BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR

          

Rahman ve Rahim Allah Adıyla

1.      İncire ve zeytine,

2.      Sîna Dağına

3.      Ve şu güvenilir beldeye yemin ederim ki,

4.   Biz insanı en güzel sûrette yaratırız.

5.      Ve sonra onu aşağıların en aşağısına indiririz.

6.      İman edip doğru ve yararlı işler yapanlar  hariç;  onlar  için  kesintisiz  bir  ödül  vardır.

7.      Öyleyse  (ey insan) nedir bu ahlakî değerler sistemini yalanlamana yol açan?

8.      Allah hükmedenlerin en adili değil mi?[1]

 

   “Günden güne batılılaşan bir dünyada yaşadığımız su götürmez bir gerçek. Dünya hakim güçler ve siyasetler tarafından batılılaştırılıyor, değiştiriliyor. Bu siyasete muhatap olan coğrafyalar ve toplumlar günden güne daha fazla sorunla karşı karşıya geliyorlar. Dünyanın hangi yarım küresinde hangi bölgesinde olursa olsun toplumlar aynîleştiriliyor, dahası köksüzleştiriliyor. Bu bir tür kültür alışverişi, zenginleşme değil; hakim kültürün ve siyasetin  yerel kültürleri, değerleri ortadan kaldırıp yerine kendi mantığını ve düzenini ikamesi, adını üçüncü dünya koyduğu coğrafyaları kıyasıya sömürmesidir”[2] (Ahmet, s. 9).

Sömüren güçler, her bir özelliği diğer milletlerle aynı hale getirilmiş dünya halklarını daha kolay yönetmek için ulusların değerlerini yok ederken, onları daha uniform bir kalıba sokuyor, bunun yanı sıra sömürüsünü bile yapabiliyor. Bu sömürüsünü 19. yy. mantığıyla devletlerin ve milletlerin topraklarını işgal eden bir yöntemle sürdürmediği de açık bir gerçek. Yeni araçlar geliştiriyor. Sömürgeci uluslar, bin bir maske altına gizlediği misyonunu gerçekleştirecek araçlar seçmeyi o kadar maharetli gerçekleştiriyorlar ki; diğer milletler büyük bir coşkuyla, özlemle, istekle  batının bir lûtfu olarak bakıyorlar  bu araçlara. 

 Bu günlerde ülkemizde bir çok insanı batının istediği yönde değişime gebe bırakan bir televizyon programı hakkındaki farkındalıkların arttırılması için gayret göstereceğiz. Programın adını biliyorsunuz; biri bizi gözetliyor...BBG

  Bir eve 100 günlüğüne kapatılan gençler, bir çok kameradan takip edilerek tüm Türkiye’ye özel hayatlarını afişe ediyorlar. Programın yapımcılarının ifadelerine göre: “Program, yeni tanışan insanların, birlikte yaşamanın zorluklarını güzel(!) anılara ve yeni dostluklara dönüştürmeleri üzerine... Sürprizlerle dolu bu 100 günü başarıyla tamamlayabilmek için ortak amaçlar(!) uğruna çalışmayı, kardeşlik(!), arkadaşlık duygularını geliştirmeyi ve herkesin özgürlüklerine saygılı olarak yaşamı paylaşmayı bilmek çok önemli. “Biri Bizi Gözetliyor Evi”nde, yaşamı kolaylaştıracak çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve küçük ev aletleri ile gazete, dergi, radyo, tv ve bilgisayar gibi kitle iletişim araçları bulunmuyor. Yarışmacıların dış dünya ile tek iletişimleri taksilerine binen müşteriler ile oluyor. Ama ödüllü yarışmalar, çeşitli eğlenceler, doğum günü partileri ve özel kutlamalar da var. Günlük ihtiyaçları ise haftada 2 kez verdikleri liste ile karşılanıyor. Türkiye’nin her yerinden gelen yarışmacılar günde 2 ile 4 saat, içine kamera yerleştirilmiş taksileri ile İstanbul sokaklarında çalışıyorlar. Taksilerine müşteri olarak binenler ise kendilerini televizyonda izleyebiliyorlar. Haftada 1 kez cumartesi akşamları, şov eşliğinde, önceki haftanın en ilginç görüntüleri yayınlanıyor. Yine cumartesi akşamları izleyicilerden tüm hafta boyunca telefonla gelen oylar toplanıyor ve haftanın birincisi canlı yayında açıklanıyor. Haftanın birincisi, o hafta yarışmayı terkedecek arkadaşını seçiyor. 100 gün boyunca, her haftanın kaybeden yarışmacısı yurtdışı seyahati ile teselli ediliyor.  Son hafta izleyiciler tarafından seçilecek büyük yarışın birincisi 100 milyar TL. tutarında bir servetin sahibi olacak ve bütün yarışmacılar tüm Türkiye tarafından tanınacak.(!)” Peki bu modern hapisteki şeyler ne kadar gerçek ve dikkate değer...

