|
ESLEM
DERGÂHİ
Peygamber
Efendimiz (SAV) bir gün camide cemaatle sohbet ederken bir genç
gelir. Ve kendisi için bir izin ister. İzin istediği husus
haramdır. Sahabi genci susturmak isterler engel olmaya çalışırlar.
Peygamber Efendimiz “bırakın yanıma gelsin” diyerek gençle
daha yakın bir mesafeye kavuşur ve “bu kötülüğün annene,
kız kardeşine veya kızına yapılmasını ister misin?” diye
sorarlar. Genç “hayır, istemem” der.
Genç ilk başta yapmak istediği günahı işlemekten artık
vazgeçmiştir.
-Beni
anlamıyorsun.
-Beni
anlamak istemiyorsun!
-Senin
tavsiyelerini dinlemeye gelmedim.
-Beni
dinliyor musun?
Bu ve bu gibi cümleler hepimize bir şeyler ifade ediyor
olmalı. Paylaşımlarımızda karşımızdakinin bize karşı takındığı
negatif tavırlar karşısında bu ve benzeri hislerle dolup taşarız.
Bazen söze dökebildiğimiz bazense söze dökemediğimiz bu
hisler çok önemli bir problemi tanımlıyor: iletişim kopukluğunu.
Şöyle bir etrafımıza baktığımızda; bir takım insanlarla
bir şeyler paylaşmaktan gerçekten çok büyük zevk alırken;
bazı insanlarla olan iletişimimizde ister istemez kısır
konular etrafında döndüğümüzü, onlara bir şeyler
anlatmaktan çekindiğimizi görürüz.
Bu kendisiyle bir şeyler paylaşmaktan zevk aldığımız
ve zevk almadığımız iki insan grubunu birbirinden ayıran şey
onların dinleme kabiliyetleri ve empati yetenekleridir. İletişim;
insanlığın varolduğu günden beridir sürmektedir şu yada bu
şekilde, lakin problem olan da işte “şu yada bu şekilde oluşudur”,
yani “ne şekilde olduğu”dur; önemli olan şey kurduğumuz
iletişimin kalitesidir. İletişimin kalite çizgisinin ölçütlerinden
biri ise empatidir. İletişimdeki konuşmak, dinlenilmek, anlaşılmak
empati için yeterli değildir. Çünkü empatide; dinleyen kişi
kendisini dinlediği kişinin yerine koyar ve anlatılan olayı
karşısındakinin perspektifinden görür. Bu yönleriyle bize
gerçek anlamda “anlamayı” sağlayan empati iletişimde ulaşılan
en üst noktadır. Empati sözlükte; “rahatsız
edici bile olsa başka bir kişinin düşüncelerinin, duygularının
ve davranışlarının entellektüel ve emosyonel açılardan
bilincinde olma/anlama” olarak tanımlanır (Çöloğlu, 91).
Empatiyi açıklarken Üstün Gökmen “karşımızdakinin
ayakkabılarını giymek” (wearing the other’s shoes) deyimini
kullanıyor. Bu deyimden de anlaşıldığı gibi empati; kişinin
karşı tarafın ayakkabılarını kendi ayaklarına giymesi ve bu
ayakkabıların rahatlığını yada rahatsızlığını kendi
hisleriyle tecrübe etmesi kadar içsel bir iletişimi gerektirir.
Bu şekilde bir anlayış, en güzel ilişkilere yapılan ve buna
bağlı olarak hayatımızın iletişim kalitesini yükselten bir
yatırımdır.
İletişimi sorgulamak adına; paylaşımlarımızdaki
davranış şekillerimize bir göz atalım ve karşılıklı konuşan
iki kişiyi düşünelim. Anlatan kişi kaç çeşit dinleme
davranışıyla karşılaşabilir? Dinleyen kişi; dinliyormuş
gibi davranıp aslında dinlemeyebilir, yüzeysel bir anlama ile,
devamlı söz keserek dinleyebilir, yada kendi kimliğini “bir süre
için” bir kenara bırakıp kendisine anlatılanlara motive
olup, karşısındakinin duygularını ve düşüncelerini derin
bir anlayış çalışmasıyla sanki O’ymuşçasına
hissederek tecrübe edebilir. Üstün Gökmen; empati
kurmak için gerekli olan 3 öğeyi şöyle sıralar:
-
“Birincisi;
empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine
koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır.
