Bu siteyi soyayı,soyanın Türkiye
macerasını ve benim soya maceramı anlatmak için yazdım. Açlığı dengeli beslenmeye,fakirliği zenginliğe,işsizliği en onurlu emeksel üretime ve hastalıkları da sağlığa
çevirmeyi becerebilen bu bitki hakkında "asrın bitkisi","tarlaların
altını","kemiksiz et","stratejik bitki" gibi birçok
ismi takan bilim adamlarının ne kadar haklı olduklarını araştırmalarımı okurken
anlayacaksınız.
Hakkımda
kıymetli tarafınızı bilgilendirmeye aslında biraz da tembeliğe kaçarak Timaş Kitapevinin
sitesinde yer verdiği özet hayat hikayemi naklederek başlıyayım:
Halil İbrahim Tütüncüoğlu
1958 İstanbul doğumlu. A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesinden ticaret
hayatına atıldığı için ayrıldı. 1976-1984 yılları
arasında turizm/tercümanlık alanlarında çalıştı. 1986 yılında askerlik görevini
tamamladıktan sonra Doğal Beslenme, Şifalı Bitkiler, Hastalıklar, Gıda Piyasası
(Üretim ve Besin Kimyası), Soya, Soya Sütü makineleri üzerine araştırmalara
başladı. 1995 yılından itibaren araştırmalarıı halk kitlesiyle
paylaşmaya başladı. Seminerler verdi, makaleler yayınladı, televizyon ve radyo
programlarına katıldı. Halen tercümanlık, araştırmacılık ve soya sütü
makineleri üretimi yapan Tütüncüoğlu hayatını toplum
sağlığına adamıştır(BU AÇIKLAMAYI ÜLKEMİZ UĞRUNA CAN VEREN BİRÇOK İNSAN VARKEN BİRAZ İDDİALI VE ABARTILI BULUYORUM). Özellikle ülkemizdeki fakirlik, işsizlik, yetersiz
beslenme gibi pek çok problemin çözüme büyük katkısı olacağına inandığı soyanın
milli bir politikayla ele alınması gerektiğine inanmakta ve bunun mücadelesini
vermektedir.
Onaltı
yıl süren araştırmalarımın bir meyvesi de ürettiğim ev ve sanayi tipi soya sütü
makinesi. Şu anda İstanbul'da 7.000 US$'a(aşağı yukarı 10 milyar TL’ ye)satılan
ve dünyanın en iyi makinesi denilen saatte
Sağlıklı gıdalar üreterek ,paraya fazla önem vermeden hem kendinizin hem de
helal ve sağlıklı gıdayla beslenerek üstün ahlaka ve bedene sahip olacak bireylerin oluşturacağı bir toplum ve
nesil meydana getirmeniz ancak sizin
gibi duyarlı ve sorumlu bireylerin elindedir.
Halil İbrahim Tütüncüoğlu,14/09/2002 ,Beşiktaş
İLK TANIŞMA VE MERAK
Soya ile ilk tanışmam kıymetli yazar
Müheyya İzer'in
"Bitkisel Protein ile Dengeli Beslenme" adlı kitabını 1992 yılında Beyoğlu'nda sağlıklı
gıdalar satan bir dükkandan 3.000 TL’ ye (önce biraz pahalı bulup sonra bir
altın madenine sahip olduğumu keşfederek)
satın almamla oldu.4000 yıldan beri Asya'da bilinen(ilk kayıtlarına M.Ö
2838'de Çin'de rastlanıyor) ve Doğu uygarlıklarının açlığını giderdiğini
belirttiği bu bitkinin ülkemizde yeterince değerlendirilmediğinden,dünyadaki
kronik açlığı(Tıbben protein yetersizliği) giderebileceğinden , soyanın yüksek besin değerinden bahseden Sn. İzer soyadan süt ve hatta peynir yapılabileceğini birtakım tariflerle de anlatmaktaydı. Konu madem bu kadar önemliydi
akademisyenlerimiz konuya eğilmişler miydi? Dünyadaki yeri neydi? Bu soruları
cevaplamak için gittiğim Beyazıt ve Atatürk Kütüphanelerinde başta Sn.
