Hacıalinin websitesi
|
BAŞBAKAN İLE TSK ARASINDAKİ İLİŞKİ ÜZERİNE BİR İNCELEME |
|
Hacı Ali Özhan .....3 nisan 1998 Cuma dergisinde ve 27 mart 1998 Yeni Şafak gazetesi yayımlanmıştır |
BAŞBAKAN İLE TSK ARASINDAKİ İLİŞKİNİN HUKUKİ ANALAZİ
Hacı Ali Özhan
BAŞBAKANA KARŞI BAĞLAYICI SORUMLULUK
Başbakan Mesut Yılmaz' ın TSK'yi kastederek 'irtica ile mücadele görevi vermedim’ mealinde basına yansıyan açıklamaları üzerine, TSK tarafından cevaben açıklama yapılmıştır. Gazetelerde "Muhtıra gibi bildiri" şeklinde tanımlanan bu açıklamada,
TSK 'Görevini yaparken hiç kimsenin bu görevini hatırlatmasına ihtiyaç yoktur.....Makamı, görevi ve konumu ne olursa olsun hiç kimse, hiçbir tavır, tutum, beyan ve telkinlerde bulunamaz' şeklinde Başbakan' a cevaben duyuru da bulunmuştur.Anayasa ve yasalara bağlılıklarından kuşku duyulmayacak TSK'nin Başbakan’ la karşılıklı açıklamaları üzerine,
Başbakan ve TSK' i ilişkisi üzerine naçizane hukuki görüşlerimi, konunun doğru anlaşılmasına katkı sunmak amaçlı belirtmek istiyorum.Anayasa' nın 117. maddesi, "Milli güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetler' in yurt savunmasına hazırlanmasından TBMM' ye karşı Bakanlar Kurulu sorumludur" der. Aynı yasa maddesi Genelkurmay Başkanı' nın, Bakanlar Kurulu' nun teklifi üzerine Cumhurbaşkanlığınca atanacağını, görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceğini belirttikten sonra "Genelkurmay Başkanı bu g
örev ve yetkilerinden dolayı Başbakan' a karşı sorumludur" demekledir.TSK dört kuvvet komutanlığından oluşmasına karşın, en üst komutan olarak Genelkurmay Başkanı Başbakan' a karşı sorumlu olup barışta ve savaşta Silahlı Kuvvetler' in komutanıdır. TBMM'nin görevleri arasında Bakanlar Kurulu ve bakanları denetlemek yetkisi vardır. Başbakan, Bakanlar Kurulu' nun başkanı olarak bakanlıklar arasındaki işbirliğini sağlayacağı gibi Bakanlar Kurulu ile birlikte Meclis' e karşı
sorumludur.Yîne Anayasa' nın 123 maddesinde aynen. 'Her bakan Başbakan 'a karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki îşlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur" denmektedir.
Anayasa' nın 'sorumluluk' kavramına verdiği anlam, bir bakanın Başbakan' a karşı somluluğunda olduğu gibi doğrudan 'idari nitelik’ tanımamakta Bakanın görevini kanunlara uygun yerine getirmede gözetici ve düzeltici önlemleri alarak bîr üst makam statüsünde yükümlülük getirerek sorumlu tutma çerçevesindedir. Başbakan, Silahlı Kuvvetler' in 'üst makam’ olarak komutanı olmamakla beraber, sorumluluğu gereği TSK' nın komutanı olarak Genelkurmay Başkanı'nı, emri altındakilerin eylem ve İşlemlerini, Anayasa ve yasal görevlerinin kanunlara uygun yerine getirilmesini gözetici ve düzeltici önlemleri almakla yükümlü ve yetkilidir.
Anayasanın demokratik sistemi ve hukuk devleti kavramı bunu gerektirdiği gibi 'sorumluluk' la anlatılan ifade lafzı olarak bu anlamdadır. Aksi halde sorumluluk kavramının anlamını bulmak zordur. Anayasa koyucunun bu kavramı bir anlamı olmadan belirttiği düşünülemez.
Genelkurmay Başkanı' nın Bakanlar Kurulu' nun teklifi üzerine atanıyor olması da Başbakan ile Genelkurmay Başkanı'nın ilişkisinin bakan ve Başbakan benzeri bir ilişki olduğunu göstermeye yeter önemdedir.
