurt+ sebze yemekleri (sebzenin yerini haftada 3-4
öğün bakliyat alabilir.)
Bu beslenmeyi insanlar kilolarına, cinsiyetlerine,
günlük enerji harcamalarına göre çizelgelerden
faydalanarak az ya da çok olmak üzere ayarlayabilirler. Böyle
bir beslenme bizi ayrıca birçok hastalıktan da
koruyacaktır. Tıbbın ünlü ismi Hipokrat; "aldığın
besin ilacın olsun, aldığın ilaç da besinin
olsun" demiştir. Bünyemize uygun doğal gıdalar,
sağlıklı ve uzun bir ömür sürmemizi
sağlayacaktır. Muayyen zamanlarda oruç tutarak) sindirim
sistemini dinlendirmek, arada bir vücuttaki artık maddeleri
dışarı atıcı şerbet içme (sinameke),
şişmanlıktan kaçınma, tok olarak yatma,
yediğini eritme, yemekleri iyi çiğneme ise bilimsel olarak
bildirilen diğer beslenme ve sağlık kurallarıdır.