|
Cin
Ali
ve
Türk
Eğitim Sistemi
Mehmet ÇUMRA
Bir
çoğunuzun başlığı okuduğu zaman hafiften tebessüm ettiğini
görür gibiyim... Günümüz 20’li jenerasyonun kahir
ekseriyetinin muhatap olduğu; okuma-yazma eyleminin başlangıç
sürecinde faydalandığı bir kişilik olduğu için tanıdık
bir isimdir Cin Ali...
Bu
yazıda yüzünüzdeki tebessüme neden olan kişilikten hareketle
eğitim, siyaset, ideoloji ve modernizm konularında biraz sesli düşünelim
istedik. Eğitimsel materyal olarak Cin Ali’nin üretilmesindeki
ve literatüre geçmesindeki arka planı incelemeye geçmeden önce
“eğitim ve amaçlar” konusunda birkaç hususu
belirtmemiz gerekiyor.
Amaçlar,
felsefi anlamda eğitimin tanımlanmasında önemli ve stratejik
bir yere sahiptir. Eğitim öğretim faaliyetlerinin sonucunda ürünün
nasıl olmasının gerektiğine, ele alınan değişkenler açısından
hangi tür davranış değişikliklerine ihtiyaç duyulduğuna yönelik
retorikleri geliştirmekle ilgilenir. Konusu itibariyle eğitimde
temel olarak kabul edilebilecek bir konumda bulunur. En genel
anlamıyla “niçin eğitim?” sorusuna cevap arar.
Kholi
tarafından geliştirilen “Eğitimin Genel Tahlili Modeli” ne
göre, eğitim aşağıdaki etkenler tarafından şekillenir (Erdoğan,
1998 s.39).
1.
İnsanlar, etnik gruplar ve dil
2.
Doğal çevre
3.
Üretim biçimi
4.
Düşünce ve değerler
5.
Sosyal- siyasal yapılar
6.
Önemli bireyler (Atatürk, Gandi ve Mao gibi )
7.
Uluslararası ilişkiler
Biz burada yukarıdaki
maddelerden özellikle 1., 4. ve 5. maddelerle ilgileneceğiz.
Eğitim
felsefesi açısından bakıldığında Türkiye’deki hakim
paradigmanın devletçi bir yapıda olduğu görülmektedir.
Devletçi Eğitim anlayışının önderi F. Hegel (1770-1831)dir.
Hegel’e göre eğitim; kişi için bir ikinci doğadır. İnsan
kendi devletinin ahlak kurallarına uygun olarak yaşamak zorundadır.
Bu nedenle eğitimde temel ilke, doğaya değil, kültüre uygun
olmalıdır. Hegel, çocuktan hareket eden (bireyi merkeze alan) eğitim
görüşlerine karşı çıkar. O’na göre eğitim devletin bir
fonksiyonudur. Yani devlet, istediği tipteki vatandaşı
yetiştirir (Binbaşıoğlu, 1982, s:101).
Özellikle
eğitim felsefesi ve müfredat programları açısından baktığımızda,
öncelikli olarak, Cin Ali hangi amaçlara hizmet etmektedir ya da
hangi soruların cevabıdır? Resmiyette, Öğretmen Rasim
Kaygusuz tarafından kaleme alınmış ve
Selçuk Seymen tarafından çizilmiş olan Cin Ali serisi,
19 Mart 1973 Tarihli ve 1738 sayılı Tebliğler dergisi ile
okullara tavsiye edilmiştir.
Bu
kısa girişten sonra Cin Ali’nin profiline dair bir çerçeve
çizmemiz gerekmektedir.
Adı: Cin Ali
Yaşı:6...
Cinsiyeti: Erkek
Doğum yeri: Ankara
Doğum tarihi:1973
Kardeş sayısı:3
İlgi alanları: Tabiat, Hayvanat
(özellikle at, kuzu, fil), oyunlar...