İnsanın doyumsuzluğu sebebiyle her geçen gün yeni beklentilerin oluşmasına, yeni ihtiyaçların belirmesine, ve bu gereksinimlerin giderilmesine yönelik yeni faaliyetlerin icat edilmesiyle hayat devam ediyor. Bunlardan biri de “en uzağımızdakini en yakına; en yakınımızdakini de en uzağımıza götüren” diye ifade edilen,  kimi zaman şeytan kutusu diyerek eve sokmadığımız, ve eve aldıktan sonra da bir daha evden çıkaramadığımız kutular... acaba şeytan kutuda mıydı; içimizde miydi?... acaba şeytan evimize mi girmişti, içimize mi? Ve televizyonun ithali gibi üreten egemen kültürün programlarını da ithal etmiştik. 

Seneler geçti...

Senaryolar yazıldı çizildi. İnsanoğlu yazılan senaryolara göre aya çıktı, göktaşlarından dünyayı kurtardı, uzaylıların istilasını geri püskürttü,  milli zaferlerini yansıttı, sevgiyi aşkı ihaneti sadakati tüm değerleri işledi, amerikan askerlerinin yenilmezliğini sergiledi, özgürlük mücadelelerini de bir  kaç kez göstermeyi unutmadı, bin bir türlü eğlence programları geliştirdi, her sporu tüm dünya halkalarına takip ettirdi... o kadar ki artık yeni bir şey kalmadı. Çünkü daha 20. yüzyılda çağlarını aşan senaryolar çizmişlerdi, gerçek hayatta da yapmak istedikleri gibi. Yapılan her film bir öncekinin benzeri oluyordu. 

Artık baş rolde oynayan kahramanın öldüğü filimler bile o kadar çoğalmıştı ki, ilk günlerdeki gibi ilgiyi göremez olmuş sıradanlaşmıştı. Gerçekten artık yeni bir şey kalmadı denilmişti ki; bir film geldi galiba akıllara. “Truman Show”. Jim Carrey’in canlandırdığı bu rolde bir insanın hayatı baştan sona binlerce kamera tarafından televizyon aracılığıyla tüm dünyaya iletiliyordu. Jim tüm hayatını gerçek zannediyordu ama yanılıyordu. O tüm dünya halkının seyrederek eğlendiği bir malzeme idi ve Jim bunu da bilmiyordu.

 Etrafındaki tüm insanlar televizyon şirketi tarafından ücretli olarak tutulmuş ve eğitilmiş insanlardı. Her şey sanaldı, kahramanımızın dışında. Bu filmden ilham alanlar batıda birkaç ülkede birden yeni bir program başlattı. İnsanlar -gençler- parayla kandırılarak evlere tıkıldı. Ve gençler, tüm yaşıtları olarak ifade edilebilen hedef kitleye örnek yaşam modelleri  sundular. En azından sunmamak üzere yetiştirildiklerini ifade etmediler henüz. Rasgele seçildikleri söylenmişti. Bu evlerdeki insanlar doğal hayatlarını yaşayarak tüm dünya tarafından seyredileceklerini biliyorlardı ve bunu problem olarak görmüyorlardı. İnsanlar o evde yaşıyor, televizyoncular yayınlayarak  ceplerini dolduruyor, ve birileri tarafından da kültürel değişim başlatılmış oluyordu. Böylece senaryodan bıkmış olan insanoğlu artık gerçek yaşamı seyretmenin keyfine varıyordu. İsteklerin “Senaryodan gerçeğe geçiş” olarak betimlenebileceği bu teori “Biri Bizi Gözetliyor” gibi programların temel saiklerinden biridir. Evet gerçek hayatları seyretmek isteyen insanın bu ihtiyacı da gerçekleştirilmişti, acaba bir sonraki ihtiyacı ne olacaktı, bilinmez... 

İkinci bir sebep olarak “insanın ilahlık sendromu” ifadesiyle özetlenebilir. İki farklı boyutta bu sendromu inceleyebiliriz. Birincisi insanla tanrı arasındaki egemenlik savaşı, ikincisi ise insanın ilahlığa olan arzusu. Hatırlanması gereken; bu tahlilin batılı insanın nasıl düşündüğü ve bizim fikrimizi hangi noktaya götürmek istediğiyle ilgili olduğudur.

Batının günümüze taşınan düşünce yapısının temelleri rönesansta atıldı zannedilir. Halbuki ilmi arayışlara girmeleriyle birlikte Grek düşüncesini ortaya tekrar çıkarmaları sonucu batı fikriyatı tekrar yeniden şekillenmiştir. Temeli Yunan mitolojilerine dayalı bu yeni düşünce sisteminin arka planını bilmeden tahlil etmek yanılmamıza sebebiyet verecektir. Bunun için  insan-tanrı ilişkisi ile ilgili bir mitolojiye göz atalım. Premoteus insanları topraktan ve sudan var etmek üzere tanrı tarafından yaratılmış bir varlıktır. Zamanla insanlara karşı aşırı bir sevgiyle bağlanan Premoteus, gökten çaldığı kutsal ateşi insanoğluna hediye eder.

