ASAM DÜŞER ELİMDEN

Sevgili kuzenim Elifimin nikahı kıyıldı geçen gün. İmama üç kere evet dedi. Üç kere biterken başladı, her evet' de bizden, benden çıkıp onlara gitti sanki. Yeni bir Elif'e evet dedi, yeni bir aileye, yeni bir hayata... Düğün ve cenazeydi benim için. her ölüm bir düğün, her düğün de bir ölüm gibi görünür bana. Alt tarafı nikah kıyılmıştı ama benim içim kıyıldı her evet' de, sanki bir kurban yere yatırılıp canına kıyıldı her evet' de.

Benim Elifim evlendi geçen gün. Her evet' de eski günlerimiz canlandı gözümde; yan yanalığımız, acıyla birbirimize yaslanıp sevinçle birbirimize sarıldığımız. O benim Elifimdi, biz yan yana gelen iki Eliftik. On bir kişi kadar çoktuk, on bir kişi kadar güçlüydük. Birlikte gülüp eğlendik, en zorlu anlarımızda birlikteydik ve biz onunla kaç bahar yürüdük. Kaç eylülde bekledik. Kaç yağmurda birlikte ıslandık. Gülerken gözlerimizden yaş geldiği gibi, kaç sefer birlikte ağladık. Birimizin cebine para koyardık sanki diğerimiz daha iyi durumdaymışız gibi. Birimizin yüreği acı ve hüzünle dolmuşsa, diğerimiz teselli verir gelecek güzel günlerden bahsederdik ümitle, sanki diğerimiz daha mutluymuş gibi. Sanki birimiz diğerimizden olgunmuşuz gibi ha bire akıl verirdik birbirimize zorlu zamanlarda. Hep dengelerdik birbirimizi. Sabahlara kadar konuşup paylaştık, geceyi birlikte adımladık, karanlıkları ve karamsarlıkları birlikte kovaladık. En güzel yıllarımızı dostlukla geçirdik. Birbirimizi büyüttük, çoğalttık. O benim ruhumun bir parçası oldu, ben onun...

Küçük sürtüşmelerimiz olsa da büyük yürek acılarımız ve dertlerimizin yanında umursamadık. Ne zaman yağmur yağsa gözlerim yollara düşmüş anlamında beklerdim karşı İstanbul'dan gelecek diye. Çünkü çoğu zaman ıslak fare gibi gelirdi her yağmurda, "Hadi, bu yağmurda evde oturma, yürüyüp ıslanalım" derdi. Hem güler nem ağlardık yürürken, birlikte ıslanırken. Hem sorar hem cevaplar, hem konuşur hem susar, hem birbirimize en çok kalbimize gömülürdük.

Ben ilk ondan öğrendim günlük tutmayı, kek ve börek yapmayı. Hayatıma katılan ne güzel bir renkti o. Yanık simidin yarısı benimse yarısı onundu. Çocukluğumda ben hep onların yolunu gözlerdim; gençliğimde hep Elifin yolunu. İncecikten bir kar yağar, tozardı Elif diye. Bir kalbin öteki kalple sevgiyle buluşmasını, yan yana, omuz omuzalığı ben ilk ve en çok onunla yaşadım.

Şehir dışına çıkarken benim gömleğimi götürürdü yanındaymışım gibi. Ne çok şaşırırdım bana olan sevgisine. Oysa ben de günlüğümde, onun yazdığı sayfaları okurdum en çok, şifa niyetine, albümde onunla olan resimlerimize bakmayı severdim en çok. İki Eliftik biz uzaktayken bile yan yana, dışarıdayken birbirinin içinde. Onun hayâliydi düşüncemi süsleyen, acılarımı kovan, ümitlerimi yeşerten...

Üç kere evet dedi Elif. Üç kere geçmişin resmi geldi zihnime. Ne güzel bir resim bıraktık Elifçiğim biz seninle geride. Yan yana olmanın, birbiri için koşmanın resmini çizdik. Harçlığımız az dostluğumuz büyük, sevgimiz on bir kişi kadar çoktu.

Orada, işte orada, geçmişte iki kişi yan yana duruyor hâla. En zorlu, çetin döneminde birbirine yaslanan, dayanan, destek olan iki kişi el ele tutuşmuş, sevgiyle bakıyor bize. İmam nikahınızdan sonra dua ederken ve biz ellerimizi duaya kaldırırken, o iki kişiyi tebessümle selamladım. Yani bizi.

Nişan yüzüğünüz ve koluna bilezikler takıldıktan sonra ikimiz odaya çekilmişken sağ elini uzatıp "Hâla inanamıyorum, bu el benim mi Allah'ım!" dedin ya hayret ve sevinçle. "Evet, bu sensin!" dedim ya gülerek. Mutluluk parıltısıydı gözlerindeki. "Benim Elifimi şimdi kimler yaşayacak" diye hiç kederlenmem. Sen mutlu olacaksın, hayat anlamını biraz daha sunacak ya sana, ne güzel işte...

