Inandim Demek Yetmez


Kim daha çok uyaniksa, o daha dertlidir. Kim isi daha iyi
anlamissa, onun, daha saridir benzi.” Mevlânâ
Insanin en degerli varligi olan inanç, olumsuz etkenlerin tehdidi
altindadir. Bu nedenle inanç duygusunu bütün gerçekligiyle canli tutmak
gerekir. Bu da ancak sürekli tefekkürle, inancin gerektirdigi eylemle
gerçeklesir. Eger bu yapilmazsa onu dis etkenler gizli gizli kemirir;
sonunda yara alir, yozlasir saglam inanç.
Sinirlar özen ister... Insan, “ISARET”leri gözden kaçirmamali. Nefsin sisi,
bakisi agir agir perdeler. Insan, inanç yörüngesinden agir agir agir kopar
da yolunu kaybederse, bir süre sonra kendini taniyamaz.
Bu gerçegi en iyi bilen Hz. Ömer (r.a.), “Bende münafiklik âlâmeti görüyor
musun?” diye, sik sik sahabeden Huzeyfe’ye (r.a.) sorardi.
Inançta duyarlik, insan için gerçekten hayati bir konudur. “Inancim tam
mi?”, “Geregini yerine getiriyor mu?”, “Cosku üretiyor mu?” diye, eger
inancini korumak istiyorsa, kusku duymali, tedirgin olmali insan!..
***
Inanç, sadece dilde ifadesini bulan bir söz degildir. O , insanin ruhundan
ve kalbinden tasar, sonra da aksiyona dönüsüp meyvelerini verir.
Yüce Rabbimiz buyuruyor:
“Insanlar, inandik deyince denenmeden birakilacaklarini mi saniyorlar?”
(Ankebut, 2-3)
Demek ki bu konuda insandan bir duyarlik bekliyor sevgili yaratici... Bu
gerçek üzerinde dikkatle, önemle durulmali. Inanç, yasanmak ister. Taraftari
olabilmek, gerçekten ona sahip olabilmek için, coskusunu yasamak gerekir bu
inancin. Insan bu duyarlikla gerçegin yanindadir. Insan bu duyarlikla
yasatir inancini...
***
Iman esaslarinin özeti “Âmentü” dür. Baslangiç, temel deger Allah’in
varligidir. Inandim demek yetmez. Yüce isimleriyle, sifatlariyla, tefekküre
dalarak Allah’i tanimali. “Her seye gücü yeten”, “Yaratan”, “Rizik veren”,
“Yasatan”, “Bagislayan, “Öldüren”, “Dirilten” bir Allah’i düsünmek insan
için ne engin sevinç ve ferahliktir. Bu güçlü inançla Melekler, Kitaplar,
Peygamberler, Ahiret günü, Kaza ve Kader gibi, diger amentü gerçekleri daha
iyi, daha kolay kavranir.
Inanç, hayatin isigidir. Her seyin her seyle ilgisini bu isikla görerek
dikkatli olur insan.
“Akli olan ve onunla sonuçlari sezen insan, olaylarin sebeplerini ve onlarin
ilerleyisini görür, onlarin ilk nedenlerini bilir, benzerlikleri
karsilastirabilir, bugünkü olaylari gelecektekilere baglayabilir; bütün
hayat yolunu kolayca görür ve oradan geçmek için gerekli seyleri hazirlar.”1
***
Gerçege inanç ve baglanisiyla insan, sonsuzun yolcusudur. Inanç, yasama
sevincidir. Bu inanciyla insan her seyi, herkesi yol arkadaslari olarak
görür. Kendisine gülümseyen çiçekleri selamlar. Batan günesin tekrar
dogusunu görüp içi sevinçle titrer, coskuya kapilip düsüncelere dalar, “Ben
de bir gün böyle yeniden dogacagim”, “Bu enfes yolculuk, sebepsiz olamaz!”
der.
Mümin, bu tefekkürü sürekli gündeminde tutarak hayat yolunda yürür, Allah’la
yasamanin derin mutluluguna erer, ibretle bakip ders alarak evrenle
bütünlesir.
Inandim demek yetmez. Insanin önünde bir yarisma alani, bir sahne açilmis.
Neyi, nasil algilayacak ve yasayacak diye, insanin rolü, oyunu denenecek.
***
Bilgi, inancin geregini yerine getirmede insana yardimcidir. Bilgiyi böylece
yasanir kilar insan. Bilgi gerekli, fakat yeterli degil. Üretken kilmak için
bilgiyi islemek, duyguya, inanca, sonra da yasama dönüstürmek gerekir.
Gerçek, ancak kendisini sevenlere büyük gizini verir. Insan ancak hayran
olursa sever, severse ilgilenir, arastirir, ögrenir, benimser, o seyle
bütünlesir.
Insan, nerede, niçin oldugunu inanç duyarliginda yasar. Insan bu duyarlikla
sürekli kendisine “Kim?” oldugunu sorar. Sorumlulugunun bilincine
varabilmesi için, insan, yaratilisina yönelmek zorundadir. Fitri yasamina
ters bir hayat sürüsü, insanin bölünme, bozulma nedenidir. Insan ancak
kimligini arastirirken gerçegi bulabilir.