Bunun üzerine Zeus onu ve kutsal ateşle güçlenen insanoğlunu cezalandırmak için Premoteus’la evlenmek üzere, yeryüzüne inen ilk dişi olan  Pandora’yı içinde kötülüklerin bulunduğu  bir kutuyla birlikte gönderir. Ve evlilikten sonra paket açılınca paketin içindeki kötülükler tüm yeryüzüne hakim olmak üzere dağılır. Böylece insan-tanrı ilişkisi artık bir egemenlik savaşı haline gelir. İnsanoğlu kendisine gökten indirilen kutsal ateşle kainatın sırrını öğrenecek ve  insanoğlunun her biri bir ilah olacaktı.[3] İnsanoğlu tanrıya karşı olan savaşı kazanacaktı. Zamanla bu düşünce yaşayan bilinçten silindi. Fakat bilinçaltından atamadıkları kolayca anlaşılmaktadır. Rönesansa kadar kadına _kötülük kutusunu getirdiği için dişi varlığa_  karşı düşmanlık;[4] rönesanstan sonra ise kilise ve dine karşı hasımlığıyla birlikte giden tanrı düşmanlığıyla kendisini baş göstermiştir. 

İkinci bir husus ise ilahlık sendromunun ilk parçasıyla çok yakından ilişkilidir. İnsanoğlunun doyumsuzluğundan kaynaklanan “bir dağ altını olsa, bir dağ daha altın isteyeceği”[5] ile ilgilidir. Varlığın en üstünü tanrıdır. İnsanoğlunun da varmak isteyebileceği en doruk nokta ilahlıktır. Bu şuna da benzer. Bir adama sorarlar; “dile benden ne dilersen ama bir tane dile” adam düşünür, düşünür, derki sonunda; “her dilediğim olsun”. Yani herşeyi isteyebilmektir.

En büyük kudret sahibi olmanın cazibesidir insanoğlunu çeken. Her şeyi yapabilmek... hatta insanların kaderlerini bile çizebilmek. Bundan 3 yıl kadar önce bir çılgınlık sarmıştı dünyayı. Belki bir çoğumuz “sanal” kelimesini o zaman duymuştuk ve bütün çocuklarımız öğrenmişti “sanal”ın manasını. Bir oyuncak bebeğin hayatı bizim elimizdeydi. Adı sanal bebekti. Yemek zamanı yedirilmeli, eğlence zamanı eğlendirilmeli, temizlik zamanı temizlenmeliydi tuşlarına basarak. Yoksa ölecekti. Aslında böyle bir şey yoktu, sadece insan böyle olmasını istediğinden hakimiyet kendi eline almıştı. Gerçek yaşamda da  bu ölümden hiçbir zarar görmeyecekti. Ne kanun ne ahlak kuralları kendisini rahatsız edecekti. Bir diğer örnek ise Maxis firması tarafından üretilen “The Sims” adlı bilgisayar oyunu. Bir insan oluşturuyorsunuz önce; saçından, boyuna, ten renginden cinsiyetine, giyimine kadar. Sonra ona bir ev alıyor bir işe yerleştiriyorsunuz. Yemeğinden, içmesinden, karşı cinsle ilişkisinden, evlenmesinden ve çocuklarının doğmasından bilgisayar başında bulunan insan sorumlu. Ve insan çiziyor başka bir kaderi... Sınırsızca hakimiyet...  Tüm hükümlerde insanoğlunun elinde olmalıydı. Hem hırsız olmalıydı hem de yavuz... Evet burada BBG’le ilişkisini anlayabiliriz. BBG evinin sanal bir ortam olduğunu zaten biliyoruz. Sanallığını bir de şöyle düşünelim; o ev bir yaşam alanı yani dünya, evde kalmak yaşamak, evden çıkarılmak ise ölüm. İnsanlar gene insan tabi ki. Abartı burada değil, o evdeki ney gerçek ki, cansız nesnelerin dışında. Oluşturulmuş olan bu sanal hayata –BBG’ye- farklı bir sanal bakış açısı getirilmeye çalışılıyor şimdi. Evdeki insanların elenmesi -ölüm- ya da evde kalması –yaşam-  için verilen oylar kimin elinde. Seyircinin elinde. “yaşasın”, “kovun”, “sen kazanmalısın”, “atın dışarı”..vb. kader kartları, oyları...[6]  Yaşatmak ve öldürmek insanoğlunun elinde artık. Haftanın birincisi Azrail, insanların emrinde. Sanal da olsa “ insanoğlu da tanrının gücünde”. Geçmişten benzer bir örnek; Nemrut’un tanrılık iddiasıdır. Nemrut Hz. İbrahim’e “ben de insanları yaşatır öldürürüm” der. Ve iki insanı çağırır. Birinin boynunu vurdurur. Diğerini serbest bırakır. “İşte birini öldürdüm, birini de yaşattım, ben de ilahım” der. Psikoloji bilimi bu durumları şöyle açıklar. Gerçekten tanrı olmaya gücünü yetiremeyen insanoğlu yaşadığı bu kaygıyı azaltmaya çalışır, “yer değiştirme” savunma mekanizmasıyla. Yer değiştirme; biz de kaygı uyandıran sorun, gücümüzün yetmediği kimse ya da denetimimizin altında olmayan bir olaya karşı, kaygımızı veya kızgınlığımızı gücümüzün yettiği bir kimseye veya olaya yönlendirmemizdir. “Gerçekte ilah olmayı başaramadık bari sanalıyla avutalım kendimizi” gibi bir mantıktır bu. Bir diğer savunma mekanizmasına göre bu davranış şöyle açıklanır. “Özdeşleştirme” savunma mekanizması; birey kendi içinde bulunan özellikleri özenilir bulmadığı zaman, kendisi olmaktan çıkıp, istediği özelliklere sahip başka biriymiş gibi kendini algılamaya ve davranmaya başlamasıdır (Cüceloğlu, s.303). “İlaha benzemek için ilaha benzer şeyler yapmalıyım; yaşatmalı ve öldürmeliyim” der insanoğlu, aslında  haberi olmadan.

