Alev ALATLI
SCHRÖDINGER'IN
KEDISI
SABAH GAZETESI
SEDA
GÜREL
e-mail:[email protected]
KADINSI BIR TOPLUMUZ!
1. Bölüm
- 8 Aralik 1999
Toplumlarin insaanlar gibi dogup büyüdügünü, kadinsi
ve>erkeksi diye ikiye
ayrildigini ve hosumuza gitsin gitmesin, Türkiye'nin
kadinsi bir toplum
oldugunu söylüyor yazar Alev Alatli. Boyut Yayinevi
tarafindan yayinlanan
Schrödinger'in kedisi dizinin birinci kitabi kabus,
öyle kisa zamanda okunup
bitirilecek bir kitap degil. Kendinizi vermeniz ve
altini çize çize okumaniz
gerekiyor. Sayfalar ilerledikçe ise allak bullak
oluyorsunuz. Alatli'nin
daha önceki kitaplarinda oldugu gibi günümüz
Türkiyesinin bir fotografi
konuluyor önünüze. Çok iyi bildiginiz, içinde
yasadiginiz, sorunlarina
çözümler bulmaya çalistiginiz Türkiye...Iste yazar
kitabinda bu kadinsi
Türkiye'nin avantaj ve dezavantajlarini ortaya koyuyor.
Kadinsi toplumun
bütün dünya için hayirli olduguna, ancak toplumlarin çogu
erkeksi oldugunda
pek ise yaramadigina dikkat çekiyor ve nedenlerini
anlatiyor.Türk erkeginin
"ana bagimli bir erkek" oldugunu söylüyor. Kolektif
anneler dedigimiz anne,
anneanne, teyze, abla yani birden fazla anne
tarafindan büyütülüyor ve
yetistiriliyor. Türk çocuklari. Büyüyüp, evlenip,
evden gidinceye kadar.
Insan yavrusunun, kendini annesinden
ayristirmasi,kendi bilincini
toplayabilmesi için belli bir zamana ihtiyaci
var. Dokuz-on ayliktan
itibaren taklit etmeye baslar, yavas yavas anneden
ayrisir, sonra tamamen
kopar.
Uluslar arasi sembolizmada anne; doga,
toprak, içinden çikaran demektir.
Dolayisiyla kiz veya erkek, dogan çocugun
hep bir ikilemi vardir; hem anneye
saklanip kalmak, hem de çikip bagimsizligi
ilan etmek ister. Bagimsizligi
ilan etmeyi istemek, "bir de kendi gözümden
dünyayi yeniden olusturayim"
demektir. Bu,anneden kopmak anlamina
gelir.
Alev Alatli, Türkiye'de gerek kizlarin gerekse erkek çocuklarin
anneden bir
türlü kopamadigini ve yetiskin insan olamadigini belirtiyor.
Kizlari bir
kenara birakip erkeklere baktigimizda, maço tavirli, kadina deger
vermeyen
diye isyan ettigimiz erkeklerin aslinda anneci ve kadinci bir erkek
oldugunu
gördügümüzü söylüyor. Kendi basina olmak istemeyen, evi-ocagi terk
edip
gitmeyen bir erkek. Üstelik bundan memnun da degil, bu yüzden hep
sorun
çikariyor. Çünkü onu dürten erkeksi ögeleri de var.
O zaman su
soruyu soruyor Alatli; maçoluk olarak gördügümüz, aslinda
annesinden
kurtulmak isteyen erkegin ona duydugu öfkeyi kadina yansitmasi
demek.
Dolayisiyla gördügümüz güçlü, sert bir erkek mi, yoksa ben çok
yalnizim diye
aglayan bir çocuk mu hangisi.
2. Bölüm - 9 Aralik 1999
Türkiye
"kadinsi" bir toplum. Bu saptamayi yapan yazar Alev Alatli. Alatli
son kitabi
Schrödinger'in kedisinin ilk cildi kabusda bu konuyu gündeme
getiriyor. Ve
ben de kendisiyle yaptigim söylesiyi size aktariyorum.
Niçin Türkiye
kadinsi bir toplum. Insan dogasinin kadinsi bir erkeksi iki
ilkeden olusuyor
olmasi, meselenin baslangiç noktasi, yazar Alev
Alatli'ya
göre...
Anatomiye baktigimizda beynin iki yarim küresi var,
sag ve sol. Bunlardan
sol yarim küre erkeksi, sag yarim küre ise kadinsi.
Önemli olan kadin veya
erkek her insanin, bu iki ayri öge ile dogmus
olmasi.
Fizyolojik olarak, beynin sag yarim küresi, bedenin sol yanini
temsil
ediyor. Sol yarim küre ise sag tarafi. Erkeksi sol yarim küre,
mantikli
düsünce ve sözel alanda uzmanlasiyor. Eger beynin bu tarafi
zedelenirse,
kisi konusamaz ve mantikli düsünemez. Kadinsi sag yarim küre
zedelenirse,
kisinin konusmasina ve mantikli düsünmesine bir sey olmaz ama
hissedemez
duruma gelir.
Batililar beynin sol yarim küresinin
zedelenmesine majör, sag tarafinkine
minör diyorlar. Yani bastan bir
ayrimcilik söz konusu çünkü majör erkek,
minör kadin, demek. Neden diye
baktigimizda Bati medeniyetinin mantik ve
sözel anlatim üzerine kuruldugunu
görüyoruz.
Düsünce tarihine baktigimiz zaman ise, isin ucu taa Çine kadar
gidiyor. Çin
felsefesinde yin (kadin) ve yang (erkek) var. Orada kadina ve
erkege
atfedilen özellikler ise söyle:
Erkek, gündüz ve aydinlik.
Kadin, gece ve karanlik.
Erkek, nedensel, kadin, nedensel
olmayan.
Erkek, zaman ve tarih kadin, edebiyat ve zamansizlik,
uzay.
Erkek, tümden gelim, didaktik, kadin; tüme varim, bütünlükçü ve
analitik.
Erkek, akli, kadin, sezgisel...
Çin anlayisina göre, bu iki
yarim küre, yer ve gökyüzü gibi bütünlük içinde
hareket eder. Isin ilginç
tarafi Batidaki tiptan önce, Çinin bunu sezgisel
olarak çözmüs
olmasi.
Derken dünyaya bir hal oluyor. Aristo ile baslayan bir akla
dönüs, aklin
vurgulanmasi ve öne çikmasi söz konusu. Aklin öne çikmasi, sol
yarim kürenin
öne çikmasi demek. Eski yunana baktigimiz zaman bütünüyle bir
erkekler
toplulugu görüyoruz. Bütün kadinlar "cimnasyum" deniyen haremdeler,
çocuklar
7 yasinda kadinlardan aliniyor ve erkekler tarafindan
yetistiriliyor.
Kadinin üzerinde erkegin tam hakimiyetinin oldugu bir dönem
bu. (dünkü
yaziyi hatirlayin. Türk erkeginin kolektif anneler yani anne,
anneanne,
teyze, komsu gibi kalabalik kadinlar toplulugu tarafindan
yetistirildigine
ve anneden bir türlü kopamadigina deginmistik.)
