IÇINIZDEKI ÇOCUKTAN NE HABER
(Ali Çolak)
Uçsuz bucaksiz bir ormandayiz simdi. Karanliklar
ortasinda
kaybolmusuz. Bir kuyunun dibine düsmüs gibiyiz, duyulmuyor
sesimiz.
Nefesimiz kabariyor, yüregimiz daraliyor ve gittikçe
artiyor
yalnizligimiz.
Uzaklardan, çok uzaklardan bir çiglik
isitiyoruz. Bir hayat isigi,
bir ses, bir varlik yansimasi; kendine çagiriyor
bizi. Ormani çigliga
bogarak, düsüncemizi dagitarak çagiriyor. Çagriya uyup o
sesle
birlesiyoruz. Ses bizi bütünlüyor, yüzümüz aydinlaniyor ve
yüregimiz
duruluyor. O ses bize çok yakin, tanidik bize. O bizim eski,
bizim
çocuk sesimiz. Kopup giden, asinan ve sehirlerde yiten
yanimiz,
çocuklugumuz.
Herkesin bir çocuk yani vardir. Bastirilmis,
korkutulmus ve kovulmus
çocuklugu... "Çocuklasma!" der büyükler. Aslinda,
bilmeden "kendin
gibi, özünde oldugu gibi davranma" demek isterler. Ne
çikar
çocuklassa insan? Kirletilmemis günlerdeki kendine dönse ne
olur?
Çocuklasmis duygularimiz büsbütün kuruyunca damarlarini yitirmis
bir
irmak gibi kalmaz miyiz ortalikta?
Hayat, hep asik suratli ve
ciddi görünmemizi ister bizden. Insanlar,
büyümüs yanlarimizi tanirlar ancak.
Çünkü hep büyükler anlar
yasamanin kanunlarindan. Fakat hayatin ufuklari
dardir. Ciddi
islerimiz, büyütülmüs yanlarimiz kupkuru ve renksiz
günlerin
ortasinda birakiverir bizi. Günlerimizi senlendirecek,
yüzümüzü
güldürecek bir kipirti kalmaz içimizde. Bunu ancak bir
çocuk
basarabilir. Uzaklardan kosup gelerek ormanimizi çigliklara
bogacak
bir çocuk. Bizi ancak bir çocuk kurtarir. Ya onu büyüme, yükselme
ve
kazanma tutkularimizi degistirmissek... Kuslarla, çiçeklerle
ve
yagmurla bir, ara sira günlerimizi yoklayan ve insanligimizi
uyandiran
güzelliklerle, tutup en derin kuyulara bastirmissak
içimizdeki çocugu! Çünkü
çocuklar bos durmaz, muziplik yapar ve
dokunu dururlar insanin zayif
yanlarina. Kaçmak, kurtulmak ister
insan, firlatip atmak ister yaralarina
dokunan çocugu. Büyükler, bir
çocuga, çocuk yanlarina yenilmekten
hoslanmazlar... Bunun için
susturmak ister insan çocuk kalan
duygularini.
Içimizdeki çocuk bir yerlerimizi hep kemirir durur
aslinda... Biri
bizi dürüst olmaya, oldugumuz gibi davranmaya çagirir.
Güzelliklere
çagirir. Bunlara tahammül edecek yürek kalmamissa insanda, içi
disi
büsbütün kararmissa kendisine bir azap olan çocuk yanini kurutacak
ve
unutacaktir onu.
Ne garip degil mi, çocukken hep büyümek, akli
erenlerin islerine
karismak isterdik. Bilmezdik ki hayatin ufuklari daralacak
ve
günlerimiz gerçegin daracik sinirlarina çekilecek. Oysa
çocukluk
günleri öyle midir? Bir bakima rüyaya benzerdi o günler.
Cennetle
dünya arasinda gidip gelen rüya hallerinde Allah'a bir
adim
yaklasirdik da meleklerin yagmurunda yikanirdi yüzümüz.
Sonsuz
ufuklari vardi hayatimizin. Büyüdükçe, çocuklugumuz
ayrildikça
içimizden, meleklerin öpücügü de kesildi yüzümüzden.
Simdi
büyüklügümüz, bilgeligimiz ve kazançlarimiz yetismiyor
yüzümüzü
güldürmeye.
Çocuklugumuzu, içimizin o saf, deli dolu
çigliklarini yasatmanin bir
yolu olmali. Sikildikça bize bir melek öpücügü
getirecek, yüzümüz
karardikça tebessüm uyandiracak deli dolu bir çocuk
kalmali bir
yerlerimizde. Bazen, hayatin acimasizligina masum bir
çocuk
yetebilir. Çocuk yanimizi acilarin üstüne üstüne
sürebilir,
susuzlugumuzu çocuk günlerimizin yagmurunda giderebiliriz.
Çünkü
çocuk yanimiz biraz da Allah'a yakin yanimizdir
bizim.
Içinizdeki çocugu aramaya ne dersiniz? Eski, saf, riyasiz,
tertemiz
günleriniz, anilariniz, çocuk hafizanizda saklidir. Su
daracik
hayatta çocuklugun sonsuz ufuklariyla karsilasmak ne tatli sey
olur.
Anilara uzandiginizda sayisiz güzellikler çagiracak sizi.
Hayata
masumluk yükleyip getireceksiniz. Sonra, çocukluguna dönmek
isteyen
saire hak vermeden edemeyeceksiniz. Cahit Sitki, yasinin ve
adinin
olmadigi çocukluk günlerine gider.
Orada, rengarenk bir
dünya
karsilar kendisini.
"Bu bahar havasi, bu bahçe
Havuzda su
siril sirildir
Uçurtmam bulutlardan yüce
Zipziplarim piril pirildir
Ne
güzel dönüyor çemberim
Hiç bitmese horoz sekerim."