02.05.1958 CUMHURIYET
HADISELER ARASINDA
NUR CULUK?
Burhan FELEK
Arasira memleketin surasinda burasinda kâh irtica, kâh tarikatçilik, kâh Nurculuk gibi isimler altinda bazi zabita vak'alari haber aliriz. Bunlarin çogu hakkinda, adliyece gizlilik karari verilir. Ondan sonrasi bilinmez. Yakin geçmiste böyle olmus, bir kaç misal öne sürebiliriz; ama buna da hacet yok! Çünkü hepimiz bunlari hatirlariz.
Son günlerde de Nurcular ismi altinda bazi kimselerin surada burada tevkif edildiklerini ve bunlara aid bir takim beyannamelerin yakalandigini ögrendik. Tevkif edildigi söylenen kimseler arasinda Diyanet Isleri Umum Müdürlügünde vazifeli birisi oldugu gibi bir iki de Üniversite talebesi var. Gerçi bu vasiflar bir kimsenin suç islemesine veya suçlandirilmasina mâni teskil etmez; ama bu mahiyetteki hadiselerin bir lüzumu adlî üzerine gizli takibata tâbî tutulmalari türlü dedikoduya yol açmaktadir. Gerçi bu gizlilik, hâdisenin adlî takibini kolaylastirirsa da menfî propagandasina çok yardim ediyor ve iste böyle üniversite talebesine kadar bir çoklari gaflete düsüyor.
Türkiye'de islâm dini bir gûna tahdide tâbi ve islâm vicdani tazyika maruz degildir. Islâmiyette de papazlik yoktur. Allahla kul arasina girmek isteyen sunun bunun delâletine ihtiyaç hasil olsun. Bütün islâmî metinler ve kaideler sahislarin kullar üzerine beserüstü bir nüfuz edinmelerini mahkûm etmistir. Her insan hata ve savabile, günah ve sevabile kendi hesabina çalisan ve nezdî Ilâhide baskasi hesabina vazife yüklenemiyen bir ferddir.
Dinimizin esaslari, sekilleri, metinleri malûm oldukça, Allaha varmak için bir delile ihtiyacimiz yoktur. Peygamberler sadece bir dini yaymak için Allahin elçileridir. Onlardan gayrisinin de buna benzer bir is yüklenmesine islâm dininin inançlari mânidir. Böyle olunca; bu davalari açikça görüp saniklarin dinle ve dinî vazifelerle bir gûna alâkalari olmadigini millete göstermek, bu isin ilerisi için lüzumludur ve faydalidir. Isi gizli tuttukça ve ne oldugunu halka bildirmedikçe; bunlar ve emsali, bürülü olduklari esrar perdesinden istifade ederler ve bu perdeyi bir kutsiyet rengine de boyamak isterler.
Esas dava, bir takim insanlarin dinî vesilelerle sahsî nüfuz ve menfaat teminine yeltenmelerine ve din hususunda baskasinin vicdanina tazyik yapmalarina meydan vermemektir.
Hükûmetin bu islerdeki hassasiyetini takdir etmekteyiz. Ancak takibat seyrinin açikça umumî efkâra bildirilmemesi, hattâ bu gibilerin ne gibi akibetlerle karsilasacaklarinin emsalile gösterilmemesi belki de bu gibilerin cesaretini artirmaktadir.
Binaenaleyh böyle din kisvesi altindaki hareketlerin büründügü esrarlilik perdesinin ve kutsiyet örtüsünü mahkeme huzurunda kaldirmak dinin ulviyeti, memleketin ve halkin selâmeti namina bir zarurettir. Böylece dogru, egri niyetleri ve gayeleri ne ise adalet huzurunda meydana çikanlarin mahiyet ve sorumluluklari da cümlece anlasilmis olur.