Bu
dönem ayni zamanda felsefe, matematik, geometrinin hakim oldugu,
Pitagoras,
Öklid, Kopernik, Galile gibi bilgilerin öne çiktigi bir dönem.
Ve zaman
içerisinde en son Newton'la 1687 yilinda sonuçlanan bir dünya
görünüsü ve
anlayisi gelisiyor özellikle batili dünyada. Yani
aydinlanma
dönemi.
3. Bölüm - 10 Aralik 1999
Yazar Alev Alatli,
son derece üretken bir yazar. Or"da Kimse var mi adli
dört ciltlik kitabini
ardindan Kadere Karsi Koy A.S.'yi yazdi. Onu yazarken
ayni zamanda
Schrödinger'in kedisi dizisinin ilk kitabi kabusa hazirlik
yapiyordu. Ve
dizinin ilk kitabi geçtigimiz günlerde okuyucunun karsisina
çikti. Kitaba
adini veren Schrödenger, teorisiyle bilim dünyasini sarsan bir
fizikçi.
Kitabina niye bu adi verdigini kendisine soracagiz. Ama önce
Türkiye niye
kadinsi bir toplum. Alatli, dün beynimizin sol (erkeksi) ve sag
(kadinsi)
yarim küresinden ve sol yarim kürenin önem kazandigi ve
aydinlanmanin
basladigi dönemden sözetmisti.
Kaldigimiz yerden devam ediyoruz...Alev
Alatli diyor ki, "Kadinlar begensek
de begenmedik de, biyolojik yapilari ve
cemiyette üstlendikleri roller
geregi beynin sag yarim küresini kullanma
egilimindeler."
Sol yarim kürelerini kullanmazlar mi. Kullanilan elbette.
Ama genellikle
solunu kullanmalari yasama dönüklükleriyle ters orantili
oldugundan bütüne
götürür kadinlari. Örnegin, bir erkek, çocuguna nasil
hareket edecegine dair
mekanik direktifler verir. Kadin ise, bu mekanik
direktifleri her zaman
yumusatan, üzerinde oynayan bir rol üstlenir. Bütünü
gördügü için söylenen
bir tek lafin yeterli olmadigini bilir. Ya, ya da
yerine hem, hem de iyi
uygulanir. Bu ne demek. Bunun için aydinlanma dönemine
geri dönmemiz
gerekiyor. Yani dünyayi dinsel tariften uzaklastiran
baslangica, o zamana
kadar, kainat ya vahiy yoluyla ya da usa vurumla
açiklaniyordu.
Aydinlanma döneminde ise Aristoya bilime, beynin sol yarim
küresine referans
basladi. Dogunun gözlem sonucu ortaya çikabilecegi iddiasi
ortaya atildi.
Fizikçi Newton'a göre dünya gözlemlenebilir ve analiz
edilebildi. Bütün
olusumlar, birkaç kanuna indirgenebilir ve bu kanunlar bize
dünyada ne olup
bittigini açiklar. Mekanistik bir dünya anlayisi. Bu bilardo
topuna güç
uygularsak, o topun g güçle nereye gidecegini bellidir, düncesi.
Dünyanin
atomlardan meydana geldigi düsüncesi. Bu atomlarin arasindaki
iliskinin
yerçekimi gücüyle baglantili oldugu düsüncesi.
Bu düsünce, o
zamana kadar dayatilan yahudi ve hiristayon ilahiyattan
tamamen farkli. Bu
nokta ayni zamanda dinin ve bilimin birbirinden koptugu
dönem. 15.yüzyildan
itibaren diger bütün bilimler de bu süreçten etkilendi.
Newton'un klasik
fizik anlayisi kapitalizm, serbest piyasa ekonomisi ile
çakisti. Psikanalizin
babasi Freud, Newton'un etkisinde kaldi. Sedire
hastasini yatirip, "eskiden
ne yaptilar sana da böyle oldugu" sorgulamaya
basladi. Nedensel iliski,
vektör analizi gibi. Devrimlerin hemen tümü
etkilendi.
Klasik fizigin
ana noktasi ya, ya da düsünce biçimi. Eski mantikli bir sey
bu, dogru tektir
demek. Ya bu olur ya da öbürü. Ikisi birden olmaz. Ya solcu
olursun ya sagci.
Ya Müslüman ya kafir. Ya kadin ya erkek.
Bu düzen böyle giderse iki türlü
problem oldu. Insanlar kendi kalplerine
baktiklari zaman hiçbir zaman söyle
kesin çizgilerin olmadigini gördüler.
Bunun hep farkindaydilar ve hep
saklamak zorunda kaldilar. Dolayisiyla,
fizik insan hayatinin disinda,çok
uzaginda soguk ve diri olmayan
malzemelerle ugrasan bir bulum haline geldi.
Fen bilimlerinin tümüyle dinler
arasinda çok büyük bir uçurum söz konusu
oldu. Bu yüzyilin baslangicinda
1920lerde ise yeni fizik dedigimiz süreç
ortaya çikti. Kuantum fizigi. Bir
anlamda "ya, ya da" yerine "hem, hem de"
dönemi baslamis oldu....
4. Bölüm - 11 Aralik 1999
Yeni fizik,
eski fizigin, kesinligini ortadan kaldirdi. Dogru belli bir yere
kadar dogru.
Gözlem olarak da böyle, matematiksel olarak da böyle. Bir seyin
bütünüyle
kanitlanamayacagi anlasilinca, kirçil diye bir kavramdan söz
etmeye
basliyoruz.
Alev Alatli, "ilginç olan, bu anlayisin, Aristo"ya kadar
varan bir düsünce
tarzini bir kenara itmesi, diyor. Toptan yadsimak mi.
Hayir, çünkü klasik
fizigin yapabildigi seyler bir parçasi tamami
degil.
Bu durumda Aristo'nun en büyük rakibi budanin galip çiktigi
söyleniyor. Buda
da hiçbir zaman bir kesinlikten yana degildi. Gök her zaman
mavi degildir.
Gögün mavi olmasi bir biçimdir. Derdi. Alatli ve devam ediyor.
Bu ne demek.
Mekanize dünya görünüsü ortadan kalkmasi demek. Sol yarim küre,
erkeksi
düsünce biçiminin önemini kaybetmesi demektir. Biri mantikli ol
diye
bagiriyor. Eskiden olsa tek gerçek bu diyebilirdik. Simdi ise, bir
dakka
deniyor, dogrulardan bir tanesi bu ama..."
Ve ama diyen hakli
olabiliyor. Alatlinin bir diger saptamasi, yeni fizigin,
kadina yaklasiyor
olmasi. Sag yarim kürenin kadinsi ögelerin hakimiyetinin
oldugu bir gelecege
dogru gitmemiz.