İnsanoğlunun, senaryo yerine gerçek hayattan kesitler istemesi ve ilahlık sendromu olarak özetleyebileceğimiz nedenlerinden dolayı tasarlanmış olan bir program karşısında, müslüman bir toplumun tavrı nasıl olmalıdır? İçki ve kumar ile ilgili ile ilgili ayeti hatırlayalım. “Sana sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunları hakkında sorarlar. De ki; onların her ikisinde de hem büyük kötülük, hem de insanlar için bazı faydalar vardır; ancak yol açtıkları kötülük, sağladıkları yarardan daha büyüktür...”[7]. Allah’ın insanlara gösterdiği metot gayet açıktır. Bir şeyin zararı faydasından çoksa kullanımı uygun değildir. Ve K. Kerim’de içki ve kumarla ilgili bir ayette onun zararlarından bahsedilirken faydasından bahsedilmemiştir.[8]  Bu vesile ile burada toplum için ne gibi zararları olacağından bahsedilecektir. Programın aktarılacak olan olumsuzlukları;

Birileri bizi değiştirmek adına ön koşul değişimler için kozlarını oynadılar. Hem de o kadar sistemli ki. İşlerine gelen filozofların işlerine gelen sözlerini, fikirlerini aydınlanma çağına çıkarıyorlar diğerlerini çıkartmıyorlar. “Her şey değişir, su akar”[9] (Sofinin Dünyası, s. 43) diyerek değişmemesi gereken değerlerin olduğunu unutturmaya çalışıyorlar. Ve şimdi de değiştiriyorlar bizi. Niçin? Kendi çıkarlarını daha iyi korumak için demek çok insaflıca olur. Çünkü başkalarının haklarının bu kadar sistemli bir şekilde gasp edildiği, günümüz dünyasından önce görülmemiştir. Sömürülen toplumlar gülerken eğlenirken uyutulurken onlar zafere daha da yaklaşıyorlar... Değişmeden kalmak ne kadar zararlıysa başkalarının yönlendirmesiyle ve telkinleriyle değişime uğramak da bir o kadar sağlıksızdır. Değişim haktır ve vardır. İnkarı mümkün değildir. Ama her şey değişmez. İlahi gerçekler hep aynı idi. Ve değişmeyecek. Allah’ın bir olduğu gibi.

BBG’nin bir başka olumsuzluğu ise muhatap kitlenin davranışlarını değiştirmeye yönelik faaliyette ne kadar etkili olabileceğine dair olacak. Öğrenme kuramlarından biri BBG’un hîlesini açıklamaktadır. Öğrenme; yaşantı sonucu, gözlenebilen, davranışta meydana gelen kalıcı değişikliktir (Selçuk, s. 87). A. Bandura, E. Miller ve J. Dollard isimli psikologlar öğrenmede en etkili unsurun gözlem olduğunu ileri sürmüşlerdir. “Gözlem yoluyla öğrenme”ye göre çocuklar çevrelerindeki kişilerin davranışlarını ve bu davranışların sonucunu gözlerler. Gözledikleri davranışlardan pekiştirilenleri taklit ederken pekiştirilmeyen gözlenmiş davranışı taklit etmezler (Erden, s.137). BBG’ye gelen maillerden bir kaçına göz atalım. Verilen oylar pekiştireç olduğuna göre bakalım hangi davranışlar neden destekleniyor. “BAHARZZZZ” kullanıcı isimli bir izleyici şöyle düşünüyor: “millet sapik. turk milleti iste haftaya belki isi ilerletip yatak muhabetlerini arttirir diye onu seciyorlar”. Veyahut “pesbbg”  kullanıcı isimli izleyicinin tespiti ise ilginç; sizce hangi tür davranışları gösterenler daha çok gösteriliyor?  “yetkililereeeeee!!!!! okuyun lütfen. aksam yayinladiginiz goruntulerin %90 ninda bu melih denen abazan gorunuyor.bunun tarafli yayin oldugunu hepimiz goruyoruz.onu parlatmanizdan biktik.kazanacak kisiyi siz daha bastan belirlediyseniz bilemem ama bari seyirciyi aptal yerine koymayin” parlatılan kişi cinsel dürtülerine hakim olamayan bir genç. Gerisini siz düşünün... hangi davranışlara sahip bireylerin seçildiğini de düşünün.

