HacıAlinin websitesi

REFAHI KAPATAN GEREKÇELİ KARARIN ELEŞTİRİSİ

Hacı Ali Özhan.....Yeni Şafak gazetesinde 26/27 ŞUBAT 1998 tarihinde iki bölümde yayımlanmıştır



RP' yi kapatan gerekçeli kararın eleştirisi

Anayasa Mahkemesi'nin 16.1.1998 tarihinde sonuç bildirme tanımlaması adı altında RP'nin kapatılma kararı basın toplantısı şeklinde, Anayasaya aykırı bir uygulama olmasına karşın isabetli olarak açıklamasından sonra, gerekçeli karar 22/2/1998 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anayasaya aykırı diyorum, çünkü Anayasada, mahkeme kararlarının gerekçesi yayımlanmadan açıklanamaz, amir hükmü vardır. Bir basın toplantısında kamuoyuna duyurulan kararın ne zaman yürürlüğe gireceği tartışmaları haklı olarak yapılmak zorunda kalınmıştır. Kararın uygulanabilmesi içinde yayımı zorunluluğu bulunmaktadır. Beş yıllık yasağın başlangıcı, milletvekilliklerinin düşüm tarihi, bu süreye bağlıdır. Ayrıca karara karşı AİH Komisyonu'na müracaat tarihi de bu tarihten taşlayacağı gibi, RP örneğinde görüleceği üzere ana muhalefet partisinin hangisi olacağı Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilme yönünden önemli sonuçların yanında. Başkanlık Divan ve komisyonların oluşumu ve bir bütün olarak Meclis' in faaliyetleri yönünden çok önemli sonuçlar yaratmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin uyguluma anlayışı ile, Anayasalın hükmü yeniden bir düzenlemeye tabi tutulmalıdır. Örneğin Sosyalist Birlik Partisi'nde olduğu gibi kapatma kararı Resmi Gazete 2 yıl 3 ay sonra yayımlan» idi veya DDP' nın kapatılma kararında olduğu gibi l yıl 7 zaman sonra yayımlansa idi, bu arada RP'sinin tüzel kişiliği aynen kapatılmamış gibi devam etmesi halinde '" bu ihtiyaç büsbütün belirecekti.

Keza; kanımca önemli olan gerekçeli kararın yayımı konusunda da makul bir sure, yayımlanmadığında da otomatik bîr sonuç yönünde düzenleme açık ihtiyaç olarak gözükmekledir. Bu konu mahkemenin bir içtüzük ile düzenlenecek düzeyde görülmemelidir. Sonuçların uygulamasını birçok hakkın süresinin başlangıcını belirleyen böylesine önemli bir konu kanımca Anayasada düzenlenmelidir. Örneğin,' gerekçeli kararın yazımı için görevlendirilen bir üyenin, kararın yazımının l yıl gibi geciktirmesi hali yanında, bir muhalefet şerhinin l yıl sonra mahkemeye verilmesi halini izah edebilmek kanımca imkansızdır. RP'de Yaşanılmayan bu gecikme hali diğer kararlarda genellikle gecikmekle ve Anayasa Mahkemesi'nden ortalama kararların yazımı 7 ay 8 ay gibi zaman almakladır.

Kararın basına açıklanmasından 37 gün sonra yayımlanan gerekçeli karar toplamı olarak 3l7sahifeden ibaret olmasına karşın ne yazık ki 33 sayfası mahkeme tarafından yazılmıştır. Bir kararda en geniş kısmın gerekçe, inceleme bölümü olmasına karşın 1/10 oranında küçük bir bölümün olduğu gibi yazılmış olması hacim olarak az olduğu gibi, 33 sayfa içeririnde de bolca madde tekrarı olmasının yanında, kanun doğru gösteren, iddia ve savunmaları cevaplandıran içerik ve nitelikten de uzaktır.

