MANEVIYAT
BAHÇESI
Dr.Münir Derman [K.S.]
"Ruhlari, cehd ve manevi terbiye
ile yüksek idrake erismis meçhulat aleminin
disinda, zaman zaman, manevi
seyahatlere çikan içleri aydin kimselere
hediyedir."
Madde âleminde
dolasan, gayp âleminin mali ruh bir (Var) dir ki, yok görünür
ve kimsenin
madde âleminde onu görmege yolu yoktur.
Bu kösede anlatilacaklarin
hakikati ve mânâsi akil ile degil ilâhi zevk
duygusu ile anlasilir....
Kendini yorma, oku geç, içinde zevk duyarsan
kâfidir. Bu zevk aklin suurlu
zevki degildir. Suursuz gibi görünen asil
ruhun zevkidir. Ari ile çiçek
arasinda gizli olan bal petegi gibi, zevk
burada gizlenmistir. Ilim var, Fen
var, Akademik bilgiler var deme, bu
hudutta bunlarin isi yok. Hem de bunlarla
halledilemiyor... Akil ve mantik
yürümüyor. Bu malzeme ile de hallederim
deme... Edep haricine çikarsin....
Gözlerin ve bes duygunun sahitligine
dayanarak bunlar hakkinda bir fikir
yürütme... Aklin yetmedigi yerlerde
kanunlardan bahsetmek gülünç olur.
Kanun, etrafli bilgi demektir. Mâneviyat
bilgi âleminde yalniz tezahürleri
ile vardir... Ve bu böyle kalacaktir. Bu
hüküm, bu tahdit normal durum
üstündeki insanlar zaviyesinden objektif ilim
hakkinda, Kanun mânâsindaki
umumi bilgi içindir. Normal durum üstündeki
insanlarin enfüsî müsahedeleri,
marifetleri, umumi duygular mânâsindaki bilgi
için degildir.
Bu öyle bir duygudur ki, onun kendine mahsus bir uzvu
yoktur. Her uzuv
onundur. Ruhun umumî duygusudur... Bu hal bes duygunun
disinda mühim bir ruh
basarisidir ki o duyguya erisenler bütün ruhlari ile
suhud âlemini duyarlar.
Bizim gördügümüz âlem suhud âlemi zahiren maddedir.
Batinen mâneviyattir.
Madde âleminde mihaniki kaideler, prensipler,
kanunlardan bahsederken bâtinî
âleme çevrildigimizde o âlemde kanun degil,
beserî bilgi ile ancak ihtimal
kelimesini ileri sürebiliriz...
Buranin
idrâki; asil aklin, idrâkin altinda bütün ruhûn bir idrâki vardir ki
oraya
erismekle mümkündür:
Bu gibi olgun kimseler maddeye akseden derin
manalari suurlarindan
süzerlerken, ses, söz, sekil olur. Bazen de herkesin
anlayamayacagi bir
dile, bir kaliba dökülürler... Bu gibi aydinlar ilâhî
kanun ve emirleri
kendi temiz kalp ve vicdanlarinda duyarlarken meleklerle
tanisirlar, göklere
çikarlar, Buraklara binerler ve nihayet tamamiyle dünyevî
her seyden
alâkalarini keserek perde arkasindan senli benli Rabbü'l-âlemîn
ile
konusurlar.
Bu güzel sözlerdeki mânâdan, ask makamina çikamayan,
henüz madde âleminin
kesafetinde yürüyenler, bir sey anlayamazlar... Zira
îmansizlarin ve her
seye çabuk inananlarin zannettiklerinden çok derin bir
meseledir. Burada:
Renkler degismistir.
Kokular
baskalasmistir...
Ruh uçar haldedir...
Bütün: Ben, sen, o mânevî
morfin tesiri altindadir.
Okuyucularim bir an için cesetlerinden
ruhlarinin ayrildigini farz etsinler,
ruhlarla yürümege devam
ediyoruz.
Tüy kipirdatmayan bir sükûn... Göz almayan tatli bir nur içinde
gidiyoruz...
Etrafina bakarken hayret et, geç, ileri gitme...Çünkü hakikatlar
bu diyarda,
toprak üstünde giderken toprak altina geçen ve sonra yine toprak
üstüne
çikan su cereyanlari gibidir...Hakikât nuru her tarafi kaplamistir.
Gözün
kamasir, yuvarlanirsin... Bu böyledir, münâkasa etmeye kalkma.. Bu
duygudur,
histir, bir haldir ki izah edilemez, ancak yasanir... Yüksek ve
temiz
duygularla dolu bir rüya âlemi gibidir... Nice kimseler vardir ki
gözleri
açik, uyanik iken bu halin içine dalip çikarlar, onlar
yüzlerinden
bellidirler... Onlarin gözlerinde hakiki dogruluk dile gelir.
Konusur.. Ben
de bunlara karisayim diye arzu edersen, garip gibi görünen bir
seyahat
yap....
Dogruluk ayagi ile, adalet asâsi ile, temizlik
libasiyle, alinteri azigi
ile, ilim feneri ile vücut sahrasini
as...