-
İkincisi,
empati kurmuş sayılması için karşısındaki kişinin
duygu ve düşüncelerini doğru bir biçimde anlaması
gerekir.
-
Ve
son olarak da empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik
anlayışın karşıdaki kişiye iletilmesi gerekir”.
Böylesi bir anlayışla
dinlenen kişi; anlatmak, paylaşmak istediklerini büyük bir güven
ve içtenlik duygusuyla anlatacak ve böylesi bir iletişim; hem
dinleyen ve hem de dinlenilen için olabilecek en yararlı, en
rahatlatıcı ve en yakınlaştırıcı paylaşım olacaktır.
Paylaşım ve anlaşılma noktasında
empati ile karıştırılan “sempati” sözcüğünün bir örnekle
açıklanması konunun daha iyi anlaşılması için faydalı
olacaktır. Yazılıda kopya çekerken yakalanan bir arkadaşımızı
düşünelim. Bu arkadaşımız için onunla birlikte üzülür ve
bu üzüntüsünde onun yanında yer alırsak bu sempatidir. O
arkadaşımıza karşı beslediğimiz sevgi; objektif olmamızı
engeller ve onun üzüntüsüyle üzülmemiz ona sempati duyduğumuzu
açıklar. Empati ise çok farklıdır. “O arkadaşımın
yerinde ben olsaydım; kopya çekerken ben yakalansaydım nasıl
hissederdim?” diye düşünerek onun hissettiği utanç, üzüntü,
kızgınlık, çaresizlik vb. duyguları kendimiz de yaşar ve
anlarsak bu empatidir. Anlaşıldığı üzere empati olaylardan
çok kişilere önem verir. Çünkü olaylar; o olayı yaşayan
kişinin anlamlandırmasıyla değer kazanır. Bu yüzden
öncelikle kişinin olaya bakış perspektifi anlaşılmalıdır.
Bir kişinin, spesifik bir olaya karşı
bakış açısını anlamamız demek, onu yanlış yargılamamamız
demektir.Empati böylece bizleri, insanlar hakkında dinleyip
anlamadan yanlış kararlar almaktan, kolaylıkla onlar hakkında
yanlış yargılamalarda bulunmaktan korur. Allah-u Teala
Kur’an’da, insanlara sui zanda bulunmamaları hususunda
ikazlarda bulunur ve kendilerine ulaşan bir haberi iyice araştırmadan
hüküm vermemeleri konusunda insanları uyarır. “Ey o bütün
iman edenler! Size fasık bir haber gelirse onu tetkik edin ki
cehaletle bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman
olursunuz” (Hucurat 6). İyice dinleyip anlamadan hüküm
verenlerin –cahil- olarak nitelendirildikleri bu ayette de
belirtildiği gibi insanları bilmeden yargılamak kolaydır ama
kolay olduğu kadar yanlıştır da. Öncelikle yargıda bulunacağımız
kişinin yerine kendimizi koyarak –ben onun yerinde olsaydım
nasıl davranırdım- sorusunu kendimize sorarsak toplumsal yaşamımızdaki
birçok iletişim kopukluğu da ortadan kalkdırmış oluruz.
İnsan
toplumda yaşayan bir varlık olması hasebiyle iletişim
onun için çok önemlidir ve iletişim noktasında yaşanan her
problem kişiyi başarısız kılmakta önemli bir etkendir. Diğer
taraftan empati kurma yeteneğine sahip olan insanlar toplumda en
fazla sevilen insanlar olurlar. Herkes onlara bir şeyler paylaşmaktan
mutluluk duyar, çünkü empatik insanlar karşılarındakine
“sana değer veriyorum ve ilgi gösteriyorum” mesajını
hissettirirler. İnsanlar gerçekten dinlendiklerinde; böylesi
bir samimi yaklaşım dinlenen kişiye güven aşılar ve empati
kurmakta başarılı olan insanlar iletişimde yakaladıkları
kalite ile hayat standartlarını devamlı yükseltirler.
