Hacıalinin websitesi

Türk Ceza Kanunu madde 169 üzerine
mahkeme içtihatları ışığında bir inceleme

Hacı Ali Özhan..........8 nisan 1998 tarihli gündem gazetesinde yayımlanmıştır.

169 madde tehlike suçunun ‘tehlikesi’

169 Madde tehlike suçunun ‘tehlikesi’

146’ ıncı maddede TBBM' ye karsı zorla teşebbüs edenlere idam cezası verilirken; TBMM'ye karsı suç islenmesini propaganda edene de idam cezam verilmekte. TBMM'ye karsı suç islemeye iştirak edenlere örneğin araç temin eden, silah temin eden, haberleşmede yardım eden, gözcülük yapan gibi yardıma eylemcilere ise beş sene hapis cezası verilmekledir. Bu maddedeki ceza adaleti kendi içerisinde olmadığı gibi, 146'ına madde ki suçu islemek için hiçbir eylem yapmadan yalnızca silahlı çete kurana 15 yıl hapis, hiçbir eylem yapmayan, yalnızca çete üyesine, sempatizanına 10 yıl hapis cezası verilmesi ne kadar adaletli sayılabilir?

Cumhurbaşkanına suikast eyleminde tam teşebbüste bulunana idam, eksik teşebbüste müebbet cezası verilirken, suikastı planlayana, araç ve silah temin edene, gözcülük yapana 5 sene hapis cezası verilirken; 168 incı madde ve yalnızca cumhurbaşkanına suikast düzenlemek için silahlı çete kurana hiçbir eylemi yokken 15 yıl hapis, üyesine sempatizanına hiçbir eylemi yokken 10 yıl hapis cezası verilmesi ne kadar adaletli sayılabilir?

Yıllarca uygulanan ve gerçekten adaletsiz sonuçlar doğuran dördüncü fasılda düzenlenen 168-173 arasında maddelerde 173'üncü madde hariç tümden kaldırılarak haksız, dengesiz uygulamaya son verilmelidir. Maddelerin tümden kaldırılması görüsü kabul edildiğinde mutlaka değiştirilmesi ihtiyacı sanıyorum genel kabul görmüş doğrudur. 168'inci maddenin birinci fıkrası ile silahlı çetenin kurucusu, komutam veya özel bir görevlisi konumunda olanın 15 yıl ile cezalandırmakta iken; 168'inci maddenin ikinci fıkrasında 'çetenin sair efradı' denilerek hemen hemen herkes 10 yıl ile cezalandırmaktadır.

Çetenin sempatizanına ve propagandasını yapana bildirilerini dağıtana,, duvarlara çete adını yazana haberleşme sağlama vb. teknik yardımda bulunana, evinde çeteye ait muhalif doküman bulundurana, çeteye yeni girmiş üyeye, amaç yönünde bir eylem planı yapana, planın hazırlanıp ve uygulamasını yapana, bizzat eylemi yapana veya gözcüsü ve ulaşması vb. seklinde eylemin iştirakçisine, . amaç için bir eyleme katılmış üye ile birden çok eyleme katılmış üyeye, çetenin mutfak işlerine yapana, hiçbir ayrım yapmadan 10 yıl ceza vermek hangi ceza adaletine sığar ve nasıl izah edilebilir? Buradan açıkça görüldüğü gibi çeteninin komutanına, kurucusuna, özel görevlisine diyerek 13 yıl ceza verilirken bunların dışında yukarda saydığım katkıda bulunanların hiçbir ayrıma tabi tutulmadan 10 yılla cezalandırılması açık bur haksızlık ve dengesizliktir.

Bu nedenle 168'inci maddenin ikinci fıkrası, 'sair efradı' denilerek tek ceza verilmesi hali maddenin değiştirilerek eylemin ağırlığı, türü, önemi, sonucu dikkate alınarak buna göre kademelendirilerek suçun ağırlığına göre cezanın ağırlığı, orantısı ile adaletli bir denge kurulmalıdır.

169'uncu maddedeki suçluya barınacak yer göstermek, yiyecek ve giyecek yardımı yapmak eylemleri suç olmaktan çıkarılmalıdır. Özellikle de 169'uncu maddedeki suçta, suçluya bu anlamda yardım edenin suçlunun aile efradı veya akrabası olması halinde mutlaka ve mutlaka suç olmaktan çıkarılmalıdır.