Sözlerimiz müphem sözlerse, onlari açiklamaya kalkismayiniz. Her
seyin
baslangici zaten müphemdir. Fakat sonu öyle degildir. O halde bizi
bir
baslangiç olarak hatirlamanizi dileriz. Her sey evvelâ bir billûr degil,
bir
sis olarak tasavvur olunur.
Aksini iddia edebilir misiniz? Belki
billûr donmus bir sistir?
Içinizde ciliz ve bitkin görünen sey, dikkat
ederseniz sizin en kuvvetli ve
en saglam cephenizdir. Nefsinizin mümkün olsa
da bir defacik med ve cezirini
görseniz baska bir sey istemezdiniz... Yine
mümkün olsa da rüyanin
fisiltilarini dinleyebilseniz, baska hiç bir ses
dinlemek istemezdiniz.
Fakat görmüyor ve isitmiyorsunuz ve bu da hakkinizda
hâyirlidir. Gözlerinizi
bulutlandiran perdeyi ancak onu dokuyan el
kaldirabilir... O zaman
göreceksiniz, o zaman isiteceksiniz... Fakat bir
zamanlar kör yasadiginizdan
dolayi kederlenmiyecek, sagir oldugunuzdan dolayi
üzülmiyeceksiniz. O gün
her seyin gizli taraflarini görecek ve karanligin
kiymetini takdir edip
sükredeceksiniz....
Tatli, nemli, insan içine
hosluk veren bir sis içindeyiz... Bu sis ihtizazli
bir sis... Akli, düsünmeye
birakmiyor... Kapinin solunda seffaf bir maddeden
yapilmis bir pinar
var...Gürül, gürül billûr bir su akiyor... Pinarin
oluguna yakin bir yerinde
fosfor gibi ihtizazli isildiyan ziyadan yapilmis
gibi bir zîncire bagli bir
su tasi...Susamayanin bile içecegi geliyor..
Bakiyoruz, yaniyoruz,
içleniyoruz, birseyler oluyoruz...
Bir tas su alin. Içiniz.. Temiz tâsin
içinde yay kavisli alti satir yazi var
onu okuyunuz...
Artik daha
konusmayacagiz, zira irmak denize kavustu.. Kapi göründü bahçeye
girecegiz...
Tasin dibindeki yaziya bak.
Bu dünyada iken ilerdeki bahçede meclis
kuranlardan birinin sözü:
Haktan gelen serbeti içtik
Elhamdülillâh
Sol kudret denizini , geçtik Elhamdülillâh
Kuru idik
yas olduk, ayak idik bas olduk
Kanatlandik kus olduk, uçtuk
Elhamdülillâh
Dirildik pinar olduk; irkildik irmak olduk,
Artik
denize dolduk tastik Elhamdülillâh
Islanan agzinizi sag elinizin üstü ile
siliriz... Sükrediniz yürüyünüz....
Kapinin tam önündesiniz... Kapida sag
taraf üstte güzel bir yazi var :
Bu bahçeyi sessiz geziniz... Kendi
kendinize böyle bahçe mümkün mü degil mi
diye fikir yürütmeyiniz ...
Oldugunuz gibi, oldugu gibi seyredip çikiniz..
Yazinin altinda imza gibi
bir yer var... Oraya kadar uzanan gül dallari
arasindan görünen ince yazilari
da gül dallarini ayirarak okuyunuz... Yalniz
dikkat edin.. Gül dikenleri
elinize batmasin.
Ibadet etmeyen, inânmayan kimse, ruhunun yurdunu
ziyaret etmemistir. (*)
Kapinin iç tarafinda uzun beyaz sakalli, genis
alinli, nuranî, seffaf
denecek kadar temiz bir INSAN
duruyor.
Gözlerinde uhrevî bir tatlilik, yüzünde ruhani gülen bir nur,
gözlerine
bakanlara emniyet ve ferahlik veren bir parlaklik, durusunda sessiz
bir
heybet var. Sesinde dinleyen, kulagi mest eden bir ton, sözlerinde
Kâinâtin
mânâsi gizli:
Onu gören ve dinleyen cesedinden ayrilmis,
seyyal bir suur, daglar delen bir
kudret hissetmekte...
Bahçeye her
girenin kulagina tatli bir ahenk halinde fisildiyor:
Kanaatkâr ol,
sabirli ol, sefkatli ol.
Bu kelimeleri duyan kulak, manâlari suura
götürdügünde, ruhta dagilan mânâ
helezonlari insani gasyediyor. Tatli bir
sicaklik serin bir insirah
duyulmakta.
Sedef, aza (kanaat) ettigi için
Allah içini inci ile doldurdu...
Bugday tanesi (sabir) ile toprak altinda
bir kis geçirmeye tahammül
ettiginden en büyük nimet oldu.
Rasûlullâh
(Müsfik) oldugu için, âleme rahmet oldu.
Ey bahçeye girmek niyetiyle,
temiz hislerle ve biraz da merak saikasiyla
gelmis olan
insanoglu:
Sana küçük bir el yazmasi kitap verecegim.. Onu suracikta otur
oku ve sonra
da birlikte bahçeyi gezelim...
