ANA SAYFA HAKKIMDA MERHABALAR

MERHABALAR

Bu siteyi soyayı,soyanın Türkiye macerasını ve benim soya maceramı anlatmak için yazdım. Açlığı dengeli beslenmeye,fakirliği zenginliğe,işsizliği en onurlu  emeksel üretime ve hastalıkları da sağlığa çevirmeyi becerebilen bu bitki hakkında "asrın bitkisi","tarlaların altını","kemiksiz et","stratejik bitki" gibi birçok ismi takan bilim adamlarının ne kadar haklı olduklarını araştırmalarımı okurken anlayacaksınız.

 

Hakkımda  kıymetli tarafınızı bilgilendirmeye aslında biraz da tembeliğe kaçarak Timaş Kitapevinin sitesinde yer verdiği özet hayat hikayemi naklederek başlıyayım:

Halil İbrahim Tütüncüoğlu

 

 

1958 İstanbul doğumlu. A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesinden ticaret hayatına atıldığı için ayrıldı. 1976-1984 yılları arasında turizm/tercümanlık alanlarında çalıştı. 1986 yılında askerlik görevini tamamladıktan sonra Doğal Beslenme, Şifalı Bitkiler, Hastalıklar, Gıda Piyasası (Üretim ve Besin Kimyası), Soya, Soya Sütü makineleri üzerine araştırmalara başladı. 1995 yılından itibaren araştırmalarıı halk kitlesiyle paylaşmaya başladı. Seminerler verdi, makaleler yayınladı, televizyon ve radyo programlarına katıldı. Halen tercümanlık, araştırmacılık ve soya sütü makineleri üretimi yapan Tütüncüoğlu hayatını toplum sağlığına adamıştır(BU AÇIKLAMAYI ÜLKEMİZ UĞRUNA CAN VEREN BİRÇOK İNSAN VARKEN BİRAZ İDDİALI VE ABARTILI BULUYORUM). Özellikle ülkemizdeki fakirlik, işsizlik, yetersiz beslenme gibi pek çok problemin çözüme büyük katkısı olacağına inandığı soyanın milli bir politikayla ele alınması gerektiğine inanmakta ve bunun mücadelesini vermektedir.

 

