(Selim Uzunoğlu )
"Bu yazı, ülkemizde varolan onarımcılara ve onların yetiştirilmesine katkıda bulunmaya çalışan insanlara ithaf edilmiştir".
Gerek antik medeniyetlerde ve semavi dinlerde olsun gerekse modern bilimlerin son yaklaşımlarında insana bakış ve onun yapısını modellemede oldukça çarpıcı paralellikler gözlenmektedir. Her birisi insanin yapısını, fonksiyonlarını ve eylemlerini, medeniyet inşa etmelerini üçlü sacayağı üzerine oturtmaktadırlar. İnsanin yapısını oluşturan üçlü sistem, insanin zihnini(düşünme melekesini), kalbini (gönül ve his dünyasını) ve aksiyonunu (nefsini-bedenini) oluşturur. Bu üçlü sistem, kültürümüzde ya akli selim, kalbi selim ve zevki selim seklinde yada zihni kemal, hissi kemal ve vücudu kemal seklinde veya içimizdeki celali(gücü) gönlümüze akan cemal ile birleştirip kemale yürümek olarak ifade edilmektedir. Hayatin anlamı da bu üçlü sistemi birbirinden koparmadan ve etkin bir diyalog halinde hayat yolculuğunu yapabilmektir. Hayatin bu şekilde algılanması ve anlaşılması da, insanin bu dünya misafirhanesine bir mıh bile çakamadan çekip gitmesine izin vermez ve insani hayatta bir iz bırakmaya davet eden ve zorlayan bir farkındalıktır. Onarımcıların hayatlarında izledikleri programın çatısı 3+4 seklinde formüle edilebilen bir düşünme sistemi üzerinde kurulmuştur. Yukarıda tanımlanan üçlü sistemin üzerine eklenen 4A pusulası da, akil, adalet, ahlak ve adap düsturlarından oluşur. Onarımcıların benlikleri oturmuş ve haysiyet, vakar, murad, sabır ve sebat ile terbiye edilmiştir. Onarımcılar, hayatlarını mefkureleri uğrunda harcarlarken, adanmışlık ruhu, ince ayarı sağlayan muhasebe- murakabe ve süreklilik olarak tanımlanan üç ana düstura riayet ederler. Onarımcılar, insanin kendini geliştirmesinde ve kontrol etmesinde dört yolun var olduğunu keşfetmişlerdir. Bunlardan birincisi bedeni ihtiyaçlarını kısarak, çile ve riyazette bulunarak, kendini etkileyen iç ve dış faktörlerden kurtulmaktır.
İkincisi , gönül ve kalp üzerine yoğunlaşıp aşk ve sevgisini belli bir noktada yoğunlaştırıp, kendini dış ve iç faktörlerin tesirinden kurtarmaktır. Üçüncüsü ise, zihin dünyasını değişik tekniklerle kontrol altına alıp, iç ve dış faktörlerin etkisinden kurtulmak ve kendine hakim olabilmektir. Onarımcıların tercih ettiği dördüncü yol ise, hem bedeni hem gönlü(kalb-hissiyat) hem de zihni bir arada arındırarak ve geliştirerek insanin ahenkli ve bütüncül gelişimini sağlamak ve her birinin kendi kemalini sağlamaktır. Bir başka ifadeyle, onarımcılar, ne akli gönüle ve bedene ne de bedeni akla ve gönüle feda ederler. Akli,gönlü ve bedeni bir arada denge halinde götürmeye ve birbirinin ihtiyaçlarını karşılamada kullanmaya söz vermişlerdir. Bu yolda çalışan onarımcılar hayattaki zaman takvimlerini de üçe dilimleyerek kullanırlar. Zamanın birinci dilimini kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve kendilerini geliştirmek; ikinci dilimini içinde yasadıkları toplumun refahı ve gelişimi için üçüncü dilimini de Yaratıcı' ya şükretmek ve O'nun kendisine yüklediği sorumlulukları yerine getirmek için kullanırlar. Onarımcılar, Yunus