SENIN GELMEYISINE BIR NESIR DENEMESÎ


Iste Eylül de bitti…
Ve sen hâlâ gelmedin…
Yagmurlar damlayacakti islak saçindan,
gözyasindan bir deniz getirecekti seni…
"Aah"larin sisirdigi,
yelkenleri yürek zarindan
yapilmis bir gemiyle gelecektin…
Ellerinde gözlerimi getirecektin;
Seni Yusuf bilip,
Yakup gibi giderken ardinsira yolladigim gözlerimi…
Bunca küf kokmayacakti ayriligimiz.
Kavlimiz böyle degildi…
Beni hacil birakmayacaktin ele-güne,
dosta-düsmana karsi…
Sevmek yürege saplanmis bir biçakti, biliyorum;
fakat bunca firkatin adini da koyamiyorum.
Bilseydim, imrenir miydim hiç uçan kuslara?
Bilseydim, aylardan Eylül'ü, vakitlerden aksami,
çiçeklerden zambagi, kuslardan turnayi,
leylegi koyar miydim lugatlara?..
Bak, kokun geldi burcu burcu toprak gibi,
bir yoksulun ellerine düsmüs sicak ekmek gibi,
kan gibi, gözyasi gibi, ter gibi, emek gibi;
fakat sen gelmedin.
Acin geldi, sancin geldi…
"Derin bir nefret olmadan
derin bir muhabbet nasil olur?"
demistin ya,
Bak,
kitlikta verilmis bir sokum gibi
yolladigin hincin geldi…
Nemrud'un geldi, atesin geldi…
Maskelere dönüsmüs yüzün
ve binbir türlü sahte esin geldi…
Yoklugun, güzün ve kisin geldi..
Sarkilarin, resimlerin, aglayisin geldi;
sen gelmedin…
Firavun'un geldi, Haman'in geldi,
Karun'un geldi, fakat Harun'un gelmedi…
Seytan'in geldi, Tufan'in geldi, Kenan'in geldi,
tüm düsmanlarina tas çikartir düsmanin geldi;
ama sen gelmedin.
Bak, sevdani süpürüyor Firavun'un çöpçüleri…
Hatirani kundakliyor kirilasi elleri…
Ocagina tüneyen baykuslar,
mabedine put dikmek için Âzer'i çagiriyorlar…
Analarin rahimlerine bir yilan gibi süzülüyorlar;.
bu yüzden
Neron gibi, Kaligula gibi, Seddad gibi, Haccac gibi,
Hülagu gibi,
kanli doguyor yeni dogan bebelerin elleri.
Zavallilar!
Her biri bir yediveren olan milyonlarca
sevdayi topraga gömüyorlar. ..
Günese seni seviyor diye
tutuklama emri çikariyorlar…
Senin rengin diye
yesilin her tonunu daragacina çektiler…
Senin mevsimin diye bahari
giyabinda idama mahkum ediyorlar…
Senin insan kardeslerine yerin üstünü zindan ettiler;
fakat yerin alti imdada yetisti.
Senin dogal kardeslerin onlar,
fakat bunu bilmiyorlar.
Tipki Nuh'un yer-gök kardesleri,
Ibrahim'in ates kardesi, Musa'nin asasi gibi.
Onlar,
senin ugruna çektigimiz her "aah"in bir firtina,
senin ugruna kaldirdigimiz her elin bir dag,
senin ugruna döktügümüz her damlanin
bir atom bombasi oldugunu yeni yeni ögreniyorlar...
Ögrenecekler…
Fakat sen, sen biliyorsun bir nice beklendigini…
Analarin gögsünde hamayil gibi gezdigini,
her biri sana Meryem kesilen
genç kizlarin basina tac oldugunu biliyorsun…
Ah!, biliyorsun sirtlarinda
Firavun'un kamçisi sakladikça,
her birinin isyan kraliçesi
birer Asiye kesilecegini.
Gürbüz çocuklarin,
agir sancilarla dogdugunu biliyorsun.
Biliyorum,
bu yüzden gelisini erteliyorsun…
Sevenlerini askina bileyliyorsun…
Yoklugunun daha çok fark edilmesini bekliyorsun…
Bak, diyorsun, ufka bak,
karanligin en koyu oldugu an,
fecre en yakin zamandir…
Ey dünyalarin en muhtesem gelini!..
Kim bilir, belki de sevdalilarindan
sana sadakatlerini ispatlamalarini bekliyorsun…
Sahte asiklarini desifre ediyorsun…
Dogru ya; "mehir bedelini" ödemeden,
hangi dünyali seni görebilmis ki?..
Ama keffaretimiz,
yoklugunun dehsetine buca zaman katlanmak olsun…
Bu aciyi mehre bedel kabul et…
Bilir misin "intizar, eseddu mine'n-nar"dir?..
Bekletme ki, bekleniyorsun…
Mustafa Islamoglu

Hosted by www.Geocities.ws

1