Bir diğer pekiştireç ise 100.000.000.000 TL lik ödül. Toplumumuzun ahlak ve din kurallarına uygun olmayan davranışları sergileyen kişi bir de yüksek meblağ bir ücret alacak. Olacak iş değil. Buyrun “immortalman” kullanıcı isimli izleyicinin acil önlem çağrısı: “Melih'in elenmesi icin birlik olusturun en yakin adaylari oya bogalim. Arkadaslar kisiliksizlik konusunda muthis bir yetenege sahip olan bu arkadasimizi henuz 20 yasina bile gelmeden 100.000.000.000 sahibi yapip dahada ukala bir hale getirmek istemiyorsaniz ve kararlarinda hata duzeyini Semihi elemekle ispat eden bu cocugu bu paranin sahibiyken daha da cok kisinin caninini yakan birisi haline donusturmek istemiyorsaniz. Simdiden el birligi yapip kisiliksizlik ornekligi ile Turkiye'yi bir yalnis ornekten kurtaralim.”

Yarışmacıların din ve toplumun genel ahlak kurallarına aykırı davranmasını, orada bulunması en gereksiz bir oyuncu şöyle özetliyor: “toplum anormalse bana ne kardeşim ben buyum hatta 20 yaşında olsam melihle ....... bile” diyordu.[10] Eşlerin akitleşmesi, birbirlerine güven vermesi  sonucunda hayatlarını bileştiren çiftler, gereksiz yere sorumluluk almış kişiler gibi gösteriliyor. Sanki canı istediği insanla herhangi  bir akitleşme olmadan birleşmenin daha sağlıklı olduğunu anlatılmaya çalışılıyor. “Evlenmeye ne gerek var işte birlikteyiz” anlayışı empoze ediliyor. Evet her şey değiştirilmeye çalışılıyor. Toplumun genel ahlak kuralları ve biz bilinci yerine tamamen bireysellik getirilmeye çalışıyor. “Dünya umurumda değil” mantığını biz daha yeni öğreniyoruz. Ben’cilleştiriliyoruz. Ben merkezli bir dünya istiyoruz. Halbuki biz bir bedenin parçaları olmalıydık.

Psikolojide davranış değiştirme yöntemlerinden biride psikodramadır. Bireylerde kaygı uyandıran herhangi bir durumun, davranış bozukluğunun  ortadan kaldırılmasında grup içindeki bireylerin tiyatro oynayarak seyredenlerle birlikte yeni tutumlar ve edimler kazanması sürecidir. Yani psikodramada tiyatro oynayan grubu seyredenlerin de davranışları değişikliğe uğramaktadır. Bu bir eğitim ve öğretim metodudur çünkü. BBG yarışmacılarının oynadığı oyunu seyredenlerin öğrenenler olacağını unutmayın. 

  Bu yüzden de gençlerin ve çocukların programı seyretmeleri sakıncalıdır.[11] Birileri bize çaktırmadan bir şeyler öğretiyor. Daha dikkatli daha seçici olmalıyız. “Tek silahımız reddetmek”[12] te olsa bunu başarmalıyız.

         Aile kavramına getirilen zararlara ise ailenin tamamen ortadan kaldırılmasına dair olan birkaç projeden bahsederek başlanılmalı. Aile karşıtları, İsrail’de Kibbutz’larla, Rusya’da (SSCB iken) Kolhoz’larla aile olmadan yaşanılacağını ispatlamak üzere insanları kominal bir hayata itmekle yeni dünyaya yeni bir yaklaşım getirdiklerini iddia ettiler. Yeni nesillerin grup ve aile içi etkileşim kalıplarını tamamen değiştiren, yeni etkileşim örüntülerinin yaptığı işgalle ilgili bir projeydi bu. Gençler geleneksel toplumsallaşmadan uzak tutuldular. İnsanlar evlenmeden canlarının istediği ile birlikte oluyor, birbirlerini birer metadan ibaret görüyorlardı. Fakat bir süre sonra bu insanların yaşadıkları otomatizm ve olumsuz vakalar sonucunda iki ülkede yeni projelerinden vazgeçti. Duygusal doyumsuzluk yaşayan bireylerin varlığı projeyi yumuşatmayı gerektirdi. Ve ailenin bir kez daha yıkılmadığını gördük. Fakat yıkılmayan aile yozlaştırılabilir. Sonrasında da her yozlaşmayı bir değişim takip eder. Geleneksel aileyi yıktık. Çekirdek aile yapısına geçtik. Şimdilerde çekirdek aile batıda yıkılmaya başladı. Ne hikmetse bizde de hemen tesirlerini gösterdi. Özellikle televole gibi absürt programların ana teması kim kimle yatmış, kim kimden ayrılmış olunca... ve BBG de cabası.