Profesörler Halis Arıoğlu,Kamil Doğan, ve A.Remzi Akyıldız
olmak üzere birçok yerli ve yabancı akademisyenin kitaplarının tozlu raflarda terkedilmiş ve keşfedilmeyi
beklediğini gördüm. Stratejik niteliğe sahip olarak nitelendirdikleri bu
bitkinin ilk tohumlarını sonra tanışacağım Sn. Mete Akyol'un
babası Türkiye'ye getirmiş(Ordu Ticaret
Odasında kitapları var),1960'larda ise Ordu'da bir soya yağı
fabrikası kurulmuş fakat bir süre sonra
mısır yağı fabrikasına çevrilmiş,
daha sonra Sn Prof. İbrahim Atakişi tarafından
1987 yıllarında "Soyayı
Yerleştirme ve Geliştirme Derneği" adıyla da bir dernekle çok büyük bir hareket başlatılarak soya üretimi
250 bin tona çıkarılmış(5 milyon ton hedeflenmiş) fakat o da derneğin antetli
kağıdıyla bana yazdığı mektubunda ürün alımı , paranın
zamanında ödenmemesi kısaca devlet desteği olmaması gibi birtakım önemli sıkıntılardan
dolayı bu hareketin yarım kaldığını belirtmişti.
Soyanın dünyadaki konumuna gelince çok daha çarpıcı bilgiler karşıma
çıkmaya başladı. Dünyanın en büyük silah ihracatçısı olan A.B.D.'nin soya ihracından elde ettiği gelir silah ihracından fazlaydı. Keza dünyanın 4.
büyük silah ithalatçısı olan ülkemizin de
ham yemeklik yağ-soya ekilerek karşılanacağını hesap edersek- ve soya(tane ,küspe) ithalatı silah ithalatının çok çok üstünde hatta 1 milyar US$/yıl ile 2. ithal kalemini
oluşturuyordu. (Veriler= Dünya Gazetesi&Tarım Bakanlığı).Dünyada üretilen
yaklaşık 183 milyon ton soyanın 80 milyon tonunu üreten A.B.D. bunu kendi
ülkesindeki 29 dış ülkelerdeki 14 temsilciliği vasıtasıyla A.S.A. (Amerikan
Soya Derneği ) adı altındaki derneğiyle
tüm dünyaya pazarlıyordu(Bizde kendi ihtiyacımızın sağlanmasını sağlayacak bir
milli koordinatörlük bile yokken!!!).
DÜNYA SOYA FASULYESİ
ÜRETİMİ
|
DÖNEMLER |
(1.000 TON) |
|
1997/1998 |
158.221 |
|
1998/99 |
159.923 |
|
1999/00 |
159.800 |
|
2000/01 |
175.259 |
|
2001/02 |
183.399 |
BAŞLICA ÜRETİCİ ÜLKELERDE VE TÜRKİYE’DE SOYA ÜRETİMİ(1.000 TON)
|
ÜLKELER |
1999/00 |
2000/01 |
2001/02 |
|
A.B.D |
71..929 |
75.055 |
78.669 |
|
BREZİLYA |
31.200 |
39.058 |
41.800 |
|
ARJANTİN |
20.700 |
27.300 |
30.200 |
|
ÇİN |
14.300 |
15.401 |
15.450 |
|
HİNDİSTAN |
4.900 |
5.010 |
5.300 |
|
KANADA |
2.766 |
2.703 |
1.582 |
|
TÜRKİYE |
67 |
46 |
50 |
KAYNAK: OIL WORLD - 2002
A.B.D.’nin ¼
nüfusuna sahip Türkiye’nin soya üretimi A.B.D.’nin
sadece 1/1574
‘üne tekabül etmekte. Bu tablonun fazla söze gerek bırakmadığı herhalde ortada.
