Hayati DEVELİ
Oğuzca,
X. yüzyıldan itibaren Önasya'da konuşulmaya başlandı. XI. yüzyıl Oğuzcanın
batıya, Anadolu'ya kitlesel olarak girdiği yüzyıldır. XIII. yüzyıldaki yeni göç
dalgaları Oğuzcanın Anadolu'daki varlığını perçinledi. Bir coğrafî adlandırma
olarak "Anadolu" tabirinin ihata sahasını biraz daha genişletip
Azerbaycan, Irak ve Suriye'nin bir kısmını da katacak olursak Oğuzcanın XI.
–XIII. yüzyıllar arasındaki coğrafyasını da elde etmiş oluruz. Bu geniş
coğrafyada Farsça, Arapça, Ermenice ve Rumca gibi yerel edebî dillerle
karşılaşan Oğuzcanın Kaşgarlı Mahmut'un bize ana hatlarıyla tanıttığı dilden
farklılaşması kaçınılmaz idi. Bir dilin değişmesinde temel etkenler olan olan
zaman ve coğrafya Oğuzcanın hem eşzamanlı hem de art zamanlı farklılaşmasına
yol açtı.
Saussure,
bir dilin her an çatlayan, ufalanan bir yapı olduğunu söyler; buna ayırıcı güç der. Ancak uzlaşmalara
dayalı bir sistemden, yani dilden bahsedebilmemizi sağlayan birleştirici güç'tür. Birleştirici güç
etkisiyle bir dil, onu konuşanlarca üzerinde uzlaşılan kendi ana özelliklerini
korur. Bu ana özelliklerin hepsi birden "standard"ı oluştururlar.
Zaman düzleminde standart da farklılaşır ve dilin birbirinden çeşitli dilbilimsel
seviyelerde farklı tarihî dönemleri ortaya çıkar. Coğrafya düzleminde
standarttan farklılaşan şekiller ise "ağız" ismiyle anılır. Standart
şekil de aslında bir "ağız"dan başka birşey değildir. Oğuzca bir
taraftan coğrafî şartların ve zaman'ın etkisiyle farklı "ağız"lara
bölünüp gelişirken bir taraftan da bu ağızlar kendi içlerinde birleşerek bir
kaç "standart" etrafında toplanmışlardır. 21. yüzyıldan geriye doğru
baktığımızda yazılı metinlerden tespit edebildiğimiz kadarıyla Oğuzcanın iki
büyük standart oluşturduğunu görmekteyiz. Bunlardan birincisine Türkiye
Türkçesi, ikincisine ise Azerî Türkçesi demekteyiz. Her iki standardın oluşum
tarihinin incelenebilmesi için metinlerin
özelliklerinin geriye doğru takibi gerekmektedir. 13. yüzyıldan
başlayarak ilk metinlerin hangi alt-ağız özelliklerini gösterdiklerinin tespiti
dilbilimsel bir dil tarihî çalışmasının ortaya konulabilmesi için
kaçınılmazdır.
13.-15.
yüzyıllarda Anadolu üretilen Türkçe metinlerdeki ağız özellilerini tanımlayıp
isimlendirmenin bazı güçlükleri vardır. Bunları şöylece sıralayabiliriz :
a)
Genelde "yazı"nın ağız bilimi araştırmalarındaki güçleştirici etkisi
yanında Arap yazısının Türkçe ünlüleri göstermedeki yetersizliği, alfabenin
fonemleri temsil konusunda belli bir standarda kavuşmamış olması.
b)
Metinlerin tarihlendirilmesi. Birçok metnin üretildiği tarih belli değildir.
Açıkça zikredilmediği zaman ketebe kaydındaki tarih telif tarihi de olabilir,
istinsah tarihi de.
c)
Metnin hangi bölgenin "ağız"ıyla yazıldığının anlaşılması. Metnin müellif
hattı olduğu kesin olarak tespit edilebiliyorsa işimiz nispeten kolaylaşır. Bu
sefer de karşımıza müellifin nereli olduğu sorusu çıkar. Nisbe'ler her zaman
müellifin doğduğu ve dilsel olarak ait olduğu ağız bölgesini göstermeyebilir.
Bununla
birlikte 13. – 15. yüzyıllara ait metinleri incelerken bunların verilerinin
öncelikle kendi içlerinde değerlendirilmesi gerekir. Eğer bir metinde herhangi
bir fonemin veya morfemin farklı şekilleri varsa bunlar sayısal olarak
değerlendirilmeli; baskın özellikler bir araya getirilerek o metnin
"dil"i tanımlanmalıdır. Baskın şekillerin yanında sadece birkaç defa
geçen şekilleri değerlendirme dışı bırakmak en iyisidir; zira çoğu zaman bu
istisnai şekillerin bir dilsel gelişme veya sadece istinsah hatası yahut da bir
müstensih karışması olup olmadığını güvenli bir şekilde tespit edemeyiz. Bu
metotla verileri toplar ve sınıflarsak müellif veya müstensihten bağımsız
olarak metnin temsil ettiği "ağız grubunu" belirlemiş oluruz. Eğer
müellif veya müstensih hakkındaki genel bilgilerimiz bize yer tayini imkânı da
veriyorsa elimizdeki "ağız grubunun" hangi bölgede konuşulduğunu
belirleyip bunun sonraki dönemlerle bağlantısını sağlayabiliriz.