Emre'nin sesine kulak verip, ilmi öncelikle kendini bilmek olarak tanımladıklarından insanları fıtratlarına göre üçe ayırırlar ve her fıtratı, uygun alanlarda istihdam ederler.. Onarımcıların dünyasında insanlar filozof tabiatlı, sufi tabiatlı ve estetik tabiatlı olarak üçe ayrılmış olup,filozof tabiatlılar, akil ve bilgi dünyasının imarında, sufi tabiatlılar, duygu ve gönül dünyasının inşasında, estetik tabiatlı insanlar da güzel sanatların geliştirilmesinde görevlendirilmişlerdir. Üçlü sisteme göre farklılaşan insanlar ve kurumlar arasında diyalog kültürü de güçlü kılınarak hayatin bütünlüğü korunmuştur. Üç farklı fıtrat kabilesine ait onarımcılar, benliklerini biz havuzunda eriterek de, kollektif aklin, kolektif aşk şevk ve heyecanın ve kolektif sinerjik aksiyonların ve icraatların hayatın karelerinde sergilenmesini mümkün kılarlar. Onarımcılar " Allah bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar iç dünyalarını değiştirmedikçe değiştirmez" ilahi beyanına gönülden teslim olduklarından, onarıma öncelikle kendilerinden başlarlar ve akıllarını,gönüllerini ve bedenlerini arındırıp üçü arasında sağlıklı bir diyalog kültürü oluşturmaya gayret ederler. Onarımcılar su anda dünyayı elinde bulunduran güçlerin basarisinin altında, temel özgürlükler ve insan haklarının etkin kullanımı, ekonomik ve askeri güç, mucitlik, buluşçuluk, girişimcilik , çok sıkı disiplinli çalışma, alin teri, fırsat eşitliği, özgürlük ve tasarımcı ve yenilikçi düşünme gibi unsurların bulunduğuna inanırlar. Ayni fırsatların ve hakların kendi insanlarına verildiğinde, dünyada saygın bir konuma ulaşmanın 10-15 yıllık bir sürece bağlı olduğunun farkına varmışlardır. Onarımcılar, ana dillerini önemserler ve yabancı dille eğitim yapmakla, yabancı dili öğrenmenin farklı şeyler olduğunun farkındadırlar. Ana dillerinin kendileri için gönlü yüzdüren bir gemi, milletleri için kültürünü yüzdüren bir vapur, ve ana dille oluşan kültürün de toplumlarını geleceğe taşıyan uzay mekiği olduğuna inanırlar ve onu korumaya özel önem verirler. Ama en az bir -iki tane geçerli yabancı dili de iyi derecede öğrenmeye söz vermişlerdir. Onarımcılar, bir toplumun tıkanan düşünce üretici kanallarının ve mucitliğinin açılması için, toplumun muradından süzülen gücün, ana dilin etkin kullanımının, kişiliğin ve düşünce açıcı bir kültürle zihni beslemenin gerekli ön şart olduğuna inanırlar. Biyolojik çeşitlilik kadar, toplumdaki alt kültürlerin çeşitliliğine özel önem verirler. Tek tip insan yetiştiren eğitim modelleri yerine, çok farklı alanlarda kişilik bandlarıyla uyumlu alanlarda insan yetiştiren, farklılığa saygı duyan diyaloga açık eğitim modellerini uygulamaya koymak öncelikli projeleri arasındadır. Onarımcıların anayasasında bilim yapmanın ve bilgi üretmenin olmazsa olmazı da üçlü sacayağına oturtulmuştur. Bunlar (1)yetenek, kapasite veya fıtrat uygunluğu,(filozof tabiatlı kimselerin fikir adamlarının doğru seçimi), (2)gönül dünyasına akan ilhamlara ve sezgilere açık olma, akılla-gönüllü etkileştirebilme, ve (3) edep sahibi olmadır(yetenek-ilham-edep üçlüsü). Onarımcılar