05.01.1960 AKSAM

KANUN VAR MI, YOK MU?

Aziz NESIN

Soruyoruz:

— Kanun var mi, yok mu?

Kime soruyoruz? Emniyet makamlarina, idare makamlarina, savcilara ve hükûmete:

— Kanun var mi, yok mu?

Biliyoruz, bu agir bir sorudur, çok agir bir sorudur. Evet, bu soru agirdir da, bu soruyu açacak durumlari yaratmak, kosullari hazirlamak agir degil midir? Yirmi alti milyon Türk'ün gözü önünde, apaçik, göz göre göre suç isleniyor, kanun çigneniyor da hiçbir resmi makamdan ses çikmiyor. Bu nasil is?

Sorumuzu söyle soralim: “Türkiye Cumhuriyetinde bir Kiyafet Kanunu var mi, yok mu?” Önce bunu anliyalim.

Bu soruya:

— Hayir, böyle bir kanun yoktur! diyecek çikabilir mi? Öyleyse nerde bu kanun? Rafta mi?

Birakiniz Nurculugu, gericiligi, Said-i Nursî'yi, mursi'yi. Bu isler yoruma bagli. Birisi çikar, kendine göre yorumliyarak “Nurculuk gericilik degildir, kanunlara aykiri degildir” diyebilir. Bu bir yorumdur. Ama bir adam, baska bir adami öldürürse, artik öldürenin kaatil olmadigi üzerinde yorum olmaz.

Bir Kiyafet Kanunu var. Bu kanuna göre Türkiye Cumhuriyeti uyruklu hiç kimse ibadet yerleri disinda papaz kiliginda, imam kiliginda, papaz sapkali, haham cüppeli, hoca sarikli, fesli agelli gezemez, dolasamaz. Ama yerli demokrasimizin kus sütiyle besledigi bir Said-i Nursî var, aramizda Arap çöllerinden gelmis gibi gezip dolasiyor. Gezse, dolassa iyi, gören olur, görmeyen olur. Ama günlerden beri, Kiyafet Kanununu hiçe sayan resimleri gazetelerde basilip duruyor. Sarigi, kavugu, külâhi, ageli, cüppesi, yesil semsiyenin altinda gizlenmek, saklanmak istenilen bu adamin resimlerini gazetelerde görmeyen var mi? Iste DP iktidar büyüklerinin, iste Basbakanin, iste Adliye Bakaninin, iste Içisleri Bakaninin, iste savcilarin, iste polisin, valinin, iste bütün 26 milyon Türk'ün gözleri önünde apaçik bir suç isleniyor. Isleniyor da ne oluyor? Hiç. Gözümüzü kapamis, dilimizi yutmus, susuyoruz.

Birakiniz o tekkeciligi, Nurculugu, devrimlere aykiriligi. Nur risalelerini, duvarlara asilan bildirileri, milletvekillerine yazilan mektuplari, bunlarin hepsi yoruma bagli. Ama Said-i Kürdî-Nursî Hazretlerinin kanuna aykiri kiliginin artik hiçbir yorumu yok. Bütün suç, gözönünde isleniyor.

Hiç kimse çikip da,

— Hayir, bu kilik Kiyafet Kanununa aykiri degildir diyemez.

Pekiy, yarin sokaklarimizi koca sakalli papazlar, sarikli imamlar, külâhli dervisler, kavuklu mollalar, cüppeli hahamlar, fesli yobazlar doldurursa ne olacak?

— O zaman Kiyafet Kanununu uygulariz!

Demek, kanun kimine uygulanacak, kimine uygulanmiyacak. Kanunlar istenildigi zaman yürürlükte, istenilmedigi zaman yürürlükte degil. Bunun böyle oldugunu Istanbul Valisi Ethem Yetkiner de dünkü gazetelerde söyle açikladi:

“Bu sahis, Istanbul'a geldigi zaman kendisini yalniz gazeteciler ve bes araba karsilamistir. Gösteriyi Yürüyüsü Kanununa uyarak bunu menetseydik, gazetecilerin vazife yapmasina mâni olmus sayilmaz miydik?”

Aman ne mantik? Öyle bir mantik ki kanuna aykiri düsüyor. Bu sözün bir açiklamasi da su olur: “Gösteri Yürüyüsü Kanunu hukuka aykiridir.” Vali, bunu mu demek istiyor? Bir kanun ya vardir, ya yoktur. Varsa uygulanacak demektir. Uygulanmiyacaksa o kanun yok demektir. Sayin Istanbul Valisi, rihtim olaylarinda neden bu mantikla düsünmedi? O zaman da karsilayicilar gazeteciydi ve Gösteri Yürüyüsü Kanununa girdi. Demek kanunlar istenildigi zaman yürürlükte, istenildigi zaman yürürlükte degil. Valinin sözünden ve bütünbu davranislardan açikça anlasilan budur. Kanunun koydugu yasagin büyügü, küçügü olmaz. Bir ceza üç gün hapisse de, üç yil hapisse de, suçlu ikisinde de bir önemle, bir tutumla kovusturulur.

— Adam alti yani üç gün hapis degil, bos ver! denilmez.

Nitekim, bir gazetenin yazi isleri müdürü, gelen yalanlamayi hem de, elinde olmayan nedenler yüzünden bir gün geciktirse, yalanlamayi bir santim saga sola koysa hemen mahkemeye veriliyor.

“Cürüm kasdi” olmayan bir gazeteciye hemen Basin Kanunu uygulaniyor da, bal gibi “cürüm kasdi” olan Said-i Nursî'ye neden Kiyafet Kanunu uygulanmiyor? Hiç kimse bu kilikta gezen Said-i Nursî-Kürdî için kasdi yok” da diyemez.

Soruyoruz:

— Kanun var mi, yok mu?

Türkiye artik Kiyafet Kanununu uygulamiyacak bir duruma geldiyse, bu kanunu hemen kaldirmak gerekir. Yoksa B.M.M.'nden çikmis bir kanunu hiçe saymak kimsenin haddi degildir.

Not:

Resmi makamlar belki unutmuslardir diye, ilgili kanun maddelerini yaziyoruz: Sapka iktisasi hk. kanun. Kabul tarihi: 25.11.1341 “Türkiye halkinin da umumî serpusu sapka olup buna münafi bir itiyadin devamini hükümet men eder.”

Bazi kisvelerin giyilemiyecegine dair kanun. Kabul tarihi: 3.12.1934 “Herhangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar ruhbanilerin mabed ve âyinler haricinde ruhanî kisve tasimalari yasaktir.”

 

Hosted by www.Geocities.ws

1