Tabii bu bir ütopya. Isa'nin ütopyasi bile yerlesemedi
iki bin yildir, bu
gerçeklesir mi bilinmez ama bilinen, büyük bir düsünce
devrimi içinde
oldugumuz. Çok kisiye çok ters gelecek kavramlar oldugunu
söylemeye de gerek
yok. Insanlar pozisyonlarini tutmak için kanlarinin son
damlasina kadar
savasacaklardir.
Ama geriye dönüs yok. Kuantum fizigi
her an yeni bir basariyla, yeni bir
bulusla ortaya çikiyor. Simdi gelelim,
Türkiye'yi ilgilendiren bölümüne.
Alev Alatli diyor ki, benim iddiam su,
Türkiye geldigi yer açisindan hiçbir
zaman klasik fizige çarpmadi. Bu geri
kalmisligimizin bir nedeniydi belki.
Ikibine girerken, Türkiye hala
pozitivizme direniyor. Kitle olarak biliyoruz
ama vardigi, okullarda
ögreniyoruz ama Türkiye'nin içlek bilgisi, bunu hep
reddediyor.
Ilginç
olan, yeni fizigin heyecanlandirdigi batili entellektüellerin
kendi
toplumlari için istedikleri modelin Türkiye oldugunu görmeye
baslamam.
Osmanli'da bir sürü tarikat var, hiçbiri birbirine girmemistir, üç
dört din
bir arada yasamistir. Niye diye baktigimizda, bu hotistik dünya
görüsünün
hakim olmasini, pozitivizmden nasibini almamasini görüyoruz. Böyle
baktigin
zaman Türk toplumunun feminen bir toplum oldugunu
görüyoruz...
5. Bölüm - 12 Aralik 1999
Dört gündür Türkiye feminen
bir toplumdur saptamasini ortaya koyan yazar
Alev Alatli, ile nedenlerini
konustuk. Kadinsi bir toplum olmamizin son
örnegini deprem felaketi sirasinda
gördügümüzü düsünüyor
Alatli, diyor ki çok devlet bagimli bir toplumuz,
Kemal Tahir hakliydi.
Devlet baba degil, anadir. Baba böyle vermez çünkü;
babanin sevgisi
kosulludur. Anne ise kosulsuz verir, tipki doga gibidir.
Hakim ezici
çogunlugu, kosulsuz sevgi veren bir devlet istemektedir. Kendi
basina bir
sey yapmak istememektedir. Kendi basina bir sey yapmak
istememektedir. Her
kosulda devletin yardimini bekler.
Ayagini tasa
çarpsa devletten bilir. Kadinsi toplumlara bir baska örnek ise
Fransizlar,
Verso'nun yaptigi yeni bir arastirma da bunu kanitliyor. Bu
arastirmada,
kadinlara ve erkeklere kadinsi denilebilen davranislari
sorulmus. Ask mektubu
yazmak gibi. Fransiz ve Türk erkeklerin çogu ask
mektubu yatiyor. Erkeksi
toplum deyince de Alatli'nin aklina Ingiltere
geliyor. Anglosakson ülkeleri
ve Almanya.
Gelelim kadinsi toplum olmanin iyi mi kötü olduguna...En
iyisi sözü yine
Alatli'ya birakmak; bana göre Türkiye sikintilarini yeni
fizige destek
vererek, bunlari uygulayarak çözebilir. Türkiye saldirgan
olmayan bir
toplumdur. Toprak alacagim diye ugrasmaz ama toprak da vermez.
Disi kaplan
gibi kendini korumak için saklidir ama erkeksi ögeyi fazla
kullanmamaktan,
bilmemekten veya reddetmekten dolayi basimiza gelen isler de
var. Yaratici
eksikligi var, sanata, teknolojide, bilimde.
Ön-insan
asamasindaki çocuklar gibidir Türkiye. Taklit eden, acaba bu o
kadar kötü bir
sey midir belki de degildir, diyor Alatli. Bunu ben
degerlendirmek
istemiyorum. Ben vakayi ortaya koyuyorum gelin birlikte
güçlenip,
çözelim.
Kadinsi toplum olmak istemiyorsak, belki de çocuk egitimini
anneye
yüklemekten vazgeçmemiz gerekiyor. Çocuklari egitme yükümlülügünü
ve
sorumlulugunu annenin üzerinden almakla, kadinlarin da
kendi
yaraticiliklarini kullanma sansini vermemiz gerekiyor.
Aslinda
her iki türde toplum olmanin avantaj ve dezavantajlari var. Erkeksi
toplumlar
da ailenin ve dayanismanin kaybolmasindan yakiniyorlar. Önemli
olan ikisini
birden görmek. Ve bütün içinde hem kadinsi hem erkeksi ögelerin
varligina
ihtiyaç duymak, bir arada yasamayi ögrenmek. Birbirinden
eksikligini birlikte
bir armoni olusturarak gidermek... Yeni fizik bunu
amaçliyor. Türkiye de buna
uygun olmanin avantajlari ile dolu. Ama bir an
önce de eksikliklerini
gidermek zorunda. Nedir en önemli eksigi Türkiye'nin
Alatli'ya göre,
dilimizin olmamasi. Ayni dili konusmamamiz, birbirimizi
anlamamamiz. Bir
lugatimizin olmamasini, tarihimizi, sosyolojimizi,
kültürümüzü, psikolojimizi
bilmememizi, bunlari hep yabanci kaynaklardan
ögrenmemizi büyük bir handikap
olarak görüyor.
Türkiye'nin en kisa zamanda kendi lugatini hazirlamaya
baslanmasinin
gerekliliginin altini
çiziyor.
BASINDA
SCHRÖDINGER'IN KEDISI
SABAH
GAZETESI - Söylesi
5 ARALIK 1999
NURIYE AKMAN
TÜRKIYE'YI
ANLATAN KEDI
-Tüyler ürpertici bir kitap bu Schrödinger'in Kedisi!
Gerçekten de bir
"Kabus!" Dünya sundan birkaç gün sonra milenyumu kutlamaya
hazirlanirken,
siz parçalanmis bir Türkiye'den bahsederek insanlari kabus
görmeye
sevkediyorsunuz?!
-Korkunun ecele faydasi yok, Nuriye Hanim.
"Parmagima degil, isaret ettigine
bakin" dememin nedeni bu. Türkiye'nin
insanlari ortak bir dil bulamazlarsa
ve benim "toplumsal afazi" dedigim bu
durum devam ederse, eninde sonunda
birbirlerinin dilinden anliyanlar
gruplasacaklar, dillerinden anlamadiklari
diger gruplardan kopacaklar,
ayrilacaklardir. Bu etnik bir ayrisma filan
olmayacak. Bu ortak kavramlarin,
ortak etigin, ortak dilin tetikledigi bir
ayrisma olacak. Isaretlerini de
görüyoruz zaten. Dernekler, cemaatler, sivil
toplum örgütleri, çok hukukluluk
istemleri - bunlar ortak dil eksikligine,
toplumsal afaziye isaret
ediyor.
-Afazi, bildigim kadariyla travma sonucu olusan bir beyin
hastaligi degil
midir? "Toplumsal afazi" dünyada kullanilagelen bir kavram
mi?
