EMPATİ  ve GÜNLÜK  YAŞAM

ESLEM DERGÂHİ 

Peygamber Efendimiz (SAV) bir gün camide cemaatle sohbet ederken bir genç gelir. Ve kendisi için bir izin ister. İzin istediği husus haramdır. Sahabi genci susturmak isterler engel olmaya çalışırlar. Peygamber Efendimiz “bırakın yanıma gelsin” diyerek gençle daha yakın bir mesafeye kavuşur ve “bu kötülüğün annene, kız kardeşine veya kızına yapılmasını ister misin?” diye sorarlar.  Genç “hayır, istemem” der. [1] Genç ilk başta yapmak istediği günahı işlemekten artık vazgeçmiştir. 

-Beni anlamıyorsun.

-Beni anlamak istemiyorsun!

-Senin tavsiyelerini dinlemeye gelmedim.

-Beni dinliyor musun? 

       Bu ve bu gibi cümleler hepimize bir şeyler ifade ediyor olmalı. Paylaşımlarımızda karşımızdakinin bize karşı takındığı negatif tavırlar karşısında bu ve benzeri hislerle dolup taşarız. Bazen söze dökebildiğimiz bazense söze dökemediğimiz bu hisler çok önemli bir problemi tanımlıyor: iletişim kopukluğunu. Şöyle bir etrafımıza baktığımızda; bir takım insanlarla bir şeyler paylaşmaktan gerçekten çok büyük zevk alırken; bazı insanlarla olan iletişimimizde ister istemez kısır konular etrafında döndüğümüzü, onlara bir şeyler anlatmaktan çekindiğimizi  görürüz.      

       Bu kendisiyle bir şeyler paylaşmaktan zevk aldığımız ve zevk almadığımız iki insan grubunu birbirinden ayıran şey onların dinleme kabiliyetleri ve empati yetenekleridir. İletişim; insanlığın varolduğu günden beridir sürmektedir şu yada bu şekilde, lakin problem olan da işte “şu yada bu şekilde oluşudur”, yani “ne şekilde olduğu”dur; önemli olan şey kurduğumuz iletişimin kalitesidir. İletişimin kalite çizgisinin ölçütlerinden biri ise empatidir. İletişimdeki konuşmak, dinlenilmek, anlaşılmak empati için yeterli değildir. Çünkü empatide; dinleyen kişi kendisini dinlediği kişinin yerine koyar ve anlatılan olayı karşısındakinin perspektifinden görür. Bu yönleriyle bize gerçek anlamda “anlamayı” sağlayan empati iletişimde ulaşılan en üst noktadır. Empati sözlükte; “rahatsız edici bile olsa başka bir kişinin düşüncelerinin, duygularının ve davranışlarının entellektüel ve emosyonel açılardan bilincinde olma/anlama” olarak tanımlanır (Çöloğlu, 91). Empatiyi açıklarken Üstün Gökmen “karşımızdakinin ayakkabılarını giymek” (wearing the other’s shoes) deyimini kullanıyor. Bu deyimden de anlaşıldığı gibi empati; kişinin karşı tarafın ayakkabılarını kendi ayaklarına giymesi ve bu ayakkabıların rahatlığını yada rahatsızlığını kendi hisleriyle tecrübe etmesi kadar içsel bir iletişimi gerektirir. Bu şekilde bir anlayış, en güzel ilişkilere yapılan ve buna bağlı olarak hayatımızın iletişim kalitesini yükselten bir yatırımdır. 

      İletişimi sorgulamak adına; paylaşımlarımızdaki davranış şekillerimize bir göz atalım ve karşılıklı konuşan iki kişiyi düşünelim. Anlatan kişi kaç çeşit dinleme davranışıyla karşılaşabilir? Dinleyen kişi; dinliyormuş gibi davranıp aslında dinlemeyebilir, yüzeysel bir anlama ile, devamlı söz keserek dinleyebilir, yada kendi kimliğini “bir süre için” bir kenara bırakıp kendisine anlatılanlara motive olup, karşısındakinin duygularını ve düşüncelerini derin bir anlayış çalışmasıyla sanki O’ymuşçasına  hissederek tecrübe edebilir. Üstün Gökmen; empati kurmak için gerekli olan 3 öğeyi şöyle sıralar:  

  • “Birincisi; empati kuracak kişi kendisini karşısındakinin yerine koymalı, olaylara onun bakış açısıyla bakmalıdır.

