04.01.1960 ULUS

SAIDI NURSÎ'NIN YURT GEZISI

Yakup Kadri KARAOSMANOGLU

Öyle ya, o da bir lider degil mi? Yurt içinde neden bir geziye, bir propaganda gezisine çikmasin? Altiyüz bin müridi olduguna göre memleketimizin her bölgesinde onu binlerce kisinin bekledigine süphe yoktur. Ömrününün sonuna kadar “Gaip”te kalarak bunca insani hasretile yakip kavurmazdi. Yasi da 93'e dayanmisti; birkaç yil sora belki de yerinden kimildamaga imkân bulamazdi. Gerçi kendisi: “Beni görmek isteyenlere kitabimi okumalarini tavsiye ederim. Ben orada varim” diyor ama, hayranlarinin aski, sevki, anlasilan o kitabla yetinememis olacak ki, öbek öbek istikbaline kosustular, “huzur mürsidane”lerine üsüstüler. Haklari da var. Çünkü hazretin “kitabim” dedigi “Sikke-i Tastiki Gaybi” adli risale ise, bundan Saidi Nursî denilen zatin hakiki çehresini bulup çikarmak mümkün degildir. Yani bu ayna onun genis söhretli sahsiyetine göre çok dardir.

Saidi Nursî, bunun yerine, hayranlarina elli yil evvel, “Volkan” gazetesinde, Saidi Kürdî imzasiyle yazdigi söylenmekte olan ve kendisi tarafindan henüz red edilmemis bulunan makeleleri gözden geçirme tavsiyesinde bulunmus olsaydi daha iyi ederdi. Zira, onun iç yüzünü asil bu makalelerde tanimak mümkün olurdu.

Bugün “Sikke-i Tasdiki Gaybi”de sadece dinî vecibelerden, “züht ve takva”dan bahseden Saidi Nursî — eger o Saidi Nursî— bir vakitler “Volkan”daki yazilariyla bütün aydin ve hürriyetsever vatandaslara karsi yalniz kin ve hinç atesleri püskürüyor ve bunlari her türlü cehennem azabina haketmis din ve padisah düsmanlari olarak gösteriyordu.

Bunun neticesindedir ki, 31 Mart ayaklanmasinin kanli siyaset âlemimizin nice kiymetli sahsiyetli günlerce ölüm tehlikesi karsisinda kaldi; aralarindan bazilari da canindan olup cesetleri sokaklarda sürüklendi. Bu siralarda devlet ve hükümet otoritesini okumasi yazmasi yok bir çavus temsil ediyordu. Bu adamin korkusundan mektepli gençler evlerinden disariya çikamiyorlardi. Çünkü, bütün Istanbul'da güya inzibati temine memur silâhli kuvvetler, bunun emrile bir mektepli avina girismis bulunuyorlardi.

 

Bu, 1909 Türkiyesinin üstüne tam mânasile bir Ortaçag karanliginin çöküsü idi. Simdi, bu karanligi bastiranlardan biri ve belki baslicasi bize “nur”dan bahsediyor. Hangi nur? Sakin bu, 31 Mart yangininin elli yillik bir geçmisin içinden süzülerek bize akseden bir pariltisi olmasin? Her türlü iltibasa mahal vermemek ve kalbimizde uyanan süpheyi dagitmak için bunu Saidi Nursî'den sormak isterdik. Madem ki, bir din alimi olmak iddiasindadir. Nur ile Ates arasindaki farki hepimizden iyi bilmesi lâzimgelir. Seyhin yurt gezisi, hiç degilse, bunun açiklanmasina vesile teskil etseydi. Türk âmme efkârinca garip görülmekten kurtulurdu. Bundan baska, yine bu vesile, temenni ederiz ki, Saidi Nursî bir basin toplantisinda Volkan'da çikan makalelerin kendine ait olmadigini ispat edebilsin. Iste, elli yildan beridir ki, aleyhindeki bu itham devam edip gidiyor; o ise sükûtile bunu ikrar durumunda bulunuyor.

 

Hosted by www.Geocities.ws

1