 Onaltı yıl süren araştırmalarımın bir meyvesi de ürettiğim ev ve sanayi tipi soya sütü makinesi. Şu anda İstanbul'da 7.000 US$'a(aşağı yukarı 10 milyar TL’ ye)satılan ve dünyanın en iyi makinesi denilen saatte 40 litre kapasiteli bu makineden daha da iyisini  SADECE  850 milyon TL ‘size veriyorum. Bu makineyi üreten firmanın Kanadalı müdürü -ve ortağı- evime gelerek  makinemi satın almak istedi).Makineyle üreteceğiniz soya sütü(süttozuna da çevirebilirsiniz) normal sütün 1/ 4-8 daha ucuzuna hatta üretimden artan küspeyi de anlatacağım şekilde değerlendirirseniz neredeyse bedavaya gelecek. Bu süt inek sütüyle aynı içerikte olup ülkemizin sağlıklı beslenebilmesi için gerekli olan 16 milyar US$/yıllık fakat halen 8 milyar US$ olan süt  ürünleri tüketimindeki açığı da çok sağlıklı (kolesterol,laktoz,galaktoz içermeden) ve hızlı bir biçimde giderecek.. Ayrıca  azotça zayıf topraklara sahip  olduğumuz için yılda ayrılan 1/2 milyar US$'lık gübre sübvansiyonunun da engelleneceğini,ikinci üründe gübre harcamasının duracağını,ekildiği toprağa gübre fabrikası gibi dönüm başı 6 US$'lık  azot bıraktığını bildiği halde soyayı nerede değerlendireceğini bilemeyen üreticilerimiz, milyonlarca hasta ve ekonomik sebeplerle dengesiz beslenen insanlarımızın ihtiyacını gidereceği için yeni iş alanı arayan müteşebbislerimize faydalı bir alternatif , ilerde göreceğinizi gibi çok büyük sınır ticareti ve dış pazarı olanağı olduğu için sanayicilerimize ve ihracatçılarımıza büyük katkı sağlanacağına inanıyorum. Devletimize  düşen ise birçok görev var,şu anda 2. ithal kalemimiz olan soyayı (yağ,tane,küspe) kurulacak bir Milli Soya Koordinatörlüğü ile Türkiye’de ektirerek dışarı giden 1 milyar US$’ın ülkede kalmasını sağlamak ve en az yüzbin insanımıza iş alanı açmak(Hatta  devlet politikası olarak da kurulacak bu koordinatörlük vasıtasıyla Türkiye'nin dış borçlarının yılda 13 milyon ton soya ithal eden A.B.’ ye dünyada hızla yükselen bir trend olan Barter=Takas yöntemiyle ödenmesinin  bile  mümkün hale getirilebileceğine  inanıyorum).Bunu  ne için yapıyorum? Ülkemizin ilerlemesi  için her birimizin feragatli bir şekilde elinden geleni yapması gerektiğine inanıyorum. Kronik açlık (protein yetersizliği)çeken 14 milyon insanımızın kurtuluşu bence sadece bu şekilde mümkün. Şu anda köfteciler,hamburgerciler ve dönerciler de kendilerine korkunç karlılık sağlayan soya konsantresi ve izolatını ürünlerinde kullanıyorlar ve hiçbirimiz bilmiyoruz. (Dönerin içine fazla su çeken  soya izolatını koyan bir dönerci bu sayede ayda 1 milyar TL haksız kazanç elde edebilmekte).Soyadan bu şekilde aşırı kar düşüncesiyle değil normal bir şekilde istifade etmek hepimiz için en ideal yol.Konuyla ilgili ilginç bir anımı belirtmeden  geçemeyeceğim. Tanınmış bir sucuk firmasına sadece soyadan yapılan bir sucuk üreterek “soya sucuğu” adı altında satmasını önerdiğim zaman”Aman kardeşim bana soya deme,ben eskiden insanları aldatmak için sucuğun içine soya katıyordum sonra pişman oldum tövbe ettim ve bir daha katmıyorum” dedi. Oysa şöyle de düşünülebilir: Aslında insanları kandırmak amacıyla soya kullanan bu tüccarın etle denk olan,kolesterol,üre,asit ürik gibi ette bulunan zararlı maddeleri içermeyen bu maddeyi kullanması istemese de insanların yararına olmuştu.Bunu kendisine hatırlatarak bir nebze onu rahatlattığımı sanıyorum. Acaba şu anda yediğimiz hormonlu  meyve ve sebzeleri,bizi hasta eden reklamlarla zorla yedirildiğimiz rafinasyona uğramış konserveler ,hazır gıdalar,  beyaz  un ve şekerden üretilen gıdalarla yaşadığımız çağdaş kronik hastalıklar arasında bir bağlantı kurmak mümkün mü?

  Sağlıklı gıdalar üreterek ,paraya fazla önem vermeden hem kendinizin hem de helal ve sağlıklı gıdayla beslenerek üstün ahlaka ve bedene sahip olacak  bireylerin oluşturacağı bir toplum ve nesil  meydana getirmeniz ancak sizin gibi duyarlı ve sorumlu bireylerin elindedir.

 

Halil İbrahim Tütüncüoğlu,14/09/2002 ,Beşiktaş

 

 

İLK TANIŞMA VE MERAK

 

   Soya ile ilk tanışmam kıymetli yazar Müheyya  İzer'in "Bitkisel Protein ile Dengeli Beslenme" adlı  kitabını 1992 yılında Beyoğlu'nda sağlıklı gıdalar satan bir dükkandan 3.000 TL’ ye (önce biraz pahalı bulup sonra bir altın madenine sahip olduğumu keşfederek)  satın almamla oldu.4000 yıldan beri Asya'da bilinen(ilk kayıtlarına M.Ö 2838'de Çin'de rastlanıyor) ve Doğu uygarlıklarının açlığını giderdiğini belirttiği bu bitkinin ülkemizde yeterince değerlendirilmediğinden,dünyadaki kronik açlığı(Tıbben protein yetersizliği) giderebileceğinden ,  soyanın yüksek besin değerinden bahseden Sn. İzer soyadan süt ve hatta peynir yapılabileceğini  birtakım tariflerle  de anlatmaktaydı. Konu  madem bu kadar önemliydi akademisyenlerimiz konuya eğilmişler miydi? Dünyadaki yeri neydi? Bu soruları cevaplamak için gittiğim Beyazıt ve Atatürk Kütüphanelerinde başta Sn. Profesörler Halis Arıoğlu,Kamil Doğan, ve A.Remzi Akyıldız olmak üzere birçok yerli ve yabancı akademisyenin kitaplarının  tozlu raflarda terkedilmiş ve keşfedilmeyi beklediğini gördüm. Stratejik niteliğe sahip olarak nitelendirdikleri bu bitkinin ilk tohumlarını sonra tanışacağım Sn. Mete Akyol'un babası Türkiye'ye getirmiş(Ordu  Ticaret Odasında kitapları var),1960'larda ise Ordu'da bir soya  yağı  fabrikası kurulmuş fakat bir süre sonra  mısır yağı fabrikasına  çevrilmiş, daha sonra Sn Prof. İbrahim Atakişi  tarafından    1987  yıllarında "Soyayı Yerleştirme ve Geliştirme Derneği" adıyla da bir dernekle çok  büyük bir hareket başlatılarak soya üretimi 250 bin tona çıkarılmış(5 milyon ton hedeflenmiş) fakat o da derneğin antetli kağıdıyla bana yazdığı mektubunda  ürün alımı ,  paranın zamanında ödenmemesi kısaca devlet desteği olmaması gibi birtakım önemli sıkıntılardan dolayı bu hareketin yarım kaldığını belirtmişti.