Kendini tanimak en degerli bilgidir. Bir amaca yönelmeden, bir seye ilgi
duymadan önce, insan kendini tanimali. Insan ancak o zaman kendisi olabilir.
Insan ancak o zaman evrendeki yerini, sesini bulabilir. Kendini tanimak
özgürlüge ermektir. Bitkisel hayattan, ancak böyle kurtulabilir insan.
Insan, eger bu duyarligi, dikkati göstermezse, farkina varmayarak,
aliskanligin kiskacina girer. Insan bu aliskanlikla, bilgili, inançli olsa
bile, erdemin çiçeklerini istemeyerek çigner. Insan iste o zaman bakiyorken
göremez.
Inanç, güçlü irade ister. Güçlü olan insan, özgür olan insandir. Kendi
benligini disiplin altina alma, bütün erdemlerin kökü ve temelidir. “Kendine
emredemeyen, her zaman usak kalir”2
Inandim demek yetmez. Yasadigina dair bir iz, bir belge ister inanç. Insan,
sorularla test etmeli kendini. “Asini kaç kez bir fakirle paylastin?”, “Kaç
kez bir baskasinin kederini azalttin?”, “Ve kaç kez inancini, bir inançsiza
açtin?”. “Niçin bu sahnedeyim diye, hiç sordun mu kendine?” “Söyle kaç
kisiye güleryüzünle güven ve nese verdin?” Iste, kalbinin pancurlarini öz
susamisligina kapatan biri! “Inançliyim diyordun, hiç ilgini çekti mi?”
Inanmak istedigi halde inanamayan kisi, inançlinin uzaginda kalamaz... Insan
bilmese, farkina varmasa da, fitrati gerçegin özlemi içindedir. Dönecek ama,
nereye nasil? Çirpiniyor, fakat ümit edemiyor. Boguyor, bunaltiyor arzular.
Dönecek ama, bir isik göremiyor!
“KURTARIN BENI!!!”
Ey insan, söyle inançliysan, kaç kez bu çigligi isittin? Peygamber niçin,
kimin için gelmisti???
***
Yazida kullanilan “Eylem” kelimesine açiklik getirmeli. Bu, bazen etkili bir
söz, bir yazi, bir mektup, bazen bir uyaridir. Insanin gücüyle orantili
olarak zararliyi önlemede önemli bir konudur.
Sevgi kadar bazen öfke de degerlidir. Bu öfke ayni zamanda mahser günü
insana yöneltilen, “BENIM IÇIN NE YAPTIN?” sorusuna cevaptir. Asil olan
“metot”tur. Fakat inançlari eger çigneniyorsa, asla neselenemez, seyirci
kalamaz insan!!! Bu öfke hiç kuskusuz inancin geregidir. Allah’a
gösterecegimiz bu “içtenlik”tir belge. Ve Allah’in ipine sarilistir
içtenlik.
***
Iman bir intisaptir, okyanusa katilan bir damla gibi büyür, insan bu
intisapla kurtulur yalnizliktan. Inandim demek yetmez. Inanç, Allah ve
peygamber sevgisiyle, gecede ve gündüzde, asirlarin üstünde çaglayan sesi
duymayi gerektirir:
“Göklerin ve yerin hükümranligi Allah’indir. (Mûminûn, 116)
“O, her an kâinata tasarruf etmektedir.” (Rahman, 29)
“... Allah her seyi kusatir.” (Nisa, 126)
Inanmis insan, bir gezegen gibi, bu ebedi gerçegin yörüngesinde yüzer; bu
ebedi gerçek, bir nabiz gibi atar damarlarinda. Bu insan olaylarin asla
oyuncagi olmaz, bir sultan gibi yasar.
Allah’in büyük rahmetini inanç gösterir göze. Eger inanç olmazsa, ne günesin
dogusu kalbe bir duygu verir, ne de gözleri kapali yavru kusu, annenin
besleyisi... Insan, gerçekten bakiyorken göremez.
***
Hayati bugün zehirleyen manzara, hep bu duyarsizligin sonucu degil midir?
Insana bakin; zor nefes aliyor, günes görmeyen meyvesiz agaç gibi, öyle
sönük bir iman ki, kalpte sikismis kalmis. Üstünde “Kirilir! Dikkat!” yazili
bir esya kadar önemsenmeyen insan, ne kadar öksüz bugün.
Bu dikkat gösterilmedigi için, “insan” kaybolmus... Insan, nakislari
dökülmüs kirik bir vazo... Bitkisel bir hayatla kalbi atiyor yalniz...
***
Hilkatin sirri, gerçegin boyutlari gizlenir “Amentü”de.
Âmentü bir tohumdur. Bu tohumla açilir namaza, oruca, hacca, zekâta ve
binbir hayra, iyilige yol.
Mutluluk çaginda neydi o büyük cosku?
Üstünde titreyelim... Bu inanç her seyimiz!..