-"Toplumsal afazi" ya da "celbedilmis afazi" benim tip dünyasina,
özellikle
de nürosikologlara önerdigim bir kavram. Afazi, aphasie, eski
adiyla "heceli
kelam melekesi" tipta kanama, zedelenme gibi travmalar
nedeniyle beyindeki
kortikal lisan alanlarinin bosalmasi sonucunda insanin
konusamiyor,
konusulani anlamiyor olmasi durumu. Afazik hastada, konusma
çikisi hemen hiç
yoktur ya da minimal düzeydedir. Duydugunu, okudugunu
anlama, minimal
düzeydedir. Tekrarlama, isimlendirme minimal düzeydedir.
Afazi, büyük bir
konfüzyonel boslugu, karmasayi ifade eder. Çevreden gelen
sesli ve yazili
uyaranlarin kiside hiçbir izlenim uyandirmadigi bir
bosluktur,
silinmisliktir. Büyük bir saskinlik ve amnezidir, bellek kaybidir.
Afazi
hastasi bu karmasa ve bellek kaybi içinde hiçbir sey yakalayamadigi,
hersey
uçar gibi cereyan ettigi için hasarin boyutu hakkinda bir düsünce
de
olusturamaz. Ayrica duygusal açidan da kararsizdir. Ben Türkiye
toplumunun
çok büyük bir bölümünün bu durumda oldugunu düsünüyorum. Hepimiz
birden
beyin travmasi geçirmedik hayir ama bizim kortikal lisan
alanlarimiz
bosaldi. Bu nedenledir ki, ortak dilimizi kaybettik. Bunun böyle
devam
etmesinin sonucu, ülkenin ayrismasidir.
-Peki, kortikal alanlar
nasil bosaldi, kim bosaltti?
ÇIG KÖFTENIN ISARETI
-
Kelimelerin konusulan dilden sistematik olarak yokedilmeleri sonucu
bosaldi.
Nesnelerin isimlerinin ve niteliklerinin hiç durmadan
degistirilmesi sonucu
bosaldi. Türkiye insanina yöneltilen mesajlar öylesine
kaotiktiler ki,
zihnimizde onlari bütünlüklü tasarimlar halinde
sekillendirmemiz
imkansizlasti. Hatirlarsaniz, bir zaman önce bir takim
milletvekilleri
TBMM'nin tavanina çig köfte atmislardi. Bu neyin isaretidir
biliyor musunuz?
TBMM kavraminin milletvekillerinin zihinlerinde kaydi
olmamasinin isareti.
Ayni sekilde, Ömerli barajinin kiyisina insa ettigi
villasinin
kanalizasyonunu suya döken zihniyet, içme suyu kavraminin
yerlesmedigi
zihniyettir. Mimar Sinan'in mezarini abdesthaneye çeviren
zihniyet mimari,
yapi, estetik, yücelik kavramlarinin olmadigi zihniyettir.
Örnekleri sonsuza
dek uzatabilirim.
- Buna neden olan dil devrimi olabilir mi?
- Keske
mesele o kadarla kalsaydi. Dil devriminin düsünce melekesine büyük
hasar
verdigi bir gerçek. Ama sonuçta, öz-Türkçe denilen tertibi Osmanlica
denilen
tertibe tercüme eder, yolumuza devam ederdik. Buradaki esas
mesele
birbirlerini reddeden kainat ve dünya görüslerinin yol açtigi
karmasadir ki,
tipki afazi hastalarindaki gibi deprasyonla sonuçlanir.
Nitekim
arastirmalarin da gösterdigi gibi Türkiye, depresif bir toplum
haline
gelmistir. Gençligin nihilist egilimlerinin güçlendigi bir vakiadir.
1855-75
Rusyasinin nihilizmi gibi bir döneme girmek üzere oldugumuzdan
korkuyorum.
NIhIlIzm malum "hiççilik" demek. Yani inanilan, güvenilen hiçbir
deger ve
kurumun kalmamasi.
- Evet, kitabi okurken adeta canhiras bir
sekilde feryad eden bir ses
duyuyor insan. Bu birbirlerini reddeden görüsler
meselesinin bu noktaya
varabilecegini kitabin bas kahramani Imre Kadizade'nin
kisiliginde
anlatmissiniz.
-Bu kadin 1950 yilinda, Körkuyu isimli bir Orta
Anadolu köyünden çikmadir.
Bir seyh torunu olarak, kainat ve dünya görüsü
Issiz'in türküsünde
özetlenir: '..Hakki Tealâ, sonsuz kudreti, merhameti,
iyiligi, sevecenligi
ve isigiyla, bizleri küçük birer Kâinat olarak ebed için
yaratmistir. Vicdan
dedigimiz yaradilis bilincimize basvurmamiz halinde, onun
bizi ebedin
mutluluguna çektigini görürüz. Ve Körkuyu, ahirete kavusmayi
büyük bir
heyecan ve hevesle bekleyen bizleri o çok mutlu vuslat anina kadar
oyalamak
üzere bahsedilmis bir misafirhaneden ibarettir... Alem ve Kâinat,
Biz
hepimiz, birbirimizden hiçbir surette ayri düsünülmeyecek bir bütün
olarak,
ayni kudret, tutum, emir ve Kanun uyarinca biraradayiz.Kuran
Ailesi,
Allah'in iradesi dogrultusunda gerçeklestirilmis kutsal bir
ittifaktir.
Kadin ve erkek hisim akrabalarimizin kulluklarini ifade etme
biçimlerinden
birisidir.'"
-Ve bu kadin ilk "darbeyi" daha henüz
ortaokula bile gitmezken, "August
Compt" lakapli ultra laik pozitivist
amcasindan alir: "cehennem'i tanir.
-Evet. Amcasi ona "cehennem" sözcügünün
Kudüs yakinlarinda, çöplerin
atildigi Hinnom ya da Hennem vadisinden
türedigini anlatir: "Simdi, 'ca'
Arapça'da yer, mekân, mevki demektir. Ca
Hinnom veya Ca Hennem, Hennem Yeri
manâsinadir. 'Hennem çöplügüne fareler
dadanmis, veba salgini çikmis. Veba
mikrobunu biliyorsun fareler tasir. Kudüs
Belediyesi salgini durdurmak için
Hennem çöplügünü atese vermis. Vebadan
ölenlerin cesetlerini de o atese
atmislar ki, mikroplar da ölsün. Çok büyük
bir yanginmis ama fareler çöplüge
yanasamasinlar diye atesi bir daha hiç
söndürmemisler. Senin anlayacagin,
Hennem Vadisi tarihe insanlarin öldükten
sonra gittikleri, içinde ates yanan
bir yer olarak geçmis. Senin uykularini
kaçiran 'cehennem' iste bu!"
Yetmisli yillarda, sosyalisttir. Maddeci tarih
görüsünü, ateismi sindirmeye
çalisir. Seksenler geldiginde serbest-piyasa
ekonomisini ve liberalizmi.