Bu
kısa kimlik bilgilerinden sonra Cin Ali‘nin yaşadığı çevreyi,
aile yapısını, ikili ilişkilerini ve toplum içindeki durumunu
biraz açalım isterseniz... Memur bir babanın ve ev hanımı bir
annenin ortanca ve tek oğludur. Babası hafiften dökülmüş saçlarıyla,
kullandığı gözlük ve okuduğu gazetesiyle o dönem için
klasik bir vatandaş görüntüsü çizmektedir (70’li yılların
siyasi ortamıyla kıyaslandığında zararsız bir tiptir). Cin
Alinin mini mini etekler giyen iki kız kardeşi
bulunmaktadır.
Küçük
kent özelliği gösteren bir yerleşim biriminde ikamet etmekte
olan ailesi, Cin Ali’nin kontrollü bir şekilde büyümesine
son derece dikkat etmektedir. Kendilerine ait bir evleri
bulunmaktadır. Evdeki dekorasyonun ve mobilyaların dizaynına
bakılırsa, 70’li yıllarla kıyaslandığında, ailesinin
maddi durumu ortalama bir düzeydedir.
İkili
ilişkiler açısından Cin Ali, son derece anlayışlı, hoşgörülü,
sevecen, arkadaş canlısı, sevgi dolu bir çocuktur. Her iki
cinsten de arkadaşları bulunmakta olan bu kardeşimiz grup
halinde oynanan oyunlarda hiç mızıkçılık falan yapmamaktadır.
Herhangi bir iş yapacağı vakit toplumsal anlamda sıra olgusuna
son derece riayet etmektedir.
Buraya
kadar her şey normal gibi değil mi? Sıradan bir çocuk, diğerlerinden
hiçbir farkı yok! Tam olması gerektiği gibi...Bizi asıl
ilgilendiren bu çocuğun gençlik, genç yetişkinlik ve yetişkinlik
dönemlerinde çizeceği düşünsel alanda ve eylem anlamındaki
muhtemel tablodur.
Cin
Ali Üniversitede, Cin Ali Askerde, Cin Ali Mecliste, Cin Ali
Mars’ta (kabul,
biraz abarttım), imkan olsaydı da bu serileri de
okuyabilseydik... Neler yapardı hiç düşündünüz mü? Ya da
nasıl davranırdı? Örneğin üniversiteyi ele alalım... Cin
Ali’nin derslerini
düzenli olarak takip etmesi en belirgin özelliğidir. Siyasi içerikli
bütün oluşumlara karşı mesafeli davranmaktadır. Daha çok
popüler kültüre ait alanlarla ilgilenmektedir. Topluma yönelik
projelerde kendisini sorumlu hissetmemektedir. Gündeme dair
tespitleri gazetelerdeki köşe yazarlarından çalıntıdır.
Dinle, diyanetle ilgisi olmadığından ruhsal anlamda kendini rahat
hissedebileceği sanat faaliyetleriyle boş zamanlarını geçirmektedir.
Periyodik olarak tiyatro ve sinemaya gitmektedir. Ders kitapları
dışında her hangi bir kitabı bulunmamaktadır. Hobileri arasında;
seyahat etmek, müzik dinlemek ve futbol dışında diğer
etkinlikler yer almamaktadır. Otomotiv sektörüyle yakından
ilgilenen Cin Ali, arabaların modeli ve üretim yılları
konusunda otorite olarak kabul edilmektedir. Kız arkadaşı
Nalan’la birlikte gelecekteki
pembe panjurlu evin içini dizayn etmeye yönelik
hayaller kurar... Bu arkadaşımızın üniversite yaşantısı
da sıradan görünüyor değil mi? Tıpkı hakim paradigmanın öngördüğü
gibi...
Cin
Ali’nin numaralı köle olmadığını kim söyleyebilir?
Politikacılar için kararsız seçmen kitlesi içinde yer
almadığını kim iddia ediyor? Ya da iyi bir tüketici
olmadığını kim dile getiriyor? Evet bir tüketicidir Cin Ali.
Kendisine ihtiyaç duyulduğunda ideal tüketiciyi temsilen ve teşvik
babından reklam kampanyalarında da görev almaktadır. Üretme
anlamında her hangi bir kaygı taşımamaktadır. Uysal kimliğinin
oluşmasında büyük bir yer kaplayan eğitim programlarına ters
düşecek hiç bir davranış sergilememektedir. Kısacası
sistemin meyvesidir Cin Ali...İçinde bulunduğu topluma ve
toplumun sorunlarına karşı turisttir Cin Ali....
