Sayın Bülent ECEVIT

Başbakan

ANKARA 2 Eylül 2000

 

 

Sayın Başbakan, Almanya gibi çok zor bir ülkede, hem devletimizin tekliği, ulusumuzun birliği ve ülkemizin tümlüğü konusunda ve hem de laik, demokratik, özgürlükçü, halka dayalı ve halk mayalı Cumhuriyetimiz konusunda, olağanüstü duyarlı çalışmalar yapmaktayız.

Ancak, sizin, özellikle L a i k l i k konusunda ve F e t h u l l a h G ü l e n cemaati konusunda verdiğiniz beyanatlar ve yaptığınız açıklamalar karşısında da gerekli duyarlılığı gösterek, eleştiri yapma hakkını kendimizde görmemize izin veriniz lütfen.

Bir başbakan olarak tutumunuz, ülkemiz, ulusumuz ve Cumhuriyetimiz için kaygı vericidir. Hatta Erbakan'ın cezasının kesinleşmesi nedeniyle verdiğiniz beyanatla da bizi hayal kırıklığına uğratmıştınız; o başbakanken, başbakanlık makamında, giysi ve görünüşleriyle tam bir irtica görüntüsü sergileyen tarikat liderlerine "iftar ziyafeti" verdiği zaman da, partinizin bazı milletvekillerinin tepkisine karşı çıkmıştınız.

Gerek Montreux'de ve gerekse Helsinki'de yaptığınız açıklamalarla, Fethullah Gülen cemaatini "başarılı bir sivil toplum kuruluşu" olarak gösterdiniz ve övgüler yağdırdınız. Evet, o da bir "sivil toplum kuruluşu"dur, ancak şeriat isteyen bir "sivil toplum kuruluşu"dur. Yani demokratik rejimlerde varlığına izin verilen bir "sivil toplum kuruluşu" değildir. Açıkcası, "sivil toplum kuruluşu" denildiği zaman, aklımıza laik, demokratik, özgürlükçü kuruluşlar gelmelidir. Demokratik rejimi değiştirmeye yönelik amansız çalışmalar yapan bir kuruluştan "sivil toplum kuruluşu" olarak sözedilemez. Dolayısıyla, öyle tehlikeli kuruluşlar karşısında devlet kendisini korumasını bilmelidir.

Aslında, sizin gibi, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu ve ilk genel başkanı olduğu partinin, Mustafa Ismet Inönü'den sonra üçüncü genel başkanına, yani Mustafa Bülent Ecevit'e yakıştıramadığımız tutumlarınızın medya yoluyla tanığı olmak bize endişe vermektedir.

- "DSP elbette laik bir partidir, ancak dine saygılı anlamda bir laik parti" tanımını getiren siz

oldunuz. Laikliğin özünde zaten dine saygı yok mudur?

- Erbakan'ın mal varlığı nedeniyle yargılanmasına karşı çıktınız.

Günümüz Türkiye'sinde, kendisinden, ülkemiz, ulusumuz, devletimiz için birçok olumlu icraatlar beklediğimiz başbakansınız. Elbette övgüye değer çalışmalarınız var, ancak son zamanlarda Fethullah Gülen hakkındaki gelişmelere ilişkin olarak yaptığınız açıklamalar ve de suskunluğunuz, yukarda niteliklerini saydığımız Cumhuriyetimizin geleceği açısından, bizde büyük kaygı uyandırmaktadır.

Bu açıklamalarınız ya da suskunluğunuz, Nurcu Fethullah Gülen cemaatinden tutun da, Milli Görüş teşkilatına, Süleymancılara, Nakşibendi tarikatçılarına, "şeriat esaslarına dayalı devlet kurma" yolunda çalışmalar yapan tüm tarikatçılara cesaret vermektedir.