  • İkincisi, empati kurmuş sayılması için karşısındaki kişinin duygu ve düşüncelerini doğru bir biçimde anlaması gerekir.

  • Ve son olarak da empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın karşıdaki kişiye iletilmesi gerekir”.

       Böylesi bir anlayışla dinlenen kişi; anlatmak, paylaşmak istediklerini büyük bir güven ve içtenlik duygusuyla anlatacak ve böylesi bir iletişim; hem dinleyen ve hem de dinlenilen için olabilecek en yararlı, en rahatlatıcı ve en yakınlaştırıcı paylaşım olacaktır.      

      Paylaşım ve anlaşılma noktasında empati ile karıştırılan “sempati” sözcüğünün bir örnekle açıklanması konunun daha iyi anlaşılması için faydalı olacaktır. Yazılıda kopya çekerken yakalanan bir arkadaşımızı düşünelim. Bu arkadaşımız için onunla birlikte üzülür ve bu üzüntüsünde onun yanında yer alırsak bu sempatidir. O arkadaşımıza karşı beslediğimiz sevgi; objektif olmamızı engeller ve onun üzüntüsüyle üzülmemiz ona sempati duyduğumuzu açıklar. Empati ise çok farklıdır. “O arkadaşımın yerinde ben olsaydım; kopya çekerken ben yakalansaydım nasıl hissederdim?” diye düşünerek onun hissettiği utanç, üzüntü, kızgınlık, çaresizlik vb. duyguları kendimiz de yaşar ve anlarsak bu empatidir. Anlaşıldığı üzere empati olaylardan çok kişilere önem verir. Çünkü olaylar; o olayı yaşayan  kişinin anlamlandırmasıyla değer kazanır. Bu yüzden öncelikle kişinin olaya bakış perspektifi anlaşılmalıdır.    

      Bir kişinin, spesifik bir olaya karşı bakış açısını anlamamız demek, onu yanlış yargılamamamız demektir.Empati böylece bizleri, insanlar hakkında dinleyip anlamadan yanlış kararlar almaktan, kolaylıkla onlar hakkında yanlış yargılamalarda bulunmaktan korur. Allah-u Teala Kur’an’da, insanlara sui zanda bulunmamaları hususunda ikazlarda bulunur ve kendilerine ulaşan bir haberi iyice araştırmadan hüküm vermemeleri konusunda insanları uyarır. “Ey o bütün iman edenler! Size fasık bir haber gelirse onu tetkik edin ki cehaletle bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz” (Hucurat 6). İyice dinleyip anlamadan hüküm verenlerin –cahil- olarak nitelendirildikleri bu ayette de belirtildiği gibi insanları bilmeden yargılamak kolaydır ama kolay olduğu kadar yanlıştır da. Öncelikle yargıda bulunacağımız kişinin yerine kendimizi koyarak –ben onun yerinde olsaydım nasıl davranırdım- sorusunu kendimize sorarsak toplumsal yaşamımızdaki birçok iletişim kopukluğu da ortadan kalkdırmış oluruz.   

