|
EĞİTİM ve
DEĞİŞİM
Sosyal değişme ile eğitim arasında iki yönlü bir ilişki
vardır. Eğitim değişmenin önemli bir etkeni olarak gözüktüğü
gibi sosyal değişmenin de eğitimi etkilediği bilinmektedir. Eğitim-öğretim
aracılığı ile toplumsal bazı tutum ve davranışlar değiştirilebilir.
İdeolojik hedefler, ancak eğitimle gerçekleştirilir.
Toplumdaki sosyal, siyasal ekonomik ilişkiler büyük çapta eğitimin
konularıdır.
Planlı ve
programlı bir değişme istemi söz konusu olduğunda eğitim ilk
başvurulacak organdır. İstenilen hedefe varmak o düşünceyi içselleştirmiş,
yetişmiş fertlerle mümkündür. ‘Fakat bunun zıddı da mümkündür.
Eğitime istenmeyen değişmeler karşısında direnme görevi de
verilebilir. Buradan hareketle, eğitimin özünde yer alan iki
temel fonksiyonun (geliştirici ve muhafaza edici fonksiyonların)
verilen hedefe göre şekillendiği söylenebilir.’
Eğitim temel değerler ve kurumlar içinde faydalı olanların tümünü
koruyarak, bunları bir sonraki nesle aktararak ve bozulma,
durgunluk ya da değerlerin kaybı ortaya çıktığında kültürü
yenileyerek toplumun temel yapısını korur.
Eğitim genelde, statüko için muhafaza edici güç, devrimciler
için ise değişimci güçtür. ’Bu ikili göreviyle eğitim;
değişimden yana olanlarla, istikrardan yana olanların savaş
alanıdır, denebilir.
İslamın,
mevcut yapıyı kültürel sistemini ve toplumsal yapısını
koruyucu, geliştirici, süreklilik mekanizmalarını iki ana
grupta toplayabiliriz: Birinci; Ümmet içinde dahili bir yönelişle
fertlerin yetiştirilmesi. İkincisi ise; Harici bir yönelişle
diğer toplumları davet, gerekli durumlarda savunma ve yayılma
yolu olarak cihad.
Nasıl ki her
bir müslüman için en azından bireysel düzeyde değişimi sağlayacak
kadar bilgi birikimi gerekliyse, her bir hareket içinde toplumsal
değişimi sağlayacak bilgi birikimi gereklidir. Ferdi değişimi
sağlayacak bilgiden yoksun bireylerden oluşan bir hareketin başarılı
olması güç olduğu gibi, toplumsal değişimi gerçekleştirecek
yeterli bilgi birikiminden uzak hareket önderleri de başarılı
olamaz. Önderlik ve taban, her bir kendisi için gerekli olan
bilgi sınırına ulaşmalıdır.
Ancak bu şekliyle üretici bilgiler ve stratejiler geliştirebilir
ve küfre karşı kavi olabiliriz. Maalesef Türkiye Müslümanlarının
şu anki mevcut durumunda zihinsel bir durağanlık söz
konusudur. Fikri düzeyde derinlikte yol alınmıyorsa pratikler tıkanan
noktada kısırlaşmaya ve atalete doğru gitmeye başlıyor.
Halbuki İslami hareketin fikri anlamda önünü ve ufkunu açan,
motivasyonu ve enerjiyi sağlıklı bir şekilde yön veren ; süreklilik
arz eden bir
mekanizmanın oluşması mecburiyettir. Fikir üretiminin
elbetteki harekete yönelik kazanım, kullanılabilirlik, dönüştürebilirlik
içeriğinde olmalıdır. Böylece toplumun sorunlarını çözümleyen,
onlarla dertlenen düşünsel yönü kaçınılmazdır. İnsanların
beklentilerine yönelik söylem geliştiren, haklarını arayan
cazibe merkezi haline dönüştüğünde hareketin kendisi
bizatihi salt tebliğ olacaktır.
Eğitimin
birinci ayağı olarak “öğrenme” ancak ve yalnızca bir
kollektivite ve aksiyon çerçevesinde meyve verir. Bireysel,
lokal ve başıboş bir tarzda varolan bilgi dolaşımı kollektif,
sistemli ve pratikle paralel bir yapıya tabi kılınmalıdır. Bu
noktada öğrenme faaliyetinin, topyekün bir değişim mücadelesinden
bağımsız ele alınmasının önüne geçme zorunluğu ortaya çıkmaktadır.