Kitabin üstünde titrek
sari renkte bir yazi var :
Ey insan oglu!
Cebel-i azamet'e; akli
koy, orada nurdan yapilmis libasi giysin...
Cebel-i kibriyâya ; kalbi
bagla, orada nûr-u muhabbet libasi kusansin...
Cebeli izzete; Nefsi
birak, orada ubudiyet libasina sarilsin.
Cebel-i ezele; ruhu çikar, orada
nûru'l-nur libasini alsin, sonra ask
narasiyle bagir, bunlarin derhal
toplandigini görürsün... O zaman sende
fetih baslar ve (Biz)'den
olursun...
Sahifeyi çeviriyoruz!.
Sonsuz semalari masmavi bir nur
ile dolduran Allah'â hamdolsun... Ruhu nur
âleminin ebediligi içinde aziz
olan Allah'in Rasûlüne ve ona inananlara
salât-ü selâm olsun...
Bunlar
bos lâf degil dikkat et... Biliyor musun?
Uykuda; ilim, akil, suur,
evlât, mal her sey gider... Bahr-i umman-i
ahadiyete atilir...
Hiç
kimsenin mali, ilmi, akli digerine karismaz... Birinin ilmi,
digerinin
cehliyle, digerinin cehli ötekinin ilmi ile karismaz... Iyi düsün
her uykuya
daldigin zaman, vakit vâkit bunlar aliniyor... Bir günde bu (Alis
veris)
verissiz kalacak ona ecel deniliyor... Dikkat et... Hepsi
yüzüstü
kalir...Allah yüz açikligi versin....
Kendisine iltifat edecek
hükümdarin karsisinda titreyen çobanin korkusu gibi
ölüm hatiriniza geldikçe,
kalbinizin hopladigini hissedersiniz. Fakat
ölümden korkmayiniz ... Siz ne
zaman sessizlik irmagindan su içerseniz o
zâman terennüme baslarsiniz...
Toprak sizin gövdenizi geri istedigi zâmandir
ki, siz hakikaten
raksedersiniz...
Yekdigerinize ekmeginizden sununuz... Fakat ayni lokmayi
yemeyiniz.
Birbirinizi seviniz; fakat sevginizi zincirlemeyiniz. Sevdiginiz,
ruhunuzun
kiyilarinda kimildayan bir deniz olsun... Beraber terennüm
ediniz...
Egleniniz, neseleniniz, fakat tekliginizi unutmayin..... Çünkü bu
udûn
telleri, ayni nagme ile birlikte titrer, fakat her biri ayri
ayri....
Caminin direkleri bir birinden uzak durur....
Mese ile
selvi birbirinin gölgesi altinda yetismez...
Ibadet etmekle
ögünme....
Yalniz ibadet etmek hiç fayda vermez. Ihsan ve keremi ona
arkadas et. Zaten
ibadetten maksat ihsan ve kereme
kavusmaktir...
Kur'an okumak dilin ucundan çikar.... Ihsan ve kerem için
düsmüse yardim,
canin ortasindan gelir...
Bu sözler içinde dogru
olanlar Allah'tandir. Onun lutf ü inayetidîr.
Yanlis olanlar varsa, onlar
da yazanin uydurmasidir. Rahmet, Rasûlullâh'in
kalbi pâk ve ruhu muâllâlarina
mütealliktir:
Onun için Cenâb-i Hak Kitâb-i Celîlinde, "Ben ve Melâikeler
Nebiy'ye selât-u
selâm getiriyorlar, ne duruyorsunuz siz de selât-u selâm
getirin, acabasiz
teslim olun." Buyurmustur.
Rahmeti ilâhiye bu
makamdan tevzi olunur. Ilâhi Rahmet hakikat-i
Muhammediyeye nâzil olmadikça
anin parçalari olan hakâyika vasil olamaz.
Salât u selâm getirmek herkesin
nefsi için rahmet talep etmektir.
Bunu anlayan insanda basiret baslar.
Basiret, Evliyaya makam-i fuaddâ fetih
buyrulan ruh gözüdür.
Onun için
bu islerde yürümek isteyen Allah'a inanir ve mümin olur. Kendini
Allah'a
teslim eder; Islâm olur..
Hakka teslim olmak demek; kismeti ezeliyesinden
razi ve hosnut olmaktir.
Kulun teslimiyetini hâk görünce ünsiyet baslar... O
vakit âdem "insan"
olur... Ve derakap dâvet-i ilâhîye vâki olur... O davete
namaz denir.
Hak buyuruyor; Namazin yarisi benim için yarisi kulum
için... marifetullaha
bu yoldan sülûk baslar. Bundan, bu zevkten , mahrum
olan insan,
yaradilisindaki güzelligin zevkinden mahrum, feyzi fitrisinde de
mahcup
olur.
Hayâl ile degil müsahede ile çalis... Müsahede denilen
tecelli-i ilâhî hayâl
âleminin ötesinde zevkî mânâlara delâlet
eder...
Bir hâl-i nûrânîdir.. Hayâlin burada takati kesilir. Hayal ancak
akla mensup
olan mânalari hissî kaliplara indirir
Asil hüner, gaflet
aninda Allah'i bulmaktadir.
