DOĞANIN HALISI EKŞİ YONCA
Yonca(Oxalis Acetosella)parkları,
ormanların tabanlarını , açık yeşil yaprakları ve incecik beyaz çiçekleri ile bir halı gibi kaplar . Gözleri sevindiren bir görüntüdür bu . Mantar toplamaya çıktığımda , sık sık eğilerek kopardığım bu yoncaları yerim . Çiçekleri ise , bir çay harmanı için toplarım . Ekşi yonca kurutulmaz , yalnızca tazeyken kullanılır .
Mide yanmasına , hafif karaciğer ve sindirim bozukluklarına iyi gelir . Bu rahatsızlıklara karsı kullanıldığında , soğuk olarak , günde 2 bardak bitki çayı içilir . Sarılık , böbrek iltihabı , egzamalar ve bağırsak kurtlarında bu miktar çay sıcak içilir .
Taze bitkinin özsuyu , başlangıç durumundaki mide kanseri , habis dahili ve harici çıbanlara önerilir . Taze özsu , meyve sıkacağı kullanılarak elde edilebilir . Her saat bası 3-5 damla , suyla veya bitki çayı ile inceltilerek içilir . Habis harici çıbanlara, bitki özsuyu doğrudan sürülür . Parkinson hastalığında özsu , her saat başında 3-5 damla , civanperçemi çayına karıştırılarak alınır ve dıştan da belkemiğine sürülür.
Kullanım Biçimleri :
Çay hazırlamak : Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış yaprak , yarım lt kaynar suda haşlanır ve demlenmesi için 4-5 dakika demlenir . Yukarıda tarif edildiği gibi içilir .
Bitki Özsuyu : İyice yıkanan taze yapraklar , nemli haldeyken mikserde sıkılır .
İLKBAHARIN MÜJDECİSİ BALLIBABA
Diğer İsimleri : Beyazısırgan, Tatlıbaba
( Lamium album / Labitae)
Bilinen Bileşimi : Potasyum tuzları, tanen, şekerler, müsilaj, uçucu yağ, saponin, flavonol glikozidleri, histamin, tiramin, metilamin.Özellikleri : Tonik / kuvvetlendirici, vazodilator / damar genişletici, antifebril /ateş düşürücü, diüretik / idrar söktürücü, hastalıklardan koruyucu, kabız yapıcı.Toplanışı ve Kurutuluşu:İlk yetiştiği zaman taze olarak , çiçekleri ve yapraklarıyla toplanan ballıbaba,serin bir yerde yeşilliğini muhafaza ederek kurutulmalıdır.Çayının hazırlanışı: Bir tutam ballıbaba çiçek ve yapraklarıyla beraber alınır,kaynayan iki bardak kadar suya konulur.Bir dakika kadar kısık vaziyette kaynatılır, bir kenara alınarak yarım saat bekletilir.Daha sonra süzülerek çıkan su ballıbaba çayı olarak içilir.Özellikle aile toplantılarında bu çayın içilmesi alışkanlık haline getirilirse çok büyük faydaları vardır.
Şurubun hazırlanışı: Üç bardak kadar suya iki tutam ballıbaba konur ve kaynatılır.Bir kenara alınarak soğutulur ve süzülür.Çıkan suya kafi miktarda tatlandırıcı şeker katılarak bir daha kısa şekilde kaynatılır.Soğutularak şurup haline getirilir ve uzun zaman kullanılabilir.Hangi hastalığa nasıl uygulanır:
Kansızlığa karşı kullanımı:Tarif edildiği şekilde hazırlanan ballıbaba çayı günde 3 defa birer fincan içilir.
Yüzlerdeki solukluk ve çatlama:Hazırlanan ballıbaba çayı belli aralıklarla içilir.Adet günleri,idrar yanmaları:Ballıbaba çayıyla beraber akyonca çayı beraber birer fincan karıştırılıp günde iki fincan içilir.Bacaklardaki varisler:Bir tutam ballıbaba az su ile pişirilir ve lapa şekline getirilerek bacaklardaki varis ağrılarının olduğu yerlere gece yatarken sarılır.Sabah çıkarılır ve soğuk suyla bacaklar yıkanır.
Kaşıntılı egzama ve topuk çatlaması:Bir kap suda 3 tutam ballıbaba kaynatılır.Jelatinimsi bir hale gelince alınır ve ezilerek egzamalı ve kaşıntılı yerlere sürülür.
Kalp çarpıntılarına karşı kullanımı:Ballıbaba alınır ve sirkeyle beraber iyice ezilir.Tülbentten sıkılarak belli aralıklarla içilir.
İç huzursuzluğuna karşı kullanımı:Bir tutam ballıbaba ezilir ve tülbentten süzülür.Çıkan sudan yedi damla damlatılıp bir bardak suyla içilir.
Nefes darlığına karşı kullanımı: Kaynayan iki bardak suya iki tutam ballıbaba,iki tutam ısırgan otu konur.Bir miktar kaynatılır ve bir kenara alınarak soğutulur.Çıkan sudan günde belli aralıklarla alınır.
Burun kanamalarına karşı kullanımı:Toplanan ballıbaba iyice ezilir ve ense kısmına sarılır.
Eski ve iyileşmeyen yaralara karşı:Ballıbaba toplanır ve serin bir yerde kurutulur.Sonra ezilerek toz haline getirilerek yaraların üzerine serpilir.
Böbrek ve mesane ağrılarına karşı:Ballıbaba çayından günde 5 bardak içilir.Prostat iltihapları,rahim kanamaları ve iltihapları:Ballıbaba ezilir ve çıkan suyu günde 3 defa birer fincan içilirUykusuzluk ve sinirlilik hali: ballıbaba çiçekleri kaynatılarak çay yapılır ve belli aralıklarla içilir.
BİRAZ DA MEŞE PALAMUDU YESEK
Hazırlanışı:
Meşe Palamudu değişik miktarlarda acı ve sağlıklı olmayan tanin içerir. Tanini gidermenin ve yenilir hale getirmenin yolu şöyledir(Eğer bir sincapsan bu tarifi görmezlikten gelebilirsin çünkü sincaplar konsantre tanine doğal olarak alışkınlardır):
1)Beyaz meşe grubundaki palamutlar kırmızı meşe palamudu grubundan daha az ve giderilmesi kolay tanin ihtiva ederler.
2) 1-2 dakika dış kabuklarının çıkması için meşe palamutlarını kaynatın .
3) Soğuyunca dörde bölecek şekilde bir bıçakla doğrayın.
4)Kabukları soyun ve siyahlaşmış yani böceklerin zarar vermiş olduğu palamutları atın.
5) 1-1/2 bardak meşe palamudunu blendere koyun,blenderi ağzına kadar suyla doldurun ve pirinç büyüklüğüne gelene kadar iyice öğütülmesini sağlayın.(Böylelikle pişirme anında daha etkin hale getirilecektir)
6)Suyun içinde 5-10 dakika meşe palamutlarını kaynattıktan sonra büyük parçaların tadına bakın.Acılık kalmışsa suyu değiştirip yeniden kaynatın.Acılık iyicene gidene kadar aynı işlemi tekrarlayın.
7) Kuruladıktan sonra birkaç gün içinde tüketin(meşe palamudunun çiğ veya pişmişinin dayanma ömrü azdır) veya derin dondurucuya atın.
8)Meşe palamudunu bir gıda kurutucusu veya fırında az ateşte buharın uçması için fırının kapağını aralık bırakarak kurutabilirsiniz.