Kararın 218 sayfası Başsavcı ve RP'nin savunmalarından yapılan özetler olup, 65 sayfası muhalefet şerhinden oluşmaktadır. Böylesine önemli bir davada en azından 317 sayfanın 200 sayfasının gerekçe ve inceleme bölümüne yer ayrılması gerekirdi. Muhalefet şerhlerinin yarısı kadar olan bir gerekçe hem de savunmanın bazı iddiasını karşılamayan bir gerekçe RP' li yöneticileri (ve kamuoyunu) ikna edemeyecektir.

Kararda türban konusu, laiklik kavramı gibi konulara değinilmesi RP'nin de dışında bütün kamuoyunu ilgilendirmesi yönüyle can alıcı öneme sahip olmasına karşın ne yazık ki yeterli yer ve nitelikle gerekçeler yazılmamıştır.

Anayasa Mahkemesi bir kararında siyasi parti kapatılması davasında uygulanması istenilen maddelerin, birer ceza kuralı niteliğinde dedikten sonra, davanın CMUK' a göre yürütülmesinin, davalı parti için güvence teşkil eden bir takım sonuçlar doğuracağını belirtmiştir. Bunlar arasında, 3’ üncü kişilerin eyleminden sorumlu olmamak, cezada genişletme ve kıyas yasağı, ceza usulün gerçeği araması, biçimsel gerçekle yetinilmemesi, tarafların iddia ve savunma ile bağlı olmama, delil serbestisi esası, şüpheden sanığın yararlanacağı gibi evrensel hukukun genel. ilkelerini saymıştır.

Yukarıdaki yorumdan, ceza davası ve ceza usulün uyumlu hükümlerinin uygulanabilmesi sonucu çıkmasına karşın, RP davasında adeta bu genel ilkelerin uygulanmasından kaçınılmak için kısa ve soyut bir tanımla ceza usulün genel hukuk kuralları uygulanmamıştır.

Mahkeme yorumunda, siyasi parti kapatılması davalarının ceza hukuku ilkelerine daha yakın bulunduğunu tespit etmesine rağmen Başsavcılığın tedbir davası tanımlamasını da dikkate almadan yalnızca 'kendine özgü bir dava tanımlaması ile yetinmiştir. Böyle tanımlansa bile mutlaka bir usul kuralı uygulanması zorunluluğuna karşın; RP’ nin lehine yorumlanabilecek kurallardan kaçınılarak adeta kuralları yok sayarak, nedenlerini de gerekçesinde belirtmeden önceki içtihatlarına ters uygulama içine girmiştir.

Anayasa Mahkemesi SPK 'nun 103/2 fıkrasının iptali için ilginç bir yöntem bulmuştur. Bu ilginçlik klasik bir davada bulunmayan özellik taşımakta, yetki yönünden Anayasa' ya aykırılık taşımaktadır. .

Bu ilginç uygulama için gerekçe olarak gösterilen Anayasa' nın 152. ile 2949 sayılı kanunun 28 maddelerinin getirilmesi, adeta ilk derece mahkemesi gibi görerek’ itirazda bulunan’ yani davacı olarak kendi kendisinde açılmış bir dava, hukuk tarihinde kanımca ilginçtir. Yine aynı mahkemede, yine aynı mahkemenin kendi kendisinde dava açamayacağı garipliği nedeniyle kendisini 'kapatma davâlarına bakan mahkeme sıfatı ile Anayasa Mahkemesi' tanımlaması, yolu ile kaynağını Anayasa' dan almayan bir yetkilendirme yapılması kanımca çok tartışılacak ilginçliktedir. Anayasa Mahkemesi aynı ilginç tutumu Mîllî Nizam Partisi'nin kapatılması davasında da izlemiştir.

Bu kararında (2) kapatma davalarının duruşmalı yapılacağı yolundaki kanun hükümlerini kendi kendisine, hiçbir talep olmadığı halde Anayasa' ya aykırı bularak MNP' nin üçüncü duruşmasında, duruşmayı keserek yukarıdaki gibi aynı yöntemle, kendi kendisinde dava açmış, duruşma yapılacağı yolundaki kanunu iptal ederek, MNP’ nin kapatılması davasına duruşmamız bakmaya devam etmiştir.