Anay
asa' nın 117'nci maddesînin içerik olarak kaynak maddesi olan 61 Anayasası'nın 110' uncu maddesinin Kurucu Meclis Anayasa Karma komisyonu gerekçesinde aynen kabul edilen gerekçesinde "...Genelkurmay Başkanı'nın atanması ve sorumluluğu konusunu, geçmiş yılların tatbikatından elde edilen tecrübelerin ışığı altında İnceleyen komisyonumuz, atanmanın Bakanlar Kurulu' nun teklifi üzerine Cumhurbaşkanı'nca yapılması ve görev ve yetkilerinden dolayı da Başbakan' a karşı sorumlu olması tarzında maddenin tedvinini hem hizmetin icaplarının, hem de demokratik bir devlet düzeni içindeki sorumluluk esaslarına uygun bir hal tarzı olarak kabul etmiş bulunmaktadır..." denmektedir.Yine Kurucu Meclîs birleşik toplantısında yapılan son görüşmeler sırasında Karma Komisyon adına yapılan konuşmada, Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Savunma Bakanlığına bağlanması uygun görülmediğinden Başbakan' ın kendisine bağlandığının, bu durumun 'Başbakanlığa karşı sorumludur’ ifadesi ile belirtildiği açıklanmıştır
.Bu konuya ilişkin bir Anayasa Mahkemesi kararının ilgili kısmını anlaşılır olması için uzunca aktarmak istiyorum.
Aynen; "...Anayasa' nın 110'uncu maddesinin son Fıkrasında ise. Silahlı Kuvvetlerin komutanı olan Genelkurmay Başkanı 'nın bütün bu görev ve yetkilerinin kanunla düzenleneceği ve bu görev ve yetkilerinden dolayı da Başbakan' a karşı sorumlu olacağı hükmü yer almaktadır. (117/4 aynen karşılığı) Buna göre Genelkurmay Başkanı, bütün Silahlı Kuvvetler' in komutanı sıfatı ile orduyu barışta ve savaşta hazırlayıp idare edecek
ve bu görevlerinden dolayı da Başbakan' a karşı sorumlu olacaktır. Bu suretle Anayasamız, Silahlı Kuvvetlerin barışta ve savaşta hazırlanması ve İdaresi görevini Genelkurmay Başkanı'na verip, bunun karşılığında da onu Bakanlar Kurulu içinde Başbakan' a karşı sorumlu tutmakla, yürütme organı ile Genelkurmay Başkanı arasındaki bağlantıyı kurmuş olmakla ve böylece Başbakan' a da hükümet kademesinde olmak üzere bu İşlerin yönelim ve denetiminde görev vermiş bulunmaktadır.Görülüyor ki Anayasa'nın 110'uncu maddesi Silahlı Kuvvetler' in barış ve savaşta hazırlanması ve idaresinde,
Genelkurmay Başkanı ile kurduğu sorumluluk bağı vasıtası ile Başbakan' a görev vermekte ve böylece bu hizmetlerin Bakanlar Kurulu ile irtibatını ve Bakanlar Kurulu içindeki görevli Bakanı işaret ve tayin etmiş olmaktadır kî bu da Başbakan' ın bizzat kendisidir. Bu madde ile Başbakan' a verilmiş bulunan görev, Anayasa' nın 105'inci maddesinde belirtilen (112'nci maddenin karşılığı) genel nitelikteki Başbakanlık görevlerinden ayrı ve onlara ek olarak Anayasa' nın verdiği özel nitelikte bir görev olup. Başbakan’ ın da bu görevlerin yerine getirilmesinde diğer bakanlar gibi Anayasa' nın 105'inci maddesinin İkinci fıkrasın da yer alan münferit sorumluluğu vardır. Şüphesiz Başbakan' ın bu sorumluluğu Anayasa' nın 110'uncu maddesinin İkinci fıkrasında yer alan ve Bakanlar Kurulu' nun, ordunun savaşa hazırlanması konusunda TBMM'ye karşı olan müşterek sorumluluğunu ortadan kaldıracak nitelikte değildir. Yani sözü geçen konularda Başbakan, Bakanlar Kurulu'na ve Bakanlar Kurulu’ da TBMM'ye karşı sorumlu durumda olmakta ve sorumluluk halkaları böylece tamamlanmakladır.1961 Anayasası'nın getirdiği bu düzeni özetlemek gerekirse; ordunun barışta ve savaşta hazırlanması ve idaresi ile idare kademesinde Genelkurmay Başkanı, hükümet kademesinde Başbakan görevli ve sorumlu olup, ordunun savaşa hazırlanması konusunda Bakanlar Kurulu' nun TBMM' ye karşı olan ortak sorumluluğu bu yoldan uygulama alanına girmektedir......”