Toplumlara mal olmuş, lider şahsiyetli kişilerin empati
yeteneklerinin çoğunlukla çok yüksek seviyede olduğunu görürüz.
İslam gibi bir yaşam tarzını; çok farklı yaşam tarzları,
alışkanlıkları olan bir topluma tebliğ eden, bu tebliğiyle
birçok insanın hidayetine sebep olan, bununla da kalmayıp bu
dinin tüm dünyaya yayılmasına vesile olan Hz. Muhammed’de bu
konuda en büyük önderlerden biridir. “Çünkü böyle bir inkılap
ruh ve nefse ait yasaların bilinmesiyle ve onlara riayet etmekle
mümkün olabilir” (Aydın, 20). Amr bin El As diyor ki:
“Rasulullah insanların en azgınlarına bile teveccüh eder,
onlarla konuşur, yakın alaka gösterir ve böylece onların
kalplerini kazanmak isterdi. Bana da aynı şekilde değer vermiş,
o kadar candan ve yakından ilgilenmişti ki, ben kendimi
Rasulullah’ın yanında insanların en itibarlısı zannettim ve
hatta sordum: “Ya Rasulullah! Ben mi hayırlıyım, Ebubekir
mi?”, “Ebubekir” diye cevap verdiler” (Said Havva’dan
nakil, Önkal, 325). Peygamberimizin –sana değer veriyorum ve
ilgi gösteriyorum- hissini karşısındakine ne derece
hissettirdiği bu hadiste çok açık bir şekilde dile
getiriliyor.
Bunun tam aksi olarak böylesi
bir ilgi ve alakayı çevrelerindeki insanlardan esirgeyenler de
vardır ki bu insanlar genelde anti-sosyal yada bencil karakterli,
kendileri dışındakilerin yaşadıkları ve hissettikleri şeylere
önem vermeyen kişilerdir. Genelde çevreleriyle iyi iletişim
kuramadıklarından yakın arkadaşları yoktur. Özellikle bencil
insanlar dinlemekten çok anlatmayı tercih ederler; ve devamlı
anlatan, devamlı dinlenilen olma istekleri bir süre sonra
insanları onlardan uzaklaştırır. Oysa; “önce anlamaya çalışmalı,
sonra anlaşılma beklemeliyiz” (Covey, 252). Çok genel bir
durumdur ki insanlar psikologlarını çok severler. Bunun yegane
sebebi psikologları tarafından en iyi şekilde dinleniyor
olmalarıdır. Oysa dinleme yetisine bütün insanların sahip
olması gerekir. Bu eksiklik; geleceğe yatırım yaparak, daha
fazla empatik insan yetiştirmekle çözülür. Bu alanda ailelere
ve eğitimcilere “örnek olmak” anlamında büyük görevler düşmektedir.
Çünkü empati yeteneği sonradan kazanılabilen bir yetenek
olmakla beraber genelde çocukluk yıllarında öğrenilmeye, öğretilmeye
başlar. Eğer anne ve baba empati kurabilen insanlar ise çocuk
da insanları dinlemeyi ve anlamayı; empati kalitesinde öğrenir.
“Araştırmalara göre empatinin kendini açma, toplumsallaşma,
sosyal duyarlılık ve topluma uyum ile pozitif ilişkisi vardır.
Öte yandan; kaygı depresyon, çocukları ihmal etme ve saldırganlık
ile empati kurma arasında negatif bir ilişki vardır” (Gökmen,
149). Bu sonuçlarda, sağlıklı kişilikler ile empatik
ebeveynler arasında doğrudan bir ilişki göze çarpıyor.
Empati alanında yapılan önemli araştırmalardan birinde de
“bazı bireylerin karakterlerinin bir gereği
olarak yada kişisel gelişimlerinin bir sonucu olarak diğerlerine
oranla daha empatik oldukları ispatlanmıştır. Yine başka bir
araştırma bulgularına göre bazı aykırı durumlara
rastlanmakla beraber kadınların, erkeklere oranla empati
kurmakta daha başarılı oldukları bulunmuştur” (Constantie,
4-5). Fakat; eğer isterlerse
her cinsiyetten ve her yaştan olan insanlar empati kurma
becerilerini geliştirebilirler. Bu noktada herkesin öğrenmesi
gereken bir şeyler mutlaka vardır. Öyleyse bildiğimiz empati
kurma şartlarına yenilerini ekleyerek bu alandaki becerimizi en
üst seviyeye taşımaya çalışalım.