      İnsan  toplumda yaşayan bir varlık olması hasebiyle iletişim onun için çok önemlidir ve iletişim noktasında yaşanan her problem kişiyi başarısız kılmakta önemli bir etkendir. Diğer taraftan empati kurma yeteneğine sahip olan insanlar toplumda en fazla sevilen insanlar olurlar. Herkes onlara bir şeyler paylaşmaktan mutluluk duyar, çünkü empatik insanlar karşılarındakine “sana değer veriyorum ve ilgi gösteriyorum” mesajını hissettirirler. İnsanlar gerçekten dinlendiklerinde; böylesi bir samimi yaklaşım dinlenen kişiye güven aşılar ve empati kurmakta başarılı olan insanlar iletişimde yakaladıkları kalite ile hayat standartlarını devamlı yükseltirler. Toplumlara mal olmuş, lider şahsiyetli kişilerin empati yeteneklerinin çoğunlukla çok yüksek seviyede olduğunu görürüz. İslam gibi bir yaşam tarzını; çok farklı yaşam tarzları, alışkanlıkları olan bir topluma tebliğ eden, bu tebliğiyle birçok insanın hidayetine sebep olan, bununla da kalmayıp bu dinin tüm dünyaya yayılmasına vesile olan Hz. Muhammed’de bu konuda en büyük önderlerden biridir. “Çünkü böyle bir inkılap ruh ve nefse ait yasaların bilinmesiyle ve onlara riayet etmekle mümkün olabilir” (Aydın, 20). Amr bin El As diyor ki: “Rasulullah insanların en azgınlarına bile teveccüh eder, onlarla konuşur, yakın alaka gösterir ve böylece onların kalplerini kazanmak isterdi. Bana da aynı şekilde değer vermiş, o kadar candan ve yakından ilgilenmişti ki, ben kendimi Rasulullah’ın yanında insanların en itibarlısı zannettim ve hatta sordum: “Ya Rasulullah! Ben mi hayırlıyım, Ebubekir mi?”, “Ebubekir” diye cevap verdiler” (Said Havva’dan nakil, Önkal, 325). Peygamberimizin –sana değer veriyorum ve ilgi gösteriyorum- hissini karşısındakine ne derece hissettirdiği bu hadiste çok açık bir şekilde dile getiriliyor.    

       Bunun tam aksi olarak böylesi bir ilgi ve alakayı çevrelerindeki insanlardan esirgeyenler de vardır ki bu insanlar genelde anti-sosyal yada bencil karakterli, kendileri dışındakilerin yaşadıkları ve hissettikleri şeylere önem vermeyen kişilerdir. Genelde çevreleriyle iyi iletişim kuramadıklarından yakın arkadaşları yoktur. Özellikle bencil insanlar dinlemekten çok anlatmayı tercih ederler; ve devamlı anlatan, devamlı dinlenilen olma istekleri bir süre sonra insanları onlardan uzaklaştırır. Oysa; “önce anlamaya çalışmalı, sonra anlaşılma beklemeliyiz” (Covey, 252). Çok genel bir durumdur ki insanlar psikologlarını çok severler. Bunun yegane sebebi psikologları tarafından en iyi şekilde dinleniyor olmalarıdır. Oysa dinleme yetisine bütün insanların sahip olması gerekir. Bu eksiklik; geleceğe yatırım yaparak, daha fazla empatik insan yetiştirmekle çözülür. Bu alanda ailelere ve eğitimcilere “örnek olmak” anlamında büyük görevler düşmektedir. Çünkü empati yeteneği sonradan kazanılabilen bir yetenek olmakla beraber genelde çocukluk yıllarında öğrenilmeye, öğretilmeye başlar. Eğer anne ve baba empati kurabilen insanlar ise çocuk da insanları dinlemeyi ve anlamayı; empati kalitesinde öğrenir. “Araştırmalara göre empatinin kendini açma, toplumsallaşma, sosyal duyarlılık ve topluma uyum ile pozitif ilişkisi vardır. Öte yandan; kaygı depresyon, çocukları ihmal etme ve saldırganlık ile empati kurma arasında negatif bir ilişki vardır” (Gökmen, 149). Bu sonuçlarda, sağlıklı kişilikler ile empatik ebeveynler arasında doğrudan bir ilişki göze çarpıyor. Empati alanında yapılan önemli araştırmalardan birinde de “bazı bireylerin karakterlerinin bir gereği  olarak yada kişisel gelişimlerinin bir sonucu olarak diğerlerine oranla daha empatik oldukları ispatlanmıştır. Yine başka bir araştırma bulgularına göre bazı aykırı durumlara rastlanmakla beraber kadınların, erkeklere oranla empati kurmakta daha başarılı oldukları bulunmuştur” (Constantie, 4-5). Fakat; eğer isterlerse  her cinsiyetten ve her yaştan olan insanlar empati kurma becerilerini geliştirebilirler. Bu noktada herkesin öğrenmesi gereken bir şeyler mutlaka vardır. Öyleyse bildiğimiz empati kurma şartlarına yenilerini ekleyerek bu alandaki becerimizi en üst seviyeye taşımaya çalışalım.       