Anayasa Mahkemesi'nin bu kararından anlaşılacağı üzere, Başbakan' ın özel nitelikli görevinden bahsederek, Genelkurmay Başkanlığı'nın görev ve yetkilerinden bir bakan gibi kişisel sorumluluk taşıdığı ve TBMM'ye karşı da bu sıfatla sorumlu olduğu belirtilerek, milli irade ve egemenlik kavramına
ulaşmakla sorumluluk halkalarının tamamlandığı belirtilmiştir.Keza, 1324 sayılı Genelkurmay Görev ve Yetkilerine Ait Kanun' un 7. maddesinde de Anayasa' ya paralel olarak 'Başbakan' a karşı sorumluluk' tekraren belirtilmiştir.
Yukarıda izaha çalışılan Anayasa' nın lâfzı, madde gerekçesi ve Anayasa Mahkemesi kararından anlaşılacağı üzere Sayın Başbakan' ın açıklaması hukuken görev ve sorumluluklarını bilen ve hukuk devleti kaygısıyla yapılan açıklama olup, TSK da dahil, bütün kurumlan bağlar.
Sayın Başbakan' ın, irtica ile mücadelede hukuk içinde kalarak mücadele edileceği açıklaması çok doğal ve yerinde olduğu gibi, bir hukuk devletinin başbakanından başka bir beklenti içinde olunamaz, irtica kavramının ve suç unsurlarının hukuki tanımlanmasına ihtiyaç ol
duğu kadar, devletin hiçbir vatandaşım siyasi görüşlerine göre ayırıma tutamayacağı, genel ilkesini hatırlatmak istiyorum. Nitekim Başbakan' ın islamî sermaye anlamında kamuoyuna yansıyan şirketlere, mevzuat hükümlerine uymaları halinde yaptırım uygulanamayacağı mealindeki açıklaması bu kaygıdan kaynaklanmakta ve hukuki bir yaklaşımdır.TSK' ca yayımlanan bildiride de vurgulandığı üzere, TSK da dahil hiçbir devlet kurumu Anayasa ve yasaların verdiği görev ve yetkinin dışına çıkamayacağı gibi, görev ve yetkilerini kullanırken de hukuk kurallarına uym
ak zorundadır. Aksi halde hukuk devletinden bahsedilemeyeceği gibi, kanunlara bütün vatandaşların uyması beklenirken, devlet görevlilerinin uymaması beklenemez.TSK da dahil, bütün devlet kurumlan arasında görev ve yetki kargaşası yaşandığında veya görevlerin kapsamı ve türünde kurumlar arası uyuşmazlık olduğunda, hukuk biliminin gereklerine göre çözüm bulunması, hukuk devletinin gereğidir.
Bütün kurumlar Anayasa koyucunun ve yasa koyucunun koyduğu kurallara göre hareket etmek zorunda olduğuna göre, öncelikle kanunun gerekçesi, komisyon raporları ve Meclis görüşmeleri incelenerek asıl amacın ne olduğu tespit edilmeli, konu hakkındaki mahkeme içtihatları ile bilim adamlarının görüşleri birlikte değerlendirilerek, bir
sonuca ulaşılmalıdır.Görev ve yetkiler, kanunun özü ve sözüne göre kanun koyucunun amacı yönünde yorumlanarak ifa edilmeli, kişisel düşünce ve amaçlar dışında objektif devlet adamı sorumluluğu ile davranılmalı ve tamamen hukuk içinde kalınmalıdır. Özellikle her vatandaş gibi devlet görevlilerinin de siyasi görüş ve tercihlerinin olması doğaldır. Ancak, devlet kurumunda ve görevi başında hizmetin ifasında tamamen görevin gerektirdiği liyakat kuralları içinde davranması zorunludur. Devlet birimlerince yapı
lan yorum, işlem ve eylemlerin Anayasa' nın açık hükümlerinden önce hukukun bilinen ve tüm uygar ülkelerin benimseyip uyduğu hukukun genel ilkelerine uygun olması Anayasa Mahkemesi'nin birçok kararın da(2) belirtildiği gibi, imzalayıp iç hukuk mevzuatımız haline gelen uluslararası sözleşmelerin de bir gereğidir.Hacı Ali Özhan.....................................................................................
main page / ana sayfa [email protected].......................................................... [email protected]
(1) Anayasa Mahkemesi'nin 14.4.1966 tarih 63/67 E, 66/19 K.
(2) Anayasa Mahkemesi'nin 22.12.1964 tarih 63/166 E. 64/76 K; 27.3.1986 tarih 85/31 E, 86/11 K; 21.6.1990 tarih 90/7 E. 90/11 K; 1.2.1996 tarih 95/20 E, 96/4 K.
Not: Bu araştırma 3 nisan 1998 Cuma dergisinde ve 27 mart 1998 Yeni Şafak gazetesi yayımlanmıştır
.