9)Meşe palamudu kuruyunca un haline getirip de kullanabilirsiniz.
Meşe ağacının meyveleri olan ve sadece sincaplara mahsus zannettiğimiz meşe palamudunu belli işlemlerden sonra
insanlar da yiyebilmekte
ACI FAKAT FAYDALI ATKESTANESİ
Atkestanesini hepimiz biliriz.Memleketimizin her tarafında yetişir.Cadde kenarlarında ,parklarda görürüz.Çocuklar meyvelerini toplayıp birbirlerine atarlar ve bizler ne yazık ki bu bitkinin hiçbir işe yaramadığını,sadece süs ağacı olduğunu sanırız.Atkestanesinin anavatanı Anadolu’dur.Daha sonra buradan Balkanlar’a ve Avrupa’nın tamamına yayılmıştır.Boyu 25 metreyi bulur.Mayıs ve haziran aylarında çiçek açar.Mayıs ve Ağustos aylarında yaprakları,Ekim ve Kasım aylarında meyveleri,yine bu aylarda kabukları(ağaç kabukları) kullanılır.
Atkestanesinin beş parmak şeklinde yaprakları,beyaz-sarımtırak çiçekleri vardır.Meyve dikenli bir kabuk içindedir Eski çağlarda bu meyveler un haline getirildikten sonra astıma yakalanan atlara yedirilirdi ve adı da buradan gelmektedir.
Atkestanesi meyveler düşmeye başladığı an kullanılmalıdır. Avrupa’da ilaç sanayinde kullanılmakta olup binlerce dolar vererek ithal ettiğimiz ilaç hammaddelerinin içinde atkestanesinden elde edilenleri vardır.Atkestanesinin %28’i Saponin adlı aktif bir madde ihtiva ediyor.Ayrıca Aescin,Aeskulin,Frasein adlı maddeler var.Bu maddelerden kalp ve damar hastalıklarında kullanılan ilaçlar imal ediliyor.
Atkestanesini yemiyoruz.Neden?Çünkü atkestanesi acı.Fakat ilaç,deva.Burada bütün okuyucularıma tavsiye ediyorum
acılığına rağmen pişirip yiyiniz,sayılamayacak kadar çok faydasını göreceksiniz.
Faydaları:
1)Atkestanesi tozu
Atkestanesi toplandıktan sonra kabukları ayıklanır.Öğütülerek toz haline getirilir.Bu tozdan günde 3 defa bir çay kaşığı kaynar su dolu bir bardağa bırakılarak bu tozdan içilirse,İshal’i önler.
2)Atkestanesi kahvesi:Atkestanesi kavrulduktan sonra öğütülür.Elde edilen kahve normal kahve gibi hazırlanarak içilir.Dilenirse çeker ve balla tadlandırılabilinir.Bu kahve mide ve bağırsakları kuvvetlendirir,romatizmalılara özellikle tavsiye edilir.
3)Atkestanesi çayı:Atkestanesi kabukları ağaçtan alınır.Çok küçük parçalara ayrılır.Bir yemek kaşığı miktarın üzerine kaynar su dökülür,10 dakika bekletildikten sonra içilir.
Bu çay vücudu soğuk algınlığına karşı korur. Romatizma ve nevralji’ye karşı son derece etkili bir devadır.Bu çay bronşiti önler ve tedavi eder.
4)Atkestanesi banyosu:
1 kg atkestanesi küçük kıyılır.Bir tencerede kaynatıldıktan sonra banyo suyuna karıştırılır.Romatizmaya çok iyi gelir.
5)Atkestanesi kremi:Atkestanesi tozu zeytinyağı ile karıştırılarak krem haline getirilir.Bu krem vücuda sürüldüğünde vücudu güneş yanıklarından korur.Hiçbir yan tesiri olmayan cildi besleyen,güzelleştiren bu kremi zannederim kıymetli okuyucularım da kimyevi ve adi sentetik kremlere tercih edeceklerdir.
YENİLEBİLİR BİR YOSUN : CHLORELLA
Bu bilgiyi son zamanlarda çok reklamı yapılan ve doğal gıda satılan bazı merkezlerde bulunan Chlorella’nın ne işe yaradığı ve ne olduğu hakkındaki merakı gidermek için kitabıma aldım.Günümüzde bilimsel çalışmalardan elde edilen verilere paralel olarak biyoteknolojinin gıda sanayindeki yeri ve önemi giderek artmakta ve uygulama alanları yaygınlaşmaktadır. Yirminci yüzyılın başlangıcında hızla artan dünya nüfusu ve barışın yerini alan savaşlar,insan topluluklarını açlıkla karşı karşıya bırakmış ve yeni gıda kaynakları arayışına yönlendirmiştir.Biyoteknolojik yöntemlerle tek hücre protein
üretimi üzerinde en fazla durulan konu olmuştur.Chlorella protein oranı çok yüksek bir tatlı su algi olduğundan önceleri sadece protein kaynağı olarak düşünülmüştür.Özellikle 1970’lerde”fonksiyonel gıda” kavramının Japonya’dan sonra gelişmiş Avrupa ülkeleri ve ABD tarafından benimsenmesiyle,Chlorella’nın sadece protein kaynağı olarak değil diğer besin öğelerini de yüksek oranlarda içerdiği ve birçok gıdada(makarna,dondurma vb.)zenginleştirici,emulsifiye edici fonksiyonel bir gıda olduğu ortaya çıkmıştır.Ayrıca günümüz uzay çalışmalarında da Chlorella’nın farklı özelliklerinden faydalanılmaktadır
Chlorella’nın besleyici değeri:
Latince “küçük,taze,yeşil” anlamına gelen Chlorella dünyada bilinen gıdalar arasında klorofil miktarı en yüksek olanıyken %70’e ulaşan yüksek protein oranı,B1,B2,B6,B12,C,D,E,K,PP, biotin,folik asit,inositol,pantotenik asit gibi vitaminleri, ve çok çeşitli enzimleri ile insan sağlığı ve beslenmesinde çok önemli bir konuma haiz.
Chlorella’nın insan sağlığı üzerindeki etkileri:
*Serum kolesterol seviyesini düşürmekte
*Kan şekerini dengelemekte
*Bazı kanser türlerinin gelişmesini engellemekte ve ortadn kaldırmakta
*Karaciğeri her türlü etkiden koruyabilmekte
*Bazı deri hastalıklarında etkili olabilmekte
*Tansiyonu regule etmekte
*Işın tedavisinin yan etkilerini azaltmakta
*Bazı virütik hastalıklara karşı koymakta
*Bağışıklı sistemini korumaktadır.