Empati
kurarken nelere dikkat etmeliyiz?Bu sorunun cevabını verebilecek
en iyi betimlemelerden biri de Üstün Gökmen tarafından yapılmış.Gökmen
empati kuran kişinin verebileceği “en kalitesiz tepkiden, en
kaliteli tepkiye doğru 10 basamak sıralıyor:
-
Senin
problemin karşısında başkaları ne düşünür:
Karşısındakini bir takım toplum kurallarına göre eleştirip
atasözlerinden örnekler vermek.
-
Eleştiri:
Karşısındakini kendimize ait değer yargılarıyla yargılamak.
-
Akıl
verme:
Karşısındakine ne yapması gerektiğini söylemek.
-
Teşhis:
“Sen bunu kendine fazla dert ediniyorsun” gibi...
-
Bende
de var:
“Aynı dert benim de başımda....”
-
Benim
duygularım:
“Üzüldüm”, “sevindim”.
-
Destekleme:
Karşısındakinin sözlerini tekrarlamadan onu anladığını,
onu desteklediğini belirtmek.
-
Soruna
eğilme:
Soruna ilişkin sorular sormak.
-
Tekrarlama:
Kendisine iletilen mesajı mesaj sahibinin kullandığı
kelimelere de zaman zaman yer vererek onu dinlediğini
iletmek.
-
Derin
duyguları anlama:
Bu basamakta empati kuran kişi, kendisini empati kurduğu kişinin
yerine koyarak onun açıkça ifade ettiği yada etmediği bütün
duygularını ve onlara eşlik eden düşüncelerini fark eder
ve bu durumu ona ifade eder” (154).
Karşı tarafın duygu ve düşüncelerini
ne kadar anladığımız empatideki başarımızın ne derecede
olduğunu gösterir. Fakat bu bağlamda tabii ki anlatan kişinin
kendini anlatabilme becerisinin de önemini göz ardı edemeyiz.
Şimdiye kadar empatinin anlamı,
kuralları, kişiler arası iletişimdeki yeri, önemi
gibi noktalar üzerinde durduk. Şimdi de yüzeysel bir
dinleme ile empati kurarak dinleme arasındaki farkı çok açıkça
gözler önüne seren bir örnekle devam edelim. Bu örnekte;
Hilal (H) ile arkadaşı Leyla (L) arasında geçen telefon konuşmasında,
empatinin konuşmanın yönünü nasıl etkilediğine ve aynı iletişimdeki iki farklı dinleme ve anlamlandırma
tarzının çok çarpıcı sonuçlarına
şahit olacağız.
-1-
(L)-
Merhaba
(H)-
Merhaba. Nasılsın?
(L)-
Fena değil... Senden ne haber?
(H)-
Ben iyiyim. Ama senin sesin biraz üzüntülü geliyor bir şey mi
oldu?
(L)-
Hayat her zaman yolunda gitmiyor.
(H)-
Haklısın da, ne oldu ki?
(L)-
Pek bişey yok. Babamla biraz tartıştık da...
(H)-
Babanla mı tartıştınız? Hayrola?
(L)-
Hafta sonu için yaptığımız programa ben katılamıycam.
(H)-
Üzüldüm. Katılamayışın babanla aranızda geçen tartışmadan
mı kaynaklanıyor?
(L)-
Şey... Aslında annemle biraz atıştık, söz verdiğim saatte
eve gelmediğim için bana çok kızdı ve durumu babama anlattı,
babamda ceza olarak hafta sonu programımı iptal etti.
(H)-
Hımm. Anlıyorum... Gerçekten moral bozucu bir durum. Kızgın mısın?
(L)-
Hı hı...
(H)-
Bu durumda yapabileceğimiz başka birşeyler de olmalı. Annenle
tekrar konuşmayı denedin mi... Belki seni affeder...
..........ve konuşma böylece devam ediyor...
-2-
(L)-
Merhaba.
