HacıAlinin websitesi

  • REFAHIN KAPATILMASI ÜZERİNE
  • Hacı Ali Özhan...... Yeni Şafak gazetesinde 20 OCAK 1998 yayımlanmıştır



    REFAH’IN KAPATILMASI ÜZERİNE

    Anayasa Mahkemesinin Refah Partisi’ nin kapatılmasına karar vermesi, kararın hukuka hakkaniyete, gerçeğe en uygun, haklı ve doğru karar olduğunu göstermez. Yalnızca, hukuk içerisinde uyuşmazlıklara şekli bir kesinlik sağlamak ihtiyacından kaynaklanan hukuki bir sonuçtur.

    Bu tarihi dava. açıldığı günden bu yana yoğun şekilde tartışıldığı gibi karardan sonrada uzun yıllar tartışılacak, Türk siyasi hayatına etkileri yönünden kolayca hafızalardan silinmeyecektir. Mahkemelerin kararlarına saygı duyulması, verdikleri kararın hakkaniyete, vicdana, uygunluğu ve yargılama .usul kuralları ile orantılıdır. Hukuk devletinde, bir mahkeme kararının yanlış olduğunu iddia etmek, eleştirmek, beğenmemek mümkün olmasına rağmen karara uyulması zorunludur. Karara zorunlu olarak uyulmasının yanında tarafların, toplumun saygı duyabilmesi hukuk biliminin çok önemli bir kaygısıdır. Demokrasi açısından, siyasi partilerin kapatılmaları düşünce ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili çok boyutlu siyasi bir konu olup yazı konusu dışında kalması nedeni ile değinmemekle beraber, Sn. Başsavcı ve mahkeme üyeleri gibi düşünmediğimi belirtmek istiyorum. Kuşkusuz demokraside farklı düşünmemiz de doğaldır.

    Siyasi partilerin kapatılabilmesi üzerine, demokrasi açısından, siyasi açıdan yapılan tanışmalar hukuk alanı dışında olup mahkemeleri ve Başsavcıyı doğrudan ilgilendirmez. Siyaset hukukun üreticisi mahkeme de hukukun uygulayıcısıdır. Ancak, hukukla siyasetin iç içe geçtiği, lam karıştığı, bire bir tam karşı karşıya " geldiği bir başka dava türü de yoktur. Başsavcının ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin şahıs olarak, demokrasilerde siyasi partilerin kapatılabileceği anlayışında olmaları ve Anayasada yazalı laiklik ilkesi, bölücülük, diktatörlük v.b. yasaklayıcı ve siyasi parti kapatma nedeni hükümlerini kişisel olarak demokrasi ve siyaseten benimsemiş olmaları sanıyorum bu tip davalardaki kararlarını dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Bu durum, yorum ve takdir haklarının kullanımında doğal yasa ve uygulayıcısı arasındaki zorunlu etkileşim olup. Başsavcının ve mahkeme başkanlarının basın organlarına yapılan açıklamaları ve üye hakimlerin siyasi parti kapatma dava kararlarından anlaşılmaktadır.

    Bir siyasi partinin kapatılması davasında, özellikle de iktidardaki bir kitle partisinin, Türkiye'nin en büyük ve milyonlarca üyesi bulunan bir fikir partisinin .kapatılması davasında, tamamen hukuk içinde kalarak, dolaylı da olsa mahkeme ve Başsavcının siyasi ve demokrasi görüşlerinin mümkün olabilen en az düzeyde etkileşimi ile tarafsız ve hakkaniyete uygun karar vermek gerekirken, kanımca birazda haklı nedenlerle RP' li yönetici, üye ve seçmenlerince hukuk içinde ve objektif olarak karar verilmediği kanısı mevcuttur.

    Başsavcının ve mahkemenin hukuk içinde kalmaya aşın özen göstermeleri gerekmesine rağmen, özellikle Başsavcının siyasi saikleri ile yorum ve takdirlerde bulunduğu konuşmalarından, iddianame, mütalaa ve sözlü savunmalarından açıkça anlaşılmaktadır.