YARA UZMANI SİNİRLİ YAPRAK
Sinirliot çeşitlerinden , dar yapraklı sinirliot (Plantago Lanceolata) ve geniş yapraklı sinirliot (Plantago Major, Plantago asiatica) aynı etkilere sahiptir ve aynı biçimde kullanılırlar. Her ikisi de kır yollarında, çimenli tarla kıyılarında, nemli arazilerde, bahçe ve parkların çimleri arasında, pratik olarak dünyanın her bölgesinde yetişir. Yöresel olarak, "sinirli yaprak", "bağa yaprağı" ve "ateş yaprağı" diye de tanınırlar. Müsilaj, acı maddeler, flavonlar, silisik asit ve aucubin glikoziti başlıca etken maddeleridir. Bitkinin antibiyotik etkisi bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sinirliot genellikle solunum organları hastalıklarında kullanılmaktadır. Özellikle, balgamlanma, öksürük, boğmaca, akciğer astımı ve akciğer tüberkülozunda etkilidir. Sinirliot cinslerinin tümü, kök, sap, yapraklar, çiçekler ve tohumlar olmak üzere kullanılır. Başka hiçbir eşdeğer bitkinin yapamayacağı bir biçimde, kanı, akciğeri ve mideyi temizler. Bu yüzden az veya kötü nitelikli kana, zayıf akciğerlere ve böbreklere sahip kişiler, ve sürekli zayıf kalanlar onu kullanmalıdırlar. Akciğer astımında ve bronşiyal astımda, sinirliot ve kekikotu eşit karışımı kullanılabilir. Böyle bir çay harmanı, karaciğer ve mesane rahatsızlıklarında da çok yararlıdır. Çay harmanı şöyle hazırlanır: İçine 1 dilim limon atılmış 1 bardak soğuk su, 1 çay kaşığı dolusu nöbet şekeri ile birlikte kaynatılır, 4-5 kere taşırıldıktan sonra altı söndürülür ve yarım tatlı kaşığı bitki karışımı (ince kıyılmış) bu kaynar suda haşlanır (kaynatılmaz) ve demlenmesi için 1 dakika beklenir. Ağır hastalıklarda günde 4-5 kere taze çay demlenmesi gerekir. Mümkün olduğunca sıcak ve yudumlanarak içilmelidir. Sinirliot pekmezi, kanı tüm zararlı maddelerden arındırır. Her gün yemeklerden önce 1 yemek kaşığı alarak, bu pekmezle gerçek bir kür uygulanabilir.Kırsal bölgelerde yaşayanlar, bitkinin çok değerli bir yara otu olduğunu bilirler. Tarlada çalışan bir çiftçi ağırca bir biçimde yaralandığında, sinirliot yapraklarını ezerek yarasının üstüne koyduğunda çok şaşırmıştım . Yapraklar yıkanmamış olduğu halde, yara iltihaplanmadı. Taze yapraklar ezildiğinde, çatlaklara, kesiklere, arı sokmasına karşı kullanılabilir. Eski bir bitki kitabında şöyle deniliyor: "Örümceğin ısırdığı köpek hemen sinirliota koşar. Sinirliot onu iyileştirir." Taze yapraklar iki el arasında ovalanıp, biraz tuzla karıştırılarak boğaza sarıldığında, guatr küçülür. Sinirliot ayakkabının içine yatırıldığında, çok yürümekten oluşan kabarcıkları iyileştirir. Her çeşit ve hatta en kötü karakterli çıban bile, taze ezilmiş bitki lapasıyla iyileştirilebilir. Bu yapraklar, hastalığa yakalanan bölgeye uygulandığında, kötü karakterli beze hastalıklarında yardımcı olur. Ama bu tür olaylarda, mercanköşk yağı veya kantaron yağı önceden o bölgeye sürülür, iyice ezilmiş bitki yaprakları üstüne yatırılır ve bir bezle bağlanır. Kısa süre içinde iyileşme başlayacaktır. Linz'deki bir konferansta, ezilerek lapa haline getirilmiş sinirliot yapraklarının her tür yarayı, on yıldır kapanmamış olsa bile iyileştirebileceğini belirttim ). Beş ay kadar sonra yine Linz' de bir konferansa katıldığımda, bir kadın dinleyici söz istedi: "Sinirliot yapraklarının eski yaraları da kapatabileceğine inanmamıştım. Bir komşumun bacağındaki yara 17 yıldır kapanmamıştı ve kadın artık sokağa çıkamaz olmuştu. Ona sinirliot yapraklarını götürdüm ve tarif etmiş olduğunuz gibi, bacağına uyguladım. Size inanmamış olduğum için özür diliyorum. Yara çok kısa sürede kapandı ve şu ana kadar da bir daha açılmadı." Bir başka örnek daha: Savaşta yitirmiş olduğu bacağının yerine protez kullanan eski bir askerin, uzun süren yaz sıcakları yüzünden, bacağının keşilmiş olduğu yerde açık yaralar oluşmuştu. Bu yaralar ne merhemle, ne ışın tedavisiyle ne de iğnelerle iyileştirilemiyordu. Sonunda yaralarına sinirliot yaprağı koyduğunda (Yaprak lapası), yaralar ertesi güne kadar kapandı ve adam yine calışmaya başladı .
Bir keresinde ben de sinirliot kullanarak başarı elde ettim. Yıllar önce, kucağıma aldığım torunum, sırf yaramazlık olsun diye ağzımın kenarını ısırmıştı. Bu ısırık yüzünden bir kaç gün bayağı ağrı çektim. Sonra, orayı arada sırada sinirliot özsuyu ile nemlendirmeye başladım. Günün birinde orada kötü karakterli bir sertlik oluşabileceğinden korkuyordum. Bir süre sonra, gerçekten de orada bezelye tanesi iriliğinde sert bir düğüm farkettim. Hemen çayırdan bir avuç sinirliot toplayarak parmaklarımın arasında ezdim ve gün boyunca o sertliğin üzerine sürdüm. Akşama doğru azalmaya başlayan sertlik, ertesi sabah tümüyle yok olmuştu. Hakikaten, her hastalık için bir bitkinin yetiştiğine inanmak gerek. Yazdığım bu satırlar , yıllar boyunca bacaklarındaki açık yaralara katlanmak zorunda kalmış olan yaşlı kişilere de cesaret ve teselli vermelidir. Sizin yaralarınız da sinirliot sayesinde kısa sürede kapanacak ve iyileşecektir. Bu konuda yaşın hiç bir önemi yoktur. Yara ile birlikte şişlik de varsa, ebegümeci ayak banyosu yapılmalıdır. Banyodan sonra, yaranın kenarlarına aynısafa merhemi sürülmelidir. Trombozda da sinirliot yaprakları şiddetle önerilir.
UYARILAR: Bitkinin bilinen hiç bir yan etkisi yoktur.
Kullanım Biçimleri:
Çay hazırlamak: Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür.
Yaprak Lapası: Dar veya geniş yapraklı sinirliot yaprakları iyice yıkanır ve lapa haline gelene kadar merdane ile ezilir.
Sinirliot Pekmezi: İki avuç dolusu yıkanmış ve ince kıyılmış bitki yaprağı lapa haline getirilir. Bu lapaya biraz su, 300 gr nöbet şekeri ve 250 gr çiçek balı eklenir. Ağır ateş üstünde sürekli karıştırılarak, koyu bir sıvı elde edene kadar kaynatılır. Soğumadan kaplara boşaltılarak, buzdolabında saklanır.
BİNBİR DERDE DEVA PAPATYA
Mayıs papatyası (Matricaria chamomilla L.), ülkemizde adi papatya, babunç, tıbbi papatya yada sadece papatya adlarıyla bilinir. Papatya; genelde balçıklı topraklarda, orman çayırlıklarında, eğimli topraklarda, tahıl, mısır, patates ve şalgam tarlalarında yetişir. Gitgide yaygınlaşan yapay gübre ve kimyasal ilaçların kullanımı yüzünden, çok değerli papatyamızın yaşama alanları her geçen gün biraz daha daralmaktadır. Fakat, kar yağışlı kışlardan ve yağmurlu ilkbaharlardan sonra alışılmıştan daha fazla yetişir. Yabani papatya ile arasındaki fark, sarı çiçek tabanının içinin oyuk ve kokusunun daha etkili ve hoş oluşudur. Çiçekler sapsız olarak, Mayıstan Ağustosa kadar, öğlen güneşinde toplanmalıdır.