Empati kurarken nelere dikkat etmeliyiz?Bu sorunun cevabını verebilecek en iyi betimlemelerden biri de Üstün Gökmen tarafından yapılmış.Gökmen empati kuran kişinin verebileceği “en kalitesiz tepkiden, en kaliteli tepkiye doğru 10 basamak sıralıyor: 

  1.  Senin problemin karşısında başkaları ne düşünür: Karşısındakini bir takım toplum kurallarına göre eleştirip atasözlerinden örnekler vermek.

  1. Eleştiri: Karşısındakini kendimize ait değer yargılarıyla yargılamak.

  1. Akıl verme: Karşısındakine ne yapması gerektiğini söylemek.

  1. Teşhis: “Sen bunu kendine fazla dert ediniyorsun” gibi...

  1. Bende de var: “Aynı dert benim de başımda....”

  1. Benim duygularım: “Üzüldüm”, “sevindim”.

  1. Destekleme: Karşısındakinin sözlerini tekrarlamadan onu anladığını, onu desteklediğini belirtmek.

  1. Soruna eğilme: Soruna ilişkin sorular sormak.

  1. Tekrarlama: Kendisine iletilen mesajı mesaj sahibinin kullandığı kelimelere de zaman zaman yer vererek onu dinlediğini iletmek.

  1. Derin duyguları anlama: Bu basamakta empati kuran kişi, kendisini empati kurduğu kişinin yerine koyarak onun açıkça ifade ettiği yada etmediği bütün duygularını ve onlara eşlik eden düşüncelerini fark eder ve bu durumu ona ifade eder” (154).

      Karşı tarafın duygu ve düşüncelerini ne kadar anladığımız empatideki başarımızın ne derecede olduğunu gösterir. Fakat bu bağlamda tabii ki anlatan kişinin kendini anlatabilme becerisinin de önemini göz ardı edemeyiz. 

       Şimdiye kadar empatinin anlamı, kuralları, kişiler arası iletişimdeki yeri, önemi  gibi noktalar üzerinde durduk. Şimdi de yüzeysel bir dinleme ile empati kurarak dinleme arasındaki farkı çok açıkça gözler önüne seren bir örnekle devam edelim. Bu örnekte; Hilal (H) ile arkadaşı Leyla (L) arasında geçen telefon konuşmasında, empatinin konuşmanın yönünü nasıl etkilediğine ve  aynı iletişimdeki iki farklı dinleme ve anlamlandırma tarzının çok çarpıcı sonuçlarına  şahit olacağız. 

-1-

(L)- Merhaba

(H)- Merhaba. Nasılsın?

(L)- Fena değil... Senden ne haber?

(H)- Ben iyiyim. Ama senin sesin biraz üzüntülü geliyor bir şey mi oldu?

(L)- Hayat her zaman yolunda gitmiyor.

(H)- Haklısın da, ne oldu ki?

(L)- Pek bişey yok. Babamla biraz tartıştık da...

(H)- Babanla mı tartıştınız? Hayrola?

(L)- Hafta sonu için yaptığımız programa ben katılamıycam.

(H)- Üzüldüm. Katılamayışın babanla aranızda geçen tartışmadan mı kaynaklanıyor?

(L)- Şey... Aslında annemle biraz atıştık, söz verdiğim saatte eve gelmediğim için bana çok kızdı ve durumu babama anlattı, babamda ceza olarak hafta sonu programımı iptal etti.

(H)- Hımm. Anlıyorum... Gerçekten moral bozucu bir durum. Kızgın mısın?

(L)- Hı hı...

(H)- Bu durumda yapabileceğimiz başka birşeyler de olmalı. Annenle tekrar konuşmayı denedin mi... Belki seni affeder...

                                                       ..........ve konuşma böylece devam ediyor...

                                                  

-2-

(L)- Merhaba.

(H)- Merhaba. Nasılsın?