Bir kanunun iptal edilebilmesi yalnızca Anayasa Mahkemesi' nin görevine giren bir konu olup, Anayasa bunun yöntemini belirlemiştir. Yerel mahkemelerden itirazen gelen Anayasa'y a aykırılıkları inceleyebilen bir mahkemenin, görülmekte olan bir davada Anayasa' ya aykırılık gördüğünde iptal edememesi düşünülemez. Ancak, yöntem olarak görülen dava içerisinde bir ara kararı ile veya asıl kararla beraber aynı dosya içerisinde karar verilmesi en uygunu olduğu gibi Anayasa' da bunu engelleyen bir hüküm de yoktur. Kaldı ki Anayasa 'ya uygun çözüm kanımca da bu şekildedir. Anayasa Mahkemesi'nin bu şekildeki iptal yöntemini ilginç ve Anayasa' ya aykırı buluyor, çok tartışılacağını sanıyorum.

Anayasa Mahkemesi bir kararında (3) aynen "Anayasa Mahkemesi. Yargıtay, Askeri Yargıtay’ ın kökleşmiş içtihatlarına göre ses bantları ve kuşkusuz video kasetleri yan delillerle doğrulandığı ölçülerde delil olarak kabul edilmektedir. " demesine karşın RP davasında aynen "Öğretide ve uygulamada doğruluğu her zaman kontrol edilebilen video bantlar yasadışı yollarla elde edilmediği sürece yargıda kanıt olarak kabul edilmektedir " diyerek kesin delil işlemi yapmıştır

Ancak takdiri delil olabilen ve önceki kararı gibi yan delillerle doğrulanmayan ses ve video kasetlerinin kesin delil olarak görülmesi halinde, en azından ses ve görüntünün sahibi kişinin mutlaka dinlenilmesi zorunluluğu olmana karşın dinlenilmekten kaçınılması hukuken izafi edilemez. Dosyadaki bulun deliller gazete kupürü, ses ve video kaleli olmasına karsın bunların da kesin delil olarak görülerek kapatmaya karar verilmesi halinde, gerekçeli kararda geniş bir yer ayırılması ve özenle karara yetecek derecede delil özelliği anlatılması gerekirken yalnızca bir paragrafla yetinilmesi kanımca vahim bir hatadır. Siyaset yasağı ve milletvekilliği düşümü gibi çok önemli bir karar verilirken bu kişilerin dinlenilmemesini, savunabilmek kanımca imkansızdır. Davanın uzamasına neden olamayacağı gibi gerçeğin açığa çıkmasında çok faydası olan bir dinlenme halinin hem de Anayasa ve kanunların açık ve amir hükmüne karşın esirgenmesi anlaşılmaktan uzaktır. Keza. gerekçeli kararda da bu bölüm yazılmaktan özellikle kaçınılmıştır kanısındayım. Sn. Erbakan' ın çok hukukluluk konusundaki önerisi hakkında mahkemece bu düşünce ve konuşmaların laiklik ilkesine açık aykırılık oluşturduğu tartışmasızdır" denilmesini hukuken anlamak imkânsızdır.

Mevzuatımızda, hakem, tahkim sistemi varolduğu gibi. özel hukukla seçimlik haklar söz konusudur. Çağdaş hukuk anlayışında hakları çoğaltan, çeşitlendiren yöntemler benimsenirken, mahkemece yargı birliğinin zedeleneceğinin belirtilmesi çağdaş sistemle açık bir çelişkidir.

Türban, başörtüsü konusunda mahkeme (aynen) "Anayasa Mahkemesi kararlan gözardı ederek, resmi daire ve üniversitelerde türban ve başörtüsü kullanmayı teşvik eden konuşmaları .." denmekle Anayasa Mahkemesi 'nin kararlarının siyasi partileri de bağlayacağı belirtilmektedir.

