EĞİTİM  ve  DEĞİŞİM

  Sosyal değişme ile eğitim arasında iki yönlü bir ilişki vardır. Eğitim değişmenin önemli bir etkeni olarak gözüktüğü gibi sosyal değişmenin de eğitimi etkilediği bilinmektedir. Eğitim-öğretim aracılığı ile toplumsal bazı tutum ve davranışlar değiştirilebilir. İdeolojik hedefler, ancak eğitimle gerçekleştirilir. Toplumdaki sosyal, siyasal ekonomik ilişkiler büyük çapta eğitimin konularıdır.[1]

  Planlı ve programlı bir değişme istemi söz konusu olduğunda eğitim ilk başvurulacak organdır. İstenilen hedefe varmak o düşünceyi içselleştirmiş, yetişmiş fertlerle mümkündür. ‘Fakat bunun zıddı da mümkündür. Eğitime istenmeyen değişmeler karşısında direnme görevi de verilebilir. Buradan hareketle, eğitimin özünde yer alan iki temel fonksiyonun (geliştirici ve muhafaza edici fonksiyonların) verilen hedefe göre şekillendiği söylenebilir.’ [2] Eğitim temel değerler ve kurumlar içinde faydalı olanların tümünü koruyarak, bunları bir sonraki nesle aktararak ve bozulma, durgunluk ya da değerlerin kaybı ortaya çıktığında kültürü yenileyerek toplumun temel yapısını korur.[3] Eğitim genelde, statüko için muhafaza edici güç, devrimciler için ise değişimci güçtür. ’Bu ikili göreviyle eğitim; değişimden yana olanlarla, istikrardan yana olanların savaş alanıdır, denebilir.[4]

  İslamın, mevcut yapıyı kültürel sistemini ve toplumsal yapısını koruyucu, geliştirici, süreklilik mekanizmalarını iki ana grupta toplayabiliriz: Birinci; Ümmet içinde dahili bir yönelişle fertlerin yetiştirilmesi. İkincisi ise; Harici bir yönelişle diğer toplumları davet, gerekli durumlarda savunma ve yayılma yolu olarak cihad.[5]

  Nasıl ki her bir müslüman için en azından bireysel düzeyde değişimi sağlayacak kadar bilgi birikimi gerekliyse, her bir hareket içinde toplumsal değişimi sağlayacak bilgi birikimi gereklidir. Ferdi değişimi sağlayacak bilgiden yoksun bireylerden oluşan bir hareketin başarılı olması güç olduğu gibi, toplumsal değişimi gerçekleştirecek yeterli bilgi birikiminden uzak hareket önderleri de başarılı olamaz. Önderlik ve taban, her bir kendisi için gerekli olan bilgi sınırına ulaşmalıdır.[6] Ancak bu şekliyle üretici bilgiler ve stratejiler geliştirebilir ve küfre karşı kavi olabiliriz. Maalesef Türkiye Müslümanlarının şu anki mevcut durumunda zihinsel bir durağanlık söz konusudur. Fikri düzeyde derinlikte yol alınmıyorsa pratikler tıkanan noktada kısırlaşmaya ve atalete doğru gitmeye başlıyor. Halbuki İslami hareketin fikri anlamda önünü ve ufkunu açan, motivasyonu ve enerjiyi sağlıklı bir şekilde yön veren ; süreklilik arz eden  bir mekanizmanın oluşması mecburiyettir. Fikir üretiminin elbetteki harekete yönelik kazanım, kullanılabilirlik, dönüştürebilirlik içeriğinde olmalıdır. Böylece toplumun sorunlarını çözümleyen, onlarla dertlenen düşünsel yönü kaçınılmazdır. İnsanların beklentilerine yönelik söylem geliştiren, haklarını arayan cazibe merkezi haline dönüştüğünde hareketin kendisi bizatihi salt tebliğ olacaktır.

  Eğitimin birinci ayağı olarak “öğrenme” ancak ve yalnızca bir kollektivite ve aksiyon çerçevesinde meyve verir. Bireysel, lokal ve başıboş bir tarzda varolan bilgi dolaşımı kollektif, sistemli ve pratikle paralel bir yapıya tabi kılınmalıdır. Bu noktada öğrenme faaliyetinin, topyekün bir değişim mücadelesinden bağımsız ele alınmasının önüne geçme zorunluğu ortaya çıkmaktadır. İslami hareket açısından eğitimin birinci engeli ‘cehalet’ ise ikinci engeli de bireyci, başıboş ve amaçsız bilgi dolaşımını sürdüren aydınlardır.[7]