Bir basın mensubu olan ve yalnızca bir toplantıdaki konuşması nedeni ve Selam Gazetesi Haber Müdürü olan Nurettin Şirin' e bu konuşması nedeniyle Lübnan'da bulunan Hizbullah örgütünün sair efradı denilerek 168/2 maddesince 10 yıl ceza verilmesi ile terör suçu olarak 1/2 oranında artırılarak 15 yıl çıkarılması ve 1/6 oranına artışla top.5 yıl hapis cezası verilmesine madde uygulanması acısından hatırlatmak isterim

Keza. bir Türk vatandaşının yasa dışı olsadahi yabancı bir örgüt üyesi hatta kurucusu olsa dahi Türkiye içerisinde suç işlediği ve Türk devleti alenine bir amaç gütmediği sürece cezalandırılmayacağını belirtmek isterim.Hatta bu kişi örgütün amacı yönünden yabancı bir ülkede suç işlese bile Türkiye Cumhuriyeti yargılama ve cezalandırma yetkisine sahip değildir. Ancak yabancı ülkenin talebi halinde o ülkeye iadesi söz konusu olabilir. Yine Türkiye Cumhuriyeti' nın kendi vatandaşını suçlu olsa bile iade etmeyeceği de hatırlatmak isterim. Örneğin bir Türk vatandaşı IRA veya ETA benzeri silahlı bir örgüte üye olması halinde TC devleti tarafından cezalandırılamayacağı gibi bu hal suç olarak da öngörülmemiştir. Hatta bu Türk vatandaş ispanya ve İngiltere' de suç işlese bile TC devleti bu nedenle kendi vatandaşını cezalandıramaz.

Askeri Yargıtay bir kararında (2a) aynen "sanık tarafından yazıldığı kabul edilen duvar yazıları altına Dev-Yol adının konulmasının bu örgüte girme anlamına gelmediği, konunun bu yönünün araştırılması gerekeceği'' şeklinde karar vermiştir.

Başka (2b) kararları da aynen "mücerret çetenin benimsediği siyasi görüşe veya ideolojiye sahip olmak, yakınlık duymaktan ibaret olan sempatizan bulunmak, mücerret çetenin veya ideolojisine ait eserleri okuma, bulundurmak gibi halleri çetenin mensubu olduğuna bir delil kabul etmek mümkün olamaz. Böyle bir düşünüş Anayasa' nın vazgeçilmez bir kural haline getirdiği düşünce hürriyetine ten düşer" demiştir.

Yine bir daireler kurulu kararında 12c) aynen "sanığın üzerinde bulunan bildiriler ve evinde bulunan yayınlar ve notlardan sol görüşte olduğu ve bu görüşü benimsediği anlaşılmakladır. Ancak sadece sol görüşlü olarak bu tur yayınları okuyup notlar çıkarmasının kanunun kast ettiği anlamda örgüt üyesi olduğunu göstermeyeceği açıktır" demiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurul kararınca l3a) aynen. "TCK nun 168'inci maddesindeki silah, amaçlanan suçun islemesini sağlayacak nitelik ve güçte olmalıdır" demekte, yine Yargıtay'ın başka kararlarından (3b) aynen "TCK nın 168' inci maddesinin maddi unsurları arasında silah başlıca unsuru teşkil etmektedir.” denmekte,

Askeri yargıtay Daireler kuruluda bir kararında, (3b) aynen çete mensuplarının fiilin silahla işlenmesi ve silahların tespiti hususun dada iradelerinin birleşmiş olması gereklidir. Bu suçun meydana gelmiş sayılması için çeteyi kuranların çoğunluğunun silahlı olması gereklidir.” diyerek ‘silah’ unsuruna açıklama getirmektedir.