bilim üretmenin akil gücüne, aşk ve sevke niyet ve isteğe bağlı olduğunu fark ettiklerinden bilgi üretimine yoğunlaşacak onarımcıların haysiyetli , özgüveni yüksek, sorumluluk duygusuna sahip ve tutku derecesinde yapacağı ise kendini vermiş insanlardan seçilmesi gerektiğine inanırlar. Dünyada var olan bilgi tekelini kırmanın tek yolunun buluşçuluğu geliştirmek olduğuna ve buluşçuluğun da ancak, aklin, hayalin ve inanç ve sezginin birlikte ayni hedefe yöneltilmesiyle mümkün olabileceğine inanmışlardır. Onarımcılar, içinde yasadıkları toplumun temel sorunlarını da insan hakları ihlali, özgürlüklerin kısıtlanması ve baskıcı-kisitlayici yönetim biçimleri seklinde üçlü motifte, özetlemişlerdir. Onarımcılar, sosyal yasamda güç-para-servet kadar kişiliğe ve karaktere ve en az onlar kadar da dürüstlüğe, temizliğe ve güvenilirliğe ve samimiyete önem vererek üçlü sistemi bozmamaya özen gösterirler. Onlar nazarında istikrarlı hükümetler, Pazar ekonomisi ve sivil toplum anlayışı eşit derecede önemlidir ve üçünün bir arada sağlıklı etkileşimi, ayakta kalma adına çok önemlidir. Onarımcılar, kendine hayrı olmayan ve kendini ısıtamayan insanların, digergamlıklarının, fedakarlıklarının da düşük katma değerli olacağına inandıklarından, kendilerinin katma değer paylarını artırmaya özel önem verirler. Kendileri ne kadar çok kazanırlarsa o ölçüde daha fazla digergamlıkta bulunacaklarının farkına varmışlardır. Bir hırka ve bir lokma felsefesinden çıkıp, dünyaya hakim olma ve dünya çapında is ve üretim yapma bilincine ulaşmışlardır. Onarımcılar, toplumun tekrar dünyada sözü geçer ve hatırı sayılır milletler seviyesine yükselebilmesi için üçlü sacayağı üzerine oturan bir kurtuluş reçetesine sahiptirler. Bu yaklaşımda birinci ayağı, afaziden kurtulmak veya akli korumak oluşturur. İkinci ayağı, zamanı doğru ve etkin kullanmak ile hayatin takvimine uymak vardır. Üçüncü ayağında ise, ruhun enerjisini, niyet ve nazari, aşk ve şevki, samimiyeti, aklin bilgisi ve gücüyle sentez vardır. Onarımcılar, bilginin peşinde koşarken, niyet ve nazarin, elde edilecek şeyi değiştirdiğine veya belirlediğine inandıklarından niyet ve nazarlarının halis ve temiz olmasına özel önem verirler. Gözlenen ve incelenen şeylerin gözleyen ve inceleyen insanin niyet ve nazarından bağımsız olmadığına inanırlar. İnsanin muradına ve bakış açısına göre varlıkların belli yönlerinin bizlere açık hale geldiğini söyleyen Kuantum alan teorisine göre insan-kainat ve varlık anlayışlarının yeniden gözden geçirilmesinin gerekliliğine inanırlar. Onarımcılar, uzlaşı sağladıkları ve acilen hayata geçirilmesine inandıkları hususları da aşağıda belirtildiği şekilde özetlemişlerdir. Dünyada mevcut olan bilgi tekeli kırılmalı ve düşünülmeyeni düşünebilen insanlarla yep yeni katma değeri yüksek yenilik içeren bilgiler üretilmelidir. Bunun için de okullarda öğrencilere bilgi yüklenilmesinden vazgeçilip, öğrencilere bilgiye erişim stratejileri, teknikleri, usulleri çok iyi şekilde kazandırılmalı ve onlara nasıl düşünecekleri ve nasıl öğrenecekleri ve nasıl karar verecekleri uygulamalı şekilde öğretilmelidir.