İslami hareket açısından eğitimin birinci engeli
‘cehalet’ ise ikinci engeli de bireyci, başıboş ve amaçsız
bilgi dolaşımını sürdüren aydınlardır.
Hz.
Peygamberin devrimine baktığımızda altında yatan en büyük
öğe eğitimdir. Mekke’de Erkam’ın evinde başlayan bu süreç,
Medine’ye hicretten sonra mescidin yanına inşa edilen suffa da
devam etmiştir. Hz Peygamber den sonrada sahabeler tarafından
itinayla sürdürülmüştü. Hz. Peygamber kısa bir eğitim süzgecinden
geçirdikten sonra kendisini Habeşistan’a yolladığı Cafer
Tayyar gibi. 8 sene orada, başka dinin yaşandığı bir ortamda,
muazzam bir diplomasi örneğiyle islamı yaşıyor, hem de anlatıp
yaşatıyor. Gene bir günde üç elbise değiştiren, el bebek gül
bebek yetişen bir Mus’ab b. Ümeyr (r.a) Hz. Peygamberin elinde
olgunlaşıyor ve Medine’ye yollanıyor.
İnsanları İslama çağırıyor ve kısa sürede hicretin
zeminini oluşturuyordu.
Bunun için,
kapsamlı ve çok boyutlu (ruhi, fikri, bedeni), sürekli, kendini
devamlı yenileyen, dinamik, sorunları çözücü, pratikle
hemhal, bütünleştirici, kardeşliği arttırıcı, belli mekan
ve zamanlarla sınırlara hapsolmayan, istikrarlı bir eğitim şekli
kaçınılmazdır.
Yeni Bir İnsan
ve Toplum Modelinin oluşturulması
Eğitimi,
iradi çalışmaların oluşturduğu sosyo-külltürel ekonomik ve
siyasi faktörlerin bir bileşkesi olarak düşünmek mümkündür.
Bu bileşkenin felsefesi, amacı, ilkeleri, muhtevası, stilleri
ve metotları bulunmaktadır.
Eğitimin amaçları
ve hedefleri eğitimle öğretim arasındaki fark
tanımlandıktan sonra belirtilebilir. Eğitim, bir ferdin
kişiliğinin tüm gelişimine yardım eder, öğretim ise yalnızca
bir fert veya gruba bir takım görevleri verimli olarak yerine
getirmesini öğretir. Belirli eğitim alanlarında uzmanlaşan kişiler
için öğretim görmüş diyebilir, fakat onları iyi eğitilmiş
olarak göremeyiz.
Eğer
insan bilgiyi davranışa nasıl uyarlayacağını, bilgi ve
eylemin geniş, bütün bir hayat çerçevesi içinde nasıl kaynaştığını
bilirse, birçok konuda kapsamlı bir bilgi birikimi kişiliğin
gelişimine yardım eder. Eğitimli bir insanın bakış açışı
sabit değildir, aksine değişir ve olgunlaşır, çünkü O,
prensipleri pratiğe aktarır ve bakış açısı tecrübe ile
zenginleşir.
Tabiki burada bilgiden kastettiğimiz salt kendinde toplamak,istif
etmek değil, yerinde ve tesirli kullanabilmektir.
Eğitimin
amacı; rüşde erdirmektir, manevi kemalatı, olgunluğu
yakalayabilmektir. Hz. Musa’nın eğitim talebinde olduğu gibi.
Hz. Hızır’a “Sana
öğretileni bana hayra ve rüşde götüren bir bilgi olarak, öğretmen
için peşinden gelebilir miyim?” dedi. İlimde “rüşde
erme” yoksa öğretim bir angaryadır, sırtında kitap taşımaktır.
Zaafa uğramayan kuvvetli bir irade, ihanet ve aldatmaya yer
vermeyen bir vefakarlık, cimriliğin ve aşırı tamahın hiçbir
şekilde engelleyemediği bir fedakarlık, sahibini her türlü
sapma ve aldatmadan koruyan, inandığı ilke ve prensiplerden en
ufak taviz ve pazarlığa fırsat tanımayan yüksek bir iman ve
bilinç, eğitimde ulaşılması gereken azık olmalıdır.