Soyanın dünyadaki konumuna gelince çok daha çarpıcı bilgiler karşıma çıkmaya başladı. Dünyanın en büyük silah ihracatçısı olan A.B.D.'nin soya ihracından elde ettiği gelir silah  ihracından fazlaydı. Keza dünyanın 4. büyük silah ithalatçısı olan ülkemizin de  ham yemeklik yağ-soya ekilerek karşılanacağını hesap edersek- ve soya(tane ,küspe) ithalatı silah ithalatının çok çok üstünde hatta 1 milyar US$/yıl ile 2. ithal kalemini oluşturuyordu. (Veriler= Dünya Gazetesi&Tarım Bakanlığı).Dünyada üretilen yaklaşık 183 milyon ton soyanın 80 milyon tonunu üreten A.B.D. bunu kendi ülkesindeki 29 dış ülkelerdeki 14 temsilciliği vasıtasıyla A.S.A. (Amerikan Soya Derneği ) adı altındaki  derneğiyle tüm dünyaya pazarlıyordu(Bizde kendi ihtiyacımızın sağlanmasını sağlayacak bir milli koordinatörlük bile yokken!!!).

 

 

 

DÜNYA SOYA FASULYESİ  ÜRETİMİ

 

DÖNEMLER

(1.000 TON)

1997/1998

158.221

1998/99

159.923

1999/00

159.800

2000/01

175.259

2001/02

183.399

 

BAŞLICA ÜRETİCİ ÜLKELERDE  VE TÜRKİYE’DE SOYA ÜRETİMİ(1.000 TON)

ÜLKELER

1999/00

2000/01

2001/02

A.B.D

71..929

75.055

78.669

BREZİLYA

 31.200

 39.058

 41.800

ARJANTİN

 20.700

 27.300

 30.200

ÇİN

 14.300

 15.401

 15.450

HİNDİSTAN

   4.900

   5.010

   5.300

KANADA

   2.766

   2.703

   1.582

TÜRKİYE

         67

         46

        50

KAYNAK: OIL WORLD - 2002

A.B.D.’nin ¼  nüfusuna sahip Türkiye’nin soya üretimi A.B.D.’nin sadece  1/1574 ‘üne tekabül etmekte. Bu tablonun fazla söze gerek bırakmadığı herhalde ortada.

 