    Başsavcının, gensorunun reddedildiği günün ertesi günü tesadüf olsa bile basın toplantısı ile davayı açması, konuşmasının sonunda böyle bir davaya yardımcı olanlardan Allah razı olsun mealindeki beyanı ile iddianamenin basında yer elmasını dileyerek RP' nin içyüzünü görmesini istemesi, iddianamedeki olayların daha önce basında yer alan kamuoyunun bildiği konular olmasına karşın sanki başka özel boyutlu bilinmeyenler var gizemiyle anlatımı hukuken yerinde midir? Yine Refah Partisi'nce verilen 215 sayfalık ön savunmanın okunmadan, önceden hazırlanan 80 sayfalık görüşünün bir günde mahkemeye verilmesi ile. Mütalâanın "Ülkemizin üzerinde Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri görülmemiş şekilde kara bulutlar dolaşıyor..." diyerek başlayıp siyasi yorumlarla çoğu kez de dava dışı konu ve alıntılarla ön savunmanın karşılığı olmayan Önyargılı hazırlanmış mütalâanın sonunda da "...Refah Partisi'nin kapatılmasına karar vermek Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşmesi yolunda Anayasa Mahkemesi'nin yaptığı hizmetlerin en şereflisi olacaktır." denilmesi mütalâa kavramına uygun ve hukuki bir davranış olarak kabul edilebilir mi? Başsavcı, iddialarının doğruluğuna gerçeklen inanabilir bu konuda çok iddialı ve ısrarlıda olabilir, ancak bunu hukuk içinde kalarak söz ve davranışları ile anlatabilmeliydi. Kamuoyunca sağ ve sol siyasi görüşleri ile tanınan yazar ve gazetelerin dava ile hiç ilgisi olmamasına karşın dava hakkında sert ve gerginlik doğuracak alıntılarla, suçlayıcı ve övücü tanımlamalarla karşı karşıya bir hukuki metinde, bir dava mütalaasında getirilmesi hukuki bir tarz olabilir mi? Bir yabancı yazarın Atatürk hakkındaki yorumlarının alıntılanması. Atatürk'ün el yazılarından alıntı yapılması. Kur'an-ı Kerim "in 18 adet ayetinden yaklaşık 6 sayfa kadar adeta tartışma tarzında alına yapılması dava ile ne kadar ilgilidir, nasıl ilgili olabilir? Bir kısım milletvekilleri için. bu şahıslar Erbakan ve arkadaşları tarafından adeta bir 'tetikçi' gibi kullanılmış" tanımlaması, ihraç edilen milletvekillerine tebligat yapılmadığı söylentilerinin duyumunun alındığını ve davanın sonunda aynen "haklıymışsınız deyip partide bırakacaklar ve tetikçi olarak kullanmaya devam edecekler" tarzındaki ifadeleri hukukla bağdaştırabilir miyiz? Sözlü açıklamasında, mütalaadaki tarzını aynen devanı ettirerek "Bakalım bu konuda RP'nin resmi olmayan yayın organı gibi çalışan gazetelerin dini bütün yazarlar ne söylüyorlar? Ne istiyorlar"? başlığı ile alıntılar yapılması. Refah Partisi Genel Başkanı için “Bin yıllık takıyye geleneğinin en büyük üstadı kabul edilen,.. Erbakanın" şeklindeki önyargılı tanımlama hukuki bir ifade midir? Bir partinin kapatılması davasında, iki başka siyasi partinin genel başkanının görüşünün alıntılanması sanıyorum hukuken ilginçtir. Üstelik aynen "BBP Gene] Başkanı men ve yiğit kardeşim Muhsin Yazıcıoğlu" seklindeki bir tanımlama büsbütün şaşırtıcı değil mi?

    Hiçbir akademik unvanı olmayan bir başka siyasi partinin milletvekilinin dava dosyası ile hiçbir ilgisi yokken yalnızca Başsavcılık görüşünü doğrular türden olması nedeni ile alıntılanması yerinde ve yeterli bir ispat tarzı kabul edilebilir mi? Çok önemli bir dava dosyasında. Başsavcının yukarıdaki örneklemeye çalıştığımız davranış ve sözleri hukuk içinde kalmak yerine aksine siyasi saikler ile hareket ettiği izlenimini verecek derecede siyasi alanda ve davayı kişiselleştirerek haklı tepkileri üzerinde toplamaya neden olmuştur.