13-15.
yüzyıllar arası Anadolu Türkçesi ile ilgili yaklaşık yüzyıldır sürdürülen
çalışmaların ortaya koyduğu veriler ışığında "standart" bir Eski
Anadolu Türkçesinden söz edilebilir.[1]
Aşağıda bu çalışmaların ortaya koyduğu verileri özetleyecek, sonra da bazı
alt-ağız gruplarına temas edeceğiz.
1. i/e
: Başta elif+ye, kelime içinde ye harfiyle yazılan bir /é/ (veya /i/ ) fonemi yaygındır : biş, di-mek,
gice, gidü, il, irte, it-mek, vir-mek, yig, yil, yit-mek vs.
2. /t/
> /d/ : Ön ünlüler yanında kelime başında /d/ standart olmakla birlikte, art
ünlüler yanında kelime başında ikili bir durum vardır :
dek,
der, ditre-, deñiz, demür, degme, depe, dil, dil, dip, diri, diş, dütün, dükeli
vs.
taş ~
daş, tağ ~ dağ, tokuz ~ dokuz, toprak ~ doprak, tamu ~ damu vs.
3. //
> /¦/ : Kelime başında // standarttır : anı,
kanı, anda, ancaru, açan, amu vs.
Standart
yazı dilinde kelime içinde ve sonunda da //'lar standart olup bunun belli
başlı istisnası da¦ı kelimesidir.
4. /b/
> /m/ : Şahıs ve işaret zamirlerinde görülebilin bu değişmede, standart Eski
Türkiye Türkçesi başta /b/'yi korumaktadır: ben,
baña, biz, bu, buña.
5. /b/
> /v/ : Kelime başındaki bu sızıcılaşma Eski Türkiye Türkçesi için
standarttır. Bu gelişme şu kelimelerde görülmektedir : var, var-mak, viribi-mek.
6. Dil uyumu : Standart Eski Türkiye Türkçesinde kelime tabanına ek getirilirken dil uyumu gözetilmektedir. Bunun başlıca ististanası –iken zarffiil ekidir. Türkçe kelimelerde bu uyumun kesin oluşu göz önünde tutularak Ar. ve Farsça kelime tabanlarına getirilen eklerin de uyuma göre getirildiğini, böylece kimi alıntı kelime tabanlarında da dil uyumunun gerçekleştiği kabul edilmelidir : dānnışmand+lı, comard+lı, faır+lı, laıfra, salamat+lı vs.
7.
Dudak uyumu : SETT, Kelime ve tabanlarında ve eklemede dudak uyumları açısından
genel bir "dudaksılaşma" temayülündedir. Kelime sonundaki /G/
foneminin düşmesi veya ünlünün çevrisindeki dudak ünsüzleri bu dudaksılaşmanın
sebepleri arasındadır: bilü, apu, saçu, saru, sevü, yapu, demür, tapu, kirpük
vs.
SETT'in
ekleri fonolojik açıdan üç grup hâlinde incelenebilir :
a) {I}
sınıfı eklerin ünlüleri daim düz/dardır : +(s)I, +(y)I, +lIK, +(I)ncI, +mI,
-(I)l-, -(I)n-, -(I)ş-, +sIz, -IsAr, -dI, -mIş, -GIl, -(I)ncA, -IcAK.
b) {U}
sınıfı eklerin ünlüleri daima yuvarlak/dardır : +(n)Uñ, +(U)m, +(U)mUz, +(U)ñ,
+(U)ñUz, +lU, +sUz, +cUK, +ArU, -GU, -(U)K, +vUz, +Uz, +dUr, -dUm, -dUñ, -dUK,
-Ur, -sUn, -(U)ñ, -(U)ñUZ, -AlUm, -dUr-, --Up, -UbAn.
c) {A}
sınıfı ekler dudak uyumu konusunun dışındadır : +(y)A, +dAn, +lAr vs.
7.
İyelik ekleri : +(U)m, +(U)mUz, +(U)ñ, +(U)ñUz, +(s)I, +lArI.
8. Hâl
ekleri : +(n)Uñ (ilgi), +(y)A (yönelme), +(y)I, +(n)I, +n (yükleme), +dA
(bulunma), +dAn (ayrılma).
9.
Şahıs zamirleri :
ben, benim, baña, beni, bende, benden
sen, seniñ, saña, seni, sende, senden
ol, anuñ, aña, anı, anda, andan
biz, bizüm, bize, bizi, bizde, bizden
siz, sizüñ, size, sizi, sizde, sizden
anlar, anlaruñ, anlara, anları, anlarda,
anlardan
10.
Şahıs ekleri
İyelik
menşeli olanlar : +m, +ñ, +K, +ñUz. Bunlar görülen geçmiş zaman, şart (teklik
birinci ve ikinci şahıslar, çokluk ikinci şahıs) ve istek (teklik birinci
şahıs) çekimlerinde kullanılmıştır.
Şahıs
zamiri menşeli olanlar : +vAn, +Am, +In; +vUz, +Uz, +sIn, +sIz.
11.
Şimdiki zaman daha çok –A, -(U)r gibi eklerle teşkil olunur. –A yorı, -A tur-
gibi sözdizimsel şekiller standartlaşmamıştır.
12.