 Ürünün baş ithalatçısı olan Avrupa ülkeleri ise aldıkları soyayı yağa çevirerek Çin,Eski Doğu Bloğu ülkeleri,Türkiye,İran, Hindistan, Pakistan gibi ülkelere birkaç misli kara çevirerek satmaktaydılar[Aslında  vücudumuzun ihtiyacı olan yağ tüm gıda  maddelerinde (hayvansal ürünler,yağlı tohumlar,tahıl,bakliyat,hatta sebze ve meyvelerde) dahi var . O yüzden bu endüstri aslında abesle  iştigal ve bizlere düşen  bu çeşitli kimyasal maddelerle çeşitli işlemler görerek rengi açılan, tadı +kokusu "düzeltilen" ve soframıza bir zehire dönüşerek gelen   dünyada da en fazla 50 yıllık tarihi olan gereksiz maddeler(mısır, ayçiçeği yağları da  dahil) yerine günde 4-5 zeytin,fındık,fıstık,ceviz vb ya da bir kaşık sızma doğal zeytinyağı kullanarak yağ ihtiyacımızı doğal yönden gidermek.]Bu bilgileri ise daha sonra uğradığım İstanbul Ticaret ve Sanayi Odalarından elde etmiştim .A.S.A.’ ya bu endüstri yerine dünyada 200 milyonu 5 yaş altı çocuk olmak üzere 800 milyon açlık çeken insanların bulunduğu ülkelere soya satmalarını öneren mektubuma ise cevap dahi alamadım. Yağdan arta kalan küspeyi ise yoğun üretim ve tüketime dayalı maalesef maddeye ve çıkara dayalı dünya görüşleri doğrultusunda hayvan yemi olarak satmaktaydılar.%51 protein içeren bu küspenin 5 kg  ile %17 protein içeren 1 kg tavuk eti elde edilebilmekteydi. Yani 15 kişinin doyacağı yerde sırf Amerikalı çiftçiler fazla üretsin ve kazansın diye 1 kişi doyuruluyordu. Oysa bu da Brezilya gibi diğer ülkelerin  soya üretimi yarışına girebilmek için yağmur ormanlarını keserek tarım alanları açmalarına dolayısıyla dünyada sera etkisi ve beraberinde getirdiği iklim değişmeleri,seller, depremler,  yanardağ aktiviteleri ve diğer doğal afetlere sebep oluyordu. Daha sonra ise o günün kısıtlı internet imkanlarıyla(o sırada internet İstanbul'da birtakım zengin insanların evlerinin haricinde sadece Vakkorama adlı lüks bir kafede ve Amerikan Konsolosluğunun kütüphanesinde bulunuyordu) yaptığım araştırmalarda attığım her adım soyanın sadece bitki olarak değil sanayide 400'ün üzerinde yerde kullanılması, ekmeklerde kullanılırsa hem bayatlamayı geciktirmesi hem de  dünyadaki açlık sorununu çözmesi gibi gerçekten çok daha beni bağlayıcı ve derinlemesine araştırmalar yapmaya teşvik eden yerlere sürüklemeye başladı.(Yine ilerde öğreneceğim gibi sadece ben değil Henry Ford gibi soyadan yaptığı plastik gövdeli otomobili 2 Kasım 1940 yılında basın önünde demirle vurarak test eden birçok soya tutkunu/fanatiği dünyada ve Türkiye'de mevcuttu.)Daha sonra Şişli Belediyesinin ve Fatih'te Eğitim Gönüllülerinin açtığı ve halkın hizmetine ücretsiz sunduğu internet evleri benim,bu konu üzerinde çalışan dünyanın üniversiteleri(en büyüğü Illinois Üniversitesi  -yaklaşık 2500 m2 alan üzerine kurulu yüzün üzerinde yerli ,binin üzerinde yabancı uzmanla çalıştıkları ,devlet ve eyaletçe 5 milyon US$'ın üstünde destekle kurulmuş bir labarotuar ve araştırma  merkezine sahip olan-), dernekleri ve kurumları ile aylarca yapacağım yazışmaların yeni merkezleri oldu. Yaptığım yazışmalarda ve görüşmelerde  elde edindiğim izlenimlerde  A.S.A. yetkilileri veya onların yerli temsilcileri 1)Soya çok faydalıdır,2) Türkiye muhakkak kullanmalıdır,3)Türkiye'de yetişmez(Kendi yaptıkları deneylerin ve bizim akademisyenlerimizin  söylediklerinin tersine) lafları kulağıma gelmekteydi.

 

.

 

Çalışmalarım ve araştırmalarımın yeterli olduğuna inandığım 1995 Eylülünde ekmeklere soya unu katılmasıyla açlık sorunun çözüleceğini yazdığım küçük bir dergideki ilk yazım çok ilginç bir gelişmenin başlangıcı oldu. Yazımı okuyan Sivas Belediyesi Halk Ekmek Fabrikası Müdürü Sn. İbrahim Örün ,Sivas Cumhuriyet Ü. Tıp Fakültesi ile temasa geçerek yazdıklarımın doğru olduğu yönünde onay almış ve benden ek bilgi ve belgeler yollamamı istiyordu. Elimdeki belgeleri yolladıktan bir iki hafta sonra ise yine tesadüfi bir şekilde elime geçen Sivas Belediyesi Haber Bülteninde Belediyenin yerel gazeteler,Tv’ler,el ilanları ile konuyu halka duyurarak %5 soya katkılı ekmeği üretmeye-daha sonra günde 20.000 adedi bulacak- başladığını ve uygulamanın da çok rağbet gördüğünü okudum. Uygulama 2 yıl sürdü  ve bölge halkının direk cüzdanına yansıyan 20 milyon US’ lık bir karlılığa sebep oldu. Uygulanmanın bitirilmesi duyduğum kadarıyla “Bu ülkeyi kurtarmak sana mı düştü” diyerek Halk Ekmek Fabrikası Müdürünü  ve icraatlarını kıskanarak görevden alan üst düzey yetkililer vasıtasıyla oldu.(Ete kıyasla sağlanan bu karlılık ülke genelinde uygulansaydı her yıl 4 milyar US$'a tekabül edecekti. Buradan yola çıkarak-daha sonra da yazacağım 150’un üzerinde yazıda konuyu da belirttiğimi göz önüne alınca -ülkemizin geri kalmasındaki tek sebebin aslında sorumsuz