Dünyanın hangi demokratik ülkesinde görülmüştür ki, laik ve demokratik bir hukuk devletinin yöneticileri, bu ilkelere karşı olan ve çağdaş hukuk düzeni yerine şeriat düzenini getirmek isteyen kuruluşlara, ki bu kuruluşlar, anlatım özgürlüğü ile sorgulayıcı kafa yapısından uzak kuşaklar yetiştirmektedirler, destek anlamına gelecek derecede açık ya da ima yoluyla beyanatlar versinler?

Yurt içinde ve yurt dışında okullar açarak, yarının Türkiye'si başta olmak üzere, tüm Türk Cumhuriyetlerine tebelleş olabilecek en tehlikeli bir tarikatın başının hakkında dava açılınca "insan olarak üzüldüm" demek ne anlama gelmektedir?

Halbu ki, sizden doğal olarak beklenen, onun video kasetlerini incelettirmek; kurduğu okulların sermayesinin nereden geldiğini araştırmak için üzerine gitmek değil midir?

Altmışbeş milyonluk bir nüfusa sahip olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gücünün yetmediği bu okulları Fethullah Gülen adında özel bir kişi nasıl gerçekleştirebilir? Bu sorunun yanıtını verecek olan kimdir?

O kadar okul, vakıf, dersane, Fetullahçı öğretmen, Fetullahçı imam ve bunların masrafları, maaşları nereden karşılanmaktadır, niçin araştırılmıyor?

En iyi siz bilirsiniz ki, her tarikatın kendine göre bir Kuran kursu vardır. Bu Kuran Kurslarının birçoğunda genç ve körpe öğrencilere ettirilen yemini size anımsatmak isterim:

"Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye, dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir.

Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma; Türkiye'yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime; Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime; Kısa zamanda ümmet esasına dayanan şeriat devletinin kurulması için devlet idaresinde söz sahibi olacak mevkilere gelmek için çalışacağıma, dinim, Allahım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim."

Sayın Başbakan, halka hizmet elbette en onurlu ödevlerin başında gelir. Ancak, amacı insana hizmet olan bilginler yüzyılların deneyimiyle görmüşlerdir ki, insana, daha doğrusu halka hizmet için kurulması gereken en iyi rejim demokratik rejimdir.

Bugün siz, demokrasimizin gelişmesi ve eksiklerinin giderilmesi konusunda uğraş veriyorsunuz. Bu rejimi gelecekte savunacak ve yüceltecek kuşaklar hangi okullarda okumalıdırlar? Rejimin olanaklarından yararlanarak onu kökten değiştirmeyi amaçlayan Fethullah Gülen'in okullarında mı?

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı, her zaman saygıyla andığımız Güven Erkaya, 20 Şubat 2000'de TRT'nin "Politikanın Nabzı" adlı programında şunları söylemişti: "Fethullah Gülen Cemaati çağdaş Türkiye için en büyük tehlikedir".

28 Şubat olmasaydı bugün 8 yıllık zorunlu temel öğretim de olmayacaktı. Eğer 28 Şubat'ın arkasında bugün de duranlar olmasa, devletimizin varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan önlemlerden "Kanun Hükmünde Kararname (KHK)" konusu da yasalaşma sürecinde reddedilebilir.

Sayın Başbakan, bir taraftan ülkemiz ve ulusumuzun geleceği için doğru ve kalıcı icraatlar yapmayı amaçlıyorsunuz. KHK da bunlardan birisidir. Devletin en önemli organlarında - üst düzeyden tabana kadar - binlerce bölücü, gerici, hizbullahçı, şeriatçı, tarikatçı memurlar yerleştirilmişken ve bunların görevlerine son vermek üzere tutarlı bir yol izlemekteyken; diğer taraftan bu memurların şeriatçı-tarikatçı kesimine şemsiye olan, hatta onları bu yönde yetiştiren, devlet organlarına yerleştiren ve dini siyasete alet eden kimselere karşı hoşgörülü davranmak akıl ve bilim ile doğru orantılı olamaz.