Papatyanın, küçük çocuklar için bile her derde deva olduğunu söyleyecek olursak, herhalde abartmış olmayız. Her türlü rahatsızlıkta çocuklara papatya çayı içirilebilir. Özellikle, kramplarda ve karın ağrılarında ! Papatya çiçeği, gaz birikiminde, ishalde, deri döküntülerinde, mide rahatsızlıklarında ve balgamlanmalarda yardım eder. Ayrıca, adet görme aksaklıklarında, adet görememe hallerinde ve daha başka nitelikteki, dölyatağı (rahim) şikayetlerinde, uykusuzluk, testis iltihabı, yüksek ateş, yara ve diş ağrılarında yardımcı olur. Papatya, terletici, sakinleştirici ve kramp çözücü etkilere sahip olmasının yanı sıra, her tür iltihaplanmalarda ve özellikle mukoza iltihaplarında dezenfeksiyon ve iltihap kurutucu olarak kullanılır. Göz ve gözkapağı iltihaplarında, kaşıntılı ve akıntılı deri döküntülerinde dıştan kompres ve yıkama olarak, diş ağrısında gargara olarak ve ayrıca yaraların yıkanmasında kullanılır. Bir olay yüzünden kızgınlığa kapıldığınızda veya sinirlendiğinizde, hemen bir bardak papatya çayı içiniz; kalbiniz zarar görmeden, hemen sakinleşeceksiniz. Ağrılı bölgelere, kurutulmuş papatya ile doldurulmuş sıcak yastıklar koymak (Bitki Yastığı) da özellikle önerilir. Yatıştırıcı etki içeren papatya banyoları ve yıkanmaları da tüm sinir sistemini en iyi biçimde etkiler. Ağır hastalıklardan, bitkinlik hallerinden sonra kendinizi çok iyi hissetmeye başlayacak ve rahatlayacaksınız. Yüz ve cilt güzelliği bakımında da papatyayı unutmamalısınız. Kaynatılmış bitki suyu ile haftada bir kere yüzünüzü yıkayacak olursanız, cildinizin nasıl tazelendiğini ve sağlıklı bir renk kazandığını göreceksiniz. Saç bakımında da, özellikle saçları açık renk olanlar, kaynatılmış papatya suyu kullanmalıdırlar. Böyle yıkanacak olurlarsa, saçlarınız güzelleşecek ve göz okşayıcı parlaklık kazanacaktır. Papatya merhemi, basura karşı kullanılabilir. Bu merhem, ayrıca yaraların tedavisinde de kullanılır. Papatya buğusu kullanarak, nezle ve sinüzit kısa sürede iyileştirilebilir. Bu tür bir tedaviden sonra, doğal olarak, hemen soğuk havaya çıkmamak gerekir. Antik çağda bile, sinir ağrıları ve romatizma, papatya yağı ile masaj yapılarak tedavi ediliyordu. Eski bitki kitaplarında yazdığına göre, papatya yağı, organların yorgunluğunu alır ve kaynatılmış bitki lapası hasta mesanenin üstüne uygulandığında, ağrıları hafifletir.
Kullanım Biçimleri:
Çay hazırlamak: Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu çiçek, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır (Kaynatılmaz), 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür.
Banyo katkısı: Tam banyo için dört avuç dolusu, yüz veya saç yıkamak için bir avuç dolusu papatya çayı haşlanır, 10 dakika demlendikten sonra banyo suyuna eklenir.
Kompresler: Bir bardak kaynar süt, bir yemek kaşığı dolusu çiçeğin üstüne dökülür, demlenmesi için 8-10 dakika beklenir ve posası süzüldükten sonra sıcak sütle kompresler yapılır.
Bitki yastığı: Keten bezinden yapılmış bir yastık, kurutulmuş çiçeklerle doldurulur ve ağzı dikilir. Kuru bir tavda iyice ısıtılır ve hasta organın üstüne koyulur.
Papatya yağı: Güneşli havada toplanmış çiçekler, bir şişenin içine gevşekçe doldurulur ve üstüne sızma zeytinyağı, çiçekleri örtecek kadar eklenir. Şişe 14 gün boyunca, arada bir çalkalanarak ve kapağı açılarak, güneşte bekletilir. süre sonunda tülbentten süzülür ve koyu renkli şişelerde, serin bir yerde saklanır.
Papatya merhemi: 250g içyağı ( veya margarin ) tavada iyice kızdırılır ve iki avuç dolusu taze çiçek içine eklenir. Tavadakiler köpüklenmeye başlayınca karıştırılır, ağzı kapanarak serin bir yere bırakılır. Ertesi gün yeniden ısıtılır, tülbentten geçirilerek süzülür ve cam veya porselen merhem kaplarına aktarılır. Buzdolabında saklanmalıdır.
Papatya Buğusu: İçinde su kaynayan bir kabın üstüne yerleştirilen süzgecin içine, taze veya kurutulmuş bitkiler konduktan sonra, süzgecin üstü kapanır. Bir süre sonra , yumuşamış olan bu sıcak bitkiler çıkan buhar genize çekilir.
DOĞAL NESKAFE CEVİZ YAPRAĞI
Ceviz Agacı (Junglans Regia), daha yapraklanmadan , Mayıs'ta çiçeklenir . Taze yaprakları Haziran'da , kolayca delinebilecek durumdaki meyveleri Haziran ortasında ve olgunları ise Eylül'de toplanır . 25-30 m kadar yüksekliğe ulaşabilen , kışın yaprak döken gösterişli bir ağaçtır . Yapraklar tek tüysü , yaprakçıklar tam kenarlı ve kuvvetli kokuludur . Drog elde etmek için yapraklar Haziran ve Temmuz aylarında toplanır , havadar ve gölgeli bir yere serilerek kurutulur .
Ceviz yaprağı çayı , sindirim bozukluklarında , kabızlıkta , iştahsızlıklarda ve kan temizliğinde etkilidir . Başarıyla kullanıldığı öteki hastalıklar ise , şeker hastalığı ve sarılıktır . İştah açıcı , kan şekerini düşürücü ve kuvvet verici etkileri vardır . Deri hastalıklarında antiseptik olarak haricen kullanılır. Ceviz yaprağı kaynatılarak , tüm sirace ve raşitik hastalıklarda , kemik çürümesinde , kemik deformasyonunda ve ayrıca , iltihaplı el ve ayak tırnaklarında kullanılabilen çok etkili bir banyo katkısı elde edilir . Favus ve uyuz hastalıklarında , hasta bölgeler , taze ceviz yaprağının kaynama suyu ile yıkandığında , kısa sürede düzelme görülecektir . Bu suyla yapılan banyolar , yıkamalar , ergenlik sivilcesine , iltihaplı egzemalara , ayak terine ve kadınların akıntılarına iyi gelir . Ağız boşluğu iltihabı , dişeti , boğaz ve gırtlak hastalıklarında gargara yapılmalıdır .
Ceviz yaprağının kaynama suyu banyo suyuna eklendiğinde , donuk kabarcıkları iyileşir . Ceviz yaprağı kaynama suyu , hızlı saç dökülmelerinde de kafa derisine friksiyon (ovarak sürme) yapmakla kullanılır . Bu sıvı ayrıca , kafa bitine karsı da çok etklidir .