Ürünün baş
ithalatçısı olan Avrupa ülkeleri ise aldıkları soyayı yağa çevirerek Çin,Eski Doğu Bloğu ülkeleri,Türkiye,İran, Hindistan,
Pakistan gibi ülkelere birkaç misli kara çevirerek satmaktaydılar[Aslında vücudumuzun ihtiyacı olan yağ tüm gıda maddelerinde (hayvansal ürünler,yağlı
tohumlar,tahıl,bakliyat,hatta sebze ve meyvelerde) dahi var . O yüzden bu
endüstri aslında abesle iştigal ve
bizlere düşen bu çeşitli kimyasal
maddelerle çeşitli işlemler görerek rengi açılan, tadı +kokusu
"düzeltilen" ve soframıza bir zehire
dönüşerek gelen dünyada da en fazla 50
yıllık tarihi olan gereksiz maddeler(mısır, ayçiçeği yağları da dahil) yerine günde 4-5 zeytin,fındık,fıstık,ceviz
vb ya da bir kaşık sızma doğal zeytinyağı kullanarak yağ ihtiyacımızı doğal
yönden gidermek.]Bu bilgileri ise daha sonra uğradığım İstanbul Ticaret ve
Sanayi Odalarından elde etmiştim .A.S.A.’ ya bu endüstri yerine dünyada 200
milyonu 5 yaş altı çocuk olmak üzere 800 milyon açlık çeken insanların
bulunduğu ülkelere soya satmalarını öneren mektubuma ise cevap dahi alamadım.
Yağdan arta kalan küspeyi ise yoğun üretim ve tüketime dayalı maalesef maddeye
ve çıkara dayalı dünya görüşleri doğrultusunda hayvan yemi olarak
satmaktaydılar.%51 protein içeren bu küspenin
.
Çalışmalarım ve araştırmalarımın yeterli
olduğuna inandığım 1995 Eylülünde ekmeklere soya unu katılmasıyla açlık sorunun
çözüleceğini yazdığım küçük bir dergideki ilk yazım
çok ilginç bir gelişmenin başlangıcı oldu. Yazımı okuyan Sivas Belediyesi Halk
Ekmek Fabrikası Müdürü Sn. İbrahim Örün ,Sivas
Cumhuriyet Ü. Tıp Fakültesi ile temasa geçerek yazdıklarımın doğru olduğu yönünde
onay almış ve benden ek bilgi ve belgeler yollamamı istiyordu. Elimdeki
belgeleri yolladıktan bir iki hafta sonra ise yine tesadüfi bir şekilde elime
geçen Sivas Belediyesi Haber Bülteninde Belediyenin yerel gazeteler,Tv’ler,el ilanları ile konuyu halka duyurarak %5
soya katkılı ekmeği üretmeye-daha sonra günde 20.000 adedi bulacak- başladığını
ve uygulamanın da çok rağbet gördüğünü okudum. Uygulama 2 yıl sürdü ve bölge
halkının direk cüzdanına yansıyan 20 milyon US’ lık
bir karlılığa sebep oldu. Uygulanmanın bitirilmesi duyduğum kadarıyla “Bu
ülkeyi kurtarmak sana mı düştü” diyerek Halk Ekmek Fabrikası Müdürünü ve icraatlarını kıskanarak görevden
alan üst düzey yetkililer vasıtasıyla oldu.(Ete kıyasla sağlanan bu karlılık
ülke genelinde uygulansaydı her yıl 4 milyar US$'a tekabül edecekti. Buradan
yola çıkarak-daha sonra da yazacağım 150’un üzerinde yazıda konuyu da
belirttiğimi göz önüne alınca -ülkemizin geri kalmasındaki tek sebebin aslında
sorumsuz
yöneticilerimizden,yavaş işleyen adaletten ve
hakkını arayamayarak haksızlıkları kabule zorlanmaya razı olan bizlerden
kaynaklandığını görmek -maalesef,acı bir şekilde- mümkün). Bu olaylar zinciri
benim konuyu medya
aracılığıyla siyasilerimize ve halkımıza duyurma yönünde teşvik edici
oldu.
