::Benim
Icın Cok Degerlisin::
|
Güller ekmeliydik gönlümüzdeki bahçelere... Gönlümüze sığdırmalıydık
evreni. Ve o evrenin mimari olmalıydık, yüce mimarin bize
verdiği o hislerle yeniden eskizleşmeliydik duyarsız kalan
yanlarımızı... |
Yalnız
yaşamayı da bilmeliyiz. Yine de öyle bir an gelir ki
sığamaz olursun kalıbına; işte o zaman tek yürek
olabileceğin bir dost ararsın. Yorgunsan hele;
sığınabileceğin mavi bir koya demir atmak istersin.
Yelkenlerimi indirdim şimdi, ıssızlığına aksimi
düşürdüm. Kendimi gördüm engin sularında... Dostluğun
güneş olup kuşattı beni çok uzaklardan. Gün
batımlarından sonra güvertemdeki ışıklarımla
yakamoz olup ışıldadım. Hafif bir meltem çıktı
sonra, dans ettik gecenin sessizliğinde... Yıldızlar
düşsün üzerine ama sen beni sar, yüreğinin derinliklerinden gelen o
sıcak sevginle... Bir damla sevgiymişim en başından beri,
fark etmek uzun zaman aldı. Oysa her zaman güzel ve özelmişim,
sadece farkında değilmişim. Şu madde boyutuna
sıkışmış insancıklar var ya; onlardan
olamadım hiçbir zaman ve olamam da... Şimdi benim de
yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şeyler var: Ben
her şeymişim... Beyaz bir gül, bir kır çiçeği,
güneş, ay, uçsuz bucaksız mavi bir okyanus... Derin bir
gökyüzüymüşüm... Siyahmışım, beyazmışım...
Tüm sevdiklerimmişim, senmişim, benmişim... Her seherde
yeniden doğanmışım... Ölüm ve
yaşammışım... Ben her şeymişim... Madem her
şey bendim; o halde anlam olmalıydım yaşama... Anlam
vermeliydim bakışlarıma ve ritm eklemeliydim
adımlarıma... Yürüdüğüm yollar benden iz
taşımalıydı. Beni ben olarak yazmalıydı
geçmiş, silemediğimiz sayfalarına... Her kara
kışın içinde BAHAR'lar bulmalıydık yaşamak
için... Beyaz beyaz çiçeklenip, lapa lapa yağmalıydık
çıplak ağaçlara... Gelin olmalıydı, ince, narin, bir
sabah, penceremin önünden boy gösteren ağacım... O
dışarıda titrerken, ben sandalyemde oturup sıcak
çayımı yudumlamalıydım. Çayımın buğusu
üşüyen yanaklarımı ısıtmalıydı ve ben
ürpermeliydim bu bahtiyarlıktan... Güller ekmeliydik gönlümüzdeki
bahçelere... Gönlümüze sığdırmalıydık evreni. Ve o
evrenin mimari olmalıydık, yüce mimarin bize verdiği o
hislerle yeniden eskizleşmeliydik duyarsız kalan
yanlarımızı... İçimizdeki tüm manalar kainatta madde
olmalıydı. Örneğin; kuşun kanatları, yaşama
doğru yürümeyi öğrenen bir bebeğin ayakları veya
yaşı hayli ilerlemiş bir ninenin yüzündeki tüm
kıvrımlar... Sevgi maddede şekillenmeliydi böylece... Seni
seviyorum diye haykırmalıydık hayata ve eko vermeliydi,
aynı içtenlikle, sonsuza değin, yaşamın yalçın
kayalıkları... Umutlarımız tüm korkuların önüne bent
olmalıydı... Evet şimdi yaşadıklarımdan
öğrendiğim bir şeyler var: Yürüdüğünü fark
edebildiğinde, baktığını görebildiğinde,
gülüşünle insanları yüreğindeki evrene hapsedebildiğinde
yaşadığını anlarsın. Ve sevgiyse hayat
felsefen, sevdiğin müddetçe yaşarsın... Üçüncü boyuttan
kurtulduğun an ebedileşirsin. Bir damlayken derin bir deniz olup
çıkarsın. Şimdi bana uzaklardan uzattığın
ellerinle ellerimi kenetliyorum. Yaşadığımız
vurdumduymaz dünyada dostluğun benim için çok önemli. VE SEN BENİM İÇİN ÇOK DEĞERLİSİN... |
Geri:: |
Ó2001