Haziran ortasında toplanan cevizlerden , mide , karaciğer ve kanı temizleyen , mide yorgunluğunu ve bağırsak çürüklüğünü gideren çok etkili bir ceviz tentürü elde edilir . Bu tentür , ayrıca kan koyuluğuna karşı da çok yararlıdır .
Kullanım Biçimleri :
Çay hazırlamak : Yarım veya bir tatlı kaşığı ince kıyılmış yaprak , orta boy 1 su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır , 4-5 dakika demlendirilir ve süzülür . Gün boyunca 1 veya 2 bardak yudumlanarak içilir .
Banyo ve Yıkama Katkısı : Tam banyolar için , iki büyük avuç ince kıyılmıs yaprak , akşamdan 2-3 lt suya eklenir . Sabahleyin hafif ateşte 4-5 dakika kaynadıktan sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir . Gerektiğinde , bitki miktarı bir misli arttırılabilir .
Tentür hazırlamak : Haziran ortasında , 20 kadar genç ceviz dörde bölünerek bir cam kavanoza koyulur ve üstüne 1 lt konyak eklenir . Konyak , cevizlerin üstüne çıkmalıdır . Ağzı iyice kapanan kavanoz 14 gün boyunca güneşte veya sıcak bir ortamda , arada bir çalkalanarak bekletilir . Sonra süzülerek koyu renkli şişelere doldurulur . Gereğine göre , 15-20 damla alınır .
ÖKSÜRÜĞÜNÜZÜN ÇARESİ EBEGÜMECİ
Küçük yapraklı ebegümeci (Malva Vulgaris), çit,yol ve eski duvar kıyılarında, harabeliklerde, ama yalnızca insanların yaşadıkları yerlerin çok yakınlarında yetişir. Büyük yapraklı ebegümeci (Malva Grandfolia) ve öteki değişik cinsleri genellikle çiçek ve sebze bahçelerinde yetişir. Anadolu'da 8 Malva türü yetişmekte olup, bunların çiçek ve yaprakları bir ayrım yapılmaksızın "Ebegümeci" olarak kullanılmaktadır. Bu bitkilerin hepsi de yapraklarında, çiçeklerinde ve saplarında (bamyada olduğu gibi) bir sümüksel madde içerirler. Küçük
yapraklı bitkinin uzun saplarının ucundaki yapraklar yuvarlak ve çentiklidir. Açık pembeden eflatun rengine kadar değişebilen renkte çiçek açarlar.Bir de yuvarlak meyvesi vardır. Çiçekleri, yaprakları ve sapları, Haziran'dan Eylül'e kadar toplanabilir. Bitki, kurutulduğunda özelliklerinin bir bölümünü yitireceği için, elden geldiğince taze kullanılması gerekir. Ama kurutulmuş bitki yine de kullanılabilir.
Ebegümeci çayı özellikle mukoza iltihaplarında, gastrit, mesane iltihabı, mide ve bağırsak mukoza iltihabında ve ağız boşluğu iltihabında olduğu kadar, mide ve bağırsak ülserinde de başarıyla kullanılabilir. Ama bu son iki hastalık için, arpa ile karışık bir çorba hazırlamak gerekmektedir. Önce arpa kaynatılır ve soğuduktan sonra bitki yaprakları eklenir. Ayrıca, akciğer balgamlanmalarında, bronşiyal nezlede, öksürük ve aşırı ses kısıklığında özellikle önerilir. Gırtlak ve bademcik iltihabı ve ağız kuruluğunda da başarıyla kullanılabilir. Bitki, sümüksel özelliğinin yitirilmemesi için, geceden soğuk suya koyularak demlenmelidir. Günlük kullanım için 2 veya 3 bardak ılıklaştırıp, gün boyunca yudumlanarak içilmelidir.
Nefes darlığına yol açan akciğer amfizemi bile ebegümeci çayı ile iyileştirilebilir. Bu durumda, günde en az 3 bardak çay içilmeli ve süzüldükten sonra geriye kalan yapraklar iyice ısıtılarak bronşların ve akciğerin üstüne geceleyin kompres olarak uygulanmalıdır. Oldukça ender görülen gözyaşı azlığı durumunda da, gözlere ebegümeci banyosu ve kompresi uygulandığında, çok iyi sonuçlar alınabilir. Kaşınan ve yanan yüz alerjilerinde de, yüzü ılık ebegümeci çayı ile yıkamak rahatlatıcıdır.
Ebegümeci dıştan, kırıklardan veya damar iltihaplarından kaynaklanan yaralarda çıbanlarda, şiş ayak ve ellerde kullanılır. Bu durumlarda, ayak ve el banyoları yapılmalıdır. Bu banyolarda çok iyi sonuçlar alındığını söyleyebilirim . Özellikle kırık ayak kemiklerinde, yük taşımak zorunda kalan ayağın şişmesi halinde, ebegümeci harikalar yaratır. Bir keresinde, komşum olan bir hanım ayak kemiğini kırmıştı. Sürekli problem yaratan bu kırık yüzünden, bir süre sonra yeniden hastaneye yatmak zorunda kalmıştı. Hastaneden çıktığında rastladım ona . Sakat ayağı dizkapağına kadar şişmiş ve baston kullandığı halde güçlükle yürüyebiliyordu. İşte o zaman onunla ebegümeci topladık ve ertesi gün ayak banyolarına başladı. Bir hafta sonra bastonsuz yürümeye başladı. Sağ el bileği kırılmış başka bir kadında da aynı olayı yaşadım . Bu ev kadını da, sağ elini kullanmakta zorluk çekiyordu. Sakat el geceleri ağrıyor ve sık sık şişiyordu. Ona da ebegümeci kullanmasını önerdim ve kısa sürede başarılı bir sonuca ulaşıldı.
Açık yaralı şiş bir bacak, kişi ne kadar yaşlı olursa olsun, uzun süre bekletilmemelidir. Burada da ebegümeci banyoları, sinirliot ile birlikte yardımcı olacaktır. Sinirliot, iyice yıkanıp hafifçe ezildikten sonra yaranın üstüne yatırılmalıdır. Yara, 10 veya 15 yıldır kapanmamış olsa bile, en geç bir kaç gün içinde kapanacak ve bir daha da açılmayacaktır. Eğer böyle bir yara yüzünden acı çekiyorsanız, mutlaka dar yapraklı sinirliotu kullanınız. Yaranın ne kadar çabuk kapandığını görerek şaşıracaksınız! Söylediklerimde ısrar ediyorum, çünkü onların gerçek olduğunu biliyorum.