(L)- Fena değil... Senden ne haber?

(H)- Ben iyiyim. Ama senin sesin biraz üzüntülü geliyor bir şey mi oldu?

(L)- Hayat her zaman yolunda gitmiyor.

(H)- Hayat işte. Ne zaman yolunda gider ki. Sana ne oldu?

(L)- Pek bişey yok. Babamla biraz tartıştık da...

(H)- Gene mi? Bu sefer ne oldu?

(L)- Hiç işte. Atıştık. Ben hafta sonu için kararlaştırdığımız programa katılamıyacağımı söylemek için aramıştım.

(H)- Durum kötü desene. Benim babam da böyle yapar, ille çıkarır acısını...

(L)- Neyse. Sonra görüşürüz oldu mu?

(H)- Tamam. Takma kafana. Bilirsin babalar hep böyledir. Görüşürüz... 

      Bu iki bölümden oluşan konuşma metinlerinde iki arkadaş arasındaki ilişkinin 1. bölümde nasıl iyiye gittiğini ve bir takım problemleri olan Leyla’nın konuşmaya ihtiyacı olduğu bir anda, kendisini dinleyen ve anlayan bir arkadaşına kademe kademe nasıl açıldığına şahit olduk. 2. bölümde ise Leyla bunun tam tersi bir tavırla git gide arkadaşıyla olan telefon konuşmasından koptu ve konuşmasını kısa keserek, konuyu kapattı öyle ki Hilal 2. konuşmada asıl problemin anneyle başlayan bir tartışmadan kaynaklandığını hiç öğrenemedi. Evet bu iki farklı konuşma metinleri aynı konuyla, aynı şekilde başladığı halde dinleyen ve empati kurması beklenen Hilal’in konuşma tarzının, diyaloğun devam etmesindeki rolünü çok açık olarak gördük.    

       Sonuç olarak görülüyor ki empati kurma becerisine sahip olmak insanlara bir çok faydalar sağlıyor. Kesin bir anlaşılma ve paylaşımın; diğer kişinin ne düşündüğü ne hissettiği hakkında birçok bilgiyi bizlere kazandırdığı ve küçük bir miktar empatinin; hayatımızdaki ilişkilerin kalitesini artırmada çok önemli bir sıçrayış demek olduğunu örneklerle ve araştırmalarla açıklamaya çalıştık. Empati; bizleri gerçek, doğru ve güzel iletişim ile insanlarla olan ilişkilerimizde en iyiye, en güzele doğru yönlendirir. Bu yönlendirme ise;  eşler ararsında, ebeveyn-çocuk, öğretmen-öğrenci, işveren-işçi, kişi-toplum ilişkilerinde daimi bir anlaşmayı getirir. Tüm bu ilişkiler zinciri içerisindeki başarıyı yakalamak ve bizden sonraki nesillere de yakalatmak için ailelerin ve eğitimcilerin çocuklara yatırım yapması gerekir. Çünkü bugünün olduğu gibi; yarınında iletişim kalitesini belirlemekte en önemli ölçek empati olacaktır. 

Kaynakça:  

      Aydın, Hayati. Kuran’da Psikolojik İkna. İstanbul: Timaş Yayınları. 2001.  

      Constantine, Madonna G. “Social Desirability Attitudes, Sex and Affective and Cognitive Empathy as Predictors of Self-reported Multicultural Counseling Competence”. Master File Premier. Nov.2000: 16s.  

     Covey, Stephen R. Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı. Çev. Gönül Suzeren, Osman Deniztekin. İstanbul: Varlık/Özel Dizi, 1996. 

     Çöloğlu, A.Sedat. Adli Tıp Sözlüğü. İstanbul: 1993. 

     Dökmen, Üstün. İletişim Çatışmaları ve Empati. 12. b. İstanbul: Sistem Yay., 1994. 

     Önkal, Ahmet. Rasulullah’ın İslam’a Davet Metodu. Konya: Esra Yayınları. 13. baskı 1999. 



[1] Ahmet bin Hanbel, 1. Cilt, 256-257

 

 

Geri   Ana Sayfa

                                                              

Hosted by www.Geocities.ws

1