        Ayrıca BBG türü yayınlar insanlarda bir çeşit davranış bozukluğu olan Voyörizm (Gözetlemecilik; halk dilinde röntgencilik)in oluşmasına sebebiyet verecektir.[13] Ekranı kocaman bir anahtar deliği haline getirmiş, birbirini gözetleyen bireylerden müteşekkil bir toplum sizce ne kadar güven verici bir ikâmetgâhtır. “Social” kullanıcı isimli bir izleyicinin maili durumu gözler önüne sermektedir. “İşte Size gözetim Toplumu; Cagimizda yarin ve dun yok su an var. Herseyi tüketiyoruz. Zamani iliskileri derken Içimizdeki mahrem kalmis röntgenciyi de vurduk sonunda. Cenazesi canli yayinda... Seyryle gözüm içi bosaltilmis dünyayi. arkadaslar En son ayagimizi nereye basmistik? Zeminimizin kaydini fark ettiniz mi?”

       Bir benzer sorun alanı olarak 100 gün boyunca her anı gözetlenen bireylerin 100 gün sonrasında neler yaşayacağına dairdir. Bu kişiler sürekli izlendiği yüz günün arkasından, serbest kaldıkları zamanlarda da izlendiklerini zannederek paranoya[14] geliştirebilirler. Ve bu yarışmacıları ciddi düzeyde kaygılandıracaktır. Ayrıca gerçek yaşamda da gizlilik ilkesine uymamaya başlayabilirler. Başkalarını gözetleyebilir, kendi mahremiyetine önem vermeyebilirler. Bir iki kişi ile paylaşması gereken durumları herkes öğrenecek diye dostlarına söylemeyebilirler. Yaptığı ve söylediği hiçbir şeyin gizli kalmayacağını da düşünerek bir çok davranışlarına sınırlama getirebilirler.

       Yarışmacılar yüz gün boyunca bazı izleyiciler tarafından ilgiyle izlenmişlerdir. Yarışma sonunda ise bu ilgi çok kısa bir süre ahbap komşu ilişkilerinde devam edecektir. Bir kısmı yıldızlaşırken bir kısmı unutulacaktır. Eğer bireyler yarışma anındaki ilgiyi göremediğini hissederse tekrar dikkat çekmek için davranış bozukluklarına, yasal olmayan etkinliklere yönelebilir. Daha korkuncu artık kimsenin eskisi kadar kendisiyle ilgileneceğini zannetmemeye başlayarak ve intihara yönelebilirler.

Seyircilerin beğenisini kazanmak ve oy toplamak için yarışmacıları yapay davranmaya, yalancı maskeler takmaya iten dürtüler, artık normal yaşam standartları haline gelecek ve tüm yaşam bir aldatmacadan ifade olacaktır. “HANRA” kullanıcı isimli bir izleyici bu yapaylığı şöyle dile getiriyor: “inanması güç; seyredıyoruz seyretmesını ama bence bu ıs amacının cok dısına cıktı amac; dogallık, normal hayatta oldugu gıbı davranmak degıl mı

       Acaba bu ınsanlar kendı evlerınde gunde 4 defa mı banyo yapıyo !!... ama cok yapmacık yaaaaa!!!... dayanamıyorum”.“Deli_DaNa”  kullanıcı isimli bir izleyici ise çok özet bir ifade ile “bence aralarında en dogalı evın kedisi..sevgıler” diyerek durumu iletiyor. O kalabalığın içinde bazıları, normal yaşamında giderdiği fizyolojik ihtiyaçlarını kameralar tarafından da takip edildiği için giderememektedir. Cinsel ihtiyacını dışarıda başka insanlarla gideren kişiler BBG evinde bu gereksinimini karşılamayınca psikolojik olarak alışık olmadığı bir durumla karşılaşacak dolayısıyla uyumsuzluk  ve beraberinde davranış bozuklukları gösterecektir. İstese de doğal olamayacaktır. Bu diğer davranışlarında da aynıdır. Normal yaşamındaki hayatında gerçekleştirmiş her hangi bir davranışı burada sergilemeyebilir. Ve buda alışık olunmayan bir durumdur. Bireylerde kaygı uyandırır. Davranışlarında sebepli değişiklikler meydana gelir. Doğal değillerdir.

      Will Smith’in başrolde oynadığı “Devlet Düşmanı” isimli bir american filmi vardı. Devlet tüm olanaklarıyla bireylerin özel hayatlarına giriyor (dinleyiciler, micro kameralar, uydu çekimleri vs..) bilgi ve istihbarat toplama adına insanları tamamen izlemekten yana bir proje yürütmeye hazırlanıyordu. Fakat bir kahraman bunun zararlarının anlaşılmasını sağlayacak etkinliklerde bulununca özel hayat tekrar kişilerin mahremiyetine bırakıldı. BBG gibi programların oluşturacağı altyapı sonucu -gözetlemeye tepki vermeme- ileride haksız seyirleri ve dinlemeleri meşrulaştırmaya yönelik bir zemin de hazırlayabilir. Özel hayatın mahremiyetine duyulması gereken saygıyı sıradanlaştıran bu program zararlıdır.

