siir-ust.gif (2836 bytes)

lâm

gülleri sürmeliydi yarasina Bogaç Han
çünkü gülün kilicinda kivilcim
gelincikti, karanfildi, sümbüldü
bir yerde gül isyani vurdu baldiranlari
gül devleti kuruldu vedâ tepelerinde
yeryüzünün tahtinda isildayan hep güldü

açinca agzi kan gibi kizil
yildirimlar düser göklerin arkasina
kanatlanir ölü balik ve turna
suyun ve topragin mahmur çocugu
sifâ gülü, vefâ gülü, can gülü
senin degil, herkesin sultan gülü

parlayinca, çevirir de günesten
yüzünü ayna kilar ay gecelerde
yildizlar gecenin gül tomurcugu
yelesi gül, aslanlarin çöllerde
karincanin ayaginda gül tozu
zürafanin deseninde gül izi
gül destani okunuyor dillerde
denizin dibinde bin basli ejder
suyun tasidigi güzel kokuyu
duyunca divâne olup da gider

yillardir kuruyan yaprak
hâlâ nâzenin, hâlâ muammâ
Çin’li nakkâsin önünde durur
Tasir irmaklar yalnizligina
Kara Fazli’ nin nabzinda vurur

Ertugrul Gâzi’ nin kabrinde hüzün
Mezar taslarinin gözleri dolu
Baharini alsa da ömrümüzün
Gülizâr yapmali su Istanbul’ u

gül açmayan kalbin olmaz kapisi
târihte kaybolan hülyâdir sevgi
sevgisiz kalp âhulari çatlatir
yagmurlu bir seferden
gâlip dönenlerin bagrinda gonca
gögsü gül kokanlarin
içindeki hâtirayi aglatir

Nurullah Genç

siir-alt.gif (2817 bytes) 

Hosted by www.Geocities.ws

1