|
KÖRELEN
İNSAN İLİŞKİLERİNDE BİR
FİLİZ
YEŞERTMEK
Mustafa ARAR
"Bir gün Züleyha, arkalığına
beyaz sümbül dalları işlenmiş tahtırevanıyla geçiyordu kütüphanelerin
ve tapınakların kenti olan kentinin sokaklarından. Görkemli
bir alayla geldiğini görenler saygı ve hayranlıkla kenara çekiliyor
ve Züleyha'ya yol açıyorlardı. Zengin ve güçlüydü, en
fazla da güzeldi. Ve kimse kırmızı gülleri saçına Züleyha
gibi takamazdı.
Birden bir meczup, ehil aslanları,
atları ve arabaları aşarak Züleyha'nın tahtırevanının önünde
dikiliverdi, yürüyüş durdu. Züleyha tül cibinliği
aralayarak bu duraklamanın nedeninin anlamak istedi.
Gözlerini kaldırarak Züleyha'nın
yüzüne bakmaya başladı meczup, "Züleyha..." dedi,
"sevindir beni!" Züleyha kölelerine meczubun
sevindirilmesi için işaret etti.
Köleler mor renkli kadife bir
keseyi uzattılar avucuna; ama meczup oralı bile olmadı.
"Züleyha..."
dedi, "Sevindir beni, bana gülümse! Başka bir şey
istemem."
Züleyha bu sesi hatırladı
ve yüzüne dikkatlice bakınca, aşkını reddettiği silik bir yığın
sima arasından bir zamanların ordu kumandanını tanıdı.
Usulca gülümsedi.(...)
Başını önüne eğen
meczub sessiz ve sakin geldiği gibi çekiliverdi. O günden sonra
Mısır'ın lisanına "sadaka vermek" anlamına gelen
yeni bir deyim yerleşti: “Züleyha'nın gülümsemesi”.
Nazan Bekiroğlu'nun çağdaş
mesnevisi Yusuf ile Züleyha'dan alındı bu satırlar,
"kalbin üzerinde titreyen hüzün"den. Bir menkıbe bu.
Daha önce olmayan, yazarının ibda dimağından ışık seline dönüşerek
dünyamıza yayılıveren çağdaş bir menkıbe. Başını öne eğip
sessiz ve sakin çekiliveren meczubun o andaki mutluluğunu düşündüm
bir an. Bir iftar sevincine denk bir coşkuydu belki o. Belki
hasrete mahkum oruçların sonunda gelen bir bayram. Züleyha'nın
kaşı bayram hilali, yüzü dolunay ve bir gülümsemesi,
bermurad ediyor üftâdesini. Bir dilencinin sultanından
isteyebileceği, gedânın
şahtan talebi... Bir güzel bakıştan bir tebessümden öte ne
olabilir başka?!..
Tebessüm... Şimdilerde en
ziyade ihtiyacımız olan şey. Züleyhaların tebessümleridir
yaralarımıza merhem, sıkıntılarımıza ferahlık,
kasvetlerimize aydınlık... Kim kendisini Züleyha makamında görüyorsa
eğer... Bir iftar zamanının susuzluğundan öte bir gönül açlığıdır;
çünkü bize çile. Sevgilere muhtaç gönüllerimiz, hercaî âşıklar
gibi çaresiz ve derbeder. Öte yandan, çevremizde bizden tebessüm
bekleyen gedâları var; çocuklar, eşler, akrabalar, komşular,
dostlar...
Sevgiler yağdır üzerimize Tanrı'm.
Yusuf'lara rastlayıp kırılmadan Züleyhaların umutları, çelik
mermere çarpmadan, sevgiyle yoğrulsun kalpler. Yoksa gün
gelecek Züleyhalar da bir gülümseyişe muhtaç düşecekler.
Tebessümü sadaka olanın, bir tebessümle teselli aradığı
vakitleri gösterme bize ve dilencilerin gülümsemesine muhtaç
eyleme Züleyha yaratılışları...
Ve Züleyha isek tebessümden
sorulacağız bir gün. Dilenci, Züleyha'ya gülümseyecek duruma
gelmeden...
Ve...
Fakültemizin girişinde
bizi gülümseyerek karşılayan, her birimizin adını ismimizle
hitap etmek için öğrenen, bize değer veren bir insanı
unutulmaz olması için bu yazıyla ebedileştirmeye çalıştık.
İletişim problemlerinin yaşanmakta olduğu, değerlerin yıpratıldığı
günümüzde örnek alınması gereken bu davranışından dolayı
kendisini genç eğitimciler olarak kutluyoruz. Bu vesileyle Ayhan
Rüstem’in fakültedeki varlığından ziyadesiyle memnun olduğumuzu
belirtmek istedik.
Geri
Ana Sayfa
|