Genel olarak Peygamber efendimizin kendisini yaşlandıran ayet
olarak söylediği Hud suresi 112 de belirtilen gibi olmaktır: Emrolunduğumuz
gibi dosdoğru olmak.
Müslümanların
eğitiminin birinci halkası, onlara öğrenme iştahına sahip
olmak, Kur’an’ın ilim, hikmet, basiret, tefekkür ve akletme
ayetlerini hayat geçirmek demektir. Toplumsal bir karakter özelliği
olarak beyin tembelliği, düzenin tezgahından çıkan insanların
ilk engellerinden biri olmaktadır. Bu anlamda hidayetin nasip
olmasıyla sorumluluk yükleneceği yerde, garip bir rahatlama ve
tembelliğe yönelen müslüman
olma alışkanlığı terk edilmelidir.
‘Eğitim
amaçlarına ulaşmak için öğretim gereklidir. Öğretimsiz eğitim
olmaz, eğitimi sağlayamayan öğretim de pedagojik olmaz. Öğretim
düşünceyi, düşünce ise hareketleri belirlemektedir. Eğitimin
amaçları, bir eğitimin başarısının ölçülmesine yarar. Eğitimin
amaçları yalnız eğitime yön vermekle kalmaz, aynı zamanda eğitimi
motive eder ve harekete geçirir. Eğitimin amaçları, eğitim
metotlarının olup olmadığını anlamamamızın ölçütleridir.’
Her
sosyal yapılanmanın, hayatı ve devamıyla çok ciddi ilişkisi
olan eğitim-öğretim konusu, tesadüfi, herhangi bir eğitim
olamaz. Kollektif tefekkür sonucunda oluşturulmuş, insanı tüm
yönleriyle kuşatabilen, felsefesi olan, plan, program, metot ve
örgütlenmeyle sağlam adımlara yönelinmelidir.
Her
devletin kendi ideolojisine göre amaçladığı iyi
vatandaş prototipi vardır ve eğitimlerini buna göre oluştururlar.
TC. tarihinde de cumhuriyetin kurulmasıyla, alfabenin değiştirilmesi,
dini öğelerin kaldırılması ve yerine pozitivizm, pragmatizm
ve hümanizm akımlarından beslenen bir şablon oluşturulmuştur.
193-40 larda halkevleri, köy enstitüleri ve mevcut eğitim
kurumlarıyla kemalist ideoloji topluma enjekte edilmeye çalışılmıştır.
'Ülkemizde
egemen olan düzenin insan
yetiştirmek diye bir kaygısı yoktur. Düzenin resmi eğitim
tezgahları olan okullar ve kitle iletişim aygıtlar iki tür
mahluk yetiştirmeye programlanmıştır. Bir, düzenin devamının
sağlayacak kadrolar, iki düzenin gidişatına müdahale
etmeyecek kişilikte sürüler.
Egemen düzen
bu iki tür insanları yetiştirmek için üç önemli araçtan
faydalanır. Birincisi,
zaten kendi istediği insan tipinin alt yapısın oluşturan
geleneksel alışkanlıklardır. Düzen bu alışkanlıklara karışmaz.
Mevcut aile yapısı ve geleneksel kültürün alışkanlıkları
kendiliğinden bir rol oynar.
İkinci
olarak düzenin zorunlu bir müdahalesi olan eğitim kurumları
gelir. İnsanlar 7 ila 15 yaşları arasında bu tezgahtan geçerler.
Bu kurumlarda bir yandan resmi ideolojinin sığ ve saptırıcı
ufku kazandırılır.
Düzen,
üçüncü olarak da resmi istikameti yani gelecek perspektifi
ekseninde batılı kültürü ve yaşam tarzını öğreten araçları
kullanır. TV ve basın bir yandan futbol ve sinema, müzik vb.
olguların içeriğindeki batıl tarzı diğer yandan, insanlara
nasıl düşünmeleri nasıl giyinip nasıl eğlenmeleri gerektiğini,
hangi müziği dinleyip tatilde nereye gideceklerini vb. telkin
eder.
Eğitim sürecinde
bireye yapılacak en büyük iyilik, kendisini bulmasını sağlamaktır.