  Hz. Peygamberin devrimine baktığımızda altında yatan en büyük öğe eğitimdir. Mekke’de Erkam’ın evinde başlayan bu süreç, Medine’ye hicretten sonra mescidin yanına inşa edilen suffa da devam etmiştir. Hz Peygamber den sonrada sahabeler tarafından itinayla sürdürülmüştü. Hz. Peygamber kısa bir eğitim süzgecinden geçirdikten sonra kendisini Habeşistan’a yolladığı Cafer Tayyar gibi. 8 sene orada, başka dinin yaşandığı bir ortamda, muazzam bir diplomasi örneğiyle islamı yaşıyor, hem de anlatıp yaşatıyor. Gene bir günde üç elbise değiştiren, el bebek gül bebek yetişen bir Mus’ab b. Ümeyr (r.a) Hz. Peygamberin elinde olgunlaşıyor ve Medine’ye yollanıyor.[8] İnsanları İslama çağırıyor ve kısa sürede hicretin zeminini oluşturuyordu.

  Bunun için, kapsamlı ve çok boyutlu (ruhi, fikri, bedeni), sürekli, kendini devamlı yenileyen, dinamik, sorunları çözücü, pratikle hemhal, bütünleştirici, kardeşliği arttırıcı, belli mekan ve zamanlarla sınırlara hapsolmayan, istikrarlı bir eğitim şekli kaçınılmazdır.

           

Yeni Bir İnsan ve Toplum Modelinin oluşturulması

        Eğitimi, iradi çalışmaların oluşturduğu sosyo-külltürel ekonomik ve siyasi faktörlerin bir bileşkesi olarak düşünmek mümkündür. Bu bileşkenin felsefesi, amacı, ilkeleri, muhtevası, stilleri ve metotları bulunmaktadır.[9]

  Eğitimin amaçları ve hedefleri eğitimle öğretim arasındaki fark  tanımlandıktan sonra belirtilebilir. Eğitim, bir ferdin kişiliğinin tüm gelişimine yardım eder, öğretim ise yalnızca bir fert veya gruba bir takım görevleri verimli olarak yerine getirmesini öğretir. Belirli eğitim alanlarında uzmanlaşan kişiler için öğretim görmüş diyebilir, fakat onları iyi eğitilmiş olarak göremeyiz.

Eğer insan bilgiyi davranışa nasıl uyarlayacağını, bilgi ve eylemin geniş, bütün bir hayat çerçevesi içinde nasıl kaynaştığını bilirse, birçok konuda kapsamlı bir bilgi birikimi kişiliğin gelişimine yardım eder. Eğitimli bir insanın bakış açışı sabit değildir, aksine değişir ve olgunlaşır, çünkü O, prensipleri pratiğe aktarır ve bakış açısı tecrübe ile zenginleşir.[10] Tabiki burada bilgiden kastettiğimiz salt kendinde toplamak,istif etmek değil, yerinde ve tesirli kullanabilmektir.

  Eğitimin amacı; rüşde erdirmektir, manevi kemalatı, olgunluğu yakalayabilmektir. Hz. Musa’nın eğitim talebinde olduğu gibi. Hz. Hızır’a  “Sana öğretileni bana hayra ve rüşde götüren bir bilgi olarak, öğretmen için peşinden gelebilir miyim?” dedi. İlimde “rüşde erme” yoksa öğretim bir angaryadır, sırtında kitap taşımaktır.[11] Zaafa uğramayan kuvvetli bir irade, ihanet ve aldatmaya yer vermeyen bir vefakarlık, cimriliğin ve aşırı tamahın hiçbir şekilde engelleyemediği bir fedakarlık, sahibini her türlü sapma ve aldatmadan koruyan, inandığı ilke ve prensiplerden en ufak taviz ve pazarlığa fırsat tanımayan yüksek bir iman ve bilinç, eğitimde ulaşılması gereken azık olmalıdır.[12] Genel olarak Peygamber efendimizin kendisini yaşlandıran ayet olarak söylediği Hud suresi 112 de belirtilen gibi olmaktır: Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmak.

