::Anlamin bos Biraktigi Yer::

 

 

Hemen aklından çıkarabileceğini sandığı görüntüden, tilkinin kızıl kuyruğundan bir türlü kurtulamaz. Her yerde bu kızıl kuyruk karşısına dikilir; düşüncelerinde, düşlerinde. Ne kadar gayret ederse etsin bir türlü ondan kurtulamaz. Bu saçma, anlamsız ve bir o kadar da inatçı görüntü olmadan tek bir an bile geçmez; kurtulmak için gayret gösterdikçe aklına takılıp kalır bu kuyruk. Perinin vaatlerinden mahrum kaldığı gibi yaşama sevincini de yitirir. Belki, ölürken bile yakasını bu kızıl kuyruktan kurtaramamıştır.

Anlamın boş bıraktığı yer...

Hiçbir yere çıkmayacağını bildiğimiz sokaklara gireriz bazen. 
Nedenini bilmeden, olmayacak bir ilişkinin peşinden gideriz yıllarca.
Bir hiçliğin dayanılmaz cazibesine kapılmış gibi, bize kapalı duran birinin hayaliyle savrulup dururuz boşlukta.
Serinkanlı olabildiğimiz nadir zamanlarda, duygularımıza bir anlam veremediğimiz olur ama böyle anlar çabuk geçer, her şey yine eski çözümsüzlüğüne kavuşur ve rahatlarız.
Yıllar önce karşılaştığı ve ilişki sayılamayacak kadar kısa bir süre beraber olduğu birini aklından çıkaramayan bir arkadaşım vardı. Geçen zaman içinde kendi hayatını yaşarken, onu hiç unutamamış, sadece düşüncelerinde de olsa onu hayatının bir parçası haline getirmekten hoşlanır olmuştu. Bazen, onun hayatıyla ilgili küçük bilgiler verirdi. Arada sırada onunla konuştuğunu ya da görüştüklerini ama bütün bunların hiçbir anlam ifade etmediğini ve bu yüzden bana anlatmadığını düşünürdüm. Onu bir kere görmüştüm. Arkadaşımın onu neden unutamadığını anlamak için hiçbir neden yok gibiydi. Benim keşfedemediğim ama
arkadaşımın ilgisini çeken şeyin ne olduğunu bir türlü bulamamıştım. Öyle donuk, uzak ve sıkıcı görünüyordu ki, sanki kalbinin olduğu yerde "bu kapı boşluğa açılıyor" gibi küçük bir tabela asılıydı.
Bazen, peşinden koştuğumuz ilişkinin saçmalığı, tuhaflığı ve boşluğu bizi çekiyor olamaz mı?
Tıpkı Jean Baudrillard'ın anlattığı şu küçük hikâyedeki gibi: Küçük bir oğlan çocuğu, bir periden, bütün isteklerini yerine getirmesini ister. Peri, tek bir koşulu yerine getirmesi karşılığında bunu yapabileceğini söyler; çocuk, tilkinin kuyruğundaki kızıllığı asla aklına getirmeyecektir. "Bundan kolay ne var!" diye karşılık verir çocuk, büyük bir rahatlık içinde. Ve bütün hayatının mutlu geçeceği düşüncesiyle perinin yanından ayrılır.
Peki ya sonra?
Hemen aklından çıkarabileceğini sandığı görüntüden, tilkinin kızıl kuyruğundan bir türlü kurtulamaz. Her yerde bu kızıl kuyruk karşısına dikilir; düşüncelerinde, düşlerinde. Ne kadar gayret ederse etsin bir türlü ondan kurtulamaz. Bu saçma, anlamsız ve bir o kadar da inatçı görüntü olmadan tek bir an bile geçmez; kurtulmak için gayret gösterdikçe aklına takılıp kalır bu kuyruk. Perinin vaatlerinden mahrum kaldığı gibi yaşama sevincini de yitirir. Belki, ölürken bile yakasını bu kızıl kuyruktan kurtaramamıştır.
Baudrillard'a göre, kötü niyetli peri, anlamın boş bıraktığı yerin zihni büyülediğini biliyordu ve bu hikâyede de boşluğu yaratan şey, tilkinin kuyruğundaki kızıllığın anlamsızlığı gibi görünüyordu.
Belki arkadaşımı çeken şey de, bir türlü unutamadığı o adamın, sanki "Bu kapı boşluğa açılıyor" tabelasını taşıyor gibi olmasıydı. 
"Bu kapı boşluğa açılıyor", yani "Bu ilişki hiçbir yere gitmez". 
Jean Baudrillard'a göre, hiçbir yere açılmayanı açmamamız için hiçbir neden olamaz. Hiçbir anlamı olmayanı asla unutmamanız için de hiçbir neden olamaz.
Ama, "Keyfi olan şey de, aynı zamanda mutlak zorunlu olma özelliği taşır", bunu da unutmamak gerekir.

Anlamın boş bıraktığı yer, zihni büyüleyebiliyor bazen.

Yazarı Bilinmiyor

 

 

Geri::

Ana Sayfa::

 

 

 

 

 

Ó2001

Hosted by www.Geocities.ws

1