Şimdi, kulağa mucize gibi gelebilecek, ama gerçeklere dayanan bir öykü anlatmak istiyorum .Bu küçücük bitkinin şifalı gücüne şaşmamak elde değil. Bir gün Linz'deki Tiyatro Gazinosunda yalnız başıma yemek yiyordum .Yanıma oturan bir kadınla konuşmaya başladık ve bu arada eşinin sağlığı hakkındaki üzüntülerini de öğrenmiş oldum: Adam sık sık hastaneye gitmek zorundaymış ve son günlerde sesini de yitirmiş. Doktorlar, sorularına hep kaçamak yanıt verdikleri için hastalığın gırtlak kanseri olduğundan kuşkulanmaya başlamış. "Cesaretinizi yitirmeyiniz, şifalı bitkileri deneyiniz. Nasıl olsa, gırtlak iltihaplanmalarını iyileştiren ebegümecimiz var. Eşinize gün boyunca sık sık gargara yaptırın ve geceleyin de, geri kalmış olan posayı arpa unuyla karıştırarak, sıcak kompres olarak uygulayınız." dedim ona. Tam bir hafta sonra beni aradı: "Bir koruyucu melek beni masanıza yöneltmiş olmalı. Kocam kendini çok daha iyi hissediyor. her şeyi söylediğiniz gibi yaptık. Doktor olan kızıma telefon ederek, babasını hastaneden çıkaracağımı ve şifalı bitkilerle tedavi etmeye çalışacağımı söyledim. Eğer bu seni rahatlatacaksa, yapabilirsin anne, dedi. Ayrıca, konuştuğumuz doktorumuz da, prensip olarak şifalı bitkilere karşı olmadığını söyledi. Ben de kocamı eve çıkardım. Sık sık gargara yapıyor ve ben de bir yandan boğazına kompresler yapıyorum. Bir kaç günden beri yine konuşabiliyor." Bir hafta sonra ikinci bir telefon daha geldi:"Kocamın durumu çok iyi ve kısa zamanda yeniden çalışmaya başlamayı düşünüyor. Size yalnızca kocamı tedavi eden doktorun sözlerini yinelemek istiyorum: "Bu kadın bir
altın madalya hak etmiş doğrusu". Yani, bizim kendi halindeki ebegümecimiz yalnızca gırtlak iltihabını iyileştirmekle kalmayıp, tehlikeli gırtlak hastalıklarında da başarı sağlayabiliyor. Bu tür olaylarda, gün boyunca kullanılmak üzere, iki buçuk litre suya geceden bitki eklenerek demlenmeye bırakılır (Bir bardak suya, yarım tatlı kaşığı ince kıyılmış taze bitki) ve ertesi gün hafifçe ısıtılarak bir termosa doldurulur. Gün boyunca, yudumlanarak 4 bardak çay içilir ve gerisiyle de derin gargaralar yapılır. Hastayı sinirli kılan, gırtlak, ağız boşluğu ve burun kuruluklarında da gün boyunca elden geldiğince sık gargara yapılmalıdır.Özellikle kırsal kesimdeki evlerin çevresinde yetişen ebegümeci, günümüzde azalmaya yüz tutmuştur. Evleri çamur ve rutubetten korumak ve de güzel bir görünüm kazandırmak amacıyla, çevrelerine beton dökülmektedir. Böylece, bitkinin yaşam alanı daraltılmaktadır. Varlığı için Tanrı'ya edeceğimiz teşekkürlerin hiç bir zaman yeterli olamayacağı, insanlığın bu büyük yardımcısı, ne yazık ki, böylece her geçen gün azalmaktadır.
Kullanım Biçimleri:
Çay Hazırlamak: Yalnızca soğuk suda demlendirilmelidir. Yarım tatlı kaşığı bitki (ince kıyılarak kurutulmuş), orta boy bir su bardağı dolusu soğuk suya akşamdan eklenir, sabahleyin süzülür ve ılıklaştırılır.
Ayak ve El Banyoları: Iki avuç dolusu ince kıyılmış taze bitki, 4-5 litre soğuk suya akşamdan eklenir, ertesi gün, elin veya ayağın dayanabileceği kadar ısıtılır ve süzülür. Banyo süresi 20 dakikadır. Banyo suyu, yeniden ısıtılarak iki kere daha kullanılabilir.
NE GEREK VAR ÖLMEYE ADAÇAYI
Adaçayı (Salvia officinalis), dişotu ve meryemiye adları ile de tanınır. 30-70 cm boyunda olan bitkinin menekşe renkli çiçekleri halka dizilişlidir. Karşılıklı olan beyaz keçeli yaprakları gümüş gibi parıldar ve acımtırak, ıtırlı bir koku yayarlar. Bahçe adaçayı, güneşli bir yerde yetiştirilmelidir. Don olayına karşı duyarlı olduğu için, kış boyunca çam dalları ile örtülmesi doğru olur. Ülkemizde İzmir bölgesinde bahçe adaçayı yetiştirilmektedir. Bir başka cins olan çayır adaçayı (Salvia pratensis -Salvia tribola), çayırlarda, bayırlarda ve meralarda yetişir. Çevresine ıtırlı hoş bir koku yayan mavi–menekşe renkli çiçeklerin pırıltısı uzaklardan seçilebilir. Çayır Adaçayı (Anadolu adaçayı) batı ve güney-batı Anadolu'da bol olarak yetişmektedir. Anadolu adaçayından "elma yağı" veya "acı elma yağı" denilen yağ da üretilmektedir. Bu tür adaçayı da kimyasal yapı ve tedavi etkisi bakımından tıbbi (bahçe) adaçayına benzemektedir. Fakat burada tanıtmaya çalışacağımız bahçe adaçayı (tıbbi adaçayı) ise, şifalılık bakımından daha etkilidir.
Toplama/Kurutma : Bitki yaprakları çiçeklenme öncesi, Mayıs-haziran aylarında toplanır. Etken maddelerinin doruğa ulaştığı öğlen saatlerinde toplanan yapraklar, gölgeli ve havadar bir
yerde kurumaya bırakılır. İyice kuruduktan sonra ince kıyılarak, hava almayan kaplarda saklanır.
Bileşim : Eterli uçucu yağlar, %30 Thujon, %5 Cineol, Linalol, Borneol, Salven, Pinen ve kafur; tanenler, triterpenoitler, flavonlar; Östojen benzeri maddeler; reçineli bileşikler içerir.
Bu bitkinin çiçekleri, gargara ve adaçayı sirkesi yapmak için toplanır (bir avuç çiçek, doğal sirkenin içinde bir süre bekletilir) ve elde edilen sirke, uzunca bir süre hasta yatağından kalkamayan kişilere rahatlatıcı ve canlandırıcı anlamda sürülerek, masaj yapılır. Yapraklar daha çiçeklenme başlamadan, mayıs ve haziranda toplanır. Bitki kuru ve güneşli günler boyunca, eterli yağlar oluşturduktan sonra, yapraklar öğlen güneşinde toplanır ve gölgede kurutulur. Adaçayı, çok eski çağlarda da ünlü bir şifalı bitki olarak tanınırdı. 13. Asırdan kalma bir dizede şöyle deniyor: “Eğer dikmişsen adaçayını bahçeye, ne gerek var ölmeye!" Adaçayının eski çağlarda da ne büyük bir övgü ile anıldığını, çok eski bir şifalı bitki kitabı şöyle anlatıyor: "Kutsal Meryemana, Bebek İsa ile Herodes’un gazabından kaçmak zorunda kaldığında, kendisini saklamaları için, çayırdaki tüm çiçeklerden yardım istemiş, ama hiçbir çiçek ona yanıt vermemiş. İşte o zaman adaçayı eğilmiş ve Meryemana
ığınacak bir yer bulmuş. Onun sık ve koruyucu yapraklarının arasına girerek Herodes’un askerlerinden saklanmış ve askerler onu görmeden geçip gitmişler. Tehlike geçiştirildikten sonra, saklandığı yerden çıkan Meryemana, tatlı sesiyle adaçayına şöyle demiş: Bu andan sonra sonsuza dek insanların en çok sevdiği çiçek sen olacaksın. Seni, insanları tüm hastalıklardan koruyacak kadar güçlü kılıyorum. Bana yaptığın gibi, onları da ölümden kurtar!” İşte o zamandan beri adaçayı, insanları iyileştirmek ve onlara yardım etmek için her yıl yeniden çiçekleniyor.