Gelecek zaman : SETT'de gelecek zaman morfemi –IsAr'dır.
13.
Emir : -AyIn ~ -AyIm ~ -AyUm, -Ø ~ -GIl, -sUn, -AlUm, -(U)ñ, -(U)ñUz
morfemleriyle teşkil olunmaktadır.
Eski
Türkiye Türkçesinin ağızları üzerindeki genel değerlendirmemizi esas
olarak fonoloji düzleminde yapacağız.
Bazı alt grupların belirlenmesinde morfolojik ve leksik verilerden de sınırlı
olarak bahsedeceğiz.
Fonolojik
düzlemde ele alacağımız hususiyetler şunlardır :
1. Dil
uyumu, 2. /k/ > /¦/ değişmesi, 3. /b/ > /m/ değişmesi, 4. gibi ~ bigi
göçüşmesi, 5. /b/ > /p/ değişmesi, 6. /k/ > /g/ değişmesi,
Genel
olarak Türkçede, özel olarak ise standart Eski Türkiye Türkçesinde Türkçe
kelime tabanlarında ve eklemede dil uyumu sabit bir kuraldır: Çarh., Şeyyad.,
Süheyl., Miftah., Gunya., Kadı Burhaneddin., Hurşid., Marz., Nazm., Varka., İbn
Kesir., Elferec., Fütûh., Şeyhî., Gülistan. iken zarffiili bu uyuma
bağlanmamıştır.
Kimi
metinler dil uyumu konusunda bir alt ağız grubuna ait bulunmaktadır. Bunların
başında ETT'nin ilk Türkçe metinlerinden olan Sultan Veled'in Türkçe şiirleri
gelir. Bu metinde aşağıdaki ekler Türkçe kelime tabanlarına uyumsuz olarak
getirilmektedir :
-mAK :
bilma, görma, giderma, görma, görmaa, içma, yéma, , sormege (SVTM, &
82)[2]
-GIl :
bilıl, déıl, démeıl, étıl, gelıl, görmeıl, içıl, isteıl, işitmeıl, ,
sürıl, vérıl, algil.
Türkçe
kelime tabanlarına eklemede yer yer dil uyumuna aykırı veriler sunan
metinlerden biri de Aşık Paşa’nın Garibname’sidir : eyledu. dutmek, olmek, bilma.
Günümüzde,
Anadolu ağızlarının doğu grubunda da (Bingöl, Bitlis merkez, Diyarbakır,
Elazığ, Muş, Urfa ile Kerkük ve Nahçıvan) benzer uyumsuzluklar söz konusudur : evlenma¦, gezmaa, geyma¦,
görmaa, beklemaa, gezma¦, geldu¦, verdu¦ vs.
Kelime
içinde ve kelime sonunda 14. yüzyıl metinlerinde //'yı koruyanlar :
Miftah., Varka., Gunya. Nazm. Fütuh.,
Şeyyad., Çarh.
Metinlerde
da¦ı kelimesi standart olarak /¦/
iledir. Bunun yanında daha seyrek sıklıkla görülen ko¦u, yo¦sul, uy¦u
kelimeleri sızıcı ünsüzle karşımıza çıkabilmektedir. Nazm. ise hiç istisnasız
//'lı şekilleri korur. Bu metin
bilhassa da¦ı yerine düzenli olarak daı ~ daı verisiyle // > /¦/
sızıcılaşmasını tanımayan bir alt-ağız grubuna ait edilmelidir. Eser'in 1332'de
Hama'da (Suriye) tercüme edilmiş olması bu alt-ağız grubunun coğrafyası
hakkında da bir delil olabilir. daı
şeklini standart olarak kullanan bir başka metin de Elvan Çelebi.'dir.
15.
yüzyıl metinlerinden da¦ı edatı
standarttır. Marz.de kelime sonunda // standart özellik olup istisnaî olarak yo¦sul ve yo¦sa şekilleri geçer. Aynı metinde yo şekli istisnasız iken, yosul
(1) şekli de tespit edilmiştir.
İbn Kesir.de
de // şekli standarttır. Bunun istisnaları uy¦u,
yo¦sa (2) ~ yosa (2), yo¦sul (1) ~ yosul (1)
Hurşid.'de
da¦ı dışındaki istisnalar şunlardır :
kaı- (pass.) ~ ka¦ı- (2), yu¦u (1)
Mukaddime.'de
da¦ı'nın istisnası yoktur. yo¦sa, yo¦sul, kor¦u, or¦- şekilleri
istisnai olarak geçerken bütün bu örneklerin //'lı şekilleri daha sık
geçmektedir.
Kemaliyye.de
da¦ı dışında kelime içinde veya
sonunda // > /¦/ değişmesi görülmez.
Bunun
dışında kelime içinde ve sonunda // > /¦/ değişmesinin standart olduğu
metinler de vardır. Bunların başında Kadı Burhaneddin. gelir. Bu metinde birkaç
istisna dışında hem kelime tabanlarında hem eklerde //'lar /¦/ olur : ço¦,
ayru¦, oldu¦, uza¦ , çı¦- yaña¦, yo¦sul, olıca¦ vs.
