GEBELİKTEKİ FİZYOLOJİK DEĞİŞİKLİKLER

Yrd. Doç. Dr. Bilge KARSLI

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi

Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı

 

 

Solunum Sistemi

Kardiyovasküler Sistem

Üriner Sistem

Gastrointestinal Sistem

Karaciğer

Hematoloji

Metabolizma

İlaç Etkilerinde Değişiklik

 

 

Gebelikte, büyüyen fetusa bağlı olarak metabolik ve nütrisyonel ihtiyacın artması ile, hemen hemen bütün maternal organ sistemlerinde büyük değişiklikler ortaya çıkar. Korpus luteum ve plasentadan salınan hormonlar bu değişikliklere sebep olur. Genişleyen uterusun oluşturduğu mekanik etkiler ve özellikle 2.ve 3. trimestrde çevre dokulara yaptığı baskı da önemlidir. Bu “değişmiş fizyolojik durum” anestezistler için önemlidir. Kardiyovasküler, solunumsal, metabolik, gastrointestinal, metabolik ve hematolojik fonksiyonlardaki bu değişiklikler anestezi uygulamasında önemlidir.

Gebelikte ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler, anesteziye yanıtı da değiştirmektedir.

en üste dön

SOLUNUM SİSTEMİ

Gebelikte solunum sayısı ve tidal volüm artar. Gebeliğin son trimestrinde, O2 tüketimi yaklaşık % 20 artmıştır, dakika ventilasyonu ise % 50 artmıştır. Hiperventilasyona bağlı olarak PaO2 belirgin olarak artmıştır. PaCO2 32 mmHg’ya kadar düşmüştür, fakat respiratuar alkalozis, plazma bikarbonat konsantrasyonundaki azalma ile önlenmektedir. Kardiyak outputtaki artış ile dokulara O2 taşınması da artmıştır.

Maternal respiratuar değişiklikler, uterusun genişlemesi ile de ilişkilidir. Üçüncü trimestrde, diaframdaki yükselme, göğüs ön-arka çapının artmasıyla kompanse edilmiştir. Göğüs solunumu, abdominal solunumdan daha fazla tercih edilmektedir. Vital kapasite min. etkilenmektedir, fakat fonksiyonel rezidüel kapasitede % 20’nin üzerinde bir azalma ortaya çıkar.

Fonksiyonel rezidüel kapasitedeki azalma ve oksijen tüketimindeki artmanın sonucunda, apne sırasında hızla oksijen desatürasyonu görülür. Gebelerde hipoksiden kaçınmak için, genel anestezi indüksiyonundan önce preoksijenizasyon yapılması esastır.

Fonksiyonel rezidüel kapasitedeki azalma ve dakika ventilasyonundaki artma, inhalasyon anesteziklerinin alınımını da hızlandırır.

Gebelikte, solunum mukozasındaki kapiller genişlemeler, üst hava yollarında kanama, travma ve obstrüksiyon olasılığını arttırır. Genel anestezi sırasında, yumuşak laringoskopi ve küçük endotrakeal tüplerin kullanılması ile önlenebilir.

en üste dön

KARDİYOVASKÜLER SİSTEM

Kardiyak output ve kan volümündeki artış, maternal ve fetal metabolik değişikliklerin bir sonucudur. Kardiyak outpttaki artış ilk trimestrde belirgindir. Kardiyak outputtaki en büyük artış doğum sırasında gözlenir. Plazma volümündeki artış, kırmızı kan hücrelerindeki artıştan daha fazla olduğu için dilüsyonel anemi görülür. Hb konsantrasyonundaki azalma, kardiyak outputun artması ile kompanse edilir.

Özellikle ikinci trimestrde görülen sistemik vasküler rezistanstaki azalma, hem sistolik hem de diastolik kan basıncındaki azalmalar ile birliktedir.

Bütün gebelerde, maternal kan volümü 1000-1500 ml artmıştır, buna bağlı olarak doğum sırasındaki kan kaybı kolaylıkla tolere edilir. Gebelikteki total kan volümü 90ml/kg’dır. Vajinal doğum sırasındaki ortalama kan kaybı 400-500ml’dir, sezaryende ise, 800-1000 ml’dir. Kan volümündeki değişiklikler, doğumdan 1-2 hafta sonra normale döner.

Kardiyak outputtaki artış (%40), hem kalp hızındaki (%15) hem de atım volümündeki artışa (%30) bağlıdır.