  Müslümanların eğitiminin birinci halkası, onlara öğrenme iştahına sahip olmak, Kur’an’ın ilim, hikmet, basiret, tefekkür ve akletme ayetlerini hayat geçirmek demektir. Toplumsal bir karakter özelliği olarak beyin tembelliği, düzenin tezgahından çıkan insanların ilk engellerinden biri olmaktadır. Bu anlamda hidayetin nasip olmasıyla sorumluluk yükleneceği yerde, garip bir rahatlama ve tembelliğe yönelen müslüman olma alışkanlığı terk edilmelidir.[13]

  ‘Eğitim amaçlarına ulaşmak için öğretim gereklidir. Öğretimsiz eğitim olmaz, eğitimi sağlayamayan öğretim de pedagojik olmaz. Öğretim düşünceyi, düşünce ise hareketleri belirlemektedir. Eğitimin amaçları, bir eğitimin başarısının ölçülmesine yarar. Eğitimin amaçları yalnız eğitime yön vermekle kalmaz, aynı zamanda eğitimi motive eder ve harekete geçirir. Eğitimin amaçları, eğitim metotlarının olup olmadığını anlamamamızın ölçütleridir.’[14]

 Her sosyal yapılanmanın, hayatı ve devamıyla çok ciddi ilişkisi olan eğitim-öğretim konusu, tesadüfi, herhangi bir eğitim olamaz. Kollektif tefekkür sonucunda oluşturulmuş, insanı tüm yönleriyle kuşatabilen, felsefesi olan, plan, program, metot ve örgütlenmeyle sağlam adımlara yönelinmelidir.                                                                          

Her devletin kendi ideolojisine göre amaçladığı iyi vatandaş prototipi vardır ve eğitimlerini buna göre oluştururlar. TC. tarihinde de cumhuriyetin kurulmasıyla, alfabenin değiştirilmesi, dini öğelerin kaldırılması ve yerine pozitivizm, pragmatizm ve hümanizm akımlarından beslenen bir şablon oluşturulmuştur. 193-40 larda halkevleri, köy enstitüleri ve mevcut eğitim kurumlarıyla kemalist ideoloji topluma enjekte edilmeye çalışılmıştır.

  'Ülkemizde egemen olan düzenin insan yetiştirmek diye bir kaygısı yoktur. Düzenin resmi eğitim tezgahları olan okullar ve kitle iletişim aygıtlar iki tür mahluk yetiştirmeye programlanmıştır. Bir, düzenin devamının sağlayacak kadrolar, iki düzenin gidişatına müdahale etmeyecek kişilikte sürüler.

  Egemen düzen bu iki tür insanları yetiştirmek için üç önemli araçtan faydalanır.  Birincisi, zaten kendi istediği insan tipinin alt yapısın oluşturan geleneksel alışkanlıklardır. Düzen bu alışkanlıklara karışmaz. Mevcut aile yapısı ve geleneksel kültürün alışkanlıkları kendiliğinden bir rol oynar.

  İkinci olarak düzenin zorunlu bir müdahalesi olan eğitim kurumları gelir. İnsanlar 7 ila 15 yaşları arasında bu tezgahtan geçerler. Bu kurumlarda bir yandan resmi ideolojinin sığ ve saptırıcı ufku kazandırılır.

  Düzen, üçüncü olarak da resmi istikameti yani gelecek perspektifi ekseninde batılı kültürü ve yaşam tarzını öğreten araçları kullanır. TV ve basın bir yandan futbol ve sinema, müzik vb. olguların içeriğindeki batıl tarzı diğer yandan, insanlara nasıl düşünmeleri nasıl giyinip nasıl eğlenmeleri gerektiğini, hangi müziği dinleyip tatilde nereye gideceklerini vb. telkin eder.[15]

  Eğitim sürecinde bireye yapılacak en büyük iyilik, kendisini bulmasını sağlamaktır. Psikolojik formasyon diliyle kendini gerçekleştirmektir. Rüzgarların etkisiyle kaim olan kişilik değil, kendine özgü duruşu ve yeterliliği olan bir insan oluşturulmasıdır. Yoksa diğer türlü öğretmenine, abisine yaslanarak varlığını devam ettirecektir. Bu bağlamda mürebbi konumunda olan birilerinin eğitimlerini gerçekleştirmeye çalışanlar olarak, muhatap olduğumuz insanlara sahip olma yaklaşımı psikolojisiyle değil, sahip çıkma şeklinde yaklaşılmalıdır. Sahip olma yaklaşımı kendimiz gibi oldurmaya çalışma, taklit ettirme şeklinde gerçekleşirken kişilik bulmasını engeller. Sahip çıkmak ise özgür bırakmayı içerir. Bu özgürlük başıboş bırakma anlamında anlaşılmamalıdır. Bunu yap, şunu yap değil. Tercih hallerini gösterip onun kıstaslarla doğruyu bulmasına yardımcı olunmalıdır.