Şeyhî'nin
Divan'ında[3]
ve Hüsrev ü Şirin mesnevilerinde kuvvetli bir
/¦/'laşma temayülü vardır: ço¦, yo¦, yazı¦, ıra¦, bıra¦, yo¦sul, uy¦u,
ko¦u, ar¦a, a¦ıt-, o¦, ya¦- gibi. Ancak aynı metinde artu, aşnu, ayru,
barma, buyru, da‑, aba, kaı-, onu, oı-, ota, saın, taya,
yaya gibi patlamalı ünsüzün korunduğu örnekler de vardır.
Böyle
ikili örnekler veren bir başka metin de Elferec.dir. Bu metinde a¦sur-, o¦şa-,
tura¦, yo¦sa, yo¦sul yanında aça (14) ~ a¦ça (2), çı- ((16) ~ çı¦- (1), ou
(19) ~ o¦u (2) şekilleri vardır.
Bu
ikili şekillerin en eski örneği Sultan Veled'in Türkçe şiirlerinde görülür :
buda¦, ıra¦, kor¦u, yarpa¦, yo¦sul, aldu¦, giderme¦, görme¦, içme¦, sorma¦,
uçma¦. Bunun yanında artu, ayru, buda ~ buda¦, buyru, çı-, ço, or-,
oru ~ kor¦u, o, oı-, yazu, yo, yosa, yosul ~ yo¦sul, yuu gibi örnekler
bu gelişmenin SVTM. için standart olmadığını gösteriyor.
Bu
gibi ikilikleri gösteren metinlerden biri de Süheyl.dir.
al¦ış
~ alış, ar¦a, arala-, aralaş-, alan ~ al¦an, onu (5) ~ onu¦ (1),
onula- (7), ~ onu¦la- (6), or¦-, or¦u, oı- ((passim) ~ o¦ı- (4), sa¦la-,
uçun- ~ uç¦un-, yo¦, yo¦sa, yo¦sul, yo (3), yoaru (5) ~ yu¦aru(2) vs. ,
Burada
acaba söz konusu metinlerdeki ikili şekiller bir müstensih dili karışması
mıdır, yoksa başlamış bir gelişmenin yarattığı ikilikler midir sorusu ortaya
çıkıyor. Bunu çözümlemek çok kolay değildir. Ancak her iki durumda da,
fonolojik bir temayülün varlığı açıktır. Bu metinlerden coğrafi olarak en
batıda yer alan Germiyanlı Şeyhî'ninkidir.
Hem bu
gelişmenin standart olduğu Kadı Burhaneddin Divanı, hem de diğer metinler yoğun olarak Orta Anadolu
bölgesinde üretilmişlerdir. Bugünkü Anadolu ağızlarıyla karşılaştırdığımızda
Batı Anadolulu ağız grubunun IV., VI., VII. ve IX. alt gruplarında da kelime
içinde ve sonunda // > /¦/ değişmesi karakteristiktir. Söz konusu ağızlar
da coğrafi olarak esasen Orta Anadolu'ya (Ankara, Konya, Kırşehir, Kayseri,
Malatya, Niğde, Sivas, Yozgat, Tokat vs.) denk gelmektedir.
Kelime
içinde ve sonunda // > /¦/ değişmesi ile ilgili durumu şu şekilde özetlemek
mümkündür :
Eski
Türkiye Türkçesinde biri //'ları koruyan, diğeri ise sızıcılaştıran iki
alt-ağız grubu vardır. Sonraki yüzyıllarda standart yazı dili birinci alt-ağız
grubunun etrafında gelişmiştir. Diğer alt-ağız grubu ise Orta Anadolu'dan
Azerbaycan'a kadar bir genişlik göstermekle birlikte, //'yı bir ağızın yine
Doğu Anadolu'dan Suriye'ye kadar inen bir sahada var olduğu düşünülebilir.
Erzurumlu olan Kadı Darir'in dilinde birkaç istisna dışında (da¦ı, yo¦sa,
yo¦sul) patlamalı //nın korunduğu, yine Suriye'de üretildiğini bildiğimiz
Nazmu'l-Hilâfiyyat'da //'ların daha ileri derecede korunduğunu düşünürsek
bunların da birer alt-ağız grubu kabul
edilmesi gerekir.
14.
yüzyılda kelime başında //'ların /¦/ olduğu yegâne metin Nesîmi Divânıdır. Söz
konusu değişmenin görüldüğü kelimeler: ¦açan[4],
¦amu, ¦anda, ¦ansı. Bu özelliklerin diğer metinlerinkinden tamamen farklı bir
alt-ağız grubunu temsil ettiği açıktır. Söz konusu fonolojik özellik sonraki
yüzyıllarda gelişmesini devam ettirerek Azeri Türkçesi için karakteristik
olmuştur.
16.
yüzyıldan itibaren Tebriz'den Bağdat'a kadar uzanan bir coğrafyada kimi
kelimelerde ön seste /¦/'ların standart olduğu gözlenmektedir (Şah İsmail.,
Fuzulî, Hayali.). Bu bölgede üretilen metinler aynı zamanda kelime içinde ve
sonunda da /¦/ ünsüzünü tercih etmekte olup genel bir // > /¦/ değişmesi bu
alt-ağız grubunu karakterize eder. Söz konusu alt ağız grubunun, diğer
fonolojik ve morfolojik ayırıcı özellikleriyle Azeri Türkçesi yazı dili
oluşmuştur.