Bütün nefsanî her türlü arzulardan yok ol...
Bundan sonra tekrar var
olamazsin... Bir defa da o yoklukta var olursan artik
yok olmanin imkâni
yoktur. Kavustun gitti...
Bu is, en ince,
namütenahî ince, incelikten en ileri derecenin bile yaninda
çok kaba kalacagi
kadar ince bir meseledir. Hak ile bâtil o kadar iç içe ve
kucak kucaga
tecelli ederler ki, bunlari birbirinden ayird edebilmek için
insanda, hem de
insan-i kâmilde Allah vergisi basiret hiddetinin en keskini
olmasi lazim
gelir...
Mânâ helezonlari esrar mintikasina sokuldukça "Aklin almadigi ve
reddettigi
mevzular" üzerinde yürünmesi ve dolasilmasi çok çetin bir mahiyet
alir.
Niceleri, bu helezonlarin dönemeç noktalarindan düsüp düsüp
giderler,
hakikatla seriat arasindaki büyük, ve mutlak ahengin iltisak
noktalarini
birden kaybediverirler... Düser ve küfre
yuvarlanirlar...
Ibadet yapiyorum derken küfre gitmemek çok dikkatli
olmak lâzimdir.
Hayvanlara merhamet et Cenab-i Hakk tarafindan sana
emanet edilmis bir
nimettir. Emanete hiyanet Cenab-i Hakk'a
hiyanettir...
Sakin kimseye hakaret gözü ile bakayim deme... Unutma ki
Allah'in dostlari
bin bir sekil, kiyafet ve edâ içinde gizlidirler. Hakkin
nîmetlerinin
sükrünü ifa et. Nîmet gelir, sükrü görmezse gider, ilmi var,
ameli yok,
ameli var, ihsani yok.
Allah'in dostlarinin yüzünü görmek
nimetine erismis de, onlara baglanmasini
bilmez. Denizin dalgasi bazan
kabarir da sahile vururken, ben varim diye
mirildanir. Deniz de
ona:
Sen yoksun, ben varim, der...
Aman gururlanma gönül kirma;
tepelenirsin.
Kiyamete kadar, Hakk'in bu misafirhanesinde, Allah'in dostu
eksik degildir,
unutma....
Sadaka Allah naminadir. Sadakada nefsin haz
duymasin... Yuvarlanirsin aman
dikkat et...
Ben sunu yaptirdim, cami
yaptirdim, köprü yaptirdim, çesme yaptirdim... Su
kadar fakir besledim, sunu
yapiyorum deme... Diyenler zaten küfre
sapmislardir. Ibadetleri de iyilikleri
de bosuna.
Bu âlemde Allah'in muhatabi insandir zamanin merdivenidir...
Namaz Allah'a
yaklasmanin merdivenidir...
Merdivensiz, iki katli evine
bile çikamazsin
Bu merdiveni birakma, boslukta, kalirsin... O merdiven
çikildikça nurlasir.
Nurlastikça temizlenir....
Billûr gibi bir ruh,
temiz kokulu bir ceset, hikmet dolu bir akil ile
Allah'a kavusursun. Ebedî
hayatta nur âlemi içinde hasr olunursun.
Kullarin teâlîsini isteyen
Cenâb-i Allah bundan dolayi namazi kat'î bir
emr-i ilâhî ile farz kilmistir.
Sekli de tâlim-i ilâhî ile farzdir,
Keyf yapmak istersen; helâl hududu
keyfe kâfidir.
Haram kapisini çalayim deme.
Bâzan bir saatlik
zevkin, bir ömre bedel azabi olur. Her musîbetin altinda,
ne büyük nîmetler
gizlidir.
Musibetlere hakikat cephesinden bakilirsa, bir rahmânî ihtar
oldugu
anlasilir.
Sokakta elinden düsürdügü sekerini yerden tekrar
almasini babasi çocuga
meneder. Çocuk alacagim diye israr eder, babasi eline
vurur, çocuk sikâyet
eder, aglar, tepinir. Halbuki babanin çocugu himaye
ettigi asikârdir.
Bu muvakkat hayat yolculugunda, her insanin bir gayesi
vardir. Kimi maddî
servet ve söhrete, kimi mânevî huzura kavusmaga
çabâlar.
Kimisi beserî perdeleri yikip Allah'a kavusmaga ugrasir... Insan
kendi
meyline göre ya nefsinin arzularina tâbi olarak kötüye gider.
Alçalir...
Yahut ruhun ulviyetine tâbi olup iyiyi ihtiyar eder, yükselir.
Yüksek ruha
sahip insanlar vicdanlarinda genis bir tasfiye yaparak hidayete
erismek
yolunu tutmus ve fani hayatin hudutlarini asmak istemistir.
Bu
tekâmülü kendiliginden sezmekle mümtaz bir insan olur.
Insanin binlerce
arzu ve emellerle yüklü nefsiyle mücadele ederek, muhtelif
temayüllerini,
sehevî ihtiraslarini önleyip onu kötü ve mülevves olan her
seyden ayiklamak,
çok güç, bununla beraber çok ulvî ve kutsî bir feragattir.