Toplumun
istediği insanları yetiştirmek için genellikle toplumun bütün
fertlerinin, hiç olmazsa büyük bir yurttaş çoğunluğunun
asgari müştereklerde birleşmesi; görüş, yönelim ve
beklentileriyle siyasi gücü elinde bulunduranların, yöneticilerin
görüş ve beklentilerinin bir, benzer doğrultuda olması ya da
yurttaş çoğunluğunun özlemlerini, beklentilerini gerçekleştirme
yolunda siyasi gücü zorlayabilecek; gerektiğinde kendi gibi düşünen,
duyan, inanan kişileri hükümet yapabilecek, siyasi gücü onların
eline devredebilecek bilinç ve güçte olması gerekir. O’nun
bu bilince sahip olabileceğine inanmak insana komik geliyor...
Bugün
Türkiye’de toplum, gerek özlenen yönetim biçimi, gerekse kültür
açısından, iyice bölünmüş, birbirine ters düşen kesimlere
ayrılmış durumdadır. İlkokul yıllarından itibaren Cin Ali
formatında bireyler yetiştirmeyi hedef olarak benimsemiş olan
paradigma günümüzde, bu durumun sonuçlarından kısmen
faydalanmaktadır. Üretim hatası olarak kabul edilen, diğer bir
ifadeyle Cin Ali olamayanları ise daha çok önleyici yöntemlerle
elemine etmeye ve bir şekilde(!) amaçlar doğrultusunda istihdam
etmeye yönelik faaliyetlerine kesintisiz olarak devam etmektedir.
Bu faaliyetler bazen bürokratik engel, bazen anayasal sınır,
bazen de bilinç sıfırlanması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
Toplum içerisinde Cin Ali’lerin sayısı çoğaldıkça, bu sıfırlanma
da hız kazanacaktır. Çünkü bugünün Cin Ali’leri, yarının
bürokrasisindeki mevkiler için biçilmiş kaftan olma özelliğini
gösterir niteliktedir...
Devlet,
halkın isteklerini, değer yargılarını, siyaset, inanç, yaşantı,
insan ilişkileri anlayışı, sanat vb. gibi kavramlar karşısında
kendinin bir grup olarak bağlandığı değer yargıları,
benimsediği yönelimlerle sınırlar. Bunu yaparken de büyük
oranda eğitimsel içeriğe sahip materyallerden faydalanır.
Gerektiğinde yenisini üretir... Cin Ali örneğinde olduğu
gibi...
Toplumu
örgütleyen devlet, toplumdaki sorunlar hakkında bilgi edinmek
ister, kendi çıkarlarını korumak, kendi egemenliğini sürdürmek
ve kendi bunalımlarını saklamak için ideoloji oluşturur.
Bu ideolojiyi de okul programlarına yansıtır (Ergun, 1987
s.14). Bu yansımanın düzeyi hakkında bildiklerimiz,
bilmediklerimize kıyasla daha sınırlı olmakla birlikte geleceğe
yönelik kestirimler açısından, bizi ne gibi sonuçlara ulaştıracaktır?
Ya da ne gibi problemlerle uğraşmamız gerektiğini ifade
etmektedir? Bireyler açısından okul kavramını ele alırsak
bilinçli bir yönlendirmenin ürünleri olduğumuzu kabul etmemiz
gerekmektedir. Amaçların belirlenmesi ve programlama esnasında
bireysel tercihlerimize yada bu toplumun değerlerine
ne kadar yer verilmiştir? İlkokul yıllarında Cin Ali
olmayı tercih etmek ya da tercih etmemek konusunda
öğrenci olarak irademizi kullanabiliyor muyuz?
Okul
modern proletaryanın dünya dini haline gelmiş ve teknolojik çağın
fakir insanları için faydasız kurtuluş vaatlerinde bulunmaktadır.