Birinci
şahıs zamiri ben Doğu Türk
şivelerinde men şeklindedir. görülebilmektedir. Bilhassa ben ~ men farklılaşması bugün için Türkiye Türkçesi ile Azeri Türkçesini
ayırmadaki kriterlerdendir. ETT metinlerinde men şekli görülmez. Bunun tek
istisnası Kadı Burhaneddin'de yer yer görülen men şekli olup, bu metin de esasen ben tarafındadır. Şeyyad Hamza'nın Doğu Türkçesi ile yazılmış bazı
gazellerinde men, meni, maña, munça gibi şekiller geçmektedir; ancak bunların Eski
Türkiye Türkçesinin özellikleri olmadığı açıktır. Nesimi'de[5]
yer yer görülen men, meni, menden, maña, munça, munda, şekilleri Azeri Türkçesinin karakteristik
özelliğinin ilk örneklerindendir. 15. ve 16.
yüzyılda Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah, Safevi hükümdarı Şah İsmail ve
Fuzulî'nin eserlerindeki Azerî
Türkçesinde bu şekiller standartlaşmıştır.
Bunların
dışında Eski Türkiye Türkçesi metinlerinde miz "biz" (Hurşid.),
moncu "boncuk" (Hurşid.), mengü (Süheyl.) gibi /b/ > /m/
değişmeleri seyrek olarak görülse de bunlar ağız grubu tespitine yarayacak
sıklıkta geçmemektedir.
gibi ~
bigi göçüşmesi alt-ağız gruplarının tayininde kriter olabilecek bir dağılım
göstermektedir. Sultan Veled'in Türkçe şiirlerinde hem bigi (20) hem de gibi
(29) kullanılmakla birlikte bu ikiliğe müstensih dili karışmasının sebep
olduğunu kabul edebiliriz. Ele aldığımız metinlerde bu edatın kullanımı şu
şekildedir : bigi (Çarh., Süheyl.,
Karamanlı., Hurşid., Şeyhî., ) gibi (Miftah.,
Varka., Elvan Çelebi., Nazm., Gunya., Mukaddime., Kadı Burhaneddin., Fütûh.,[6]
Kur'an Terc., Cerrahiyye., Marz., Elferec., Müntahab., İbn Kesir.,
Kemâliyye.,). TS'de bigi şekline ait otuz iki tanık kaydedilmiş olmakla
birlikte bunların bir kısmı ait oldukları eserin dilindeki istisnai şekillerdir.
bigi şeklini standart olarak kullanan metinlerin
çoğunun Orta Anadolu, (Konya, Kayseri, Kırşehir, Germiyan) bölgesine ait
olduğunu söyleyebiliriz. Standart Türkiye Türkçesi ise gibi şeklini kullanan ağızların etrafında gelişmiştir. Bugün DS'de
de bigi şekli kaydedilmemiştir.
16.
yüzyıldan itibaren Azerî Türkçesinde gibi
edatı genizsileşme ile kimi şeklindedir
(Şah İsmail., Hayalî.). Başlangıçta Anadolu metinlerinde de görülen tek edatı ise 16. yüzyıldan itibaren
Azerî Türkçesi için karakteristik olmuştur.
Eski
Türkçe döneminde kelime başında /p/ fonemi münhasıran alıntı kelimelerde
görülmekte olup Türkçe kelimelerde /b/ vardır : baarsu, balı, bar-, baş,
başla-, bir- , bilig, bulıt vs. (Gabain), Aynı dönem Brahmi yazmalarında
önseste /b/ > /p/ tonsuzlaşması yaygındır (Gabain, & 5). Bunun bazı
örnekleri şunlardır : pār ( < bar "var"), parçā (< barça "bütün, hepsi"), par
(< bark "bina, ev"), paś (< baş), paśla- (< başla-), patıl- (<
batıl- "batmış olmak"), p…g (< beg "bey"), p…lgü
(< belgü "nişan"), perk (< berk), perü (<
berü), pes (< biş "beş"), pśig (< bışı
"pişmiş"), pil- (< bil-), plik (< bilig
"bilgi"), per- (< bir- "vermek"), po (<
bu), pol- (< bol- "olmak"), pośgut (< boşut
(öğüt"), pört- (< bört- "dokunmak"), pul- (<
bul-), p‡l‰t (< bulıt "bulut"), plunç (< bulunç
"kazanç"), purcāhk (< burça "burçak"), p‡ś- (<
buş- "öfkelenmek"), puyru (< buyru "kumandan,
vekil"), p‡zāgu (buzau "buzağı"), p‡sl- (<
buzul- "bozulmak, mahvedilmek"), püt- (< büt- "bitmek")
vs. (Gabain).
Bu
örnekler Eski Türkçe döneminde en azından Brahmi yazısını kullanan bir alt-ağız
grubunun varlığını gösterir.