Bu suretle
elde edilen manevî varlik en yüksek bir mertebeyi ifade eder.
Mahsusa
taallûk etmeyen bu gibi kiymetlerin tâyinini müsbet ilimlerden
istemek
imkânsizdir.
Zaten her kiymet, izafî olarak akilli yoldan idrâk edilecek
bir vasfa malik
degildir.
Nitekim bazi kiymetler vardir ki olgunlasmis
ve bir nevi hidayete erismis
insanlar tarafindan kabul edilir ve itikad
olunabilir.
Fakat ispat edilemez. Insanlarin akla uymayan seylere
karsi mukavemet
edilmez bir temayülü bulundugu da inkar edilemez bir
hakikattir. Bazi
inaanlar bazi kiymetler için yasar, hatta onun için
hayatlarini feda eder,
fakat ugrunda can feda edilen seyin riyazî katiyetle
isbatini kim verebilir.
Namus için, Vatan için...
Ölümü göze
alabiliriz. Bunun bir belâgat oldugunu iddia etmek tamamiyle
kiymetten
âridir.
Bu kiymetler kudsî arzularin neticesidir. Ruhî huzur ve sükûna
ermek, ebedî
ve sermedî hayata ermek için sahsî menfaate arka çevirmek çok
büyük bir
fâzilet eseri ve çok büyük bir ruh basarisidir. Iste çilelerle ömür
geçiren
evliya mertebesine çikan mübarek insanlar, gönül deryasinin
hudutsuz
derinliklerine kendilerini atmis, gibtanin üstünde bir gibta ile
aranilacak
büyük ve kutsî sahsiyetlerdir. Bunlar, Kur'an âyetlerinde
gördükleri ledünnî
mâna ve onun derin ve gizli mefhumlarina ermek hususûndaki
fikri cehd
kahramanlaridir.
Müsbet ilim denilen kör ve tek gözle bakis
mefhumu insani bes duygunun kuru
bir makinesi halinde görüyor; ve insanin
sahsiyetini hiçe sayarak onu
terkip, tahlil ve tecrübe mezhebine âlet etmis
oluyor.
Bu zihniyet içinde; Ey ziyaretçi! Içinden geldigin dünya ve
insanlik, madde
ve kuvvetin tesir ve hesabi karsisinda, bilgisini, tecrübî
usullerle bir
asla ve bir kanuna baglamak mecburiyetinde kalmis, tecrübe ve
müsahedeye
girmeyen metafizik hadise ve kuvvetlerin karsisinda, inkâra
sapmistir.
Bu müsbet ilimler çerçevesinin ortasinda mahsur kalanlarin,
iman dünyasina
hakaretle arka çevirip, maddî bir uzuv olan gözün göremedigi
kudreti
ilâhiyeyi göremedikleri için inkârâ kalkismasi, aczin üstünde bir
aczin ve
budalaligin ifadesidir. Müsbet ilim sancagi altinda toplanan bu
sinif calî
bir gurur ile münkir daha dogrusu yalniz maddeye bagli bir dinsiz
tipi
çikarmis ve bu nazariye insani zaruri olarak ye'is ve ümitsizlik
çukuruna
sürüklemistir.
Onlarin nazarinda âkibet yok, Allah yok,
saadet yok, mes'uliyet yok .. Kalp
ve ruh gözü ile kâinati gören mübarek
insanlar bunlara aciyor.
Insanlik tabiatin en korkunç taraf ve hâdisesi
olan karanligi gidermek için
çok büyük emekler sarfetti. Çira, mum, kandil ve
nihayet petrolu buldu... En
son, nur halinde elektrige kavustu, fakat o
kandiller, elektrikler ancak
onun disini aydinlatti. Müsbet ilim gururlaniyor
maddeyi aydinlatti
insanligin iç alemini tenvir edemedi edemez, edemiyecektir
de...
Ey ziyaretçi ! Canin sikildiysa geri dön, çünkü sen hala,
bahçede ne var
diye düsünüyorsun. Daha çok laflarimiz var. Seni temizliye
temizliye en
sonunda, bahçeye sokacagiz.
Insanoglunun Hakk'a vasil
olmasi, ask-i Rabbânî iledir. Bu askin tedarîki
için, pota-yi Muhammediye'de
erimek sarttir.
Bu pota'ya girebilmek için, imandan feyz almak zarurîdir.
Tuz gölüne düsen
en pis hayvanin her zerresi tuza inkilâb
eder.
Memleha-i Muhammediyye'ye düsen insanin her türlü sekaveti saadete,
kesafeti
letâfete inkilâb eder. Bundan dolayi dünyaya, imkân âlemi
demislerdir.
Hazret-i Rasûl'ün nazar-i akdesiyle iltifata nail olan
mücrim derhal
muhterem olur. Iman aski tedariki din ile olur.
Din;
sadece namaz kilmak, oruç tutmak degildir. Bu dinin umdeleridir.
Âlemde
aslini esasini bilmek askina din derler. Müsbet ilimler bu âleme
nereden
geldigimizi söyleyemez.