yöneticilerimizden,yavaş işleyen adaletten ve hakkını arayamayarak haksızlıkları kabule zorlanmaya razı olan bizlerden kaynaklandığını görmek -maalesef,acı bir şekilde- mümkün). Bu olaylar zinciri benim konuyu medya  aracılığıyla siyasilerimize ve halkımıza duyurma yönünde teşvik edici oldu.

                                                                                                                    

BASIN,SİYASET,DEVLET KIYASLAMASI

 

Yaklaşık 30'un üzerinde her kesimden değişik medya aracında 150'un üzerinde yazı  yazdım,tv+radyo programı yaptım,aşağı yukarı her kesimden tüm partilerin merkezlerine ,il+ilçe teşkilatlarına, web sitelerindeki e-postalarına konuyu iletip devlet veya özel yetkililere ulaşmaya çalıştım .Netice olarak basın ve halk beni çok çok destekliyor (ülke yararına olduğu için başvurduğum her gazete yazılarımı hemen yayınlıyor,insanlar ise yüzlerce telefon,mektup,faks gönderiyorlardı)fakat konu siyasi mekanizmalara gelince takılma oluyordu. Hakkını yememek için ismini zikretmem gerekirse başta Sn.Fehim Adak,Sn.Deniz Baykal.Sn.Sami Güçlü beni tel ya da e-mail ile bizzat ararken en duyarlı kurumların basın ve ordumuz olduğunu bir daha görüyorduk. Genelkurmay Başkanlığına yazdığım ve ekmeklere %30 oranında soya unu katılması  ile tüm orduda  -maksimum bazda&ete kıyasla- beheri 12 milyon US$ olan 15 F-16 savaş uçağına denk gelen 180 milyon US$/yıllık bir gelir elde edileceğine dair önerime[Hesap şu şekilde gerçekleşmekte: Ortalama bir askerin 70 kg olduğunu hesap ediyoruz.Bir insana günde kilosu kadar 0.74 gram 1. Sınıf protein gereklidir.Yani 70 kg.’lık bir askerin günde 52.5 gram 1. Sınıf protein alması gerekir.Bunu et ile almak isterse günde 300 gram et alması  gerekir ki(ette%17 protein var) bunun maliyeti etin toptan kg  fiyatı 5 milyon TL’den hesaplanırsa günde 1,5 milyon TL’dir.Oysa aynı proteini sadece  ekmeğe katılacak 100 gram(yağı alınmış) %51 proteinli soya unu 60.000 TL’ye sağlar.Yani günde asker başı 1 US$ kar sağlanacaktır.BU şekilde 500.000 askerimizden yıllık elde edilecek kar 182,5 milyon US$’a gelir.Tabii ki bu maksimum olarak yapılan bir hesaplamadır ama ABD,İran(orada askerlik yapan Azeriler soya yemekten bıktıklarını söylüyorlar) ve birçok ülkenin ordusu soyadan  faydalanırken bizim ordumuzun da bu nimetten azami anlamda faydalanmasının gerekliliğine inanmaktayım.]

