(“Schrödinger’in Kedisi”nden)
"...Eski Türkiye'nin insanları, anacılığın baskın
olduğu bilinçsizlik döneminden çıkamadıkları, 'ön-insan' hüviyetini aşıp
bireyselleşemedikleri için, bağımsız düşünme ve soyutlama yetisini
kazanamamışlardır. Bu talihsizliğin sonucu olarak, Türkler, 'Neo-Faşizm'
dediğimiz, 'Uzlaşma Yönetimi'ne mahkum olmuşlardır. Uzlaşma Yönetiminin
belirleyici niteliği ideoloji yokluğudur.
Eski Türkiye'nin, ideolojisi yoktu. Eski Türkiye'nin, siyasi
ilkeleri, teorileri, idealleri, felsefesi yoktu. Yönü, hedefi, pusulası,
öngörüleri olmadığı gibi, liderliğinin entellektüel unsurları da yoktu. Eski
Türkiye kültürü, duyguların egemenliği altındaydı. Başat duygu da korkuydu.
Evet, korku!
Bayanlar, Baylar, toplumlar, felsefi temelleri kadar sağlamdırlar.
Siyasi felsefesi olmayan bir ülke, okyanusun ortasında, rüzgarın merhametine
sığınmış, rastgele yolalan bir gemi gibidir. Kamaralarına sığınmış yolculardan
tek bir ses duyulur: 'Oturun oturduğunuz yerde! Gemiyi sallamayın!' Yolcular
birbirlerini hareketsiz kalmaya teşvik ederler çünkü kaptan köşkünün boş
olduğundan korkmaktadırlar.
Bayanlar, Baylar, sallanmaya gelmeyen bir geminin denize layık
olmadığı açıktır. Ancak, bu gerçeğin farkına varabilmek, idrak gerektirir.
Bilinç öncesi dönemini yaşayan ön-insanlar, idraktan yoksundurlar. Tıpkı bir
çocuk gibi, yakın çevrelerinde bulduklarına tutunurlar. Değişiklik istemez,
değişiklikten rahatsız olurlar. Gözlerini kapatırlarsa onları rahatsız eden
gerçekliğin ortadan kaybolacağına inanırlar.
İdeolojisiz yaşanamayacağının idrakında olanlar, ön-insan dönemini
arkada bırakmış, 'us'lanmış birey ve toplumlardır. Buna karşın, eski Türkiye'nin
ideolojisinin anti-ideoloji olduğunu söyleyebiliriz. Anti-ideolojinin diğer adı
Uzlaşma Yönetimi'dir.
Uzlaşma, çoğunluğun kendilerini doğrudan tehdit etmediği için
tümüyle reddetmediği, genelde kabul edilebilir siyasi düşünceleri kapsar. Genel
kabul edilebilir siyasi düşünceler, asgari müşterekleri içerdikleri için ‘ılımlı
siyaset’ denilen, amacı toplumsal asabiyeti yatıştırmak olan, sözel törenle
sonuçlanır.
Uzlaşma Yönetimi, aklın değil, akla uydurmanın yönetim biçimidir.
Uzlaşma Yönetimi, ödün vermeyen düşünceleri 'aşırı uçlar' olarak
mahkum eder. 'Aşırılık' kötülükle, fanatizmle eş tutulurken, 'ılımlılık'
erdemlerin en yücesi olarak alkışlanır.
Eski Türkiye'de kural, sağcı, solcu, Türkçü, İslamcı, liberal ya da
cumhuriyetçi, tüm düşüncelerin çoğunluk tarafından kabul edilebilecek şekilde
yontularak 'merkez'de toplanmasıydı. Liberalizm-sosyal demokrasi, liberalizm-
İslamcılık gibi aksi kutuplarda yer alan siyasi düşüncelerin birlikteliklerinin
ancak ve ancak tarafların ideolojilerinden taviz vermeleri halinde mümkün
olabildiği gerçeği gözardı edilmişti. Aklın ve ahlakın hüküm sürdüğü yerde,
ılımlılık diye bir şeyin olamayacağı düşünülemedi. Oysa, Gezegenimizin uzun
sakallı bir adam tarafından yedi günde tasarlandığına inandıkları için, insan
tabiatının Tanrı'nın iradesi dışında oluşamayacağını savunanlarla Darwin
evrimcileri arasında tek bir uzlaşma olabilirdi: anti-ideolojide uzlaşma! Eski
Türkiye, anti-ideolojide uzlaştı.
Uzlaşma Hükümetleri, aklı ve ahlakı Ülkelerinin gündeminden
düşürdüler, geride Türkiye’nin tüm işlerinde söz sahibi, eleştiriye ve
muhalefete izin vermeyen, güçlü, merkeziyetçi hükümetler kaldı. Bu hükümetler,
üretim kaynaklarının sahipliğini bireylere bırakmakla birlikte denetimini
ellerinde tuttular."