168'inci maddenin 2787 sayılı kamına ait hükümet (4a) gerekçesinde; "Silahlı çete kurma «ok failli suçlardandır'' demekte Askeri Yargıtay bir daireler kurulu kararında (4b) "Faillerin ekserisi silahlı olmak suretiyle çok failli organize bir faaliyet konu alması itibari ile' derken; Askeri Yargıtay da bir kararında (4c) silahlı çeteyi tanımlarken, "Birçok sayıda. silahlı insanın disiplinli bir şekilde organize edilmesi ile meydana gelmekte, anılan kimselerin yukarıda yazılı cürümleri islemek kastı ile iradelerinin birleşmesi, sistemli hiyarerşik bir organizasyonun mevcudiyetini icap ettirdiği gibi, çeteyi teşkil edenlerin çoğunluğunun silahlı olmasını lüzumlu kılmaktadır" diyerek sucun işlenebilmesi için yeterli nicel ve nitel yetenekte çok failin bulunmasını suçun unsuru için zorunlu görmektedir.

Yargıtay bir kararında Sayın Çetin Özek' ten alıntı yaparak (5) aynen "kumanda ve amirliğin bilfiil icra edilmekte bulunması şarttır. Zira, failin resmen takındığı sıfat değil, icra ettiği fonksiyon önemlidir''demektedir.

Aynı kararında yine Sayın Çetin Özek' e atıf yaparak özel bir görevle vazifeli olmayı tanımlamış ve aynen "Çetenin kuruluş gayesine ait sucun işlenmesi için gerekli hareketlerden biriyle yükümlü olan kimsedir. Bu vazifenin gayeye uygun olarak önemli hır mahiyet taşıması da gereklidir. Aksi halde bu durumun iştirakçiye nazaran daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasının mantıki eseri olmaz. Bu görev gayenin tahakkukuna ait bir görev olmalı, mesela çetenin idaresi ile ilgili fakat gaye ile ilişiği olmayan bir ödev cezanın ağırlaştırılması için kafi değildir... Şu halde hükümdeki özel görev; amirlik ve komutanlık gibi ve buna eşdeğerde diğer mensuplardan fazla cezaya mesnet teşkil eden farklılık devamlılık arz eden bir vazife ile görevlendirilmiş olmak seklinde kabul etmek gerekecektir. Örneğin, devamlı olarak bir fabrikada propaganda ve üye kazanmak için görevlendirilmek, yahutta devamlı bir biçimde seminerler vermek gibi, şu halde devamlılık arz etmeyen propaganda yapmak veya seminer vermek, özel görev anlayışına uygun olmayacaktır." denilerek maddenin uygulamasında yol göstermiştir.

Yukarıdaki Yargıtay kararlarından da açıkça görüleceği üzere 168'inci maddenin uygulaması; diğer maddelerle içice geçen, suçun ' unsurlarının net izah edilmediği bir 'tehlike suçu' olarak düzenlenmesinden dolayı mahkemelerde duraksamalar ve farklı kararların verilmesine neden olmaktadır. Yukarıdaki örneklerde yerel mahkemelerce sanıklar mahkum edilmişler, Yargıtayın yukarıdaki gerekçeleri ile kararlar bozulmuştur

168'inci maddenin halen yürürlükte olması nedeniyle uygulamada mahkeme ve tarafları aydınlatmak amacıyla yukarıdaki kararlar seçilerek aktarılmıştır. Başlangıçtaki görüşlerimin, söz konusu kararların inceliğini, karışıklığını doğruladığını gösterdiği kanısındayım. Tekrar belirtmek isterim ki basta 168'inci madde olmak üzere 4 fasıldaki maddeler -173 hariçtir- tümden kaldırıldığında Ceza Kanunu'nda hiçbir boşluk olmayacaktır. TBMM'de değişiklik çalışmalarının gündemde olması nedeni ile bu maddelerin tümden kaldırılmasını naçizane önermek istiyorum. En azından 168 /2 fıkrasındaki 'sair efradı' kavramının , eylemin ağırlığına ve sanığın rolüne göre kademelendirmek kanımca zorunludur. Yine 169'uncu maddeden konut, erzak, giyim yardımının çıkarılması en azından aile efradı ve akrabalar için bu suçun oluşmayacağı değişikliği mutlaka yapılmalıdır.


hacı ali özhan
*Bu araştırma Gündem gazetesinde 8 nisan 1998 tarihlerinde iki gün süreyle yayımlanmıştır. Adı geçen Yargıtay kararlarını isteyen meslektaşlarıma gönderebilirim. HAÖ.

[email protected].......ana sayfa / main page........ [email protected]

Hosted by www.Geocities.ws

1