BIR DE YAPABILSEM
Ömer
Sevinçgül
Gül yüzlü, narin yapili, gencecik bir insandi.
"Bir
sorunum var, sizinle konusmak istiyorum," dedi.
Üniversitede okuyormus.
"Buyurun," dedim.
Kelimeleri tartarak tane tane
konusmaya basladi:
"Ben, inanmam gerekenlere inaniyorum, ama yapmam
gerekenleri yapamiyorum. Acaba inancim mi zayif, yeterince inanmiyor muyum?"
dedi.
"Evet, bu bir sebep olabilir. Seni engelleyen sebep bu mu,
bilemem. Inanci tartacak bir terazim yok benim."
Gülümsedi.
Ben devam
ettim:
"Yetersiz iman zayif pile benzer.
Bir radyoya az enerjili
bir pil takalim. Ne olur?
Radyoyu açtigimiz zaman bazi sesler duyariz,
orada pil bulundugunu anlariz.
Evet, pil vardir, ama
yetersizdir.
Radyomuz ne haber verir, ne de türkü söyler.
Zayif
iman da böyle.
Kisiye, inanip inanmadigini sorarsan inandigini söyler,
fakat kendisinden beklenenleri yapmamaya da devam eder...
Bununla
beraber, inanip da yasayamamanin baska sebepleri de olabilir."
"Ne
gibi?"
"Irade meselesi... Zayif iradeli insanlar bir seyleri yapmak
isterler, ama yapamazlar. Gayret ederek iradeyi kuvvetlendirmekten baska çikar
yol yoktur."
"Bu zor olmali...?"
"Evet, zordur, ama
imkânsiz degildir... Bir de aliskanliklar..."
"Nasil?"
"Küçük yasindan beri inanci istikametinde yasayan birini düsün. Bunu
hayatinin vazgeçilmez bir parçasi haline getirmis. O hayati sürdürmek daha kolay
gelir.
Hep yapageldiklerini yapmazsa rahatsiz olur, kendinde bir
eksiklik hisseder.
Ilkokuldan itibaren her aksam eve gelince
dersini tekrar eden bir talebe düsünelim. Onda aksam eve gelince ders çalismak
bir aliskanlik haline dönüsür.
Ortaokulda, lisede, hatta
üniversitede bile derse çalismak, düzenli olarak ödevlerini yapmak onun için hiç
de zor olmaz. Bu durum hep devam eder.
Hayata atilinca da
sorumluluk duygusu ve zamaninda çalisip görevini yapma aliskanligi sürer gider.
Oysa küçük yasinda böyle bir aliskanlik edinmeyen kimse, daha
sonra lisede, veya üniversitede düzenli bir ögrenci olmak istese bile kolay
kolay olamaz.
Daha büyük bir irade göstermesi gerek...
Iste inandiklarini yasamak konusunda da durum hemen hemen
böyledir."
Yüzünde ümitsizlik izleri belirdi: "Isim zor
desenize..."
"Evet, zor. Ama imkânsiz mi? Hayir, mümkün.
Aliskanliklar terkedilebilir ve yeni aliskanliklar kazanilabilir. Çevrene bak,
güzel örnekler görebilirsin."
"Bunun kolayi yok mu?" diyor boynunu
bükerek.
"Kolaylastirmak senin elinde."
"Nasil?"
"Arkadaslarini iyi seçerek ise basla. Senin yapmak istediklerini
yapanlarla geçir zamanini. Onlarin tavirlari, hâlleri sana da tesir eder. Insan
etkileyen ve etkilenen bir varlik. Kime dostum diyorsan zamanla ona benzersin."
Derin derin düsünüyor.
"Beni olumlu yönde etkileyen
arkadaslarim var. Gerçi öbür türlüsü de var. Ama sizin bu tavsiyenize kulak
verecegim..."
"Iyi olur."
Kaygi dolu bir sesle soruyor:
"Ya inancim zayif da bu durumum ondan kaynaklaniyorsa?"
"O zaman
inancini kuvvetlendirecek bir çalismaya baslamalisin. Bunun da en iyi yolu imani
kuvvetlendirecek, mânevî hayatini canli ve zinde tutacak kitaplari okumaktir.
Iman da elbise gibi eskir, ya da demir gibi paslanir. Onu hergün
yenilemek, parlatmak gerek. Tipki gücü azalan bir pili doldurmak gibi...
Gündelik hayat insanin inancini yavas yavas tüketir, bazan
farkina bile varamazsin bunun. Kesintisiz bir güç kaynagindan enerji almak
lâzim."
Bir süre sustu. Arada bir göz ucuyla bana bakiyor, sonra
yeniden kendi âlemine dönüyordu.Çekingen bir sesle,
"Merakimi
bagislayin," dedi, "hosgörünüze siginarak sormak istiyorum. Anlattiklariniz
sadece kitaptan aktarilmis bilgiler degilmis gibi geldi bana. Siz de benim
yasadiklarimi yasadiniz mi?"
"Evet, ben de yasadim," dedim.
Bir süre düsündükten sonra ekledim:
"Hâlâ da yasiyorum. Istersen
firsat buldukça gel, okuyalim, düsünelim, konusalim, derdimize birlikte derman
arayalim."
Bu cevabim onu biraz rahatlatti. Rahatlatmakla kalmadi,
galiba ümidini de artirdi.