Eski
Türkçe döneminde Brahmi yazılı metinler dışında önseste /b/ fonemi olan kimi
kelimelerde Eski Türkiye Türkçesi döneminde
bu fonem tonsuz /p/'ye dönüşmüştür: pişür-, po¦ (Süheyl.), pişirici,
pişür- (İbn Kesir.), pusı, piş- (Varka.) ve TS'de /p/ ile tespit
edilen bazı kelimeler parmak, pişi, pusu'dur. Görülüyor ki, ETT
devresinde henüz /b/ > /p/ gelişmesi ileri bir safhada değildir. XV.
yüzyılın başlarında istinsah edilen Mukaddime.'deki örnekler ise ileri derecede
bir tonsuzlaşma ile karakterize edilen özel bir alt-ağız grubuna işaret
etmektedir. Aşağıda bu eserde /p/ ile
tespit edilen kimi Türkçe kelimelerin bir listesi verilmiştir :
pa-
"bakmak", pal
"bal", pañ "ezan (< ban)", pañla- "ezan
okumak (< banla-)", paña "bana", paş "baş",
paşla- "başlamak", pat- "batmak", peg "bey", pegle- "beklemek",
peñdeş, "benzeş", peñze- "benzemek", perkit-
"berkitmek, sağlamlaştırmak", pil- "bil", piş
"beş", pişinci "beşinci", pozıl- "bozulmak",
pöyüglüg "büyüklük", puña "buna", punlar "bunlar",
puñal- "bunalmak", purnın
"burnunu", pükül- "bükülmek".
Metinde
(pe) harfi ile yazılışı tespit edilemeyen tek istisna barma "parmak"
kelimesidir.
tevpesüz
( < tevbe), ālipā ( < ālibā) gibi alıntı kelimelerde de içseste
tonsuzlaşma görülmektedir.
En
eski örneklerini Brahmi yazılı Eski Türkçe dönemi metinlerinde gördüğümüz
önseste /b/ > /p/ değişmesi ETT metinlerinden yalnızca Mukaddime. için karakteristiktir. Bu
gelişmenin günümüz Anadolu ağızlarının Kuyezdoğu grubu (Trabzon ve kısmen Rize)
için karakteristik olduğu bilinmektedir (Karahan, 104-105).
Eski
Türkçede tonsuz öndamak fonemi /k/, Standart Türkiye Türkçesinde kimi
kelimelerde tonlulaşarak /g/ olmuş, kimisinde ise değişmemiştir : kendi,
kişi, küçük, kimse, kes- yanında gel- git-, gibi, gerek, gör- vs.
Bazı ETT metinlerinde Eski Türkçe ve Standart Türkiye Türkçesinde tonsuz olarak
tespit edilen /k/ foneminin tonlulaştığı görülür (gişi, gemük, geçi, gendü,
girbük vs.); bu fonem, kef harfinin üstüne (kimi zaman altına) üç nokta
konularak gösterilmektedir (Develi 2000).
Mukaddime.,
tonsuz /k/ ünsüzünü önseste, içseste ve sonseste tonlulaştırmasıyla diğer eserlerin
dilinden ayrılan önemli bir alt-ağız grubunu temsil etmektedir. Bu metinde hem
Türkçe hem alıntı kelimelerde karakteristik bir /k/ > /g/ tonlulaşması
tespit edilmektedir. Aşağıdaki örneklerde /g/ fonemi kef harfinin üstüne üç
nokta konulmak suretiyle temsil edilmiştir :
Türkçe
kelimelerde : bergitmemeg, bildürdüg, bildürdüg, bilmegden, buyurmışgen,
dimeg, egsilmez, eyideceg, eyitmegdür, geregse, gesiciler, getürdüg, gi, -gil,
gim, gimisi, gimse, girmeg,
gişi, gölgecüg, ideceg, igisi, işlemegde, itmeg, ittügleri, küçüg, oırgen, örü
ururgen, peglerler "beklerler", pöyüglügi, siñeg, söyledüg, südüg,
tügetmeyince, yükseg vs.
Alıntı
kelimelerde : Ebā Begr (Ebâ Bekr), egªer (<
ekªer), far¤-ı gifāye (< kifâye, figr (<
fikr), gāfir (< kâfir), gefeni (<
kefen), gemāl (<kemâl), gerem (< kerem), gitāb (< kitâb), güfür (< küfr),
¨eg‰mdür (< ¨ekîm), ¨igmetine (< ¨ikmet), ingār (<
inkâr), megr‡h (< mekrûh), milginden (< milk), müngir (< münkir), mütegellim (<
mütekellim), rügün (< rükn), şügrin (< şükr), terg (<
terk), vegil (< vekîl), zegāt (< zekât) vs.
Benzer
bir tonlulaşmanın kısmî örneklerine bugün kimi Kuzeydoğu Anadolu ağızlarında
(Trabzon) rastlamaktayız. Ancak bu ağızlarda Mukaddime.'deki kadar yaygın ve düzenli bir /k/ > /g/
tonlulaşması söz konusu değildir.
Sonuç
olarak Eski Türkiye Türkçesinde 13.-15. yüzyıllarda üç ağız grubu tespit etmek
mümkündür:
1.
Ağız grubu : Kelime içinde ve sonunda //'ları koruması, dil uyumunun
bozulmaması, ben zamiri ve gibi edatıyla karakterize edilir. Anadolu'nun
batısında yayılmıştır. Standart Türkiye Türkçesi bu ağız etrafında gelişmiştir.
Bu
grubun en önemli alt-ağız grubu Mukaddime.'de temsil edilmektedir. Bu alt ağız
grubu kelime başında /b/ > /p/ tonsuzlaşması ve kelimenin her yerinde görülen
bir /k/ > /g/ tonlulaşması ile karakterize edilir. Bu özellikleri açısından
bugünkü kimi Kuzeydoğu Anadolu (Karadeniz) ağızlarına yakınlık göstermektedir.
