SİZDEN GELENLER 

 

 

 

   SİZLERİN GÖNDERDİĞİ GÜZEL YAZILARI BU SAYFADA BULABİLİRSİNİZ.....

 

İ.ENGİN BAL(İNŞAAT MÜH.)

       

SONUNA KADAR OKUYUN LÜTFEN. UZUNLUĞUNA ALDANMAYIN. OKUMANIZA 
DEĞECEK 
BIR
  HIKAYE...
 
  DOMATES...
 
   Bir işsiz Microsoft'un temizlikçi için verdiği iş ilanına 
başvurur.
   Personel şefi kısa bir iş görüşmesini takiben ve  test
   (yer temizletme) yaptıktan sonra şunu söyler:
   "-Işe kabul edildin,bana e-mail adresini ver ,sana başlama 
tarihini ve
   getireceğin evrakları bildireceğim".
   Adam boynu bükük bir şekilde bilgisayarının ve tabii ki 
e-mailinin
   olmadığını söyler.
   Personel şefi bu durumda yaşayan birisi olarak düşünülemeyeceğini
   ve yaşamayan birisini de işe  alamayacağını yüzüne  vurur.
  
   Adam ne yapacağını bilmez ve kırgın bir şekilde ve cebinde
   sadece 10$ ile dışarı çıkar. Hale gidip 10 kg domates almaya 
karar
   verir , kapı kapı dolaşarak domatesleri satar ve sermayesini iki 
katına
   çıkarır.Bu işi üç kere daha yapar ve sermayesini 160 $'a 
yükseltir.Artık
   bu şekilde yaşamını devam ettirebileceğine kanaat getirir. Her 
sabah
   evinden biraz daha erken çıkar ve daha geç döner. Her gün 
parasını
   katlamakla
    meşguldür artık.Kısa bir zaman sonra bir el arabası satın 
alır,daha
sonra
   bunu bir kamyonla değiştirir. Bir süre sonra bir sevkıyat 
filosunun
   sahibidir artık. 5 yıl sonra adam ABD'nin en büyük gıda 
distribütörü
   olmuştur.Artık ailesini geleceğini düşünür ve bir hayat 
sigortasına
   başvurur.
  
    Görüşmenin sonunda
   sigortacı teklifini göndermek üzere e-mail adresini
    ister.Adam e-mail adresinin olmadığını söyleyince sigortacı 
şöyle 
der:
   "-Çok tuhaf, bir e-mailiniz olmadan böyle bir imparatorluk 
kurmuşsunuz,
   hele bir de e-mailiniz olsaydı ne olurdunuz kim bilir.."
  
   Adam düşünür ve şöyle cevap verir :"- Microsoft'da  temizlikçi 
olurdum"
  
   Kıssadan hisse no.1: Internet yaşam için bir çözüm  değildir.
  
   Kıssadan hisse no.2: Eğer e-mailin yoksa ve çok çalışırsan  $ 
milyoneri
   olabilirsin.
  
   Kıssadan hisse no.3: Eğer bu mesajı e-mail ile 
aldıysan,temizlikçi 
olma
   olasılığın $ milyoneri olmana göre daha yüksek.
  
   Iyi günler...
  
   Not: Bu e-maile cevap verme ,ben gidiyorum
      .......................
           domates satmaya..... :))
  
  EBRU( ORDU)
TUZLU KAHVE
           Kıza bir partide rastlamııştı.. Harika birceydi. O gün pekinde o kadar 

 delikanlı varda ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız 

 parti boyu dikkatini çekmeyen oglanın davetine şaşırdı, ama tam bir 

 kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye 

 oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından 

 konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı.. "Ben artık 

 gideyim" demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çagırdı.. "Bana 

 biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.." Yan masalardan 

 bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı.. Kahveye tuz!.. Delikanlı kıpkırmızı 

 oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla 

 "Garip bir agız tadınız var" dedi.. Delikanlı anlattı: "Çocukken deniz 

 kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu 

 suyunun tadı agzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok 

 sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde 

 hissetsem, çocuklugumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi 

 hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları 

 ve evimi öyle özlüyorum ki.." Bunları söylerken gözleri nemlenmişti 

 delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. Içini bu kadar 

 samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven 

 biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev 

 duyusu olan biri.. Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. 

 Çocuklugu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu.. 

 Tatlı ve sıcak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı 

 olmuştu tabii.. Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, 

 prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses 

 ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.. Onun 

 böyle sevdigini biliyordu çünkü.. 40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. 

 "Ölümümden sonra aç" diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle 

 diyordu, satırlarında.. "Sevgilim, bir tanem.. Lütfen beni affet. Bütün 

 hayatımızı bir yalan üzerine kurdugum için beni affet. Sana hayatımda bir 

 tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. Ilk buluştugumuz günü hatırlıyor 

 musun?.Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken 'Tuz' çıktı 

 agzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, degiştirmeye o kadar utandım ki, 

 yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacagı hiç 

 aklıma gelmemişti. Sana gerçegi anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her 

 defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir 

 sebep yok.. Işte gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir 

 tat.. Ama seni tanıdıgım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de 

 zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutlulugu idi 

 ve ben bu mutlulugu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, 

 herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden 

 seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek 

 zorunda kalsam da.." Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. 

 Lafı açıldıgında birgün biri, kadına "Tuzlu kahve nasıl bir şey" diye 

 soracak oldu.. Gözleri nemlendi kadının.. "Çok tatlı!.." dedi..
 
    GERÇEKTEN 2 GÜZEL HİKAYE, SİZLERDE BU VE BENZERİ PARÇALARI GÖNDERİRSENİZ
                     [email protected] adresine bekliyorum.....

 

ANA SAYFA

 

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 22/06/02

Hosted by www.Geocities.ws

1