Fen, hâdiseler arasindaki münasebeti
arastirir. Fen nasil, din niçin?
sualine cevabi verir. Dünyadaki büyük
dinlerde vâhdaniyet yalniz
Islâmiyet'te vardir. Bütün mevcudat onun azameti
altinda toplanmaga
mahkûmdur.
Dinin muallimlerine enbiyâ derler.
Bunlar Allah'i isbata degil ilâhî
kelimeleri ilâna
gelmislerdir.
Allah, muhtac-i isbat degildir. Peygamberin tanittigi gibi
Allah'i
tanimayanlarin Allah'a îmânlari dogru olamaz.
En kalpazan
söyle anlar:
"Ben içinizden biri gibiyim:"
Biraz akillisi
:
"Ben sizin heyet-i mecmuaniz gibiyim. Içinizden biriniz gibi
degilim:"
Bu ne demektir? Bu âleme gelen her ferdin diger fert üzerine
tercih
olabilecek bir sifat-i âliyesi vardir. Bu sifat dolayisiyle bu âleme
gelmesi
iktiza-yi hikmet olmustur.
Meselâ: Ben sizden iyi görürüm. Siz
de benden iyi yazarsiniz. Fakat sizden
daha iyi okurum. Okuyus sifatim size
tercihimi sagliyan sifattir.
O halde daha iyi anliyanlar:
Bilimûm
sizdeki sifât-i kemaliye bende 'vardir.
Rasûl'ün, "Siz dünyanizi benden
iyi bilirsiniz." demesi bir iltifattir.
Dünyada ümmetine serbesti
vermistir. Yoksa bilmek degildir.
"Ben ahlâki tamamlamaya geldim."
demeleri bunun delilidir.
Rasûlullâh'i biraz daha iyi
anlayanlarda:
"Yâ Muhammed! Onu sen atmadin biz attik." ayetini
anliyanlardir.
O halde Allah'i bulmanin yolu Bir Allah dostu bulmakla
baslar. Bu yola giris
Rasûl'e hakikî baglanisla baslar.
Ve bütün akil
çerçevesi içindeki hal ve hadiselerin bulunmadigi ve en mahrem
yer olan zât-i
tecellî makaminda son bulur.
Buranin ilmine vukuf vahiy ile gelir, Melek
vasitasiyledir. Peygamber'e
mahsustur.
Ilham ile gelen ilim,
siddîkiyet makaminda baslar. Bu makamda sarhosluk yok
gibidir. Fakat burada
da benlik akil ve nefisle alâkasini kesmedigi için
asgarî hatâ
mevcuttur.
Mânevî saffet, benlik ile baslar. Tasavvuf seriatlarin
mâneviyâtidir. O
halde Nübüvvet ve Risâlet ile baslar diye kabul
et...
Dünya ve Ahiret diye söylenen sözlerde bir sey gizlidir. O da
insanda
serîati gerçeklestirmektir. Bu gerçeklesirse insanda Allâh'in rizâsi
karar
kilar.
Iste dünya ve âhirette kiymet bu rizâdadir. Bu rizâ da
serîat ile elde
edilebilir.
Insan serîata baglandigi nisbette, '
nefsaniyetten uzaklasir...
Seriata uygun olmayan ve sözde nefsin
kirilmasini gaye edinen bâzi mücâhede
ve riyâzatlar, nefsi kirmak yerine
kuvvetlendirir.
Birçok Hintliler riyâzat ve mucâhedede hiç kusur
yapmazlar, ancak
nefislerini kuvvetlendirirler, baska bir sey elde edemezler.
Bâtn-i irfâna
talip olan seriata siki baglanacaktir. Aksi hakkinda söz
yürütmek abestir,
beyhudedir. Münakasadan bir sey çikmaz. Burasi münakasa
yeri degildir. Bu is
akil isi degildir, zevk isidir. Onun için mevzuumuzdaki
sözlerimiz
kitaplarda yoktur.
Bugünün gafil madde dünyasinin sonu
olmadigi, bin küsur senedir ortada
bulunan ruh imparatorlugunun
ebedîligindeki mânâyi idrâk edenlerin azâlmasi,
dimaglara bir fiske vurup
kendilerini toplamaga sessiz bir ihtârdir...
Bu yaziyi okumak arzusunu
merak hissi ile degil... eksiklerini tamamlamak
maksat ve hevesiyle okursan
oku... Yoksa kendini yorma, çünkü insani
sikar...
Sevmedigin bir filmi
seyrederken duydugun üzüntüyü duyarsin... Bu da senin
için hayirli degildir:
Anlayamiyorsan hakikati biz gösteririz. Vazifemizdir.
Borcumuzdur... Tâ ki
sen anlayana kadar...
Her zaman müsküllerini sor... Inanmadigini kimya
laboratuarindan tüp içinde
inanacagin sekilde anlatiriz.
Ates bilmem
falani yakmiyor, nasil olurmus, olur. Gel sana da göstereyim,
hem de
ögreteyim... Yakmadigini gör, fakat aklin sarsilmasin... Sen, bütün
süunu 300
sahifelik fizik, 400 sahifelik kimya, 70 sahifelik mantik
kitabinin içinde mi
zannediyorsun?