Zorlugu yenmek için direnmek, inancin degerini anlamak, korumak, böylece
“Varolmak” gereklidir.
Su gerçek bilinmeli. Engeli inanç asar.
***
Feridüddin-i Attar’a ait bir öykü önemlidir:
Padisahin çok sevdigi özel bir av köpegi vardi. Avini yakalamada usta ve
mâhirdi. Bu köpege padisah çok deger verir, ava her çikista yanindan
ayirmazdi. Köpegin tasmasi mücevherle süslenmisti. Ayaklarinda altindan ve
gümüsten yapilmis halhallar ve bilezikler vardi. Sirti da sirmali atlas
çulla kapliydi.
Günlerden bir gün, padisah yine her zamanki gibi, yaninda köpegi, maiyetiyle
ava çikmisti. Tasmanin ipek ipi elinde, at üzerinde neseyle yol aldigi
sirada, padisah, köpegin bir seyle oyalandigini farketti. Tasmanin ipini
çektiyse de, ayni yerde kalmakta diretiyordu köpek. Padisah, nihayet köpegin
buldugu bir kemikle ilgilendigini gördü, dehset içinde kaldi. Inanamiyordu
gözlerine bir türlü.
- Huzurumda baska bir seyle mesgul olmak! Beni unutarak hem de! Nasil olur
bu??? diye, hiddetle haykirdi. Padisah, son derece üzgündü. Köpegin
nankörlügü, vefasizligi, duygusuzlugu çok dokunmustu ona. Bir köpek de olsa,
affedemiyor, mazur göremiyordu. Bu mesele, çözülmez bir muamma gibi gelmis,
“Bir anda, hem de bir kemikle beni nasil unutur?” diye, padisah ayni
siddetle yeniden haykirmisti:
- “Bu kadar ihsana karsi!”
Köpek, bu hiddetin manasini kavramakta gecikmedi ama, is isten geçmisti.
Padisah, tasmanin ipini derhal elinden birakip:
- Yol verin su edepsize! diye emretti. Etrafindakiler, “Padisahim, üstündeki
mücevherleri, altinlari ve gümüsleri alalim da öyle birakalim” dedilerse de,
padisah:
- Hayir! Birakiniz öyle gitsin! dedi ve ilave etti:
- Birakiniz öyle gitsin! Öyle gitsin de, issiz, kizgin çöllerde onlara
bakarak, kaybettigi seylerin acisini yasasin!!!
***
Insan! Ya insan! Allah’in ihsaninin acaba farkinda mi?
Insan biraz düsünse;
“Hiçlik vâdilerinde, hirsla at kostururken seyreden demek sendin!”,
“kovmadan, azarlamadan, gerçegi görüp belki bir gün dönerim diye, sabirla
bekleyen, gözetleyen beni, demek hep sendin Rabbim!!!” diyerek, bogulur
hiçkiriga.
Cehaletlerin en düsündürücüsü, ALLAH’in mülkünde oturup, O’nun verdigi
nimetleri yiyip, O’nun günesiyle aydinlanip, O’nun çiçeklerini koklayip,
sonra da O’nun varligindan habersiz yasamaktir.
***
Yaratilisina ters bir hayat sürüsü, insanin en önemli bölünme nedenidir. Her
düsüs, her aldanis, hirsla fani seylerin pesinden sürüklenis bizi O’ndan
ayirir.
Zerreden güneslere kadar Allah’i hatirlatan o kadar çok sey var ki, denizler
mürekkep, agaçlar kalem olsa, yazmakla bitmez bunlar.
Haydi bir köpek neyse,
Fakat küçük bir çikar karsisinda, nasil unutur insan?
Niçin, niçin unutur???
Simdi bir kez daha, güncelligi süren gerçegi konusalim.
Duyarsizlik nereden mi geliyor?
Yillardir “Günes”i saklama çabasinda bir egitim sistemi degil mi bunun tek
sorumlusu!!!
Insan, çocuklukta baslayip, etkisinde kaldigi seylerin özetidir.
Inandim demek yetmez. Inanç uyaniklik ister. Kötülükler, dogmadan önlenmeli.
Insan, birbirine bagli görünmez isleyisin bilincinde degilse, bir gün
apansiz sonuçla karsilasir.
Baslangica yönelen yok... Öyle cahil asir ki, hâlâ bardagi tasiran son
damlayla, yaydan firlayan okun iziyle ugrasiyor.
Çocuk korumasizdir.
ORMANDA AYILAR SARMAMISTIR ONU. FAKAT TV’DE BINBIR GÖRÜNTÜ VE SES ONA
DARBELER VURUR...
Insani, kendisinden baska bir sey olmaya zorlarsaniz, mahvetmis olursunuz.
Inandik demek yetmez. ÇOCUGU GÖRMELI...


Dipnotlar:
1. Çiçero 2. Goethe.
· Bu yazi Kemal Ural beyin yakinda yayinlanacak olan “Inançsizligin
Anatomisi” isimli eserinden alinmistir.


Hosted by www.Geocities.ws

1