BASIN,SİYASET,DEVLET
KIYASLAMASI
Yaklaşık 30'un üzerinde her kesimden değişik medya aracında
150'un üzerinde yazı yazdım,tv+radyo programı yaptım,aşağı yukarı her kesimden
tüm partilerin merkezlerine ,il+ilçe teşkilatlarına, web sitelerindeki
e-postalarına konuyu iletip devlet veya özel yetkililere ulaşmaya çalıştım
.Netice olarak basın ve halk beni çok çok destekliyor
(ülke yararına olduğu için başvurduğum her gazete yazılarımı hemen
yayınlıyor,insanlar ise yüzlerce telefon,mektup,faks gönderiyorlardı)fakat konu
siyasi mekanizmalara gelince takılma oluyordu. Hakkını yememek için ismini
zikretmem gerekirse başta Sn.Fehim Adak,Sn.Deniz Baykal.Sn.Sami
Güçlü beni tel ya da e-mail ile bizzat ararken en duyarlı kurumların basın ve
ordumuz olduğunu bir daha görüyorduk. Genelkurmay Başkanlığına yazdığım ve
ekmeklere %30 oranında soya unu katılması
ile tüm orduda -maksimum
bazda&ete kıyasla- beheri 12 milyon US$ olan 15 F-16 savaş uçağına denk
gelen 180 milyon US$/yıllık bir gelir elde edileceğine dair önerime[Hesap şu
şekilde gerçekleşmekte: Ortalama bir askerin
derhal K.K.K Levazım Şube Dairesi Bşk. Sn Ali Albay yanıt verip
beni arayarak gerekli üretici+toptancı adreslerini ve bilgi istedi. Yalnız bir
anlaşmazlık dolayısıyla kavrulmamış soya unu satın alarak yaptıkları deneyde
ekmekte koku oluşunca yapmaktan
vazgeçtiler(itiraf etmek gerekirse kavrulmuş undan deneme yapmalarını
belirtmeyi ben unutmuş,unu aldıkları yer ise
hatırlatmamıştı). Başıma gelen ilginç bir olay ise aynı öneriyi yani o sırada
hapiste bulunan 50 bin
mahkumun soyalı ekmekle beslenmesinin -ete kıyasla- yılda 20
milyon US$ bir karlılık ve daha sağlıklı beslenme sağlayacağını Adalet
Bakanlığına belirtmem üzere gelişti. Pencereden bakıyorken gelen 2 sivil
polis derhal adliyeye gidip savcıya ifade vermemi yoksa kendilerinin götüreceklerini
herkesin ortasında yüksek ve nazik diyemeyeceğim bir şekilde belirttiler .Aslında
Aziz Nesin'e iyi bir malzeme olacak
konuyu savcıya anlatınca gülerek özür
diledi, bana ve anneme teşekkür etti ve projemi Bakanlığa belirteceğini
söyledi. Bunu ülkemizdeki kurumların işleyişinde kıyaslama yapılabilmesi için
belirtmek gerekliliğini hissetttim.Bu arada internet kafeler de
iyice yaygınlaştığı için artık evimin çevresindeki internet kafelerden
araştırmalarımı sürdürebiliyordum. Araştırmalarımda en önemli olduğuna
inandığım bir konu da soya sütü ve soya sütü makineleri hakkında olanıydı.