Bunlarin hepsi birbirlerini reddeden dünya
görüsleridir. Mesajlar kaotiktir.
Mesajlar, çesitli trajedilerle sonuçlanan
davranislara neden olurlar. Ama
yetmez. Kadizade, normal bir Türk vatandasi
gibi taban tabana zit kavramlar
arasinda binamaz iken bu defa da "yeni
fizik"e çatar. Yeni fizik, klasik
fizigi devredisi birakmak durumundadir. Bir
de sembolü vardir:
Schrödinger'in Kedisi.
-Ayni anda hem ölü hem de diri
olan kedi?
CANLILIK VE ÖLÜLÜK
-Ta kendisi. Kadizade, bu
defa da canlilik ve ölülük durumlarinin üstüste
bindigi, süperpoze oldugu bir
kuantum realitesini sindirmek, "imkansiz"i
düsünmek zorunda birakilmistir.
Yeni fizigin dünyasinda "tek" dogru fikri
ortadan kalkmstir. Kuantum
fizikçileri, mutasavviflarla, yani kadinin çoktan
gündemden düsmüs seyh
dedesi gibi mistiklerle isbirligine girmislerdir.
Nasrettin Hocanin
hikayeleri uluslararasi konferanslarda kuantum fiziginin
zor anlasilan
kavramlarini açiklamakta kullanilir. Islam'in Mute'zile
Mezhebinin düsünce
sistemi, çokdegiskenli "fuzzy" mantigin, bulanik mantigin
öncüsü sayilir.
"Fuzzy" mantik ise, makina IQ'su yüksek makinalarin, "akilli
füze"lerin
temellendigi mantiktir. Yeni fizik ile birlikte mistizm diye
asagilanan
düsüncenin itibarinin iade edilmesi anlamindadir.
-Bu kadarla kalsa iyi.
Kadin elli yasina geldiginde bildiklerini bir kez
daha unutmaya
zorlaniyor.
-Kadizade'nin az çok egitimli bir Türk vatandasini simgeledigini
tekrar
etmeliyim. Bütün bu karmasa içinde bitkin düsmesi kaçinilmazidr.
Nitekim,
canhiras bir haykirisi vardir. "Beynimi yikamanizi talep ediyorum"
diye
haykirir. "21.yüzyil biliminin tüm imkanlarini kullanarak
beynimi
yikamanizi, ulusal kimligime dair tüm kodlardan arindirmanizi
talep
ediyorum. Hakir benligim 'Bir dünya, bir devlet, bir bayrak'
siarina
adanmistir. Her türlü dini ve kültürel takintidan uzak, özgür bir
Yeni Dünya
vatandasi olarak yeniden yaratilmayi talep ediyorum. Ben, yeni bir
dil, yeni
bir din, yeni bir kimlik istiyorum."
-"Bir dünya, bir
devlet, bir bayrak" slogani bana fasizm çagristiriyor.
Kadizade, talebini
sizin "Yeni Dünya Düzeni," dediginiz, "Koalisyon"
dediginiz örgüte
yönlendirdigine göre, dünyanin geleceginin fasistik
olacagini mi
söylüyorsunuz?
POSTMODERN FASIZM
-Uyariyorum, evet.
"Postmodern fasizm"e dikkat çekmeye çalisiyorum. Bu
silahli, tankli tüfekli
bir fasizm degil, ama fasizmin diger tüm ögelerini
içinde tasiyan bir fasizm.
Silah degil, "ikna" yoluna giden, evrensel
medyanin hemen her konuda
"koalisyon"un dogrularini, "koalisyon"un
degerlerini dayattigi bir fasizm.
Muhalefeti toptan yokeden bir tarikatin
örgütlenmesi gibi, koalisyona talip
uluslarin siyasi, adli, sanatsal tüm
kurumlarini, "Hoca"larina gassalin
elindeki bir ceset gibi teslim etmeleri
durumu.
- Kitaptaki
örgütlenmenin basinda Yüce Pir var. Yüce Pir, ABD mi?
- Evet. Dergahi da
Washington DC. Pir'in altinda Vasillar var - G-8'ler
yani. Sonra Salikler,
G-20'ler ya da dilerseniz AET. Sonra müridler -
Güneydogu Asya vb. ülkeler.
Sonra bizim gibi Talipler. Bunlarin altinda da,
Magdur ülkeler, Sömürülmez
ülkeler, Lanetli ülker, böyle gidiyor.
Anliyacaginiz, yeni dünya düzeni, tek
kutuplu dünya beni heyecanlandirmiyor.
Böyle giderse, yeni dünya düzeni
genlerini ortadan kaldirmak suretiyle ölüme
mahkum ettigi talihsiz halklarin
omuzlarinda yükselen bir dünya medeniyeti
olacak. Evrenin pis çocugu
yani.
- Hiç mi umut yok?
-Var tabii. Ikinci cildin adi "Rüya!"
Bahsettiginiz kabusun, rüyaya
dönüsmesi var. Kaldi ki, biz bu defa fenersiz
yakalanmayacagiz. Yani,
Osmanli aydininin yüzyil önce 1899'da yakalandigi
gibi yakalanmayacagiz.
Onlar, kaybayan sosyalizmi bile görememislerdi ama biz
"Yeni Fizik"i ve
fuzzy devrimi görüyoruz. Arkadaslar aramizda devamli
konusuyor, fikir
teatisi yapiyoruz.
-Kimler bu "arkadaslar"
dediginiz?
-Üniversitelerden fizikçiler, nürolog, psikiyatrist,
psikologlar.
Ilahiyatçilar. Felsefeciler. Ekonomistler. Sanayiciler. Bakmayin
siz
Türkiye'nin gündemi gazetelerin önsayfalarindan ibaret
degil.
-Anladigim kadariyla Türkiye'de bir grup insan, romandaki Imre
Kadizade gibi
"kuantum fizikçileri ile sufi tayfasi el ele, ko kola" diyor,
klasik fizigin
mekanize dünyasina karsi, holistik, bütüncül yani "tevhidi"
dünyasini
görüyor. Öyleyse kitabiniz bütün zamanlarin en büyük ütopyalarindan
olan
dinle bilimi baristirmayi mi iddia ediyor?
-Estagfirullah! Ben
dünyayi sarsmak üzere olan düsünce evrimine isaret
etdiyorum. Milenyumda
dinlere geri dönüs olacak denmesinin nedenlerine
isaret ediyorum. Organik ve
bütüncül kainat düsüncesinin yeni fizik
tarafindan kanitlandigina isaret
ediyorum. Yeni fizik baglaminda
Schrödinger'in Kedisi bana
Türkiye'yiçagristiriyor. Hangi dedektörü
kullanmaya karar verirsek, o
dedektöre göre ölecek ya da yasayakalacak olan
Türkiye'yi. Ülkenin belki de
en büyük sorununun kendisini gözlemlerken
kullandigi dedektör olduguna isaret
etmek istiyorum.
-Türkiye hangi dedektörü kullaniyor?
