|
lâm
gülleri sürmeliydi
yarasina Bogaç Han çünkü gülün kilicinda kivilcim gelincikti, karanfildi,
sümbüldü bir yerde gül isyani vurdu baldiranlari gül devleti kuruldu vedâ
tepelerinde yeryüzünün tahtinda isildayan hep güldü
açinca agzi kan
gibi kizil yildirimlar düser göklerin arkasina kanatlanir ölü balik ve
turna suyun ve topragin mahmur çocugu sifâ gülü, vefâ gülü, can
gülü senin degil, herkesin sultan gülü
parlayinca, çevirir de
günesten yüzünü ayna kilar ay gecelerde yildizlar gecenin gül
tomurcugu yelesi gül, aslanlarin çöllerde karincanin ayaginda gül
tozu zürafanin deseninde gül izi gül destani okunuyor dillerde denizin
dibinde bin basli ejder suyun tasidigi güzel kokuyu duyunca divâne olup da
gider
yillardir kuruyan yaprak hâlâ nâzenin, hâlâ muammâ Çinli
nakkâsin önünde durur Tasir irmaklar yalnizligina Kara Fazli nin nabzinda
vurur
Ertugrul Gâzi nin kabrinde hüzün Mezar taslarinin gözleri
dolu Baharini alsa da ömrümüzün Gülizâr yapmali su Istanbul u
gül
açmayan kalbin olmaz kapisi târihte kaybolan hülyâdir sevgi sevgisiz kalp
âhulari çatlatir yagmurlu bir seferden gâlip dönenlerin bagrinda
gonca gögsü gül kokanlarin içindeki hâtirayi
aglatir
Nurullah Genç |