Adaçayı sıkça içildiğinde tüm bedeni güçlendirir, kalp krizi tehlikesini azaltır ve kötürümlüklerde çok yaralıdır. Gece terlemelerinde ve aşırı terlemelerde, lavanta çiçeğinin yanı sıra, yardımcı olabilecek tek bitkidir. Gece terlemesine neden olan hastalığı iyileştirir ve bu hastalıkla el ele giden aşırı güçsüzlüğe, canlandırıcı etkisi sayesinde son verir. Hastalık sonrası güçsüzlük hallerinde başarıyla kullanılabilir. Pek çok doktorun, adaçayının değerli özelliklerini artık iyice tanımış olduklarını biliyoruz .Onu kramplarda, omurilik rahatsızlıklarında, beze hastalıklarında ve organ titrekliklerinde büyük bir başarıyla kullanıyorlar. Yukarda belirtilen hastalıklarda, günde 2 su bardağı çay yudumlanarak içilmelidir. Adaçayı, hasta karaciğeri de çok olumlu etkiler, onunla ilgili tüm rahatsızlıkları giderir ve gazları yok eder. Kan temizleyici etkisi vardır. Solunum organlarını ve mideyi balgamsı salgılardan temizler, iştah açıcıdır. Mideyi ve bağırsakları rahatlatır, gazların dışkılanmasını sağlar. Kramp çözücü etkisi sayesinde, ishalde çok rahatlatıcıdır. Böcek sokmalarında, sokulan bölgeye adaçayı yaprağının tozu uygulanır. Adaçayı, dıştan uygulandığında, yaprağın tozu uygulanır. Adaçayı dıştan uygulandığında (Çalkalama ve Gargara), bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları, diş iltihaplanmaları, yutak ve ağız boşluğu iltihaplanmalarında veya ülserlerinde özellikle önerilir. Eğer zamanında adaçayı kullanılmış olsaydı, pek çok çocukta ve yetişkinde bademcik ameliyatına gerek kalmayabilirdi. Bedenimizin polisleri olarak, zehirli maddeleri yakalayan ve zararsız hale getiren bademcikler alındığında, ağızdan giren zararlı maddeler doğruca böbreklere ulaşırlar. Adaçayı, sallanan dişlere, dişeti çekilmesine ve kanamasına karşı da (Çalkalama ve Gargara) başarıyla kullanılabilir veya bitki çayına batırılan pamuk hasta bölgelere uygulanır. Ayrıca dıştan kullanımda da, gargara ve çalkalamaların yanısıra yara kompresi olarak da kullanılabilir. Sinirli ve yorgun olan kişiler ve dölyatağı (rahim) hastalığı çeken kadınlar arada sırada adaçayı oturma banyoları almalıdırlar. Zayıf ve güçsüz çocuklara balla tatlandırılarak içirilir. Bu çay, tahriş kaynaklı öksürüklerde de başarılıdır. Şifalı bitki olarak kullanılmasının yanı sıra, adaçayının çok değerli bir baharat olduğunu ve böylece mutfaklara girdiğini de unutmamak gerekir.
UYARILAR:
Adaçayının aşırı kullanımında kan basıncı (tansiyon) yükselebilir. Dölyatağı (Rahim) kaslarını uyardığı için, gebelik sürecinde kullanılmaz. Annelerin süt üretimini durdurur. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen başka bir yan etkisi yoktur.
Kullanım Biçimleri :
Çay hazırlamak : Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kuru yaprak, bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır ve üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak içilir. Taze bitki kullanılması durumunda 4-5 dakika demleme süresi yeterlidir.
Çalkalama/Gargara: 2-3 tatlı kaşığı kurutlmuş ve ince kıyılmış yaprak, 2 bardak soğuk suya eklenir ve ateşe konur. kaynamaya başlayınca ocaktan indirilir ve üstü kapalı olarak 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde pek çok kere 5-10 dakika süreli gargaralar yapılır.
Karışımlar: Gargaralarda ve çalkalamalarda kekikle, sindirim sorunlarında ise Mayıs papatyası ile eşit oranda karıştırılır.
Adaçayı Sirkesi : Geniş ağızlı bir şişe, çayır adaçayı çiçeği ile doldurulur, çiçeklerin üstüne çıkacak kadar doğal üzüm sirkesi eklenir ve şişe 14 gün güneşte veya sıcak bir ortamda, arada bir çalkalanarak bekletilir ve süzülür.
Oturma banyosu : İki avuç dolusu yaprak soğuk suda gece boyunca bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir.
BEDENİN DETERJANI KEKİK
Kekik (Thymus serpyllum, Thymus vulgaris) çimenlik tarla kıyılarında, orman kıyılarında, ve çayırlardaki karınca yuvalarının üstünde yer almaktan hoşlanır. Güneş ve sıcak istediği için, toprak sıcaklığının fazla olduğu kayalık ve dağlık bölgelere çoğalır. Güneşli öğlen sıcaklarında menekşe renkli çiçeklerinden yayılan güzel koku, arıları ve böcekleri kendisine çeker. Kendilerine özgü bir kokuya sahip olan bu çiçekler beni çocukluğumdan beri etkilemiştir. Ülkemizde kekik adı altında Origanum (Mercanköşk türleri) türlerinden elde edilen drogun satışı yapılmaktadır. Eterli uçucu yağ; Thymol (%50 civarında), Carvacrol, Borneol, Cymol, Pimen, Tanen ve flavonlar içerir. Öncelikle baharat olarak kullanılır. Yağlı ve ağır yemeklerin tadını zenginleştirir, sindirimi kolaylaştırır. Şifalı bitki olarak kekik; öncelikle kramp çözücü, dezenfekte edici ve balgam söktürücü olarak kullanılır. Akciğer ve bronşlar, mide ve bağırsaklar, kekiğin başlıca kullanım alanlarıdır. Bitkinin önemli etken maddesi olan eterli uçucu yağlar kana karışıp, bronşiyal kasları etkileyerek, krampları çözebilir. Aynı zamanda o bölgelerde bakteri oluşumunu önler. Öksürük ve üst solunum yolları iltihabında çay içimi ve gargara biçiminde kullanılmalıdır. Kekik iştah açar ve sindirim sistemini uyarır. Sindirim sisteminde görülen ekşimeler ve kramplı ağrılar bir bardak kekik çayı ile geçiştirilebilir, kötü kokulu ve yumuşak dışkı normalleşir. Boğmaca ve öksürük, sinir sistemi zafiyeti, romatizma ve bağırsak hastalıklarına karşı, çay içiminin yanısıra, kekik banyoları da çok yararlıdır. Güçsüz, zayıf ve solgun çocuklara da kekik banyosu yaptırılabilir. Kekik çayı ile ayrıca adet kanamaları dengelenebilir, adet zamanlarındaki kramplı ağrılar geçiştirilebilir, ergenlik sivilceleri iyileştirilebilir. kekik çayı içimi ve kekikle karıştırılmış bal yenmesiyle organizma güçlendirilebilir ve dengeye kavuşturulabilir. Kekik tentürü friksiyonları ile (ovarak sürme) romatizmal ağrılar, sinirsel rahatsızlıklar ve organ titreklikleri tedavi edilebilir. Sıcak kekik yastıkları ağrılı bölgenin üstüne konularak büyük rahatlıklar sağlanabilir. Bu küçük bitki yastıklarını herkes hazırlayabilir. Kekik, öksürük ve mide rahatsızlıklarına karşı başka bitkilerle karıştırılarak daha da başarılı biçimde kullanılabilir.