- Türkiye'nin
dedektörü yok! Türkiye'de bugün hakim olan "ideolojisizlik
ideolojisi"dir.
Bunun sonucu da benim "postmodern fasizm" dedigim, hiçbir
kurum ya da bireyin
yarininin belli olmadigi kargasa ortami. Biz
bunu
yasiyoruz.
*********
YENI SAFAK GAZETESI - Söylesi
19
ARALIK 1999
GÜLCAN TEZCAN
'Parmagima degil, gösterdigine
bakin!'
'ORDA Kimse Var mi?' sorusunu milletçe depremden sonra sormaya
basladik. Ama
Alev Alatli, 1990'li yillarinbasindan beri yazdiklariyla bu
soruyu soruyor.
Son romani Kâbus'ta da 'Orda'kilerle Türkiye gerçegini
tartismaya devam eden
Alatli, çikis yolunu ikincikitabi 'Rüya'ya
sakliyor.
Alev Alatli ile Kâbus'u, yeni aydinlanmayi ve toplumsal
hastaliklarimizi
konustuk.
-Romanin genel havasi oldukça karamsar.
Ancak Kabûs birumut isigi ile
bitiyor. Roman kahramani Imre Kadizade'yi
kurtaranlar, "Senin bugüne kadar
yaptiginhamami sabit tutup tellaklari
degistirmekti. Bundanböyle hamam
degisecek! Malazgirt'ten bu yana top ilkkez
ayagimiza geldi" diyorlar. Nedir
sizi bu kadarumutlandiran?
Beni
umutlandiran önümüzdeki yüzyilda dünyayi etkisialtina alacak
"Ikinci
Aydinlanma" ve bu akimin"Birinci Aydinlanma"yi yadirgayan, içine
bir
türlüsindiremiyen Türk insanina çok daha yakin
geleceginidüsünüyor
olmam."Tellaklar degil hamam degisecek" derken, radikal
bir düsünce
devrimine isaret ediyorum.
-Ikinci aydinlanmadan kastiniz
nedir?"
-"Ikinci Aydinlanma"yi anlamak için birincisinin ne oldugunu
hatirlamamiz
lazim. Aydinlanma Çagi diyebildigimiz döneme kadar dünya ve
kainat ya vahiy
ya da usavurumla tarif ve izah edilirdi. Sonra Kopernik,
Kepler, Galile ve
Newton'un bas kisileri oldugu akim,dünya ve kainat
tanimlarini "klasik
fizik"in bulgulari dogrultusunda degistirdi. Dinsel
tarifleri reddeden
açiklamalar getirdi. Eski Yunan'in düsüncesini arkasina
alan klasik fizigin
tanimladigi evren ve dünya, belli kurallara göre
isleyen,
"deterministik",yani basi sonu belli olan bir sistemdi. Açik, kesin
bir
sistem. Kainati olusturan parçaciklar belirli fizik kurallarina göre
hareket
ederlerdi. Birbirleriyle olan iliskileri de nedensellik
çerçevesindeydi. Bu
kurallari kesfedersek, bizi sistemin nasil isledigini
kesin olarak
ögrenmekten alakoyacak hiçbir sey yoktu. Klasik fizigin dünyasi
bir ya-ya da
dünyasiydi. Siyah-beyaz bir dünyaydi. Birsey, ya dogruydu, ya da
yanlis.
"Hem dogru hem de yanlis" olamazdi, çünkü "dogru" tekti.Yani kurtulus
klasik
fizige karsi yeni fizikte..Günümüze hakim olan "mekanize" dünya
görüsünü
klasik fizige borçluyuz. Klasik fizik, tüm bilimleri, sanati,
edebiyati
etkiledi. Örnegin, Newton'un bireysel atomlardan olusan kainat
fikri,
ekonomide AdamSmith'in münferit girisimcilerden olusan,
çikarlarini
kovalayan kapitalist / liberal anlayisinin mesnedini teskil eder.
Münferid
atomlarin birbirleriyle iliskisi ekonomide bireylerin iliskisi
seklini alir.
Her ikisinde de yapilan is aynidir: sistemi mümkün olan enküçük
parçasina
indirmek ve bu parçaciklarin davranisina bakarak, bütünün
gelecegine dair
karar vermek, tahmin yürütmek. Dedigim gibi "yeni
fizik"yazarin "seçimi"
degil, dünyanin gidisati. Yüce Pir'in fasizminin
engellenmesine gelince
-açikcasi, bu saatten sonra bunu mümkün görmüyorum.
Dünya, kainatin pis
çocugu olacak ve kiyamete kadar böyle devam edecek. Buna
karsin, sembolü
"Schrödinger'in Kedisi"olan günümüz fizigi, "Yeni Fizik"
bambaska bir dünya
ve kainat görüsüne isaret ediyor. Yeni fizik, ya da
kuantum fizigi, bize
dogrunun tek olmadigini, dünya ve kainatin Aristo'nun ve
onu izleyenlerin
önerdiklerigibi siyah-beyaz olmadigini kanitladi. Yeni fizik
bütüncül, yani
"holistic" yani "tevhididir". Bu baglamda, tasavvufun ve
tasavvufun babasi
Buda'nin pesinden gider, Aristo'nun degil. Schrödinger'in
kedisi, ayni
zamanda ölü ve diri olmak gibi bir kuantum realitesini temsil
eder. Kuantum
fizigi gelecek yüzyildan itibaren insanin kendisine, kendi
bedenine,
topluma, kainati olusturan canli cansiz tüm varliklara hatta
canlilik ve
ölülük durumlarina bakisini degistirecek. Radikal bir biçimde
degistirecek.
2020'lerin Türkiyesi bu devrimden kaçinilmaz olarak
etkilenecektir. Ama bu
mutluluk verici bir etkilenme olacak. Romandaki
onarimcilar öyle iddia
ediyorlar! Ama sizi uyarmaliyim, bu bir roman -siyaset
bilimi kitabi degil.
O nedenle de diyorum: "Parmagima degil, gösterdigine
bakin.
-"Roman kahramaninizin Müslümanlar'a iliskin de ciddi elestirileri
var. Imre
Kadizade, Islami söylemle yapilan ticari faaliyeti yadirgayan
birisi.
Allah'in herhangi bir finans kurulusunun, örnegin "murakibi"
gibi
sunulmasina isyan ediyor. Kitapta bu duruma isyan etmeyen, hatta
alkislayan
karakterler de var.Kabûs, 2020'lerden 1990'li yillarin
Türkiye'sinebakiyor.
Roman, kahramanlari Imre Kadizade ve yegeni Devrim
Kuran'i çözümlemek
suretiyle eski Türkiye'nin ruh haline açiklik getirmeye
çalisiyor. Bu
noktadaDevrim'i ve onun kusagini nihilizme iten nedir?
-
Dikkatli bir okur, teyze ile yegenin yasamlarinin ayni eksende
sürdügünü
farkedecektir. Imre Kadizade'nin sürgit degisen dünya ve
kainat
açiklamalarinin neden oldugu bezginligi, Devrim'de
yankilanir.