Psikolojik formasyon diliyle kendini gerçekleştirmektir. Rüzgarların
etkisiyle kaim olan kişilik değil, kendine özgü duruşu ve
yeterliliği olan bir insan oluşturulmasıdır. Yoksa diğer türlü
öğretmenine, abisine yaslanarak varlığını devam
ettirecektir. Bu bağlamda mürebbi konumunda olan birilerinin eğitimlerini
gerçekleştirmeye çalışanlar olarak, muhatap olduğumuz
insanlara sahip olma yaklaşımı psikolojisiyle değil, sahip çıkma
şeklinde yaklaşılmalıdır. Sahip olma yaklaşımı kendimiz
gibi oldurmaya çalışma, taklit ettirme şeklinde gerçekleşirken
kişilik bulmasını engeller. Sahip çıkmak ise özgür bırakmayı
içerir. Bu özgürlük başıboş bırakma anlamında anlaşılmamalıdır.
Bunu yap, şunu yap değil. Tercih hallerini gösterip onun kıstaslarla
doğruyu bulmasına yardımcı olunmalıdır.
Eğitimde
insan daima merkeze konulmalıdır. Eğitim aynı zamanda etkileşim
olayını da gerçekleştirir. İnsan-insan, toplumla-insan,
insan-çevre etkileşimlerini gerçekleştirir. Görülüyor ki, eğitimin
görevleri arasında daima çift taraflı etkileşim vardır. Eğer
etki tek taraflı olsaydı, o zaman şuursuz bir itaat söz konusu
olur, insanlar özgür düşünmeyi kaybederek robotlaşırdı.Araçlara
gelince, islami kavrayışla çelişmediği müddetçe başarılı
her beşeri tecrübenin bütünüyle uygulanmasında hiçbir engel
yoktur.
Bir eğitim
kurumu olarak cemaatlerin eğitime gereken önemi acilen
vermelidirler. İnsanların bir şekilde bir arada tutulmaya çalışıldığı
bir ortam değil, ince anlayış, sağlam iman ve güçlü sevgi
temelli ilkesel birlikteliklere dönüştürülmelidir. Cemaat;
ferdin tek başına yapamadığı güzellikleri kardeşlik ortamıyla
islamın daha güzel yaşandığı bir mektep olmalıdır. Cemaat
üç önemli yön kazandırmalıdır fertlerine. Ahlaki, siyasi ve
sosyal yön. Ahlaki olarak; ibadi yönü güçlü, Kuran’la
zinde bir diyalogu olan,salih ve muttaki,
siyasi olarak; sisteme karşı bir perspektif geliştirmiş
ve hareket mantığı oluşturmuş, sosyal olarak da; bulunduğu
ortamı islamileştirerek anlarında tebliği yaşayan fertler.
Hedefleri belirli, merhaleleri açık, kaynakları bilinen, üslubunda
esneklik ve çeşitlilik gösteren bir eğitim ve terbiye programıyla
her bir ferdin potansiyelini üretkenliğe dönüştürüp kazanım
/ güç haline getirmelidir. Ancak bu şekilde dinamik, kendini
yenileyen bir hüviyet kazanacaktır.
Cemaat içi ilişkiler de; açık / etkin, üretken, yapıcı uyarıları
değerlendiren, olumsuzları mutmain etmeye çalışan, bağımlılık
değil bağlığı esas alan şekilde olmalıdır. ‘Müslümanlar
birbirleriyle ilişkilerinde de salt kendisiyle alakalı olarak
“Beklediğimi bulabilecek miyim? endişesinden önce, Müslümanların
beklentisini karşılayacak mıyım? endişesine yer
vermelidirler.” Çünkü hesap gününde alacaklı değil, borçlu
duruma düşmekten korkan bir Müslüman için, haklı olarak
beklenmesi gereken şeyleri karşı tarafa vermemek, karşı
taraftan bekleneni bulamamaktan çok daha vahim bir hadisedir.
Meseleye bu şekilde yaklaşılması, güzeli arayan çirkin olmak
yerine, aranan güzel olmaya çalışılması,aradıklarımızı
bulabilmemiz için hayırlı ve gerçek bir adım olacaktır. Çünkü
aradığımız kimliği bulabilmemiz, aranan bir kimlik olmamızla
mümkündür.’
Birey
Eğitim
Toplum
Dipnotlar....................................
Geri
Ana Sayfa
|