Asıl amacı Panislamizm olan, yani "Iman - Yaşam - Islamî iktidar" olan ve "Türkiye liderliğinde bir Islam birliği ve Tanrının sözünün toplumsal yaşama egemenliği" olan bir tarikata ve onun liderine karşı hoşgörülü davranılamaz. Eğer onlara göre "Hakimiyet Allahın" ise, bunu yeryüzünde uygulayacak olan kimdir?

Bugün Türkiye'de Fethullahçı tarikatçılar "hoşgörü" sahibi kimselerin sayesinde "siyasal, eğitsel ve ekonomik güç dengelerinde" söz sahibi olmuşlardır.

Biz, sizin 55., 56. ve 57. hükümetlerde başbakan yardımcısı ve başbakan olmanızı sevinçle ve güvenle karşılamıştık. Hatta sizin tek başınıza bir azınlık hükümeti kurmanıza eleştiri getirenleri ve destek vermeyenleri eleştirmiştik.

Bölücü örgütün başının yakalanmasıyla birlikte dalga dalga yayılan sevinci, size kutlama mesajları göndererek paylaşmaya çalışmıştık.

Türkiye hapşırdığı zaman biz burada nezle oluyoruz. O derecede duyarlıyız ülkemize karşı.

Bizim amacımız, Türkiye'de doğru ve yerinde atılan her adıma destek vermek ve katkıda bulunmaktır. Tüm bunları yaparken de gözden ırak tutmadığımız, daha doğrusu gözbebeğimiz, özgürlüğümüzü doya doya yudumladığımız, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'dir.

20. yüzyılın yüzakı ve 21. yüzyıla ışık tutmakta olan, eşsiz ve emsalsiz devlet adamımız, kumandanımız, fikir adamımız, devrimcimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletidir; O'nun ilkelerinden ve gösterdiği hedeflerden şaşmayan ezici bir çoğunluğun oluşturduğu ulusumuzdur.

Sizden dileğimiz, nitelikli Cumhuriyetimize ve onun kurucusu ATATÜRK'e, her türlü demokratik özgürlükten yararlanarak karşı çıkan, hatta rejimi yıkmaya çalışan; tüm halk kesimlerinde örgütlenerek, yarınımızı ilkçağ karanlığına dönüştürmek isteyen tarikatlar (Siz daha iyi bilirsiniz ki, tarikatın iyisi kötüsü yoktur; çünkü hepsi de uygarlık dışıdır. Ne demişti ATATÜRK: "En iyi tarikat uygarlık tarikatıdır"), partiler, vakıflar, medya kuruluşları v.d. hakkında, her yurttaşımızın anlayacağı ve kavrayacağı açıklıkta, kesin tavır koyarak, gerekli açıklamaları yapmanız ve zorunlu önlemleri almanızdır.

Aksi taktirde, mirasını paylaştığınız ATATÜRK'e ve KUBILAY'dan KIŞLALI'ya Devrim Şehitlerimize nasıl hesap vereceksiniz?

Sayın Başbakan, ülkemizi, ulusumuzu ve devletimizi bir ve bütün kılacak ve düşünen ve sorgulayan özgür kafa yapısına sahip kuşakları aydınlatacak olan ışık kaynağı, Fethullah Gülen'in, amacı k a r a n l ı k olan "ışık evleri"nde değil, ATATÜRK'ün Aydınlanmacı Düşünce Sisteminin Işıklı Yolunda aranmalıdır.

BIR BAHAR ŞIIRI'nizin ilk dörtlüğünü biraz değiştirerek size anımsatmama izin vermenizi diliyorum.

Günlerden beri ilk kez

doğaya gözüm değdi bugün

bir de baktım ki (son)bahar gelmiş

ağaçlara benden habersiz

ağaçlar mı benden

ben mi ağaçlardan habersiz...

 

Saygılarımla

Almanya Atatürkçü Düşünce Derneği

Genel Başkanı

Dursun ATILGAN


Hosted by www.Geocities.ws

1