Kâinat orkestrasinda aklin, ruhun tellerini akort edecek
insani bul,
akordunu yaptir da nâmütenâhî ebedî konserin içinde
gasyol.
Kâinati anla... Peygamber'i bil, Allâh'ini müsahede et...
Lâflarim edebiyat
degil, zevkle okunsun da diye degil; ihtiyâri zahmet et gel
bul, hakikî
yolcu isen dermanini bul.
Bir nazarla bir yakaza içinde
gör. Ondan sonra git madde âlemine haykir...
Haykir o budalalara... O
zavallilara...
Madde pesinden kosan kudsî âlemi bilemez. Insan ruhu
kandil gibidir. Ilim
onun aydinligidir. Ilâhi hikmet, kudsî âlem onun
zeytinyagidir.
Ruh ve kalbin arzularîyle, bedenin hirçin isteklerine
karsi koyup,
sabretmeyi kendinde hakikîlestiren insâna semâvîler hizmetçi
olur. Madde ve
dünya için o kadar zahmet çekiyorsun.
Biraz da HAKK için
zahmet çek.
Allah buyuruyor:
"Benim nâmima zahmet çeken kulun
günahlarini izzetim hakki için mahvederim."
Sevinci, feragatte
ara.
Baskalarinin mâlik oldugu seylere göz dikme. Kalb arzularinin
kapisini
kapatirsan, insaniyetin en siddetli suuruna mâlik
olursun...
O zaman bu hâdiseler, bu tecellîler anlasilir. Hakiki kulluk;
ibadet,
mücâdele ehlinin isidir. Ilme'l-yakîn ile baslar.
UBUDIYYET;
yakinlik ehli isidir ki ayne'l- yakîn ile baslar. Rasûlullah bile
bu sifat
ile kabul buyurulmustur.
UBÛDIYYET; müsahede ehlinin isidir ki.
Hakka'l-yakîn ile baslar. Bu mertebe
baslamadan evvel insanda hayâ denilen
bir sifatin belirmesi lâzimdir.
HAYÂ; hukuk-u ilâhiyeyi ve Rabbâni
emirleri yerine getirmedikçe Allah'dan
bir sey istememektir.
Bu sifat,
yâni hayâ, kulun kalbi ile Allah arasindaki perdenin azalmasindan
sonra
husule gelir. Bunlari vehleten anlamak güçtür.
Sunlari evvelâ tefrik
etmege çalis :
Sünnetu'llah nedir?
Âyetu'llah
nedir?
SUNNETU'LLAH; tabiî kanunlardir.
ÂYETULLAH; kâinatta hüküm
süren kanunlardir.
Bunlardan âyât-i ilâhiyeyi düsünmek
farzdir.
"Siz sünnetü'llâhi ögrenebildiginiz kadar bilirsiniz. O
bildiginiz miktarda
degisiklik bulamazsiniz." Ne tebdil ne de tahvil
edildigini göremezsiniz
fakat kesfettiginiz sünnetin zâhir eserleri de zarurî
degildir. Kâinat
Allah'in ihtiyâr-i ef'alinin eserlerinden
ibarettir.
Bu eserlerin bizzat tegayyür etmesine imkân yoktur. Akil
Allah'in varligini
bildirir. Allah'in varligini bilmekle Allâh'i bilmek
arasinda fark çok
büyüktür.
Allah, akil ile bilinse idi, bulunsa idi
kitâba, nebî'ye hacet kalmazdi. Dis
âlem üzerinde elde edilen bilgi mahzun ve
mükedder anlarda duyulan ahlâkî ve
mânevî boslugu dolduramaz.
Fakat
manevi ve ahlâkî bilgi dis âlem hakkindaki cehaleti daima teselli
edecektir.
Ve böyle kalacaktir.
Basinizi semalara kaldiriniz, durdugunuz yerden
ötesini tasavvurdan
muhayyileniz yorulacaktir, fakat tabiatin mucizeleri
tükenmeyecektir. Bunlar
hep sünnet-i ilâhiyedir.
Göze görülen bu âlem,
kâinatin muazzam sînesinde ancak belirsiz bir izdir.
Hiçbir fikir aslina
yaklasamaz. Anlayis melekeleriniz tasavvurunuzun
hududunu assa esyada, sakli
olan hakikate kapilsa ancak ufak zerreleri
meydana çikarmis olursunuz. Bu da
merkezi her yerde olan, yüzü hiçbir
tarafta bulunmayan namütenahî bir
küredir. Muhayyilelerinizin en nihayet bu
düsünceler içinde kaybolusu
Allah'in sonsuz kudretinin hissolunan en büyük
mümeyyiz
vasfidir.
Insan Allâh'a, varligi hakkindaki delil ve ispatlarin sayisini
artirmakla
degil, ruhundaki ihtiraslarin sayisini azaltmakla, bir îman ve
i'tikat
sahibi olmaga çalismakla yaklasir. Bunu bir zamanlar sizin gibi
süpheci olup
her türlü dünya, saadetlerini atarak halâsa kavusmus olanlardan
ögreniniz.