derhal K.K.K Levazım Şube Dairesi Bşk. Sn Ali  Albay yanıt verip beni arayarak gerekli üretici+toptancı adreslerini ve bilgi istedi. Yalnız bir anlaşmazlık dolayısıyla kavrulmamış soya unu satın alarak yaptıkları deneyde ekmekte koku oluşunca  yapmaktan vazgeçtiler(itiraf etmek gerekirse kavrulmuş undan deneme yapmalarını belirtmeyi ben unutmuş,unu aldıkları yer ise hatırlatmamıştı). Başıma gelen ilginç bir olay ise aynı öneriyi yani o sırada hapiste bulunan 50 bin  mahkumun soyalı ekmekle beslenmesinin -ete kıyasla- yılda 20 milyon US$ bir karlılık ve daha sağlıklı beslenme sağlayacağını Adalet Bakanlığına belirtmem üzere gelişti. Pencereden bakıyorken gelen 2 sivil polis  derhal adliyeye gidip savcıya  ifade vermemi yoksa kendilerinin götüreceklerini herkesin ortasında yüksek ve nazik diyemeyeceğim bir şekilde  belirttiler .Aslında Aziz Nesin'e  iyi bir malzeme olacak konuyu savcıya anlatınca gülerek  özür diledi, bana ve anneme teşekkür etti ve projemi Bakanlığa belirteceğini söyledi. Bunu ülkemizdeki kurumların işleyişinde kıyaslama yapılabilmesi için belirtmek gerekliliğini hissetttim.Bu arada internet kafeler de iyice yaygınlaştığı için artık evimin çevresindeki internet kafelerden araştırmalarımı sürdürebiliyordum. Araştırmalarımda en önemli olduğuna inandığım bir konu da soya sütü ve soya sütü makineleri hakkında olanıydı.

 

SOYA SÜTÜ ARAŞTIRMALARIM

 

 

 

 

Bu  noktada öncelikle 2000 yıllık tarihi bilinen soya sütünün geleneksel olarak nasıl yapıldığının bilinmesinde  fayda var zira bu bilgi size konunun en temel &baz&ana prensini vermek  ve ilerde sağlam zemine basarak hareket etmenizi sağlayacak en gerekli bilgi. Soya sütü yapmak için öncelikle soya fasulyesi 8 saat soğuk suda ıslatılır. Bir kaba doldurulan soyanın üzeri örtülecek kadar su ile kaplanır. Hızlı ıslatma için kaynar suya soyaları bırakıp 4 saatte de ıslatabilirsiniz benim buluşum ise dünyada ilk defa bu süreyi yarım saate indirmiş durumda. İlerde sanayi tipi tesis kurmak isterseniz üretimin artması için bu çok önemli (Ben soyayı kaynar suya bırakıp-ocağın altını kapatıp 15 dakika bekletiyorum. Daha sonra suyu yeniden kaynama noktasına getirip –ocağın altını kapatıp-bir 15 dakika daha bekletiyorum. Böylelikle soya fasulyesi yeteri kadar suyu çekip şişerek süt olmaya hazır hale geliyor.).Soyanın yeteri kadar şiştiğini şöyle anlarız. Soyayı elimizle ortasından ayırırız. İç kısım tamamen düzse soya yeteri kadar su çekmiştir. İçbükeylik varsa biraz daha ıslatmak gerekir. Islatmada karbonat kullanılmasını tavsiye etmem çünkü hem tat bozulmakta hem de karbonat gibi alkali maddeler B grubu vitaminleri öldürmektedir. Sütü yaparken bence soyanın  kabuklarını ayırmanız çok önemli değildir ve tat üzerinde belirli bir etkisi olmaz-profesyonelce

Dünyadaki soya sütü ve ürünleri-sosisler,çikolatalar, peynirler vb.-üreticileri,

tarifleri internette onbinlerle tarif edilebilecek sayfa sayısında dünyanın her yanında bulunan dev bir endüstrinin varlığından bahsetmekteydi. Ülke bazında ise çok ilginç uygulamalar da vardı. Yem sanayisi tamamen eski Doğu Bloğu ekonomik paktı Komekon'a bağlı olan Küba"Yeni Dünya Düzeni " ile komünizm çöktükten sonra ticari  partnerlerinin %75'ini kaybetmişti. Bu ana kadar 0-65 yaş grubunda herkese günde 1 litre süt sağlayabilen Küba artık yılda 40 bin ton süt ithal etmesine rağmen sadece 0-7 yaş grubuna süt temin edebiliyordu. Üzerlerindeki teknolojik ve ticari ambargoya rağmen Küba eski bir mandıracı olan Ortega Jhones'in gayretleriyle normal  inek sütü tesislerinde Kanada ve Brezilya'dan soya ithal ederek,çeşitli aromalarda soya sütleri,krem ve sert peynir ve dondurma imal etmeye başlayarak bu sorunu çözmüştü. Dünya Sağlık Teşkilat WHO' nun da Endonezya ve Filipinler’de kurduğu devlet destekli soya sütü tesisleri yine Mısır Gizze'de devletin Illinois Üniversitesiyle işbirliği içinde kurduğu 150 elemanlı  soya ürünleri üretim ve tanıtım merkezi ile  birçok ülkede de milli soya koordinatörlükleri vardı. Bunun gibi ise açlığın giderilmesinde soyayı öne çıkaran bazı hayır kuruluşları ve kurumlar ise Mennonite,Plenty International,UNAP/FAO ve Unicef'di(Bunların herbiri  hakkında detaylı bilgiyi internette arama motorlarına girerek  elde etmek mümkün).

