Carub-i La…

Carub Farsça bir sözcük ve ‘süpürge’ anlamina geliyor.

La ise Arapça’da

‘hayir’ anlaminda kullaniliyor.

Ancak Carub-i la tabirinde geçen ne carub

bilinen ‘süpürge’ anlaminda kullanilmis,

ne de la bilinen ‘hayir’ anlaminda.



Tasavvufi bir istilah olan Carub-i La’ daki ‘La’,

her müslümanin bildigi Lailahe illallah’ I (Tevhid’I) temsil etmekte, carub ise La’ daki bu anlami

güçlendirici, teyid ve tenkid edici bir fonksiyon üstlenmektedir:



La süpürgesi…



La süpürgesi’nin anlamini kavramak, bu süpürgenin mahiyetini ihata ve

hatta izah etmek, keske bu kavramin sözlük anlamlarini açiklamak kadar kolay

olsaydi…

Fakat galibiyetin gerçekte maglubiyet demek oldugu bir zamanda,

La süpürgesi’nden bahis açmak hiç de kolay degil.

Batil’a (geçici olana) ragbetin arttigi,

cife-I dünyayi elde etmek için kargalar gibi sofralara

üsüsüldügü bir dönemde kim La süpürgesi’ ni eline alacak



Ve Cife-i dünya degil herkes gibi maksudumuz/ Bir bölük ankalariz

Kaf-i kanaat bekleriz diyebilecektir?



Güçlenmenin, büyümenin ve dahi dünyayi ele geçirmenin maksud-i asli haline

geldigi zamaninmizda, degil La süpürgesi’ni ele almanin,

bu tabiri agza almanin bile atesle oynamak demek oldugunu bilmez degilim.



Ne ki birilerinin çikip “Ey insanlar! Nereye gidiyorsunuz!?” demesi

ve gidilen bu yolun, merhum Necib Fazil’in deyisiyle bir çikmaz sokak oldugunu söylemesi gerekmez mi?



Öyle ya, Kiyamet’in çok yakin oldugunu hatirlamaz olduk, unuttuk adeta.



Cennet ve cehennem, umdugumuz ve korktugumuz mekanlar degil artik.



Meleklerle dolu degil evlerimiz ve sofralarimiz.

Sag ve solumuza niçin selam

verdigimizi bilmiyoruz, bilmek istemedigimiz gibi yardim da istemiyoruz.

Uyarmiyoruz, uyaramiyoruz kimseyi, kendimizi bile…



Söylemek… Zor is söylemek…

Kisinin söylemediginde ölebilecegi seyleri yoksa,

söylemese de olur; karsi çiktiklarina karsi çiktigini, inkar ettiklerine

inkar ettigini söyleyemez, batila batil, münkere münker diyemez.

Söylemediginde, söyleyemediginde ölecegine inanmaz çünkü.



Adam yerine konulmak adina, adam olmayanlari adam yerine koymak ne de aci!

Üstelik o denli de haysiyet kirici…

Inançlarimizin, kabullerimizin, ve

inançlarimiz ugruna yaptiklarimizin hak

olduguna itikad ettigimiz halde, inanmadigimiz , reddettigimiz ve batil

odugunu bildigimiz seylerin hak oldugunu söylemek,

sonra da Tevhid ehlinden

sayilmayi beklemek…



Söylemek… Gerçekten de ne zor is söylemek!

Evet, kisinin söylemediginde

ölebilecegi seyleri yoksa, söylemese de olur.



Söylemedigimizde ugruna

ölebilecegimiz seylerin miktari gittikçe azaliyor; söylemiyoruz,

söyleyemiyoruz.

Iste biz bu nedenle, söylemedigimizde ölmeyecegimiz seyleri

söylüyor, bu nedenle bos konusuyor, laf-u güzaf eyliyoruz.



Öyle ya zor istir “Ben hakikatim!” demek…

La süpürgesini eline alip meydanlara çikmak…



Sinsi ve korkak, aciz ve zavalli, özgüvenden yoksun ve eyyamci insanlar,

“Ben hakikatim! Diye meydana çikamazlar.

“Ben hakikatim!” diyemeyenler, batili

süpüremezler, geçici olani birakip,

Baki olana yönelemezler.

Yunus gibi

söylemeyince ölemezler,

ölmemek için de söyleyemezler:



Askin odu yüregim harlar

Asik olan ar u namusu neyler

Behey Yunus, sana söyleme derler.

Ya ben öleyim mi söylemeyince!?



DÜCANE CÜNDIOGLU

Hosted by www.Geocities.ws

1