(H)-
Merhaba. Nasılsın?
(L)-
Fena değil... Senden ne haber?
(H)-
Ben iyiyim. Ama senin sesin biraz üzüntülü geliyor bir şey mi
oldu?
(L)-
Hayat her zaman yolunda gitmiyor.
(H)-
Hayat işte. Ne
zaman yolunda gider ki. Sana
ne oldu?
(L)-
Pek bişey yok. Babamla
biraz tartıştık da...
(H)-
Gene mi? Bu sefer ne oldu?
(L)-
Hiç işte. Atıştık. Ben hafta sonu için kararlaştırdığımız
programa katılamıyacağımı söylemek için aramıştım.
(H)-
Durum kötü desene. Benim babam da böyle yapar, ille çıkarır
acısını...
(L)-
Neyse. Sonra görüşürüz oldu mu?
(H)-
Tamam. Takma kafana. Bilirsin babalar hep böyledir. Görüşürüz...
Bu iki bölümden oluşan konuşma
metinlerinde iki arkadaş arasındaki ilişkinin 1. bölümde nasıl
iyiye gittiğini ve bir takım problemleri olan Leyla’nın konuşmaya
ihtiyacı olduğu bir anda, kendisini dinleyen ve anlayan bir
arkadaşına kademe kademe nasıl açıldığına şahit olduk. 2.
bölümde ise Leyla bunun tam tersi bir tavırla git gide arkadaşıyla
olan telefon konuşmasından koptu ve konuşmasını kısa
keserek, konuyu kapattı öyle ki Hilal 2. konuşmada asıl
problemin anneyle başlayan bir tartışmadan kaynaklandığını
hiç öğrenemedi. Evet bu iki farklı konuşma metinleri aynı
konuyla, aynı şekilde başladığı halde dinleyen ve empati
kurması beklenen Hilal’in konuşma tarzının, diyaloğun devam
etmesindeki rolünü çok açık olarak gördük.
Sonuç olarak görülüyor ki
empati kurma becerisine sahip olmak insanlara bir çok faydalar sağlıyor.
Kesin bir anlaşılma ve paylaşımın; diğer kişinin ne düşündüğü
ne hissettiği hakkında birçok bilgiyi bizlere kazandırdığı
ve küçük bir miktar empatinin; hayatımızdaki ilişkilerin
kalitesini artırmada çok önemli bir sıçrayış demek olduğunu
örneklerle ve araştırmalarla açıklamaya çalıştık. Empati;
bizleri gerçek, doğru ve güzel iletişim ile insanlarla olan
ilişkilerimizde en iyiye, en güzele doğru yönlendirir. Bu yönlendirme
ise; eşler ararsında,
ebeveyn-çocuk, öğretmen-öğrenci, işveren-işçi, kişi-toplum
ilişkilerinde daimi bir anlaşmayı getirir. Tüm bu ilişkiler
zinciri içerisindeki başarıyı yakalamak ve bizden sonraki
nesillere de yakalatmak için ailelerin ve eğitimcilerin çocuklara
yatırım yapması gerekir. Çünkü bugünün olduğu gibi; yarınında
iletişim kalitesini belirlemekte en önemli ölçek empati
olacaktır.
Kaynakça:
Aydın, Hayati. Kuran’da
Psikolojik İkna. İstanbul: Timaş Yayınları. 2001.
Constantine, Madonna G. “Social
Desirability Attitudes, Sex and Affective and Cognitive Empathy as
Predictors of Self-reported Multicultural Counseling Competence”.
Master File Premier. Nov.2000: 16s.
Covey, Stephen R. Etkili İnsanların 7
Alışkanlığı. Çev. Gönül Suzeren, Osman Deniztekin. İstanbul:
Varlık/Özel Dizi, 1996.
Çöloğlu,
A.Sedat. Adli Tıp Sözlüğü. İstanbul: 1993.
Dökmen, Üstün. İletişim Çatışmaları
ve Empati. 12. b. İstanbul: Sistem Yay., 1994.
Önkal, Ahmet. Rasulullah’ın İslam’a
Davet Metodu. Konya: Esra Yayınları. 13. baskı 1999.
Geri
Ana Sayfa
|