Ulus-devlet, tüm halkını, geçmişin toplum üyeliğine kabul
edilme ritüellerine ve hiyerarşik terfilere benzemeyen ve
bir dizi diplomayla belgelenen gruplara ayırarak, bu
sistemi benimsemiştir (Illich 1998 s. 26). Ivan Illich’in bu görüşüne
kısmen katılmakla birlikte bizi ilgilendiren husus, konuyla bağlantısını
belirlemesi açısından, Cin Ali’nin hangi sınıfa dahil olduğudur.
Bu sınıfın dünya dininden ne kastedildiğini çoğunuz anlamışsınızdır
umarım... Pozitivizm, Bilimsel Ahlak, Hümanizm, Felsefe...
Eğitim
programlarının ne kadar yerel olduğunu burada tartışmak
istemiyoruz...Cin Ali’nin ilkokulundaki programın kaynaklarından
birisi hakkında bir tespiti aktarmayı uygun görmekteyiz... Türkiye’deki
bütün okullarda bugün de uygulanan 1968 ilkokul programı, 1948
ilkokul programını değiştirmek için hazırlanmış ve yapılmıştır.
1968
ilkokul programının çok garip ve de çok anlamlı bir siyasal
başlangıcı vardır. 1968 programının serüveni, 1950 yıllında
iktidara gelen Demokrat Partinin Milli Eğitim Bakanlarından
Celal Yardımcı’nın bir dış ilişkisiyle başlar. Bu dış
ilişki Celal Yardımcı ile Amerikan Ford Vakfı arasında
kurulan bir ilişkidir (Ergun, 1987,s. 42). İçeriğini detaylı
olarak bilmemize rağmen bu ilişkinin içeriğini günümüzdeki
IMF uygulamalarıyla kıyaslayabilirsiniz.
Türkiye’de
eğitim siyasi anlamda bir araç olarak görülmektedir. Bu
bakış açısından dolayı eğitimin kalitesi de beklentilere
cevap verecek düzeyden uzaktır.
Türkiye’de
eğitimin verimsizliğinin en temel sebeplerinden birisi şüphesiz,
yaşanmakta olan siyasal ikilemdir. Bir halk-devlet etos farkı
her kurumsallaşmada olduğu gibi kendini daha fazla eğitimde
hissettirmektedir. Devlet adına bir seçkinci yapı, eğitimi,
kendi iktidarını güçlü ve sürekli kılmak üzere, halkı
dizayn ederken, halkın etosunu da
dışta tutmayı da ilke edinmiştir. Söz konusu etos’un
en temel öğesi sayılan din eğitimi bu paradoksal yapı açısından
hep tehlikeli bulunmuş, gösterilen olumsuz tavır, halkta derin
bir kırgınlığa sebep olmuştur (Göksu, 2001, s.53). Ben Şahsen
Cin Ali serisin de hiçbir dini motife rastlayamadım...Ya
siz?
Türkiye‘de
okullar kimi temsil ediyor? Kimin istediği insanı yetiştiriyor?
Bugün
çevremize baktığımızda bir dünya görüşü oluşturması bağlamında Cin Ali’nin üzerine düşen görevi hakkıyla
yerine getirdiğine bir çoğunuzun kani olacağı muhakkak...
Dileğimiz o ki; Cin Ali’leri eleştirel okuyan insanların sayısının
artması... Yine de çok şey kaybetmiş sayılmayız...
Tebessüm ediyor musunuz hala?
Mehmet Çumra
[email protected]
Kaynakça:
Binbaşıoğlu,
Cavit (1982). Eğitim Düşüncesi Tarihi, Binbaşıoğlu
Yayınevi, Ankara
Erdoğan,
İrfan (1998). Çağdaş Eğitim Sistemleri, Sistem Yayıncılık,
3. Basım, İstanbul.
Ergun,
Doğan (1987). Sosyoloji ve Eğitim. V Yayınları, Ankara
Göksu,
Muzaffer Emin (2001). Bir Türlü Eğitilemeyen Eğitim. Umran,
sayı:87, İstanbul.
Illich,
Ivan (1998). Okulsuz Toplum. Şule Yayınları, İstanbul
Tezcan,
Mahmut (1996). Eğitim Sosyolojisi.
Feryal Matbaası, Ankara
Geri
Ana Sayfa
|