    Savcılık iddia makamı olmakla , beraber doğrunun ortaya çıkarılmasında tarafsız, objektif olmak ve maddi gerçeği aramalıdır. Savcılık doğaldır ki suçluyu suçlayacaktır. Ancak suçluyu tespit edip, gerçek suçluyu buluncaya kadar görevin gerektirdiği tarafsızlığı önyargısız yaklaşımı göstermelidir. Önyargılarla gerçek suçluya ulaşmak zor olduğu gibi suçsuzları suçlu yapmakta mümkündür. Böyle bir sonuç adalet ve hakkaniyet duygusu ile bağdaşmayacağı gibi onları yok etmektedir. Anayasa Mahkemesi eski başkanı Sn. özden' in. Refah Partisi' yle laiklik ve Atatürk konusundaki düşüncelerinin en azından yorum farkıyla değişik olduğu kamuoyunda yakından bilinmekteydi Laiklik ilkesi konulu acılan bu davada, Sn. Özden' in kullanacağı oyun şimdiden belirgin olduğu kanısı mevcuttu. Sn. Özden' in CHP'nin hukuk müşavirliğini yapmış olması yanında siyasi tercihinin de CHP yönünde olduğu kanısının varlığı kuşkulan artırıcı olduğu gibi, genel olarak sol seçmenlerin önemli bir kısmınca Refah Partisi'nin kapatılmasının pragmatik anlamda arzu edilmesi ve Sn. özden' den beklenti içerisinde bulunmaları Sn. Özden' in tarafsızlığını ciddi derecede zorlaştırmaktaydı. Refah davasında Sn. Özden' in tarafsızlık içerisinde ve tam bir vicdani kanaatine göre oy vereceğine şahsen samimiyetle inanmama karşın, yargılamada hakkaniyete uygun davranılmadığı şüphesini dahi uyandırmamak gerektiğinden Sn. Özden' in gerçekte parti yönetimi üye ve seçmenince tarafsız olacağına inanılması gerekirdi.

    Hukuken, mahkemeyi de gölge altında bırakacak kadar önemli olmasına karşın Sn. Özden' in davadan çekilmesinin bütün kanunî ve vicdanî koşullan oluşmuşken çekilmemesi kanımca bir yanlıştı. Kararda, Özden' in 16 günlük zaman farkıyla, kendi isteği dışında oy ve imzasının bulunmaması, kararın aynı şekilde ve oranda (2/9 oranı) olacağının gözükmesi nedeniyle çok isabetli olmuştur. Aksi halde gerçekte öyle olmamasına karşın hem mahkeme hem de Sn. Özden Refah Partisi'nin Atatürk ve laiklik konusundaki açıklamalarım mahkeme başkanına, hukuki statüsüne uygun olmadığını düşünüyorum. Çünkü Anayasa Mahkemesi herkesin mahkemesidir. Ve kimse Atatürk'ü sevmek zorunda olmadığı gibi laik olmak zorunda da değildir. Kuşkusuz yasalara herkes uymak zorundadır. Ama kimse yasalar gibi düşünmek, inanmak zorunda değildir. Bir mahkeme Başkanı’ nın siyasi söylem kullanması doğru kabul edilemez. Siyasi parti kapatılması davalarındaki ilkel yargılama yöntemi kuskusuz haklı olarak eleştiri konusu yapılabilir. Kararların kesin olması, duruşma yapılmaması, delillerin ve gerçeğin araştırılması ve ıspatlanabilmesinin sınırlanması v.b. yargılama usul kurallarının hakkaniyete, vicdana, evrensel kurallara hatta ülkemiz diğer mevzuatından geride kalması haklı bir üzüntü yaratmaktadır.

    Ama bundan da öteye. Anayasa Mahkemesi 'nin gerek yasalardaki “ilgili ve konu hakkında" bilgi si olanların dinlenilmesi konusundaki turumu, gerekse de kapatmaya neden gösterilenlerin bir anlamda faillerin dinlenilmemiş olması hukuken izah edilemez. Genel merkez yöneticisi . olmayan 3 milletvekilinden dolayı Refah Partisi' nin kapatılması anlaşılamaz olduğu gibi 5 yıllık siyaset yasağına giren ve milletvekilliği düşen milletvekillerinin resen dinlenilmemiş olması usulen, vicdanen savunulamaz. Hukukun genel ilkeleri ile bağdaştırılamaz. Mahkemenizde dinlenilmemiş, delillerin ne olduğu ve doğruluğu araştırılmamış Ş.Yılmaz, H.H.Ceylan, H.İ.Çelik'e ait iddialarla sorgusuz, sualsiz hüküm verilmiştir. Sn. A.Tekdal’ ın dinleme müracaatının . reddi hiçbir hukukî gerekçe ile savunulamaz. Bu nedenlerle Refah Partisi'nin yönetici üye ve seçmeninden karara saygı beklenemez. Ama karara mutlaka uymak zorundadırlar. Bir Sosyalist olarak demokrasi adına üzgünüm. Refah Partililere de geçmiş olsun diyor, demokrasi mücadelesinde dayanışarak başarılar diliyorum.

    Hacı Ali Özhan

    *Bu kısım Yeni Şafak gazetesinde 20 OCAK 1998 yayımlanmıştır.

    [email protected]> <[email protected]>
    Hosted by www.Geocities.ws

    1