O kimliğimizi aradığımız, kendimizi inşa etmeye çalıştığımız, kabuklarımızı acıyla çatlattığımız o ilk gençlik dönemimizde yan yana, sevgi ve dostluğa dair resimler verdik ya hayata. Birbirimize en ihtiyacımız olan zamanlarda "İşte buradayım!" dedik ya. Buydu önemli olan.

İnşallah düğününüzde de seyrederim seni. Hem benim güzel ölümümü seyrederim ibretle; hem beyaz gelinlik içinde melek gibi gezinirken seyrederim seni. Hem evinden ayrılacağına hüzünlü, hem sevgi dolu kalbini bütünleştireceği için mutlu olacak seni.

Bir gün günlüğüme yazmıştın ya; "Zaman geçiyor hiç fark etmeden. Farklı yollarda ama kimi zaman bizi birleştirdiği kavşaklarda. Eskiden, yani daha sık birlikteyken ne çok kendimizi dinlerdik. Hatırlıyor musun? Hiç konuşmadığımız zamanlar bile olurdu. Ne kadar aptallıklar yapmış olsak da birlikte iken huzurluyduk. Ve derken ayrıldık. Ama biliyorum ve biliyorsun ya, hep varız ve birlikteyiz aslında. Gelecek inşallah bizim için çok daha iyisi ve güzeliyle bekliyordur bizi..." İnşallah Elifçiğim.

"Yeni bir Elif çıkmalı artık ortaya, sabitliğinin bir milim ötesine gidemeyen ben" diye yazmıştın da çok eskiden, sonra sen kaçıncı üniversite sınavı denemendeyken bu kez ben de seninle gelmiş, saatlerce bahçede seni beklemiştim. Güneş beni kovalamış ben hep gölgeye kaçmış, oturduğum yerde uyuşurken dua etmiş, 'Benim senin yanında olduğumu hisset, heyecanlanma, çıkışta yemeğe gideceğiz" diye içimden ne çok bütünleşmiştim o gün seninle. Senin için en çok o zaman atmıştı kalbim, artık mutlu olmanı o an ne çok istemiştim. Saatler sonra gülerek çıkmıştın, yanık simit almıştık yolda, ümitle parlıyordu gözlerin. Birkaç ay sonra 'Kazandım!' diye gelmiştin evimize. Uludağ-Maliye. Seninle Bursa'ya gidip yağmurda nasıl sırılsıklam olmuştuk yurt ararken.

Sen Bursa'da artık değişmeye ve dönüşmeye başlamış ben Elifini uzaklarda bırakmış, Elif ba' yı öğrenmeye başlamıştım. Geçen bir İlahinin sözlerini netçe anlayabildim nihayet. "Elif Allah, mim Muhammed" diyormuş. Sevgili Elifçiğim, Allah aranızı hayırla birleştirsin. Ben de asıl Elif'i, yani Allah'ı yanımda daha çok hissederek yürümeye devam edeyim inşaallah.

Bu garip yazının başına Asam Düşer Elimden demek geldi içimden. Hz. Musa'ya o elindekinin ne olduğunu soruyor Allah. "O benim asamdır" diyor Hz. Musa. Onunla koyunları için ağaçlardan yaprak düşürdüğünü, ona dayanarak yürüdüğünü ve daha pek çok işine yaradığını anlatıyor. 'At onu elinden' emriyle yere attığında asa yılana dönüşüyor ve kaçıyor korkuyla.

Ah o asa. Asanın kendisinden bilmediği zaman iyiliği, hayrı ne büyük neticeler doğuruyor, masallardaki sihirli değneğe dönüşüyor. Hani sihirbazların yılanlarını ejderha olup yemişti o asa. Asa-yı Musa diye ünlenmişti, taştan su çıkarırdı. Ben gönül rızasıyla yere atmam asa gibi dayandıklarımı, faydayı kendilerinden bildiklerimi. Sanki yere atma emri gelir, elimden düşer, Allah'sız hiçbir şey yapamayacağımı görürüm, Onun lütfuyla ferahlanırım, sonra bittiğim yerde başlar, tükendiğim yerde çoğalırım. "Lütfun sayesinde neler gördüğümü ben bilirim, ellereyse masal gelir" derim ben de.

Aziz Mahmud Hüdai'nin sözünü yazmışım eski bir ajandama;

Bir padişaha kul ol kim, mülkü zail olmaz ola, bir gülşende bülbül ol kim, hiç sararıp solmaz ola" diyor. Her yitirişte Baki olan Allah'a daha çok sarılıyorum, hiç yıkılmayan koca bir çınara huzurla yaslanmanın keyfini çıkarıyorum. Asaya değil Allah'a dayanmayı, o vakit asanın muazzam işlere tablacılık edeceğini görüyorum kendime asa yaptığım her şeyde.

Elif Allah, mim Muhammed... Ne güzel...

 

[email protected]

Hosted by www.Geocities.ws

1