SOYA
SÜTÜ ARAŞTIRMALARIM
Bu
noktada öncelikle 2000 yıllık tarihi bilinen soya sütünün
geleneksel olarak nasıl yapıldığının bilinmesinde fayda var zira bu bilgi size konunun en temel
&baz&ana prensini vermek ve
ilerde sağlam zemine basarak hareket etmenizi sağlayacak en gerekli bilgi. Soya
sütü yapmak için öncelikle soya fasulyesi 8 saat soğuk suda ıslatılır. Bir kaba
doldurulan soyanın üzeri örtülecek kadar su ile kaplanır. Hızlı ıslatma için
kaynar suya soyaları bırakıp 4 saatte de ıslatabilirsiniz benim buluşum ise
dünyada ilk defa bu süreyi yarım saate indirmiş durumda. İlerde sanayi tipi
tesis kurmak isterseniz üretimin artması için bu çok önemli (Ben
soyayı kaynar suya bırakıp-ocağın altını kapatıp 15 dakika bekletiyorum. Daha
sonra suyu yeniden kaynama noktasına getirip –ocağın altını kapatıp-bir 15
dakika daha bekletiyorum. Böylelikle soya fasulyesi yeteri kadar suyu çekip
şişerek süt olmaya hazır hale geliyor.).Soyanın yeteri
kadar şiştiğini şöyle anlarız. Soyayı elimizle ortasından ayırırız. İç kısım
tamamen düzse soya yeteri kadar su çekmiştir. İçbükeylik varsa biraz daha
ıslatmak gerekir. Islatmada karbonat kullanılmasını tavsiye etmem çünkü hem tat
bozulmakta hem de karbonat gibi alkali maddeler B grubu vitaminleri
öldürmektedir. Sütü yaparken bence soyanın kabuklarını ayırmanız çok önemli
değildir ve tat üzerinde belirli bir etkisi olmaz-profesyonelce
Dünyadaki soya sütü ve ürünleri-sosisler,çikolatalar,
peynirler vb.-üreticileri,
tarifleri internette onbinlerle
tarif edilebilecek sayfa sayısında dünyanın her yanında bulunan dev bir
endüstrinin varlığından bahsetmekteydi. Ülke bazında ise çok ilginç uygulamalar
da vardı. Yem sanayisi tamamen eski Doğu Bloğu ekonomik paktı Komekon'a bağlı olan Küba"Yeni
Dünya Düzeni " ile komünizm çöktükten sonra ticari partnerlerinin %75'ini kaybetmişti. Bu
ana kadar 0-65 yaş grubunda herkese günde
Bunların hepsini
gördükten sonra gazetelerdeki
yazılarımda inek sütüyle aynı besin içeriğine sahip olduğu halde (hatta kolesterol,galaktoz ve laktoz
içermediği için daha da sağlıklı) 4-8'de 1 fiyata mal edilen soya sütünden ve bu arada İstanbul'da yaşayan "Brian Wu" adlı Honk Kong'lu bir Kimya Mühendisinin bana gösterdiği saatte
Dünya Savaşı sonrasında yorgun düşen ekonomide halkın protein açığının
giderilmesi için devletin sürdürdüğü yoğun tanıtım kampanyası ile başlamıştı ve
durumda ülkemizle birebir örtüşüyordu. Tabii aldığım tepki gazetelerin
telefonlarının kilitlenerek halktan gelen yoğun bir tebrik ve makine talebi
oldu. Oysa belirttiğim gibi ben bunu devletin yapmasını önermiştim çünkü sermaye olarak yeterli değildim.
Bu arada bana
bu makinelerin varlığından bahseden kişi
Türkiye'den gitti ve makineyi yapan firmayı da bulamadım. Olay çok karlı
gözükmekteydi. Saatte 40 litreden 10 saatte
|
|
Soya sütü |
İnek sütü |
|
Su |
90 |
87.4 |
|
Protein |
3.5 |
3.4 |
|
Yağ |
2.8 |
3.7 |
|
Karbonhidrat |
3.1 |
4.8 |
|
Kül |
0.5 |
0.7 |
.
DÜNYA MAKİNE ENDÜSTRİSİ
Daha sonra
dünya soya sütü makine endüstrisini ve fiyatlarını incelemeye başladığım
zaman ise aslında maalesef fiyatın 300 US$ olmadığı dünyanın en iyi makinesini
yaptığı iddia edilen Prosoya adlı firmanın [Prosoya 5310 Canotek Road,4.it2 Ottowa-Ontorio/Canada k1j,9ns
tel:001-613-745-9115 Faks:001-612-745-