AYDIN SORUNSALI          Bilal Açıkbaş   dost ramazan bingül anısına ...

Her dönemin kendine münhasır şartlarında değerlendirilmiş ve tartışılmıştır “aydın” kavramı. Dönemlerin konjonktürü içerisinde “aydın” kavramının tanımlamaları yapılmış, anlamlar yükletilmiş, bulunduğu durum ya da ayak bastığı yerler sorgulanmış, sürekli sıcak halde tutulmasına rağmen- Türkiye’nin yapısından olsa gerek- sağlam bir zemine oturtulamamıştır. Yumuşak bir karna sahip olan bu kavram Aydınlanma Dönemi’nden itibaren gelişen her toplumun gündemlerine alıp kritik ettiği argümandır. Medeniyetin beşiği olarak görülen Avrupa ve diğer batı ülkelerinde de tartışılmış ama tam anlamı ile her kesimin konsept sağladığı bir ortam sağlanılamamıştır.

Nitekim aydının ne anlama geldiği fonksiyonlarının ve ödevlerinin neleri içerdiği konusunda ciddi bir tanımlama problemi yaşanmaktadır. Bu kavrama herkesin onay verip kabul edeceği bir profil çizmek neredeyse imkansız gibidir. Yalnız belli çerçevelerde çoğu kitlenin tasvip edeceği bir aydın prototipi genel itibarla çizilebilir gibi. Ana kollarının genel geçer anlamda oluşturulduğu bir örneğin ara kolları ise bireylerin nerede durduklarına bağlı kalmak sureti ile kendisi çizebilir anlamlandırabilir ve altını doldurabilir. Bu kadar tartışmaya sebep olan bu kavrama sahip olan kişinin özellikleri neler olmalıdır: İçinde bulunduğu toplumun temel yapısını bilen, halkın kabul ve retlerini çözümlemiş ülkesinin diline, edebiyatına, tarihine sosyo-kültürel coğrafyasına yabancı olmayan, ülkesindeki ve dünyadaki gelişmeleri takip edip onların analizlerini yapabilen statik olmayan ve eleştirebilme yeteneğine sahip sorgulayabilen ötekileşmemiş ve yerelliğini koruyan bir insandır. Bunlar farklılıkların ortak zeminde buluşmasını sağlayabilecek niteliklerdir.

Türkiye’de aydınların genelinin kökeni belli bir tarihsel sürece (Aydınlanma Dönemi) dayanmaktadır. Gerek yaşam tarzı ile gerekse düşünüş ve bilgi birikimi itibarı ile bu eksende gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Yani yüzü hep batıya dönük, kafası batı anlayışına sahiptir. Gözü ve kalbi batıdan gelecek gelişmelere açık aydınımızın belli bir özgünlüğe kavuşamaması bunun neticesindedir.

Son yıllarda ülkemiz aydınları görevlerini yap(a)mı yor ve kendinden beklenilen fonksiyonları yerine getir(e)mi yor gibi görünmekte. Bunun başlıca sebebi sırtını batı ya dayamış olan aydınların düşünüşlerini kullanışlarını hep modern(!) batı ahlaki değerlerine gönül verip içselleştirerek davranmasından kaynaklanmaktadır. Peki bu insanların dini politik ideolojik ve yahut diğer tercihleri olmayacak mı? Elbette ki olacaktır, ama bu tercihler kamplaşmaya neden olmayacak, sorunlara yaklaşırken, veya teori üretirken geri planda tutulacak, kendisini objektif olmaya zorlamalıdır. Aksi takdirde halk ile aydın arasında aşılması güç uçurumlar meydana getirecektir ki bu da problemlerin kaynağına inmede ve sorunları çözmede bir çok güçlükler çıkartacaktır. Halkından uzak olan aydın kimlik krizi içine girmiştir. Bir tarafta kendi değerleri bir tarafta Tanzimat tan kalma bir anlayış yani kendi değerlerine sırt çevirme.

Ülkemizde belli bir ‘AYDIN’ lar oligarşisi halka yenileşme çağdaşlaşma adına bir takım dayatmalar yapmaktadır. Yani 19 yy. pozitivizminden kalma batı anlayışını kabul ettirme gibi bir gayeleri var. Zaten ahlaki altyapısı çökmüş olan bu (batı tipi aile batı gibi yaşama davranma vs) yaşama biçimini empoze edilmeye çalışılmaktadır. Bu hem aydınlarla hem de devlet kanalı ile yapılmaktadır. Medya da bu görevler silsilesinde kendine en iyi yeri tespit edip oturmuştur. Türkiye de aydınlar, her askeri müdahale yada muhtıra sonrasında kendine yeni bir yol çizmiş ve askeri yönetimi ve yahut onun uzantısı olan cunta özentisi içindeki hükümetleri destekleyip onu methetme övgüler düzme gibi anlamsız bir hareketin içine sokmuşlardır kendilerini. Bu 12 Eylül’de de böyle oldu 28 Şubat’ta da böyle oldu. İşbirlikçiler hiç bir zaman eksik olmadı. Tarihte sermaye grupları ve devlet aydını hep yanına almaya çalışmıştır ve kimi zaman da bu noktada başarılar elde edilmiştir.

28 Şubat post-modern darbesinden sonra yine aydınlarda klasikleşmiş gelenek devam etti ve kendilerinden beklenen görev en iyi şeklide yerine getirildi.

Geri   Ana Sayfa

                                                              

Hosted by www.Geocities.ws

1