Devrim,birbirini dislayan, birbirine ters düsen mesajlar
karsisinda bunalir.
Kimsenin bir sey bilmedigi sonucuna varir ki, bu
hiççilikle sonuçlanacak
olan bir bosluktur.
- Kabûs'ta kurguladiginiz,
Yüce Pir'in liderligindeki kutsal koalisyon, hiç
de yabancisi oldugumuz bir
sey degil. Kimdir Yüce Pir?
- Kitapta Yüce Pir, ABD'yi isaret ediyor.
Önümüzdeki yüzyili birakin, daha
simdiden dünyanin tek hakimi. Müzikten,
yemege, yemekten giyime kadar hemen
herseyi dikte ediyor. Ne ki, bu defa
dikte silah zoruyla degil, ikna
suretiyle evrensel medya
araciligiyla.
-Romanda Türkiye'nin Anadolu Devletçikleri Hareketisonucu
parçalaniyor. Bu
parçalanmada en büyük etkenlernelerdi?
-En büyük etken
olarak "toplumsal afazi" dedigim birsoruna isaret ediyorum.
"Toplumsal afazi"
konusamama,konusulani anlamama sorunudur.
*********
VARLIK -
Söylesi
SUBAT 2000'DE YAYINLANACAK
HIKMET TEMEL AKARSU
- Sayin
Alev Alatli, 21.Yüzyil yasami hakkinda ilk sosyolojik projeksiyonun
yapildigi
romaninizda pek de iyimser bir tablo çizilmiyor. Hele Türkiye
açisindan
bakildiginda durum tam bir felaket. Her sey neden bu kadar kötü
gözüküyor? Ve
bundan sakinmanin imkani var mi?
- 21.yüzyila egitim ortalamasi 3,5 yil olan
bir ulus olarak giriyoruz. Her
700 gençten sadece 1 tanesinin meslek sahibi
oldugu bir ulus olarak
giriyoruz. Dört katrilyon borçla giriyoruz. Hepsinden
kötüsü "afazik" bir
ulus olarak giriyoruz. Afazi, "aphasie," eski adiyla
"heceli kelam melekesi"
tipta kanama, zedelenme gibi travmalar nedeniyle
beyindeki kortikal lisan
alanlarinin bosalmasi sonucunda insanin konusamiyor,
konusulani anlamiyor
olmasi durumu. Afazik hastada, konusma çikisi hemen hiç
yoktur ya da minimal
düzeydedir. Duydugunu, okudugunu anlama, minimal
düzeydedir. Tekrarlama,
isimlendirme minimal düzeydedir. Afazi, büyük bir
konfüzyonel boslugu,
karmasayi ifade eder. Çevreden gelen sesli ve yazili
uyaranlarin kiside
hiçbir izlenim uyandirmadigi bir bosluktur,
silinmisliktir. Büyük bir
saskinlik ve amnezidir, bellek kaybidir. Afazi
hastasi bu karmasa ve bellek
kaybi içinde hiçbir sey yakalayamadigi, hersey
uçar gibi cereyan ettigi için
hasarin boyutu hakkinda bir düsünce de
olusturamaz. Ayrica duygusal açidan
da kararsizdir. Ben Türkiye toplumunun
çok büyük bir bölümünün bu durumda
oldugunu düsünüyorum. Hepimiz birden beyin
travmasi geçirmedik hayir ama
bizim kortikal lisan alanlarimiz bosaldi. Bu
nedenledir ki, ortak dilimizi
kaybettik. Bunun böyle devam etmesinin sonucu,
ülkenin ayrismasidir.
Sakinmanin imkani var mi, elbette var. Ama önlem söyle
dursun, gündemimizde
bile degil.
- Globallesme sonucunda kendi
iktidarini tesis eden Yeni Dünya Düzeni sizin
anti-ütopya romaninizda oldugu
gibi fasistik bir egilime girmek zorunda mi?
-"Globallesme" dediginiz bir
hüsnü tabirdir, "tek kutuplu dünya"nin güzel
ismi yani. Pax Romano'nun
günümüz verziyonu. Tek bir merkezden yayinlanan
degerler, inançlar, kurumlar,
sanat, müzik, giyim kusam, yemek hatta dinin
tahakkümü. Su farkla ki, bu defa
dayatma silahla degil, evrensel medya
araciligi ile ve ikna yoluyla. Bu
nedenledir ki, "postmodern fasizm"den
bahsediyorum. Muhalefeti öldüren
fasizmden. Global sermayenin devletlerle
içiçe geçtigi fasizmden. Öyle bir
fasizm ki, serbest piyasa ekonomisine bile
geçit vermiyor. Bireyin üretme
özgürlügünü yok ediyor.
-Schrödinger'in kedisi, ünlü bir kuantum fizigi
deneyi. 2020 yili
Türkiye'sinde geçen bir romana ad olmayi nasil
hakkediyor?
-Schrödinger'in Kedisi "yeni fizik"in maskotu. Nasil ki, Aristo
ile
baslayan, Kopernik, Kepler, Galile ve Newton'la devam eden "klasik
fizik"
dünya ve kainat tanimlarini degistirdi, dinsel tarifleri reddeden
bir
açiklama getirdi, kuantum fizigi de gelecek yüzyildan itibaren
insanin
kendisine, kendi bedenine, topluma, kainati olusturan canli cansiz
tüm
varliklara hatta canlilik ve ölülük durumlarina bakisini
degistirecek.
Radikal bir biçimde degistirecek. 2020'lerin Türkiyesi bu
devrimden
kaçinilmaz olarak etkilenecektir. Bu baglamda kedide simgelesen
"yeni fizik"
2020li yillarinin Türkiye gündemini dayatacaktir.
-Çok
zaman "yazar" saçakli düsünce adini verdigi "fuzzy" mantiktan yana. Siz
olasi
Yüce Pir fasizmini engellemek için "fuzzy" mantiga sarilmayi
mi
öneriyorsunuz?
-"Fuzzy" ya da çokdegiskenli mantik artik bir vakia.
"Yazar"in ondan yana
olmaktan baska bir çaresi yok! Bakin, klasik fizigin
tanimladigi evren ve
dünya, belli kurallara göre isleyen, "deterministik,"
yani basi sonu belli
olan bir sistemdi. Açik, kesin bir sistem. Kainati
olusturan parçaciklar
belirli fizik kurallarina göre hareket ederlerdi.
Birbirleriyle olan
iliskileri de nedensellik çerçevesindeydi. Bu kurallari
kesfedersek, bizi
sistemin nasil isledigini kesin olarak ögrenmekten
alakoyacak hiçbir sey
yoktu. Belirsiz olan, bulanik olan, ortada olan hiçbir
sey yoktu. Klasik
fizigin dünyasi bir ya-ya da dünyasiydi. Birsey, ya
dogruydi, ya da yanlis.