-Ögrencilere yararlı bilgiyi yararsız bilgiden, katma değeri yüksek bilgiyi katma değeri düşük veya sıfır bilgiden, eğlendirici, oyalayıcı bilgiyi, insanları bağımsız ve etkin kılıcı bilgiden ayırmalarını sağlayıcı bilgi süzme kriterleri geliştirtmeli ve zihinleri bu bilgi süzücü kriterlerle donatılmalıdır. - Öğrenciler, öğretilmiş sorulara cevap bulma yerine, öğretilmemiş soruları sorabilecek ve sıra dışı çözüm önerileri geliştirebilecek bir formasyonda eğitilmelidir. -Öğrencilerin doğru-iyi ve güzeli bir arada sentezleyebilecekleri, akılla gönüllerini ve bedenlerini birlikte geliştirebilecekleri öğrenme ortamları hazırlanmalıdır. Akılla gönlü, inancı ve sezgiyi birlikte geliştirmeli ve birlikte dönüştürmeli ve birini diğerini yedirtmemeye özen gösterilmelidir. -Öğrencilerin zihin dünyalarını mümkün olduğunca çok sayıda kısmi gerçeklere, seçeneklere açık hale getirmeli ve bunlarla tanıştırmalıdır. Bu şekilde öğrencilerin zihinlerinin ve düşüncelerinin donması engellenmeli veya zihinlerinin akışkanlığı sağlanmalıdır. -İnsanin zihin-beyin sistemi, uyum sağlayıcı, öğrenici, kaotik doğrusal çalışmayan dinamik bir sistem olduğundan, bu yapıya saygılı davranılmalı ve eğitim programları ona göre düzenlenmelidir. -Temel bilimlerin ve insani bilimlerin her bir alanında yaklaşık 100 tane üretken, tasarımcı, yenilikçi bilim insani üretilmelidir. - Vizyonu, misyonu ve katkısı ön görülmemiş bilgi üretimi ve araştırma yapılamayacağının farkına varılmalı ve ülkenin bütün araştırma ve geliştirme merkezlerinin kendi bünyelerinde kendi katkılarıyla yeniden tasarımı ve içsel dönüşümünün yolları açılmalıdır. -İnsanin iç alemini ve gönül dünyasını ateşlemeden, beslemeden ve bilgiyle basireti evlendirmeden buluş, icad ve üretkenliği artırmanın zor olduğu dikkate alındığında, her bir onarımcının birinci vazifesinin afazi hastalığından kurtulması ve bilimi, bilgiyi gönül dünyasının, inanç ve sezgi dünyasının bir parçası haline getirmesi olduğu asla unutulmamalıdır. - Din ile bilim arasındaki farkın ve kavganın gerçekte bir metodoloji ve açıklama tarzından kaynaklandığı acilen fark edilmelidir. Din ile bilim, ayni olguların farklı düzlemlerde farklı yönlerini deşifre eden ve açıklayan bilme yolları olduğu, ve bu iki farklı bilme tarzının en azından birbirine karsı nötr veya birbirini tamamlayıcı olduğu asla unutulmamalıdır. Vuruşan ve çatışan şeylerin din ve bilimi anlama ve yorumlamadaki farklılıklardan kaynaklandığı unutulmamalıdır. -Her insan, birey olarak kendi kişilik bandı,( mizacı ve fıtratı) içinde hayatin anlamına dair kişisel sorularını sorabilmeli ve kendi cevaplarını geliştirebilecek imkanlara kavuşturulmalıdır. Özetlersek, bir toplumun dirilisi ve sözü dinlenir topluluklar sınıfına atlayabilmesi için yukarıda kısaca tanıtılmaya çalışan onarımcıların yetiştirilmesine ve işlerin basına geçirilmesine ihtiyaç vardır.
Faydalanılan Kaynak: Dipnot: Bu yazı, Alev ALATLI'nın (Schroedinger'in Kedisi Kabus ve Rüya -İstanbul.) isimli eserlerinden ilhamen yazılmıştır. Alatlı, A.(2001). Schrödinger'in Kedisi 2. Kitap Rüya;
Alfa Basım Yayım Dağıtım