     BBG evinde insanların idealsiz amaçsız sadece çıkara dayalı bir yaşam modeli oluşturduğunu görüyoruz. 100 milyara yönelmiş, para kazanmak için adam harcayan, yüzüne gülüp sırtından vuran, dayanışmanın başkalarını elemek haricinde gerçekleşmediği, yarışmanın, birbirini ezmenin hakim olduğu, sürekli dedikodu yapan tiplerin oluşturduğu bir kalabalık olmuş BBG evi. Yaşamın anlamını kavrayamamış bireylerden oluşan bir kalabalık. Türkiye’ye model olarak bu sunulmamalıydı. Bu yanlış davranışları gösteren bireylerin etkisinden kendinizi, ailenizi ve sevdiklerinizi kurtarınız.

Avrupa’da bir çok ülkede birden büyük rating ile ekranlara çıkan BBG benzeri programların yayınları, birkaç ülke de karı-kocanın mahrem ilişkisi gözler önünde ifşa edilmesi üzerine durdurulmuştur. Müslümanların farkı olmaları ve işler çığırından çıkmadan bu programı sonlandırmaları gerekmektedir. Avrupa ülkelerindeki BBGlerinin yayından kaldırma sebebi olan sahnelere sıra gelmeden sonlandırılmalıdır. Ve biz Avrupalılara benzememeliyiz. 

Nesli kopuk bir cemiyet oluşmaya başlamıştır o bölgelerde. İnsanlar, aile hayatından uzak, çocuk yetiştirme sorumluluğu yerine kedi köpek sahibi olmak isteyen ve sömürerek topladığı mirasını gelecekte bırakacak nesli olmayan bir çok ırksal kalabalık oluşturmuşlar. Eğer biz kendimizi korursak sömürü birikimleri ait oldukları yere bize geri dönecektir. Yoksa bizlerde onlar gibi olursak onlar düzenlerini devam ettirebileceklerdir.

      Peki toplumumuz bu konuda nasıl bir tavır sergiliyor. Gündemin yoğunluğu sebebiyle oynanan oyunun farkında mı değil? Bence çok iyi niyetli olmaya gerek yok. Halkımız bu sinsi programı seyrediyor bile. Belki de müslüman evlerinde kendi çocuğumuzu televizyonun başından kaldıramadığımız için sesimizi fazla çıkarmıyoruz, belki, de başka bir sebepten... Ama Türkiye bu sorumsuz yayına karşı verilmesi gereken tepkiyi henüz göstermedi. Konya’da yaşayan Muammer Öz isimli vatandaş, programda  Türk toplumunun örf ve adetlerine aykırı olarak birbirini daha önceden hiç tanımayan kadın ve erkeklerin birlikte yaşadığını; bunun, özellikle taşrada yaşayan gençlere kötü örnek teşkil ettiğini belirterek, programı hazırlayanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.[15] Vatandaşımızın bir kısmı Alo RTÜK’e (tel no:178) telefon ederek tepkilerini ilettiler.[16] Erzurum Ülkü Ocakları ve İnegöl Aydınlar Ocağı Derneği tarafından pretosto edildi.[17] Ya siz...

       Bazı izleyeciler de durumu farkdebilmişler. “gunesd” kullanıcı isimli izleyici “insan üzerine bir oyun!” konulu elektronik postasında şöyle diyor: “konusu ‘insan’ olan degil, dogrudan ‘insan’ uzerine oynanan bir oyun... katilimcilar veya seyire dalanlar ne kadar bilincli bilemiyorum, ama bu ‘oyun’un gerisinde muhtesem bir strateji olduguna eminim. bilhassa ekrana yansitilis bazinda ince/kalin ayarlarla istenen kisi on plana cikarilip, baska biri gozden dusurulebiliyor. surekli dengeler degisiyor ki, ilgi sursun... bu kadari ticari bir anlayisla aciklanabilir belki... ama bunun da otesine dusen endiselerim var ki, bunlari yazarsam moderatorlere takilacagim kaygisi var icimde...”

