::Duy Artik::
|
Üretilmiş , kodlanmış , tüketime
sunulmuş eşya değiliz , insanız biz ! Ne demek daha ne
istiyorsun ? !!! Hür irade ile görünür hale gelen
varlığımızla varlık kazanabilirsin ; yok etmekle var
kılmayı düşündüğün sanallığımızla
varolamazsın!!!... |
Duy Artık
Yaşama sanatı türü metinler yazan hemen her
bilge şunu söyler ; Kenidinizle ve hayatla yüzleşin ! Kendinizi ve
hayatı keşfederek anlayın ve anlamlı kılın ! Bu
şu demek ; Kendinize ve hayata dair sorular sorar , bu soruların
ardına düşersiniz. Zihin ve yüreğinizde soruların
oluşturduğu boşluğu , bulacağınız
cevaplarla doldurur , tutacağınız bir tutamak ve
sığınabileceğiniz güvenli bir mekan bulursunuz.
Soruların cevapsız kaldığı zamanlarda ise sizde bir
çözülme başlar ; bir anlamsızlık , bir hiçlik duygusu sarar
sizi. Hiçbir anlamı olmayan bir varlığın hiç olan bir
hayata daha fazla katlanamaması durumunda yıkım
gerçekleşir. Türkiyede anlamlı bir hayat yaşamak için ise
şunu yapıyoruz ; Reel gerçekliğiyle Türkiye ile ve Türkiye
içinde öz benimizle yüzleşiyoruz. Varlığımızın
ayırıcı özelliği selim akıldan , bizi duyarlı
kılan yüreğimizden , ortak şuurun önümüze koyduğu
evrensel değerlerden ve sosyal bilimlerin çerçevelediği
kavramlardan hareket ederek kendimizi tanımlıyor , durduğumuz
yerden Türkiyeye bakıyoruz. Bir
acayip Türkiye görünüyor doğrusu. Haritadaki bir
karşıtlıktan değil , bunun ötesinde duran bir Türkiyeden
bahsediyoruz. Yaslandığı yeri , geliştirdiği dili ve
vurguladığı kavramları durduğumuz yere
vurduğumuzda , bir karşıtlıkla karşı
karşıya geliyoruz. Bir uyum sorunu var ; reel Türkiye ile
çelişiyoruz. Türkiye dışında başka bir yerde
yaşama şansımızın olmadığı , bizi
dışladığını bilerek ve hissederek
yaşıyoruz. Geliştirdiğimiz sorular cevapsız
kalıyor , cevap olarak sunulan gerekçeler içimizdeki boşluğu
dolduramıyor. Her geçen gün ayağımızın
altındaki zemin biraz daha kayıyor. Yersizlik ve yurtsuzluk duygusu
içinde , aidiyet bağlarımızın çözüldüğünü
hissediyoruz. Türkiye bizi önemsemiyor , bize rağmen bizi
inşa etmek istiyor. Ta baştan şunu demişti ;
İnkılapları yapmak için çok kere zor kullanmak
lazımdır. Saydığım anlamda bir değişiklik
yapılırken mukavemet ve irtica unsurları , yerine göre elinde
silah cebinde kitapla , kafasında eskiye alışmış
somurtkanlık , dilinde iğfal ve tehevvürle gelip
karşınıza dikilirler. Bunları vurup devirmedikçe
inkılabı yapmanın ve hatta uzun devirler korumanın
imkanı yoktur ... Bu bakımdan da Türk inkılabı en ziyade
zor kullanmayı gerektiren bir hususiyet gösterir. Türkiye , birilerinin iyiliği için , onlara
rağmen , onlara zor kullanıyor. Aradan uzun bir zaman geçmiş ;
sokaklara , meydanlara doluşan ahali bu geçmiş uzun zamanın
hatırasına şenlikler yapıyor , ama o hala eski
korkularını yaşıyor. Hayır , inkılapları
ortadan kaldırmak , zamanı ters döndürmek gibi bir niyetimiz yok ,
aklımız ve yüreğimizle var olmak istiyoruz. Ayak
bastığımız zemine eğilmek , ona dokunmak ,
içeriğine bakmak , üzerinde düşünmek gibi bir çabamız
olmalı , diyoruz. Çünkü kendimizi boşluğa bırakmak ,
belirsizlik içinde yürümek , sahici bir gerçekliğe rağmen kendi iç
yanılsamamızda ve zindanımızda yaşamak istemiyoruz.
Bunun için parmak kaldırıyor ve sorular soruyoruz. Sadece anlamak ,
anlamı olan bir hayatın görünür hale gelmesini istiyoruz. Oysa
Türkiye kaldırdığımız parmakları ,
geliştirdiğimiz soruları , iç dinamiklerimizle oluşan öz
benliklerimizi , kullandığımız dili ve giyindiğimiz
libası ... anlamak gibi bir çaba içine gireceğine , tüm
imkanlarıyla bizi , yersiz korkusunu büyütmekte ve ahaliyi manipüle
etmekte kullanıyor. Türkiye , bir yanılsamayı geliştiriyor ,
dışındaki gerçekliği görmezden gelerek , kendi üzerine
kapanıyor ; kendini tekrar ederek tükeniyor. Türkiye bize yani Cumhur
a hiçbir alan bırakmıyor ; dilimize kancalar takıyor ,
kelimelerimize mahkumiyet veriyor. Parmak kaldırmayacağız ,
sorular sormayacağız , kendimizi biz olarak
gerçekleştirmeyeceğiz de ne yapacağız ! ??? Diyor ki ;
Sus , dinle ve itaat et ! ... Seni tanımladım ya ! Pratiğine
taşıyacağın yaşam kalıpları sundum ya !
