ESLEM DERGAHİ

Dil; bir toplumun kültürünü, yaşayışını ve etkileşimlerini çok net gösteren bir ayna konumundayken; aynalara yansıyan Türkçe’mizde de acı bir yozlaşmanın, yabancılaşmanın ve kısırlaşmanın etkilerini görmek için dikkatli bir bakışa bile gerek yok artık. Öylesine aşikar bir bozulma ki bu; keşke bir dil devrimi yapabilsek diyesi geliyor insanın..     

  “Edebiyat parçalamak” diye isimlendirdiğimiz deyimden arta kalan “Türkçe’yi parçalamak” gerçeği oldu. Çünkü artık edebi konuşmuyoruz, edebi konuşmayı bilmiyoruz, bilmediğimiz bir şeyi parçalayamıyoruz da... Son yıllarda sadece  dilimizi yontuyoruz ve yabancılaştırıyoruz. Birkaç yüz kelimelik kelime dağarcığıyla idare ettiğimiz günlük yaşantımızı argo kelimelerle “süslemeyi” (!) ihmal etmeyerek; İngilizciden aşırdığımız kelimelerimizi de katarak keyifli konuşmalar yapıyoruz... Özellikle genç nesil için durum endişe verici boyutlarda.

Günlük konuşma dilimizde artık küfürden bile sayılmayan “salak, manyak, geri zekalı” gibi hakaret lafızlarına aldırmaz olduk. “Lan, be, ya” gibi ekler ise zaten normalleşti. Bu sözler için ben dahil kimse meclisten dışarı değil. Herkes bir şekilde bu kervanın yolcusu.

Eskiden argo konuşmak ayıptı; bugünkü gençlikte ise moda. Okullarda öğretmenler, evlerde aileler durumun önüne geçememekten şikayetçi. Peki ne oldu da böylesi bir yozlaşmaya hepimiz alet olduk?

Bu konuda gerçekçi bir çok sebep var ama bunlar içerisinde medya belki de en büyük paya sahip. Terbiye sınırlarıyla yapılan şakalara güldüğümüz günler çok eskilerde “Nasreddin Hoca” fıkralarında kalırken bugün ahlaksızlık ne yazık ki Nasreddin Hoca fıkralarına atfedilecek kadar ilerlemiş durumda. Bir yandan Mükremin Abi, Feriştah, Gazman, Yarmagül, Kakılmış tiplemeleriyle gülerken; öbür yanda aylarca “tıh tıh tıh ey günler” reklamıyla birbirimize selam veriyoruz. Ve bu konuşma tarzı bilinçli yada bilinçsiz işleniyor beynimize. Hele de çocuklar bayılıyorlar bunları taklit etmeye ve yerli yersiz kullanmaya; etrafın gülümseyen gözlerinden aldıkları destekle...

Şarkılarımız, türkülerimiz de bu furyanın etkisi altında varlığını devam ettirip; top 10 listelerinde bir numaraya kadar yükseliyorlar. “Kıl Oldum Abi” diye şarkı da olur mu demeyin biz bu şarkılara farkında olmadan “Abone” olduk bile. Keşke diyorum “Abone” ile kalsaydık, gelin görün ki bugün dillerde dolaşan şarkı sözleri bu yazıda zikredilemeyecek kadar müstehcen, kaba ve iğrenç.Kötü olan şu ki bunlara da alıştık artık bazen elimizde olmadan mırıldanmaya bile başlıyoruz bu muhteşem (!) sözlerden oluşan güfteleri (!).

Öbür yanda artık anaokullarından başlayan İngilizce dil eğitimi ile yetişiyor bugünün çocukları; daha Türkçe yi konuşamazken “ bugün ‘pink’ buluzumu giycem” diye diretiyorlar.

Verilen tepki çok ilginç: aman İngilizce de bilirmiş aferin sana. Lise, üniversite derken o kadar abartıldı ki İngilizce bilmek ister istemez günlük konuşmamıza yansır oldu durum. Biraz fazla İngilizce ile haşır neşir olanlarda durum hepten içler acısı. Çünkü onlar artık kullanmak istedikleri kelimenin Türkçe karşılığını bulamayacak kadar uzaklaşıyorlar dilden, dilimizden. Yabancı dil bilmek elbette önemlidir. Ama ona verilen önem kendi dilimize verdiğimiz önemi geçmemeli. Kendi öz dilimizi bozmaya ve kirletmeye hakkımız yok.

Ağzının tadını bilmeli insan; öyle olur olmaz kelimeleri misafir etmemeli diline. Günlük dilimiz temizlenmeye, onarılmaya ve geliştirilmeye;  ifadelerimiz ise güzelleşmeye muhtaç. Herkes önce kendinden başlayabilse, kendini düzeltebilse ve çevreye örnek olabilse... Bu konuda özellikle bilinçli gençliğe büyük görevler düşüyor. Güzel bir anlatım anlaşılmayı, anlaşımlar paylaşımları, paylaşımlar ilişkileri güzelleştirir.

  Ağzımızın tadını bozmayalım...

 

Geri   Ana Sayfa

                                                              

Hosted by www.Geocities.ws

1