     İnsanların da rahatsız olduklarını apaçık bir gerçek. Bir şeyler yapılabilir mi bu olumsuz gidişatı sonlandırmak için? “Bir şey yapmak isteyen yol bulur, istemeyen ise bahane” deyişi ile yapılabileceğini ifade etmek isterim. İlahiyat, eğitim, psikoloji ve sosyoloji camiasından uzman kişilerin birlikte oluşturacakları bir komisyonun basılı, işitsel, görsel iletişim araçlarını kullanarak halkı uyandırması ve aydınlatması gerekmektedir. Ve en etkili çözüm bu programı izlemeyerek ratingini düşürüp programın yayından kaldırılmasını sağlamak için bir kamaoyu oluşturmaktır. Her şeyi devletin çözmesini bekleyen klasik mantığımızı aşmalı RTÜK’e bile gerek kalmadan bu program artık istenilmediğini izlemeyerek belirtmeliyiz. Ve programın yapımcılarının şunu demesine fırsat vermemeliyiz: 65 milyonluk Türkiye’de sadece rahatsızlığını belirten vatandaşın sayısı 2000’i geçmemektedir. İsteyen izler; istemeyen izlemez diyorlar. İlgi çekici bir program yaparsan elbetti izler insanlar. Ama ben bireysel olarak o kanalı izlemeyecek ve o programa sponsor olan firmalarla ticari bir ilişkide bulunmayacak onların müşterileri bile olmayacağım.

       İçten içe bizi yiyen bu çürümüşlüğün bir an önce önüne geçilmesi dileğiyle.

25.3.01

Ömer Akgül

KAYNAKÇA

Ahmed, Celal Ali. Batılılaşma Hastalığı. Çev: Fatmanur Altun. 2000,  İstanbul, Yöneliş Yayınları

Bulaç, Ali. Çağdaş Kavramlar ve Düzenler. 1998, İstanbul, İz Yayıncılık

Cüceloğlu, Doğan. İnsan ve Davranışı. 1998. İstanbul, Remzi Kitabevi

Erden, Münire; Akman Yasemin. Eğitim Psikolojisi. 1997. Ankara, Arkadaş Yayınevi

Esed, Muhammed. Kuran Mesajı. 1998. İstanbul, İşaret Yayınları

Gaarder, Jostein. Sofi’nin Dünyası. 1994, İstanbul, Pan Yayıncılık

Kutup, Muhammed. İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler. Çev: Bekir Karlığa. tarih, İstanbul, İşaret Yayınları

Selçuk, Ziya. Eğitim Psikolojisi. 1995, İstanbul, Atlas Yayıncılık

 

dipnotlar


[1] K. Kerim, Tîn sûresi (tercüme: Muhammed Esed)

[2] Fatmanur Altun, Batılılaşma Hastalığı kitabının çevirenin sunuşu

[3] daha geniş açıklama için bakınız. Muhammed Kutup İnsan Psikolojisi Üzerine Etüdler

[4] daha geniş açıklama için bakınız. Ali Bulaç Çağdaş Kavramlar ve Düzenler s.56

[5] Hz. Muhammed

[6] “Serpiente**”  kullanıcı isimli bir izleyicinin BBG maili

oyLaRr mUrAtA!!!   

Murata oy werelim su ZeYnepi eLeyeLim yaA! . . .

 

“esther” kullanıcı isimli bir izleyicinin BBG maili

dilek GO HOME!!!!  

 

“hook1980” kullanıcı isimli bir izleyicinin BBG maili

arkadaşlar bir şeyler yapalım. tum berra severlerden berraya ona olmazsa bile murata veya eraya oy bekliyorum. cunku eger bu hafta melih birinci olursa o evden ne yazikki berra ayrilacak. bildiginiz gibi su gunlerde berranin erayla arasi iyi ve buda melihin yine kiskaclik krizine girmesine sebeb oluyo. evin yalakasi melih tum kizlarin kendi cevresinde pervane olmasini istiyo ilk olarak semihi atti simdi ona yuz vermeyen berrada sira. arkadaslar lutfen biseyler yapalim ve melihin berrayi elemesine engel olalim

 

web_wolf  kullanıcı isimli bir izleyicinin BBG maili

anti-melih grubu   

benim gibi siz de melihten nefret ediyor ve onun evden biran once postalanmasini istiyorsaniz anti-melih grubuna katilin ve bu yazimi destekleyin.....

Melihsiz daha guzel gunlere...

[7] K. Kerim, Bakara 219

[8] K. Kerim, Maide  90

[9] Herakleitos (İ.Ö. 540-480)

[10] “nazik” kullanıcı isimli izleyicinin aktarımı

[11] Saygılı, Sefa. 14 mart 2001 Akit Gazetesi

[12] Micahel Colins. Özgürlüğün Bedeli isimli film

[13] DSM-IV’e (davranış standartlarını belirleyen ortalama kriterler) göre gözetlemecilik;

“En az 6 aylık bir süre boyunca, kişinin bunu beklemeyen bir kişiyi çıplakken, soyunurken ya da cinsel etkinlikte bulunurken gözetleme eylemi ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması”na denir.

[14] Paranoid kişilik; gerçekle herhangi ilgisi bulunmadığı halde, diğer insanlara güvenmeme ve onlardan sürekli olarak şüphe etme eğilimi gösteren kişilik yapısı

[15] 19 mart 2001, Akit Gazetesi

[16] 14 mart 2001 Yenişafak Gazetesi

[17] 12 mart 2001 Akit Gazetesi; 19 mart 2001, Akit Gazetesi

 

Geri   Ana Sayfa

                                                              

Hosted by www.Geocities.ws

1