"Hem dogru hem de yanlis" olamazdi, çünkü "dogru"
tekti. Kuantum fizikçisi
Erwin Schrödinger'in deneyinde simgelesen "yeni
fizik" bize dogrunun tek
olmadigi, dünya ve kainatin Aristonun önerdigi gibi
siyah-beyaz olmadigini
kanitladi. Dogrunun "tek" oldugu düsüncesi klasik
fizigin dayatmasidir.
"Aydinlanma Çagini" klasik fizige borçluyuz. Günümüze
hakim olan "mekanize"
dünya görüsünü klasik fizige borçluyuz. Klasik fizik,
tüm bilimleri, sanati,
edebiyati etkiledi. Örnegin, Newton'un bireysel
atomlardan olusan kainat
fikri, ekonomide Adam Smith'in münferit
girisimcilerden olusan, çikarlarini
kovalayan kapitalist/liberal anlayisinin
mesnedini teskil eder. Münferit
atomlarin birbirleriyle iliskisi ekonomide
bireylerin iliskisi seklini alir.
Her ikisinde de yapilan is aynidir: sistemi
mümkün olan en küçük parçasina
indirmek ve bu parçaciklarin davranisina
bakarak, bütünün gelecegine dair
karar vermek, tahmin yürütmek. Yeni fizik
bütüncül, yani "holistic" yani
"tevhididir." Bu baglamda, tasavvufu ve
tasavvufun babasi Buda'nin pesinden
gider, Aristo'nun degil. Schrödinger'in
kedisi, ayni zamanda ölü ve diri
olmak gibi bir kuantum realitesini temsil
eder. Dedigim gibi, "yeni fizik"
yazarin "seçimi" degil, dünyanin gidisati.
Yüce Pir'in fasizmin
engellenmesine gelince - açikcasi, bu saatten sonra bunu
mümkün görmüyorum.
Dünya, kainatin pis çocugu olacak ve kiyamete kadar böyle
devam edecek.
-Kitabiniz boyunca cinsellik bütün yönleri ile ele
aliniyor. Türk erkeginin
acinacak hali sert bir dille elestiriliyor. Kadinlar
içinde büyümekle, bir
türlü olgunlasip erkini ele alamamakla suçladiginiz
Türk erkegini
yargilarken aslinda ciddi bir sosyolojik elestiri de
getiriyorsunuz. Bunu
biraz açar misiniz?
-Tip, beynin sol yarimküresinin
faaliyetlerini "erkeksi," sag yarimküresinin
faaliyetlerini "kadinsi" olarak
tanimlar, bu malum. "Erkeksi" faaliyetlere
atfedilen nitelikler, soyutlama,
mantikli düsünce ve sözel islevde
uzmanliktir. "Kadinsi" nitelikler ise
algilama, sanat yetenegi olarak geçer.
Sol yarimkürenin hasar görmesi halinde
kisi konusamaz ve mantikli düsünemez
olurken, sag yarimkürenin zedelenmesi
durumunda algilama/duyumsama ortadan
kalkar. Uluslararasi sembol bilimde
erkeksi diye tanimlanan nitelik aklidir,
kadinsi olarak tanimlanan nitelik
ise sezgisel. Kiz ya da erkek çocuk, her
ikisi de sag ve sol yarimkürelere
sahip olarak dogarlar. Her kiz çocugunda
erkeksi nitelikler her erkek
çocugunda ise kadinsi nitelikler vardir.
Toplumun onlara biçtigi roller
geregi zaman içinde bir ya da diger
yarimkürelerini daha çok kullanir
olurlar. Çok çok özetleyerek söylersem,
Türkiye toplumunun çok uzun bir
zamandir, belki 1875-76'dan itibaren
(Türk-Rus savaslari, izleyen diger
savaslar, Balkan Harbi, Kurtulus Savasi
gibi erkeklerin yirmibes yil askerlik
yaptigi yillar) kadin enerjisine
mahkum oldugunu, çocuklar kollektif anneler
dedigim,
anne-teyze,abla-hala-komsu teyze-kadin ögretmen toplulugu
tarafindan
yetistirildigi için "feminin" degerlerin öne çiktigi seklinde bir
tezim var.
Kimseyi suçluyor degilim, sadece bir tesbit
yapiyorum.
-Yeni bir yüzyila girerken gözlerimizin önüne serdiginiz feci
toplumsal
sosyal durum herhalde bir kader olamaz. Mafyalasan ekonominin,
erkini
kaptirmamakta direnen bürokrsinin, uöurumlasan gelir
adeletsizliginin,
rüsvetin, yolsuzlugun, kokusmanin ve ahlaki çöküsün bu hale
gettirdigi
toplumsal yasama ciddi çözüm öneriler ya da çikis yollari
önerilmiyor
romaninizda. Acaba bunu takip eden bir ciltte çalisacaginiz
anlamina
yorabilir miyiz?
-Evet. Ikinci cilt, ONARIMCILARI anlatiyor. Bir
tür "Rüya!"
-Gençlik hep yakin plandan mercek altinda bir kesim sizin
çalismalarinizda.
Gençligin dönemsel bunalimlari, egilimleri, meraklari,
sapkinlik ya da
özlemleri sizi hep çok ilgilendiriyor. Üstelik bu alanda
sasilacak kadar çok
sey biliyorsunuz. Nereye takildiklarindan, ne
giydiklerinden, kalplerinden
geçenlere kadar. Bu alandaki derinlesmeniz ne
anlama geliyor? O gençlerin
umutsuzluklari ve romanin finale giden
bölümlerindeki nihilist sapkinliklari
çözdügünüz zman Türkiye'nin de bazi
kanserli dokularini kesip atmis
olacaginizi mu düsünüyorsunuz?
-Keske o
kadar kolay olsaydi! Gençlik, mercek altinda çünkü bu ülkenin
yüzde
yetmisaltisi otuz yasindadir. "Gençlik" ülkenin ta kendisi.
Gençligin
nitelikleri, ülkenin nitelikleri.
- Bu romanin felsefi
boyutlarinin edebi boyutunu astigini iddia etsem, buna
ne dersiniz?..Ve kadin
düsünür yetistirememis bir toplumda bu kanallari
zorlamak hangi saiklerle
yazarliginiza girdi?
-Schrödinger'in Kedisi'nin felsefi boyutlarinin edebi
boyutunu astigini
iddia ederseniz, edebiyati küçümsediginizi düsünürüm çünkü
bence edebiyat
felsefeyi kapsar. Kadin düsünür olmaya gelince, benim de bir
sol yarimkürem
var, öyle degil mi? Sizin gibi sol yarimküremi kullaniyorum
ben de!
-Klasik bir soru. Bundan sonra neler var? Yeni bir proje var
mi?
- Evet, ikinci ciltten sonra "imparatorlugun çöküsü"nü yazacagim.
Yani,
ülkemizdeki "natasalar"in izini sürerek Sovyetler birliginin
manevi
çöküsünü. Bir Türk yazari olarak bu faciayi irdelemek görevimmis
gibi
geliyor.
*********
www.alevlatli.com sitesinden
alinmistir..