Bunların hepsini  gördükten sonra  gazetelerdeki yazılarımda inek sütüyle aynı besin içeriğine sahip olduğu halde (hatta kolesterol,galaktoz ve laktoz içermediği için daha da sağlıklı) 4-8'de 1 fiyata mal edilen soya sütünden  ve bu arada İstanbul'da yaşayan "Brian Wu" adlı  Honk Kong'lu bir Kimya Mühendisinin bana gösterdiği saatte 40 litre kapasiteli soya sütü üreten ve fiyatı 300 US$ olan makineden  bahsetmeye başladım. O sıralarda insanlara iş alanı açmak için sadece arıcılık,halıcılık gibi uygulanmakta olan eski ve yetersiz  yöntemlerin yanına bu makinelerin de getirilerek ülkenin  dört bir yanına özellikle Doğu,Güneydoğu,Doğu Karadeniz gibi göç veren bölgelerde dağıtılması ve il,ilçe belediyeleri,aşevleri,Kızılay,İl Tarım Müdürlükleri gibi devlet kurumları ile örgütlü bir şekilde  işsizliğin giderilmesi,pahalılığın önüne geçilmesi,ölmek üzere olan hayvancılığa alternatif bulunması ve hammadde sıkıntısı çeken mandıralara da  çok ucuz hammadde sağlanabileceğini yazılarımda belirtmeye başladım. Aslında A.B.D.'de de soyanın yaygın kullanımı 2.

Dünya Savaşı sonrasında yorgun düşen  ekonomide halkın protein açığının giderilmesi için devletin sürdürdüğü yoğun tanıtım kampanyası ile başlamıştı ve durumda ülkemizle birebir örtüşüyordu. Tabii aldığım tepki gazetelerin telefonlarının kilitlenerek halktan gelen yoğun bir tebrik ve makine talebi oldu. Oysa belirttiğim gibi ben bunu devletin yapmasını önermiştim  çünkü sermaye olarak yeterli değildim. Bu arada  bana bu makinelerin varlığından  bahseden kişi Türkiye'den gitti ve makineyi yapan firmayı da bulamadım. Olay çok karlı gözükmekteydi. Saatte 40 litreden 10 saatte 400 litre sütü (üstelik1/4-8 fiyatına ) yaparak günde beheri 3 milyar TL'den 36 milyar TL tutan,yem,ahır , veteriner isteyen , ölme+hastalık riski taşıyan 12 ineğin işini ufacık bir alanda görecek bu makineler ülke (ve dünya) insanları için en iyi alternatif olacaktı . Soya sütü ayrıyeten inek sütüne kıyasla %12 daha az kalori,%48 daha az doymuş yağ içerirken diğer değerleri de aşağıdaki gibiydi:

 

Soya sütü

İnek sütü

Su

90

87.4

Protein

   3.5

   3.4

Yağ

    2.8

    3.7

Karbonhidrat

     3.1

     4.8

Kül

      0.5

     0.7

 

 

 

 

 

       .

             DÜNYA  MAKİNE ENDÜSTRİSİ

 