Kekik çayı, bedenin değerli organlarını temizler.” Sabahları kahve veya çay yerine bir bardak kekik çayı içen, etkisini kısa sürede fark edecektir: Zeka keskinliği, midede rahatlık, sabah öksürüğüne tutulmamak ve genel bir rahatlık. Kekik, papatya ve civanperçemi, güneşli havada toplanıp, bir kuru bitki yastığı hazırlanır. Bu yastığı uygularken, bir yandan da aynı bitkilerin karışımından hazırlanmış çay içildiğinde, sinirsel yüz ağrıları iyileşir. Eğer aynı zamanda kramp da varsa, kurutulmuş kurtpençesi yastığı uygulamak gerekir. 79 yaşındaki bir çiftçi, 27 yıldır ağır bir sinirsel yüz ağrısı çekmekteydi. Hatta, birkaç kere yüz ameliyatı bile geçirmişti. Bu hastalığa, bir gün sırılsıklam eve geldiğinde, kurulanma olanağı bulamadan yine dışarı çıktığında yakalanmış. Hastalığın son zamanlarında, ağzının bir ucu, büyük ağrılar eşliğinde kulağına kadar çekilmişti. İlk olarak İsveç iksiri kompresleri hafif bir rahatlık sağladı. Ama yukarıda belirtilen bitkiler güneşli havada toplandıktan sonra hazırlanan bitki yastığı uygulandığında,hızla büyük bir düzelme başladı. Sağlığına tam olarak kavuştuktan sonra da bu bitkilerin çayını içmeyi sürdürdü . Çocuğum 4 yaşlarında iken geçirmiş olduğu tifo hastalığından sonra bir türlü kendine gelememişti. İki yıl sonra bir gün, tanıdığımız birinin önerdiği kekik banyosunda 20 dakika kaldıktan sonra, banyodan çıkardığım sanki başka bir çocuktu. Sanki bir mantonun düğmesi açılmışçasına, çocuğumun üstündeki tüm hastalıklar sıyrılıverdi ve o günden sonra da gözle görülür bir biçimde güçlenip serpildi. Kekik, çiçeklenme zamanı olan haziran- ağustos arasında toplanır ve öğlen sıcağında toplananları en etkili olanlarıdır. Kekik yağı, kötürümlükte, kalp krizlerinde, organ sertleşmesinde (skleroz ), kas erimesinde, romatizmada ve burkulmalarda kullanılabilir. Mide ve dölyatağı kramplarında bitkinin içten ve dıştan kullanılması önerilir. Günde 2 bardak kekik çayı içilmelidir. Dıştan kullanıldığında, bitkilerin sap ve çiçeklerinden hazırlanmış bir kuru bitki yastığı uygulanmalıdır. Yatmadan önce bu yastık sıcak hava ile ısıtılır (kaloriferin üzerine koyarak veya saç kurutma makinası kullanılabilir) ve midenin veya dölyatağının (rahim) üstüne koyulur. Tümörlerde, eziklerde ve eskimiş romatizmalarda da bu yastık önerilir. Solunum yolları hastalıklarında, kekik, sinirliot ile birlikte çok eski zamanlardan beri kullanılmakta olan etkili bir yöntemdir. Balgamlı bronşitlerde, bronşiyal astımda ve hatta boğmacada, kekik ile sinirliot karışımını çayı, limon ve nöbet şekeri ile karıştırılarak, günde 4-5 bardak içilmelidir. Zatürre tehlikesine karşı bu çay saatte 1 yudum içildiğinde etkisini gösterecektir. Çok şükür ki, kekik pek çok kişi tarafından hala anımsanmaktadır. Ama buna karşın, buzdolabından alınan su ve meşrubatların çocuklara içirilmesiyle, onların kronik bronşit hastası olabilecekleri hiç düşünülmüyor. Bu tür hastalıklar, daha sonraki yıllarda en ağır amfizemlere ve soluk alma zorluklarına neden olabiliyor. Kekik'in, alkol bağımlılığına karşı kullanılabileceğini de unutmamak gerekir. Bir avuç dolusu bitki, 1 litre kaynar suda haşlanır ve demlenmesi için 2 dakika beklenir. Çay termosa koyulur ve hastaya 15 dakikada 1 yemek kaşığı içirilir. Sonra mide bulanması, kusma, dışkı ve idrar çıkarma, terleme, yemek ve içmek için duyulan büyük iştah izler. Bu uygulama doğal olarak bir kerede kalmamalı ve gerektiğince yinelenmelidir. Kekik, sara krizlerine karşı da önerilir. Günde 2 bardak içilen bitki çayı yalnızca krizler arasında değil, yıl boyunca, 10 günlük aralarla 2-3 haftalık kürler halinde uygulanmalıdır.
UYARILAR : Kekik Çayı, içerisindeki en etkili madde olan eterli uçucu yağın (Thymol) yitirilmemesi için hiçbir zaman kaynatılmaz! Hamilelerin (Düşükleri kolaylaştırır ve bebeğin rahimden çıkmasını çabuklaştırır.) kullanmaması tavsiye edilir. Önerilen dozlar aşılmadığında, bilinen hiçbir yan etkisi yoktur. Fakat kekik yağının içten kullanımında aşırılığa kaçılması, tiroid bezinin işlevini arttırabilir. Bu nedenle guatr hastalarının kekik yağını kullanmaması tavsiye edilmektedir. Kekik çayı içimi ise böyle bir duruma yol açmaz.
Kullanım Biçimleri :
Çay hazırlamak : Yarım veya bir tatlı kaşığı kurutulup, ince kıyılmış kekik,orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, üstü kapatılarak 8-10 dakika demlendirilir ve süzülür. Günde 2-3 bardak yeni demlenmiş olarak, aç karnına veya öğün aralarında, soğutulmadan ve yudumlanarak içilir.
Kekik Banyosu: 70-100 gr kurutulmuş kekik bir tülbentin içine gevşekçe bağlanarak 2-3 litre soğuk suya eklenir. Kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra (kaynatılmaz), üstü kapalı olarak 15 dakika demlendirilir. Tülbentteki posa iyice sıkıldıktan sonra sıcak banyo suyuna (Küvet) eklenir. Banyo suyu sıcaklığı 37-38 derece arasında olmalıdır ve banyo süresi 15-20 dakikayı aşmamalıdır. Bu süre boyunca küvet içerisinde oturularak yapılan banyodan sonra üşütülmemeli ve bir bornoza sarılınarak yatakta bir süre dinlenilmelidir.
Bitki yastığı: Öğlen güneşinde toplanıp kurutulmuş çiçekli dallar, ince kıyılarak keten bezinden yapılmış bir yastığa doldurulur ve ağzı dikilir.yatmadan önce sıcak, kuru hava ile (Örnek : Kaloriferin üzerinde veya saç kurutma makinası kullanılabilir) ısıtılır ve hasta organın üstüne koyulur.
Karışım: Öksürüğe karşı, 2 ölçü kekik, 1 ölçü sinirliot, 1 ölçü ezilmiş anason iyice karıştırılır. Bir tatlı kaşığı bitki "Çay Hazırlamak" başlığı altında belirtildiği şekilde demlenir ve balla tatlandırılarak, küçük yudumlarla içilir.