Sana bir dil verdim ya ! Daha ne istiyorsun ? !!! Üretilmiş , kodlanmış , tüketime
sunulmuş eşya değiliz , insanız biz ! Ne demek daha ne
istiyorsun ? !!! Hür irade ile görünür hale gelen
varlığımızla varlık kazanabilirsin ; yok etmekle var
kılmayı düşündüğün sanallığımızla
varolamazsın!!!... Türkiye sanki tarihin sonuna gelmiş gibi !
Aradığı her şeye kavuşmuş gibi ! Bundan
sonrasını görmek istemiyor. Sanki zaman akmaya devam etmiyor ,
sanki hayat sürekli yeni şeyler geliştirmiyor. Hızlı bir
değişim yaşanıyormuş ... bütün coğrafyalar bu
değişimle birlikte paradigmalarında yumuşamalara
gidiyormuş ... yeni zamanda yeni diller geliştirmek
gerekiyormuş ... Türkiye bunların ne farkında ne de bunlar
Türkiyenin umurunda ; bildiğini okuyor ! Yeni zamanlara
taşınamayan , içi boşalan , kullanıla kullanıla
eskiyen bir yapının eteklerine sımsıkı
sarılmış , elindeki oyuncağı bırakmak istemeyen
çocuklar gibi etrafı velveleye veriyor. Neye rağmen ? !!! Binlerce
insanın ölümüne , çetelerin eline düşen bir sisteme ,
kazandıkları okullara giremeyenlere , felç olmuş bir ekonomi
ve eğitime , sokaklarda yaşanan drama ve yoğun trajediye
rağmen kendini tekrar etmekte ısrar ediyor. Bununla kalmıyor ,
ideolojik egemenliğinin zayıflmasına bağlı olarak
, devlet topluma çok daha katı müdahalede bulunmak ihtiyacı
duyuyor. Beni sevmek zorundasınız diyor . Rızaya
bağlı bir sevgi ilişkisini öne sürüp sevilecek hale gel
diyenlere , çelişkileri gösterenlere , genel geçer evrensel
değerlere işaret edenlere sopayı gösteriyor. Yanlış
yapıyor , çünkü , rızaya dayanmayan her türlü ilişki hem
başlı başına bir sorun , hem de başka
sorunların asıl kaynağını oluşturur. Bir
kimseye baskı yaparak sizinle ortaklık kurmasını , sizden
alışveriş etmesini , sizi sevmesini , size dostluğunu
sunmasını , inançlarınızı veya düşüncelerinizi
paylaşmasını sağlayamazsınız. Bize ait bizi önemseyen , bizi merkeze alan , bizi
kodlamayan , bizi üretmeyen Türkiye istiyoruz. Bildiği bildik bir baba
rolünü üstlenen , çevreyi merkezin dar alanına tıkayan bir
Türkiyenin değil , bizi bize bırakan , bize birazcık güvenen
bir ülkenin beklentisi içindeyiz. Siz de kimsiniz , diyemezsin ey Türkiye ! ... Biz
insanız ; biz yüreğinden beslenen , aklı olan , vergi veren ,
bu ülkenin dağlarında çocuklarını yitiren , ekonomik
sıkıntılar içinde yaşayan , barıştan yana olan
, demokrasiyle taçlanmış cumhur lu bir cumhuriyet isteyen
yurttaşlarız. Bizi duymak , bizi dinlemek , bizi önemsemek
zorundasın ! Bizi arkaya alarak , bizden uzaklaşarak ,
yüreğimizde yer edinmeyerek çok daha fazla gidemezsin ! Birkaç adım
sonra bizsiz yetimliği kuşanacak , arada açılan mesafeyi bir
daha dolduramayacak boşluğa düşeceksin ! Bu ülkenin
çocuklarını oyalayarak , onları top-pop çerçevesine
sıkışmış soluksuz heyecanlarla avutarak , hamaseti
aşmayan derinliksiz kutlamalarla bakışlarını
sığlaştırarak büyüyemez ve gelişemezsin ! Bizi duy artık ! Dön ve bize gel ! Evine dön ! Biz buradayız , korkularını aş !
Yanılsamalardan sıyrıl ! Bizimle konuş ! Göreceksin ki korkulacak bir şey değiliz ; seni
anlamak anlamakla birlikte sevmek istediğimizi anlayacaksın.
Küskünleri oynamayalım ! demokratik bir cumhuriyet kendi
yurttaşlarını tehdit olarak görmez , düşünen
insanlarını hapishanelerde çürütmez , halkın meşru
temsilcilerini parlamentodan yakapaça dışarı atmaz , muhalif
partileri oyun dışı bırakmaz. Demokratik bir cumhuriyette
bütün siyasi partilerin aynı telden çalması anayasal bir zorunluluk
olarak dayatılmaz. Resmi ve özel medyayı güdümlü bir kamuoyu
oluşturmak üzere manipüle etmez. Ellerimizi havada bırakma artık , Türkiye ! Uzat ellerini ... Nihat Dağlı
Hiç , Yoktan
İyidir
|
Geri:: |
Ó2001