Bu
grubun içinde ikinci bir alt-ağız grubu da¦ı edatının fonetik
çeşitlenmesiyle ayırt edilir . Bu edatın daı şekli Orta Anadolu
bölgesinde üretilmiş olan Elvan Çelebi.'de ve Suriye (Hama)'de üretilmişq olan
Nazmu'l-Hilâfiyyat'ta standarttır. Bu iki metin diğer özellikleriyle 1. ana
ağız grubunun fonolojik özelliklerini taşırlar.
2.
Ağız grubu : Kelime içinde ve sonunda // > /¦/ gelişmesi ve dil uyumsuzluğu
temayülü ile karakterize edilir. Bu ağız grubuna ait metinlerin menşeine
bakarak bu grubun Orta Anadolu'dan Azerbaycan'a kadar uzanan bir sahada
yayıldığını kabul edebiliriz. gibi ~ bigi edatı, dil uyumu bu
grubu alt-ağız gruplarına ayırır. Muhtemelen Konya-Karaman, Kütahya civarında
kullanılan ağız bir bigi ağzıdır. Ek
uyumsuzluğu ise Konya'dan başlayıp Doğu Anadolu'ya kadar uzanan ve Azeri
sahasıyla iç içe giren bir alt-ağız grubunu belirler.
3.
Ağız grubu : Kelime başında // > /¦/ gelişmesi, men zamiri, dil
uyumsuzluğu temayülü, kimi ve tek edatları bu grubu karakterize
eder. Tebriz, Şirvan, Bağdat'a kadar olan sahalar muhtemel yayılma alanıdır.
Kelime içinde // > /¦/ değişmesi ve bazı eklerde dil uyumsuzluğu ile 2.
ağız grubu ile birleşir.
Kısaltmalar :
Cerrahiyye. : Cerrahiyyetü’l-Haniyye.
Çarh. : Çarhname, Ahmed Fakih.
Elferec. : Elferecü ba’de’ş-şidde.
Elvan Çelebi. : Menâkıbu'l-Kudsiyye, Elvan Çelebi.
Fütûh. :
Fütuhu’ş-Şam Tercümesi, Erzurumlu Kadı Darir.
Gunya. : Kitab-ı Gunya.
Gülistan. : Gülistan Tercümesi, Manyaslı Kadı Mahmud
Hurşid. : Hurşidname, Şeyhoğlu Mustafa
İbn Kesir. : Tarih-i İbn Kesir Tercümesi, Şirvanlı
Mahmud.
Kadı Burhaneddin. : Kadı Burhaneddin
Divanı
Karamanlı.
: Karamanlı Ayni Divanı.
Kemaliyye.
: Kemaliyye.
Şirvanlı Mahmud.
Kur’an Tercümesi. : XV.Yüzyıl Başında Yapılmış Bir Kur’an Tercümesi.
Marz. :
Marzubanname Tercümesi, Şeyhoğlu Sadrüddin.
Miftah. : Miftahu’l-Cenne, Ahmed-i Dai.
Mukaddime :
Kitâbu Mukaddimeti fî ¼İlmi'l-İbâdât, Kutbeddin İznikî.
Müntahab. :
Müntahab-ı Şifa, Hacı Paşa.
Nazm. : Nazmu’l-Hilafiyyat Tercümesi.
Süheyl. : Süheyl ü Nevbahar.
SVTM : Sultan Veled’in Türkçe Manzumeleri.
Şeyhî. : Şeyhi Divanı.
Şeyyad. : Yusuf u Zeliha, Şeyyad Hamza.
TS : Tarama Sözlüğü.
Varka. : Varka ve Gülşah,Yusuf-ı Meddah.
Bibliyografya
Ahmed
Fakîh, Çarhname, Hazr.
Mecdut Mansuroğlu, İ.Ü. Edebiyat Fak. Yay., İStanbul 1956.
Ahmed-i
Da'î, Miftâhü'l-Cenne (Dil Özellikleri-Metin-Söz Dizimi), Hazr. Gürer Gülsevin, Doktora Tezi,
İnönü Üni. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya 1989.
Celalüddin
Hızır (Hacı Paşa), Müntahab-ı Şifa, II, Sözlük, Hazr. Zafer Önler, Simurg, İstanbul 1999.
Elferecü
Ba'de'ş-Şidde, 1. Cilt (Dil İncelemesi-Metin), 2. cilt (Sözlük), Doktora Tezi, Hazr. Mustafa Koç, İ.Ü.
Sosyal Bilimler Enstitüsü, İStanbul 1998.
Erzurumlu
Darîr, Kıssa-i Yûsuf – Yûsuf u Züleyha, Hazr. Leylâ Karahan, TDK Yay. Ankara 1994.
F. Kadri Timurtaş, Eski Türkiye Türkçesi, XV. Yüzyıl, Gramer-Metin-Sözlük, İ.Ü.
Edebiyat Fakültesi Yay., İStanbul 1977.
F. Kadri Timurtaş, Şeyhî ve Hüsrev ü Şîrîn'i, İnceleme-Metin, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi
Yay., İstanbul 1980.
Hayâlî-i
Gülşenî Dîvânı, Hazr.
Türkân Alvan Çınar, Yüksek Lisans Tezi, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü,
İstanbul 1998.