Kalp odakçıkları genişlemiştir ve sıklıkla ekokardiyografide myokardial hipertrofi görülmektedir.

Santral venöz basınç, pulmoner arter basıncı ve pulmoner arter wedge basıncı değişmeden kalır.

Gebeliğin 28.haftasından sonra (daha önce olduğunu söyleyen araştırmacılarda var) supin pozisyonunda kardiyak outputta azalma görülür. Bu azalma, büyümüş olan uterusun vena cava inferior üzerine basısı sonucu kalbe venöz dönüşün engellenmesine bağlı olarak görülür. Gebelerin % 20’sinden fazlasında süpin hipotansif sendrom gelişir. Solukluk, terleme, bulantı ve kusma ile karakterizedir. Hasta yan tarafına döndüğünde alt ekstremiteden kalbe venöz dönüş ve sonuçta hipotansiyon düzelir. Venöz dönüşün azalmasına bağlı olarak, uterustaki venöz basıncın artması ile uterin arteriyel hipoperfüzyon ortaya çıkar. Uterus ve plasenta kan akımı bozulur. Ortaya çıkan sistemik hipotansiyon, rejyonel ya da genel anestezinin hipotansif etkileri ile birleştiği zaman fetal asfiksiye neden olur. 28 hafta ya da daha ileri dönemdeki gebeler supin pozisyonunda tutulmamalıdırlar.

Kronik parsiyel vena cava obstrüksiyonu, üçüncü trimestrde alt ekstremitelerde görülen venöz staz, flebit ve ödemin nedenidir.

Diaframın elevasyonu sonucu, göğüs kafesi içinde kalp yer değiştirir, Ön-arka akciğer grafisinde genişlemiş kalp görüntüsü ortaya çıkar. EKG’de sol aks deviasyonu ve T değişiklikleri görülür. Fizik muayenede, sistolik ejeksiyon akımına bağlı ek ses duyulur (I-II° ), üçüncü kalp sesi duyulabilir, ikinci sesin şiddeti artmıştır. Az sayıdaki hastada, asemptomatik perikardiyal effüzyon görülebilir.

Gebelerde, prematür kontraksiyonlar, sinüs taşikardisi ve paroksismal supraventriküler taşikardi görülmektedir ve bunların sebebi açıklanamamıştır.

en üste dön

ÜRİNER SİSTEM

Renal plazma kan akımı ve glomerular filtrasyon hızı ilk trimestrde %50 artmıştır. Serum kreatinin düzeyi 0.5-0.6 mg/dl’ye, kan üre nitrojen (BUN) ise 8-9 mg/dl’ye düşer.

Glukoz ve aminoasitler için renal tübüler eşik düştüğü için, orta derecede glukozüri (1-10 g/dl) ya da proteinüri ortaya çıkabilir.

en üste dön

GASTROİNTESTİNAL SİSTEM

Gebelik sırasında gastroözefajial reflü ve özefajit sıktır. Progesteron düzeylerindeki yükselme, gastrik motiliteyi ve gastroözefajial sfinkter tonusunu azaltır. Bunun yanında plasental gastrin sekresyonu mide asit hipersekresyonuna sebep olur. Bu faktörlerin etkisiyle ve son trimestrde görülen intragastrik basınç artışının sonucunda, gebeler regürjitasyon ve pulmoner aspirasyon için yüksek risk altındadırlar. Gebelerin hemen hemen tamamında, gastrik pH 2.5’in altındadır, % 60’ından fazlasında ise gastrik volüm 25 ml’nin üzerindedir. Bütün bunların sonucunda aspirasyon pnömonisi riski yüksektir.

Narkotikler alt özefajial sfinkter basıncını azaltırlar ve gastroözefajial reflüyü kolaylaştırırlar. Bu fizyolojik etkiler ve ağrıya bağlı mide boşalmasının gecikmesi, gebeleri bulantı ve kusma yönünden predispoze hale getirmektedir.

en üste dön

KARACİĞER

Hepatik fonksiyon ve karaciğer kan akımı değişmemektedir.

Serum alkalen fosfataz yüksekliği, plasentadan salınmasına bağlıdır.

Serum albüminindeki orta derecedeki azalma,plazma volümündeki genişlemeden dolayıdır.

Serum psödokolinesteraz aktivitesindeki % 25-30 azalma gebelikte görülebilir, fakat süksinilkolin etkisinde belirgin uzama nadirdir. Psödokolinesteraz aktivitesi, postpartum 6 haftadan önce normale dönmez.