İlk bakışta siyasi bir istikrarı varmış gibi görünmekle beraber,
ekonomik açıdan tam bir bir özgürlükler ve denetimler karmaşası olan
karma-ekonomi, Uzlaşma Yönetiminin doğal sonucudur. Özgürlükleri ve denetimleri
tanımlayacak ilkeleri, kuralları ya da teorileri olmayan karma-ekonomilerin,
ön-koşulu, gereksinimi, olmazsa olmazı, ödündür.
Karma ekonomileri, baskı grupları yönetirler. Baskı grupları, özel
çıkar sağlamak için ahlak dışı bir iç-savaş sürdürürler. Amaçları hükümet
mekanizmasını kısa bir süre için ele geçirerek, hükümeti, kendilerine
başkalarının sırtından çıkar sağlayacak yasalar çıkarmaya zorlamaktır. Bireyin
haklarını tanımayan, ahlakı ya da yasal ilkeleri de olmayan karma ekonomilerin
düzene benzer bir şeyi kurabilmeleri için, kendi elleriyle yarattıkları yağmacı
baskı gruplarını zaptırapt altında tutmaları, yasal yağmanın yasa-dışı yağmaya
dönüşmesini önlemeleri gerekir. Bu da ödün demektir. Karma-ekonomiler, hayatın
her safhasında, maddi, manevi, entellektüel alanlarda, ödün vermek
zorundadırlar. Ödün verilmezse, baskı gruplarının elden çıkması, zaten çürük
olan sistemi büsbütün çökertecek taleplerde bulunmaları önlenemez. Ödün kültü,
karma ekonomilerde yeşerir.
Ödün Kültünde, istatistikler doğruların, oylar ilkelerin, sayılar
hakların, kamuoyu yoklamaları ahlakın, yerini alır. Pragmatik, günlük
beklentiler, ülke çıkarlarının kıstası sayılır. Doğru-yanlış, taraftarlarının
sayısı ile saptanır. Yeterli taraftar bulan herhangi bir istek, haklı bir talep
olarak kabul görür. Çoğunluk, azınlığın üzerinde hakimiyet kurarken, çeteleri
yanına alır. Bütün bunlar, Uzlaşma Yönetimi tarafından ılımlılık perdesi altına
saklanır. Karma ekonomi sürecekse, hiç bir şeyin sağlam, kesin ve kat'i
kalmasına izin verilemez. Herşey, akıcı, esnek, kararsız ve 'yaklaşık' kalmak
zorundadır. Karma- ekonomiler Saçaklı kalmak zorundadır.
Karma-ekonomide tek bir ilkenin mevcudiyetinden bahsedebiliriz: hiç
kimsenin çıkarının güvende olmaması ilkesi. Bu düzenlemede, bireylerin çıkarı
kamuya açık bir müzayedeye çıkarılmış gibidir; kim daha çok verirse onun
üzerinde kalır. Yaşayakalmak için birbirleriyle savaşan ekonomik çıkar grupları,
kimi zaman haklı kimi zaman haksız saldırılarla, ülkeyi orman kanununlarının
yaşandığı bir savanaya döndürürler. Bu karmaşa, Çin'in üretken unsurlarını
yüzyıllarca talan eden haydut çetelerinin kaotik yönetimine benzer.
Karma-ekonomilerde bireylerin davranışlarını yönlendirecek
standartlar yoktur. Herkes, günlük çıkarı doğrultusunda hareket etmeye
koşullandırılmıştır. Ödün verilmeyen değerler, erdemler ya da düşünceler, karma
ekonomilerin düşmanıdır. Ödün vermeyen bireyler, gruplar ya da eylemler, karma
ekonominin düşmanlarıdırlar. Tutarlılık, karma ekonominin düşmanıdır. Karma
ekonomilerde, kaypaklar ve dönekler kazanırlar.
Karma ekonomilerde herşey her şey mümkündür, her şey satılıktır -
kimin daha iyi baskı koyduğuna, dalavere yaptığına, halka ilişkilerinin gücüne,
al-gülüm-ver-gülüm düzenlemesine, kazık atma, yalvarma, rüşvet verme, ihanet
etme potansiyeline bakar. Baskı grupları, yasal silahlı kuvvetleri, yasal olarak
silahsızlandırılmış bireylere karşı kullanmaktan da çekinmezler.
Güçlü devlet, karma ekonominin ödüne tabi olmayan tek ilkesidir.
Güçlü devlet, güçlü çıkar grubunun yanında olan devlettir. Güçlü devlet, yapanın
yaptığının yanında kalmasını sağlayan devlettir. Güçlü devlet, özgürlük
taleplerini anında boğan devlettir. Neo-faşizm dediğimiz yönetim biçimi budur.
Öte yandan, kapitalizm, Modernist düşüncenin zirvesi sayılan
Marksizm taraftarlarının iddia ettikleri gibi ‘devletin hakim sınıfların
çıkarlarını kolladığı’ bir sistem değildir. Devletin özel mülkiyeti kolladığı
sistem kapitalizm değil, faşizm’dir. Kapitalizm, her türlü korunmayı reddeder.
Kapitalizm, özgürlüktür. Ne var ki, çocuklar ve ön-insanlar özgürlükten
kaçarlar..."
Alev ALATLI