İsmet Cemiloğlu, 14. Yüzyıla Ait Bir Kısas-ı Enbiyâ Nüshası Üzerinde Sentaks İncelemesi,
TDK Yay., Ankara 1994.
Karamanlı Aynî ve Divanı, Hazr. Ahmet Mermer, Akçağ Yay., Ankara 1997.
Kutbeddin
Muhammed İznikî, Kitabu Mukaddimeti fi-İlmi’l-İbâdât, Yazma, İ.Ü.
Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Seminer Ktp.
Kitâb-ı
Gunya, Hazr. Muzaffer
Akkuş, TDK Yay., Ankara 1995.
Leyla Karahan, Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması, TDK Yay. Ankara 1996.
Mahmud b. Kâdî-i Manyas, Gülistân Tercümesi,
Giriş-İnceleme-Metin-Sözlük, Hazr. Mustafa Özkan, TDK Yay. Ankara 1993.
Mecdut Mansuroğlu, Sultan Veled'in Türkçe Manzumeleri, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yay.,
İstanbul 1958.
Mertol Tulum, Tarihî Metin Çalışmalarında
Usul, Menâkıbu'l-Kudsiyye Üzerinde Bir Deneme, Deniz Yay., İstanbul 2000.
Mes'ûd
bin Ahmed, Süheyl ü Nev-Bahâr,
İnceleme-Metin-Sözlük, Hazr. Cem Dilçin, Ankara 1991.
Muhammed
bin Hamza, XV. Yüzyıl Başlarında Yapılmış Kur'an Tercümesi, 2. Cilt (Sözlük), Hazr. Ahmet
Topaloğlu, Kültür Bakanlığı Yay., İstanbul 1978.
Muharrem Ergin, “Kadı Burhanettin Divanı
Üzerinde Bir Gramer Denemesi”, İ.Ü. TDED,
III, 1951, 287-327.
Muhsin Macit, Karakoyunlu Hükümdarı Cihanşah ve Türkçe Şiirleri, Grafiker Yay., Ankara 2002.
Nazmu'l-Hilâfyyat
Tercümesi, Hazr. Azmi
Bilgin, TDK Yay., Ankara 1996.
Nesrin Altun, Erzumlu Darîr'in Fütûhu'ş-Şâm Tercümesi, Giriş – Metin – Açıklamalı Dizin, Doktora Tezi, Marmara Üni., İst. 1996.
Sadrüddin
Şeyhoğlu, Marzubân-nâme Tercümesi, İnceleme-Metin-Sözlük-Tıpkıbasım, Hazr. Zeynep Korkmaz, A.Ü. DTCF Yay.
Ankara1973.
Şeyhoğlu
Mustafa, Hurşîd-nâme (Hurşîd ü Ferahşâd), İnceleme-Metin-Sözlük-Konu Dizini, Hazr. Hüseyin Ayan, Atatürk Üni. Yay.,
Erzurum 1979.
Şeyyād Hamza Yûsuf ve Zeliha, Nakleden : Dehri Dilçin, TDK, İst. 1946.
Şirvanlı
Mahmud, Kemâliyye (Giriş, İnceleme, Cümle bilgisi, Metin, Sözlük), Hazr. Muhammet Yelten, İ.Ü. Edebiyat
Fak. Yay., İstanbul 1993.
Şirvanlı
Mahmud, Târih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (Giriş, İnceleme, Metin, Sözlük), Hazr. Muhammet Yelten, TDK Yay. Ankara
1998.
Tahsin Banguoğlu, Altosmanische Sprachstudien zu Süheyl-ü Nevbahar, Breslau 1938.
Tarama
Sözlüğü, TDK Yay.VII
c.t.
Tourkhan Gandjei, Il Canzoniere di Şāh Ism⼉l
„a⾉, Instituto Universitario Orientale, Napoli
1959, 54+163.
Yûsuf-ı Meddâh, Varka ve
Gülşah (Giriş-Gramer İncelemesi-Metin-Dizin), Hazr.
Kâzım köktekin, Atatürk Üni. Fen-Edebiyat Fakültesi Yay. Erzurum 2001.
[1] Türkoloji literatüründe "karışık dilli" olarak adlandırılan eserlerin dili, spekülatif bir konu olduğu için bu tanımın dışında tutulmalıdır.
[2] Sultan Veled'in manzumelerini
yayımlayan M. Mansuroğlu'nun gider-me¦, gör-me¦, iç-me¦ kelimeleri art ünlülü
okumak da mümkündür.
[3] Şeyhî Divanına ait
veriler F. K. Timurtaş, Eski Türkiye
Türkçesi (İst. 1977)’den alınmıştır.
[4] TS'de ¦açan verilerinden biri de Kadı Darîr'in Siyer'ine aittir. Ancak,
Darir'in diğer eserlerinde bu kelime hep açan
şeklinde tespit edilmiştir.
[5] Nesîmi ile ilgili veriler TS’den alınmıştır.
[6] TS'de Kadi Darir'in eserlerine ait tanıklarda bigi şekli kaydedilmiş olmakla birlikte, bunlar kullanım sıklıkları açısından Kadı Darir'in ağız grubuna ait sayılamazlar. Fütuhü'ş-Şam Tercümesi, hem de Kıssa-ı Yûsuf isimli eserlerinde esas şekil gibi olarak tespit edilmiştir.