GENÇ  EĞİTİMCİ  OLMAK  ve  EĞİTİM  ANLAYIŞIMIZ

 

Bir gün görme engelli bir insan, elinde bastonuyla, elektrik direğinden bağımsızlığını ilan etmiş bir kabloya doğru farkında olmadan yaklaşmaktadır. Ve düşünün ki siz oradasınız... Olanları görmektesiniz. Ne yaparsınız?... Bir insan olarak  ne yapmalısınız?... Hiç istifinizi bozmadan “kablo düşmeseymiş, sanki ben mi düşürdüm” der misiniz? Veya “gidecek başka bir yol bulamadı mı?”, “kör olmasaymış ben ne yapıyım!” diye olacaklara kayıtsız kalır mısınız? Yoksa her zaman olması gerektiği gibi, o anda da kör insanla o kablonun temasına engel olmanız gerektiğini hatırlayarak görme engelli kişiyi uyarır mısınız. “Gittiğin yönde seni olumsuz şeyler beklemektedir. Beni dinlersen oradan değil de; buradan, zarar görmeyeceğin bu yoldan yürümeyi tercih et”. Peki sorumluluğunuz bitmiş midir? Derin bir oh çekebilir misiniz? Bizce hayır. O teli bir şekilde o yoldan kaldırmadıkça, sizin olmadığınız bir anda, bir başka insan farketmeden zarar görebilir. Yetkilileri uyararak o telin tehlikesine son vermelisiniz... İşte koskocaman hayatımız boyunca bir çok zaman benzer sorunlarla iç içe bir çok insanla karşılaşırız. Kendimizin ve çevremizdeki insanların sorunlarına kaşı duyarsız olmak, yukarıdaki sembolik hikayedeki gibi kendimizi koyduğumuz erdem basamağıyla ilgilidir. Gelin, sorunlarımıza duyarsız olmayalım. Gelin, erdem sahibi olmanın haklı onurunu yaşamaya gayret edelim.

 

 Bizler, genç eğitimciler olarak ülkemizde ve dünyamızda yaşanan bütün sorunların eğitim kökenli olduğuna inanmaktayız.  Ayrıca eğitimin amaçlarının ve hedeflerinin Türkiye’nin koşullarına uygun belirlenemediğinden yakınmaktayız. Ülkemizin en çok eğitilmişlerinden en çok zararı görüyorsak insanları değil, eğitim politikalarımızı sorgulamak zorunda hissediyoruz kendimizi. İktisadi ve idari bilimlerde en yüksek unvanları almış kişilerin bankaları hortumlamasından ve halkımızı yoksullaştırmasından, hukuk bilimlerinde kariyer sahiplerinin de yolsuzluk yapanları adalet(!) karşısında haklı çıkarmasından, halkımızın şikayetçi olduğunu ve bunları sindiremediğini görmekteyiz. Bunun temelini ise, batı kültürünün, eğitimi şekillendiren felsefesinde aramalıyız. Eğitimin öğretimle karıştırıldığını, her öğretilmişin eğitilmiş olamayacağını ifade etmek istiyoruz. İçinde “şefkat”, “kul hakkı”, Allah korkusu”, “saygı ve sevgi”, olmayan bir eğitim felsefesini kabul etmemiz mümkün değildir. İnsanın tanrılaştırılmak istendiği bir dünyaya doğru giderken “her şeyin merkezine insanı oturtmayı”, insanın da kusurlu bir varlık olduğunu göz önünde bulundurarak savunmuyoruz. Kainatı kemal sıfatıyla tasarlayan ve noksansız bir şekilde düzenleyen yaratıcının, hayatın bütün alanlarında (zaten merkez de “tek”tir) ortaksız olması gerektiğine inanıyoruz.  

 

“İnsanın maymundan türediğini” iddia eden bir felsefenin, kapital amaçlar doğrultusunda eğitimi araçsallaştırmasının, insan fıtratına aykırı olduğuna inanmaktayız. Bu sebeple batı medeniyetinden uyarlanan eğitim anlayışı yerine, kendi değerlerimizle, kendi kültürümüzle barışık ve insan fıtratıyla çatışmayıp evrensel hassasiyetler taşıyan bir eğitim anlayışını oluşturmak zorunda olduğumuzu kavramaktayız.

 

Eğer bizler geleceğin eğitimcileri isek, yarının yöneticileri ve yönetilenleri de gelecekte bizim öğrencilerimiz olacaksa, çevremizde yaşanan tüm problemlere en etkili çözümleri sunacak kişiler bizleriz, eğitimcileriz. Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi;

 

   “Muallim ordusu derken, çekirge orduları,

   Çıkarsa ortaya, artık siz edin zararı!

   “Muallimim” diyen olmak gerektir imanlı,

   Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı...”         

 

öğretmenin etkisinin yabana atılır gibi olmadığıdır. Fakat bugün eğitimcilerimizin yaşadığı bir çok sorun ideal bir dünya kurma hevesine engel teşkil etmektedir. Bugün bir öğretmen ikinci bir meslekte çalışıyorsa, ders müfredatında eksik olan temaları anlatmayı bir yana bırakın, ders içeriğini bile etkili bir şekilde öğretememektedir. Sosyal hak ve güvencelerini yeterli olmadığını düşünen bir öğretmen, kendi sorunlarıyla ne zaman  başa çıkarsa öğrencisiyle o zaman daha iyi ilgilenecektir. Ve gerçek eğitime biraz daha yaklaşılmış olacaktır.

 

Bugün bir öz eleştiri yapmak zorundayız. Kimseye hakaret etmek istemiyor, kimseyi kırmaya meyletmiyoruz. Lakin bazı gerçeklerden kaçmanın da artık faydalı olacağı inancını kaybetmiş bulunmaktayız. Bu vesileyle paylaşmak istediğimiz hususları zikretmeye çalışıyoruz. Ülkemizde yaşanan en büyük eğitim problemlerinden biri, eğitimcilerin özgüven eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bir çok insan eğitimciliği iş garantisi olan bir meslek olarak algıladığı için tercih etmektedir. İdealist eğitimcilerin azalmış olmasının en büyük nedenlerinden biri, bu beklenti düzeyinin gerçek eğitime hizmet edemeyişidir. Bizler Genç Eğitimciler olarak tüm eğitimci arkadaşlarımızın, eğitimin misyonunu tekrar sorgulamalarını rica ediyoruz. Ve mesleğin itibarını ancak bizler kazanabilir, özgüvenimizi yeniden inşa edebiliriz.

 

Gelin kendi medeniyetimizi, kendimize ait olan bir eğitimle kuralım, yeniden inşa edelim. Biz, eğitimli insanlar birliğinin çok güzel şeyler başaracağına inanıyor, katkılarınızı bekliyoruz.

 

 

Geri   Ana Sayfa

                                                              

Hosted by www.Geocities.ws

1