Anayasa Mahkemesi tarafları ve konu kapsamı kadar bağlayıcıdır. Hukuk tekniği açısından kararın uygulama alanını genişletip, adeta yasama alanı içine gitmesi hatla önüne geçmesi düşünülemez. Bir siyasi parti Anayasa Mahkemesi gibi hiçbir konuda düşünmek zorunda değildir. RP başörtüsü konusunda mahkeme gibi düşünmek zorunda değildir. Karar kendisini ilgilendiriyorsa doğaldır ki uyacaktır. Başörtüsü kararı RP yi doğrudan ilgilendirmediği gibi o karardaki gibi düşünmesinden de bahsedilemez. Karara uymak, karar gibi düşünmeyi gerektirmez. Kaldı ki RP kanun çerçevesin de başörtüsü yasağının kaldırılması için düşünce açıklamış ve kanuni eylemler, toplantılar yapılmıştır. Bu hal. karara uyulmadı olarak nitelenemez. Aksı halde mahkeme kararı, yasama kararı , kanun haline gelir.

RP. mahkeme kararından farklı kanun teklifi sunabileceği gibi bu bir siyasi partinin asli görevidir de. Mahkeme kararının etkisi yasama alanında durur. Başka türlü kuvvetler ayrılığı izah edilemez. En üstün olan Anayasa' nın bile değiştirilmesi yine 177. maddesinin gereği iken, bir mahkeme kararını Anayasa' nın da üzerinde değişmez kesinlikte görmek yasama, yürütme ve yargının tek elde Anayasa Mahkemesi' nde toplanması ile izah edilebilir. Ben, başörtüsü konusunda Anayasa Mahkemesi kararındaki gibi düşünmüyorum. Bu konuda karşı düşüncelerimi açıklamama mahkeme kararı engel midir?

AİH Komisyonu kararında belirtilen "yüksek öğrenimi laik bir üniversitede seçen bir öğrencinin" diyerek başlayan kararından açıkça anlaşılacağı üzere seçimlik haktan bahsetmektedir. Avrupa'da kilise, vakıf, devlet, özel okulları mevcuttur ve kılık kıyafetleri farklıdır. Bizde okul seçme imkanınız olmadığı gibi. seçtiğiniz bütün okullarda da başörtüsü yasağı vardır. Seçim hakkımız olmadan, kişiliğinize bağlı bir hakkınızın kullanımı engellenerek, karşıt bulunduğunuz bîr kurala uyulması zorunluluğunu bir Avrupalı kavrayamayacağı gibi komisyon karan da bu yünü ile yasakçı uygulamaya neden gösterilemez. Anayasa siyasi hakkı: seçme, seçilme, bağımsız veya bir siyasi parti içinde faaliyetle bulunma,. halkoylamasına katılma, siyasi parti kurma, bir siyasi partiye girme ve ayrılma olarak 'temel haklar' kısmında düzenlemiştir. 6 Milletvekili için verilen "Bir siyasi partinin üyesi, kurucusu, yöneticisi, denetçisi olamazlar"yasağı bütün siyasi hakların kullanılmasını yasaklayamaz. Anayasa koyucu yalnızca, yasağı bir siyasi parti mensubu olmakla sınırlandırmıştır. Asıl amaç bu olduğu gibi yasağı genişletmek, kıyas yaparak artırmak hukuken mümkün değildir. Çünkü özgürlük asıl, yasak istisna olduğu gibi, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi de bunu ifade etmektedir. Bu milletvekillerinin, seçme haklarını kullanamayacaklarını veya belediye meclis üyeliğine seçilemeyeceklerini düşünebilir miyiz? Halkoylamasına katılıp oy veremeyeceklerini, bir seçimde bağımsız aday olamayacaklarını düşünemeyiz. Temel bir hak yasağın genişletilmesi şeklinde ihlâl edilemez, temel hak devredilmez, vazgeçilmez olduğu gibi ancak Anayasa' nın 13., 14, 15. maddelerinde sınırlanabilir. Yasaklı milletvekillerinin 3 yıl boyunca herhangi bir seçimde bağımsız aday olmalarına, seçme haklarını kullanmalarına engel kanun hükmü yoktur.

Not: Bu inceleme Yeni Şafak gazetesinde 26/27 ŞUBAT 1998 tarihinde iki bölümde yayımlanmıştır.

Hacı Ali Özhan

 <[email protected]> <[email protected]>
Hosted by www.Geocities.ws

1