Daha sonra  dünya soya sütü makine endüstrisini ve fiyatlarını incelemeye başladığım zaman ise aslında maalesef  fiyatın  300 US$ olmadığı dünyanın en iyi makinesini yaptığı iddia edilen Prosoya adlı firmanın  [Prosoya 5310 Canotek Road,4.it2 Ottowa-Ontorio/Canada k1j,9ns tel:001-613-745-9115 Faks:001-612-745-2045”(Bu firmanın Hindistan,İskoçya ve Rusya'da da aynı  tip makineleri üreten fabrikaları var. Bunlara da sitelerinden bağlantı yapmak mümkün. Bu makinelerin)]saatte 40 litre kapasiteli "Soya İneği" olarak adlandırdıkları makinesinin fiyatının 7.000 US$ olduğunu[ şimdi İstanbul'da da temsilcilikleri ve  makineleri  mevcut (Tel= 0212/ 560 8633- 6611336)],Çin'de bulunan  aynı kapasitedeki diğer makinelerin ise 3.000 US$ olduğunu ve getirilmesinin masraflı  olduğunu gördüm  . (Bu arada Çin'den biraz bahsetmekte yarar var .Aynı bayrak,sınırlar,ortak para birimi,hukuk ve ekonomik bütünlük oluşturmaya çalışan 1 milyarlık Avrupa'ya karşı, bunları çoktan gerçekleştirmiş hiçte aşağı olmayan altyapı,kalifiye elemanlarla donanmış 1,5 milyarlık bir Çin'i görüyoruz. Korkunç bir üretim seferberliğine girişen Çin içerde ayda 5 US$'a çalıştırdığı işçileri,dışarıda batı normlarındaki temsilcileri,her malı  rahatlıkla bulabileceğiniz web siteleri ve şu anda ticaretten çok dünya pazarını ele geçirmeyi hedeflediği aşırı ucuzluktaki mallarıyla her ne kadar şu anda dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olsa da yakında birinciliğe oturursa kimse şaşmasın)Soya fasulyesinden süt elde edilmesi 2000 yıllık bir     maziye sahipti fakat son 10 yılda geleneksel soya sütü üretimi makineler vasıtasıyla gerçekleştirilerek çok zahmetli olan üretim basitleştirilmekteydi,yani ülkemizdeki ve dünyadaki açlık,hastalıklar, fakirlik,işsizlik gibi ekonomik sıkıntılar çözülebilecekti  fakat makinelerin pahalılığı  bu konudaki en büyük sorunu oluşturuyordu. Daha sonra ben yine tesadüfi bir şekilde burada bulunan Çin Halk Cumhuriyetinin ticari temsilcisini bularak onun vasıtasıyla Çin'den bir ev tipi  makine getirip ev+lâboratuar denemeleri ile soya ürünleri üretme denemeleri yaptım Daha sonra  çok özen gösterdiğim bu makine bozuldu ve üzülerek tamir ettirmek zorunda kaldım. Fakat bu istemediğim olay aksine bana artık bu makinenin aynısını hatta çok daha büyüğünü yapabileceğime dair fikir ve cesaret verme gibi değişik bir kapıyı önümde açtı. Sanayi tipi soya sütü makinelerinin en önde gelen üreticileri Prosoya/Kanada ve Çin'in ürettiği, internette resimlerini ve daha sonra elde ettiğim broşürlerindeki karışık yapılarını görerek önceleri kafamı iyice karıştıran   bu makinelerin hepsinin soya sütünü elektrikle  ürettikleri için soya sütünün maliyetini pahalı yaptıklarını gördüm.(buna rağmen Hindistan’da, Rusya’da ve dünyanın birçok yerinde satışlar yüksek tempoda sürmektedir)Aslında benim evde senelerdir yaptığım,Uzakdoğu’da ise 2000 yıldır geleneksel olarak yapılan ıslatma,kesme,pişirme, filtreleme yönteminin bu teknolojiyle sentezlenirse ortaya çok daha mükemmel bir makine çıkacağı fikrine iyice inandım ve dünyada ilk defa tüp gazla bunun yapılabileceğini düşünüp bu makineyi üreterek sütün maliyetini de düşürdüm. Önce bir prototipini yaptığım  makinenin prensip olarak çalıştığını görünce bu sefer paslanmaz çelikten esas makineyi yaptım   ve maliyetini de çıkarabilmiş oldum. Ayrıca dünyada şu anda mevcut  makinelerde  son derece gereksiz ve maliyeti artıran fazlalıkta  paslanmaz çelik kullanılmaktaydı. [Başta(birkaç sene önce) bana da imkansız  gibi gözükse de  3-7.000 US$ arasındaki satış fiyatı olan bu makineler  benim  2000 yıllık soya sütü üretim metotları ve çağdaş teknolojiyi sentezleyerek oluşturduğum yöntemim ile 6-700 US$civarında bir fiyata düştü].Hatta yukarıda da belirttiğim gibi dünyanın en iyi makinesi olarak  nitelendirilen ve İstanbul’da da görme olanağına sahip olduğunuz(Tel= 0212/ 560 8633- 6611336) Prosoya/Kanada firmasının kurucu,eski müdürü ve %15 hissedarı Mr. Frank Daller buluşun ucuzluğuna  önce paslanmaz çelik  fiyatlarının çok yüksek olduğunu söyleyerek  inanmadı  fakat bir toplantı için geldiği İstanbul'da  bilahare evimde yaptığım denemede görerek  tatmin oldu .(Frank Daller,Malnutrition Matters, Tel:001-613 446 0205, 2072   http:/www.malnutrition.org  , [email protected])

 

 

Hosted by www.Geocities.ws

Hosted by www.Geocities.ws

1