Yüksek progesteron seviyeleri, kolesistokinin salınımını inhibe eder, sonuçta safra kesesinin boşalması tam olmaz, kolesterol taşları oluşabilir.

en üste dön

HEMATOLOJİ

Gebelik, hiperkuagülabilite ile birliktedir. Bu da, doğum sırasında kan kaybını önleyebilir. Fibrinojen ve faktör VII,VIII ve X konsantrasyonları artar.

Buna ek olarak, dilüsyonel anemi, lökositoz ve trombosit sayısındaki azalma görülebilir. Gebelikte minerolokortikoid aktivite artmıştır, buna bağlı olarak sodyum retansiyonu, total vücut suyunda ve plazma volümünde artma ortaya çıkar. Plazma volümündeki artma % 40-50’dir. Kan volümü ise % 25-40 oranında artar. Kırmızı kan hücrelerindeki artış relatif olarak daha azdır. Sonuçta hemoglobin ve hematokrit düzeylerinde azalma görülür.

Fetus tarafından tutulmasına bağlı olarak, demir ve folat eksikliğine bağlı anemi gelişir.

Gebelikte, plazma proteinlerinde değişiklikler görülebilir. Özellikte albümin düzeylerinde klinik olarak anlamlı düşmeler ortaya çıkabilir. Bunun sonucunda da, proteine beğlanan ilaçların serbest fraksiyonlarında artış ortaya çıkabilir.

en üste dön

METABOLİZMA

Gebelikte kompleks metabolik ve hormonal değişiklikler görülür. Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasındaki değişiklikler fetal gelişime yardımcı olur. Bu değişiklikler, açlıktaki değişikliklere benzer, çünkü glukoz ve aminoasit seviyeleri düşüktür.Bununla beraber, serbest yağ asitleri, ketonlar ve trigliserid düzeyleri ise yüksektir.

Bütün bunların yanında, gebelik diabetojenik bir durumdur. Plasentadan salınan, human plasental laktojen (hPL), insülin rezistansına sebep olur. Gebelikte ortaya çıkan, pankreatik B hücre hiperplazisi insülin sekresyonunun artmasına sebep olur. Fakat insülin rezistansı sonucunda, hiperglisemi ve ketozis görülür.Önceden var olan latent diabet alevlenir. Glukozun transplasental geçişi, fetal insülin sekresyonunu arttırır ve sonuçta, erken postpartum dönemde neonatal hipoglisemi gelişir.

Human koryonik gonadotropin (hCG) ve östrojen seviyesindeki yükselme tiroid hipertrofisine sebep olur. Fakat serbest T3, T4 ve tiroid stimülan hormon (TSH) normal kalır.

en üste dön

İLAÇ ETKİLERİNDE DEĞİŞİKLİKLER

Gebelikte, anestezik ilaçların ihtiyaç duyulan dozu azalır. MAC, halotan ve isofluran için yaklaşık % 30-40 azalmıştır. Bu da, maternal hormonal ve endojen opioid düzeylerindeki değişikliklerle açıklanmıştır. Progesteronun, sedatif etkilerinin olduğu gösterilmiştir. b -endorfin düzeylerindeki artış da rol oynamaktadır.

Gebelerde, rejyonel anestezi sırasında lokal anesteziklere karşı duyarlılıkta artma ortaya çıkar. Bu durum, hormonal değişikliklere yada epidural aralığın daralmasına bağlı olmaktadır.

en üste dön

GEBELİKTEKİ FİZYOLOJİK DEĞİŞİKLİKLER

MAC - % 40

Solunum

O2 tüketimi + % 20

Dakika ventilasyonu + % 50

Tidal volüm + % 40

Solunum hızı + % 15

PaO2 + % 10

PaCO2 - % 15

HCO3 - % 15

FRC - % 20

Kardiyovasküler

Kan volümü + % 35

Plazma volümü + % 45

Kardiyak output + % 40

Atım volümü (stroke volüm) + % 30

Kalp hızı +% 15

Periferik rezistans - % 15

Hematolojik

Hemoglobin - % 20

Pıhtılaşma faktörleri + % 50-250

Böbrekler


Glomerular filtrasyon hızı + % 50

en üste dön

PROGRAMA DÖNÜŞ

 

Hosted by www.Geocities.ws

1