Ilk defa inanmis ve i'tikat etmis gibi görünerek hareket
ediniz, dua ediniz,
ibâdet ediniz, bu hal, tabii bir sekilde sizi îman ve
i'tikada dogru
götürecek ve aklinizi yenecektir. O zaman hakikî degerinizin
ne oldugunu
birbirinizden ögreniniz. Allâh'in sesini dinleyiniz.
Îman
size, bes duygunuza aykiri bir sey göstermez. Onlarin sezemedigi
seyleri
bildirir...
Iman, bes duygunuza, akliniza, zit bir sey degildir. onlarin
üstünde bir
inanistir. Aklin muhakemesine her seyi vurmak istersek, o zaman
îman saçma
ve gülünç gelir sana...Allah'i hisseden, akil degil, kalbdir. Iste
îmânin
insana ögrettigi sey de budur. Bir insandir, câhildir. Muhakeme
etmeden
Allah'â inanmis diye hayret etmeyiniz. Allah onlarin kalblerine
sevgisini
indirmis, onlar da kendi nefislerinden nefret duymuslar, bu da îman
ve
i'tikada meyil uyandirmistir.
Ne olurdu akil olmasaydi, insanlar
his ve zevk-i tabiî ile hayatlarini
sürselerdi? Baslarini secdeden
kaldirmayacaklardi...Asil hüner gaflet âninda
Allah'i
bulmaktir.
Gaflete dalanlar için karanlik, aydinlik müsavidir. Uyuyan
gece ile gündüzün
farkinda, degildir.
Karanlik ile aydinligin müsavi
olmadigini anlamaga çalis, elinde firsat
varken...
Ölüm çattiginda
pismanlik çok aci gelir. Dünyada iken vakit kaybetmeden;
günesle deryâyi
ayirmaga çalis. Bunu ayirdigin zaman gözlerin her iki
dünyayi da görmege
baslar...
Bir an gelir ki geçmis, gelecek her sey rüya âlemi gibi
olur.
Ölüm : Hikmet âleminden alâkasi kesilip kudret âlemine dalis
demektir. Bunu
iyi ögren...
Küfürden kurtulamazsan, hiç olmazsa zulme
gitme..Insan küfür ile idâme-i
hayat edebilir, fakat zulüm ile,
asla!..
Madde âleminde ruhu bunalmis bitkin insanoglu ! Eger mânen hasta
oldugunu
hissediyorsan:
Bu da senin için bir müjdedir. Mâneviyat
hastahanesine git!
Bu hastahanenin bashekimi Rasûl-i
Ekrem'dir..
Asistanlari Enbiyalar, hastabakicilari Evliyâlardir. O
hastahane
ücretsizdir.
Menfaatsizdir, iltimassizdir, vizitesizdir.
Hastahaneye kapidan girerken
seni memur, kapici karsilamaz, bizzat bashekim
Rasûl-i Muhterem karsilar.
Oraya girdikten sonra tedavi olmadan çikamazsin.
Sifayi alan saadet yolunu
bulur.
"Allah yolunda tozlanan ayaklara
Allah cehennem atesini haram kilmistir."
Allah yolunda...ayaklari tozlanmak
nefsinin hayrini terkederek Allah'in
mahluklarina hizmetle olur.
Madde
âlemi, radyo, telsiz, televizyon, atom, birçok buluslariyla bagiriyor,
sanki
kendileri bunlari yaratti.
Bunlar, Sünnetu'llahda gizli hâdiselerin, zekâ
ve akil ile bulunur, terkip
edilmesidir.
Bunlar bulundukça Cenâb-i
Hakk'in azameti idrâk ediliyor demektir...
Bu buluslarinla gururlanma,
inkâra gitme. Evvelâ ölümü kaldir, zevâli
dünyadan zevâl et! Fakir insani
kaldir. Mezar kapisini kapa! Bunlari
yapabiliyorsan gel konusalim! Çaresi
varsa söyle dinleyelim...
Yoksa:
Miriltiyi birak... Circir
etme!
Daha beyazlasan saçinin rengini, kirisan yüzünün
burusugunu
gideremiyorsun...
(*) Inanmanin en saglami imandir.
Iman eshabi üçtür:
1. Imani gaybî eshabi,
2. Imani suhudî
eshabi.
3. Imani zevkî eshabi.
Bu imanlarin üçüncü mertebesine
gelmis olanlar bu bahçeye gireceklerdir.
Yoksa digerleri bir sey
anlayamazlar. Zira bahçede görülecek küçük
gösteriler hep Hazreti Rasûlû
Ekrem'e baglidir. O mübarek büyük insani
anlamak mutlaka lûtf-u ilâhiye
baglidir. Bu anlamak keyfiyeti: Akil, Fen,
Tarih,Edebiyat, Felsefe, Mantik
ile olmaz. 4 mübarege iman ettim diyenler
bile hakiki iman edememislerdir.
Çünkü onun HALIKI: (Onlar Bana bakiyorlar,
amma göremiyorlar)
buyurmustur.