  Eğitimde insan daima merkeze konulmalıdır. Eğitim aynı zamanda etkileşim olayını da gerçekleştirir. İnsan-insan, toplumla-insan, insan-çevre etkileşimlerini gerçekleştirir. Görülüyor ki, eğitimin görevleri arasında daima çift taraflı etkileşim vardır. Eğer etki tek taraflı olsaydı, o zaman şuursuz bir itaat söz konusu olur, insanlar özgür düşünmeyi kaybederek robotlaşırdı.[16]Araçlara gelince, islami kavrayışla çelişmediği müddetçe başarılı her beşeri tecrübenin bütünüyle uygulanmasında hiçbir engel yoktur.

  Bir eğitim kurumu olarak cemaatlerin eğitime gereken önemi acilen vermelidirler. İnsanların bir şekilde bir arada tutulmaya çalışıldığı bir ortam değil, ince anlayış, sağlam iman ve güçlü sevgi temelli ilkesel birlikteliklere dönüştürülmelidir. Cemaat; ferdin tek başına yapamadığı güzellikleri kardeşlik ortamıyla islamın daha güzel yaşandığı bir mektep olmalıdır. Cemaat üç önemli yön kazandırmalıdır fertlerine. Ahlaki, siyasi ve sosyal yön. Ahlaki olarak; ibadi yönü güçlü, Kuran’la zinde bir diyalogu olan,salih ve muttaki,  siyasi olarak; sisteme karşı bir perspektif geliştirmiş ve hareket mantığı oluşturmuş, sosyal olarak da; bulunduğu ortamı islamileştirerek anlarında tebliği yaşayan fertler. Hedefleri belirli, merhaleleri açık, kaynakları bilinen, üslubunda esneklik ve çeşitlilik gösteren bir eğitim ve terbiye programıyla her bir ferdin potansiyelini üretkenliğe dönüştürüp kazanım / güç haline getirmelidir. Ancak bu şekilde dinamik, kendini yenileyen bir hüviyet kazanacaktır.

          Cemaat içi ilişkiler de; açık / etkin, üretken, yapıcı uyarıları değerlendiren, olumsuzları mutmain etmeye çalışan, bağımlılık değil bağlığı esas alan şekilde olmalıdır. ‘Müslümanlar birbirleriyle ilişkilerinde de salt kendisiyle alakalı olarak “Beklediğimi bulabilecek miyim? endişesinden önce, Müslümanların beklentisini karşılayacak mıyım? endişesine yer vermelidirler.” Çünkü hesap gününde alacaklı değil, borçlu duruma düşmekten korkan bir Müslüman için, haklı olarak beklenmesi gereken şeyleri karşı tarafa vermemek, karşı taraftan bekleneni bulamamaktan çok daha vahim bir hadisedir. Meseleye bu şekilde yaklaşılması, güzeli arayan çirkin olmak yerine, aranan güzel olmaya çalışılması,aradıklarımızı bulabilmemiz için hayırlı ve gerçek bir adım olacaktır. Çünkü aradığımız kimliği bulabilmemiz, aranan bir kimlik olmamızla mümkündür.’[17]  

Birey

 

  Eğitim          Toplum


Dipnotlar....................................

[1] Dodurgalı, age, s.72

[2] Akyüz, age, s.278-9

[3] El-Attas, s.12

[4] Akdeniz, Sabri, Eğitim Sosyolojisi, İFAV, İstanbul 1994, s.336

[5] Aydın, age, s.272

[6] Barış, Zekeriyya, Sebat Dergisi, İslami Hareketlerin Fikir Üreten Merkezlere İhtiyacı Var, sayı, 5, s. 4

[7] Özcan, Ahmet, İslami Uyanıştan İslami Harekete, Bengisu Yayınları, İstanbul 1996 s.193

[8] Dodurgalı, age, s.129

[9] Akyüz, age, s.278

[10] El-Attas, age, s.11-12

[11] Söylemez, Mikail, Problem ve Çözümleriyle Eğitimimiz, Çağlayan Yayınları, İzmir 1997, s.75

[12] Kardavi, Yusuf, Hasan el-Benna Mektebi, İlke Yayınları, İstanbul 1992, s.42

[13] Özcan, age, s.192-3

[14] Ergün, Mustafa, Eğitim Felsefesi, Ocak Yayınları, Ankara 1996, s.41-49

[15] Özcan, age, s.187-8

[16] Söylemez, age, s.14

[17] Alagaş, Mehmet, Kadının Onuru, İnsan Dergisi Yay. İzmir 1995 s.95-6

 

Geri   Ana Sayfa

                                                              

Hosted by www.Geocities.ws

1