::Aglayan
Kaya::
|
Gökyüzü ile denizin birleştiği o ince çizgi
de birbirleri ile kur yaparcasına dans eden yunusları seyretmek,
beni en cok mutlu edendi, onlara bakıp ,zamanı unuturdum...Deniz,
teknem ve yunuslar benim tek dostumdu...Ta ki seni tanıyıncaya
dek.. Seni gördüğüm gün, gözlerim kenetlenmişti
sana, bu güne kadar-kadınım- dediğim deniz tutsaktı sanki
gözlerinde, bazen turkuaz, bazen yeşil, çoğu zamanda mavi idi,
-tıpkı denizin değişen rengi gibi- İlk gözlerine vuruldum, sonra sesine, sonra
.....Sonra tüm benliğine, tüm sevecenliğine, tüm
şenliğine vuruldum... |
AĞLAYAN KAYA... Artık ağlamak
istiyorum, ama hiç bir şey beni
ağlatamıyor... Tükenen
gözyaşlarını bulup, ağlayabilmek bile, azaplı bir bekleyişe
dönüşebiliyormuş bazen -
tıpkı seni beklediğim
gibi- Duygular boğazında düğümleniyor, ağlayabilsen geçecek sanıyorsun,
ağlamayabilmeyi o an
kaybettiğin değerli bir
eşyan gibi arıyorsun.. Ağlayamamak ne
kötüdür, biliyor musun? Nasırlaşmış
kalpleri sevmem ben..Ben ki bir kedi yavrusu gördüğümde son paramı
ona süt olmak için harcarken, zehirlenmiş bir sokak köpeğinin
arkasından gözleri yaşlarla dolu bakarken, şimdi ağlayamıyorum.... Bir ağlasam, içimde ki
fırtınalar dinecekmiş gibi geliyor bana....Sanki ağlasam, o fırtınalı
ağlamanın ardından, içimde ki güneş tekrar doğacak,
içimi ısıtacak, diye avutuyorum kendi kendimi kaç zamandır... Oysa benim Güneşim
sendin... Ada erken gelen yazın tadını
çıkaran turistler ile şenlenirken, adanın sakinleri, beyaz
badanalı ada evlerinden dışarıya taşmış,
-gri kışın acısını
çıkarırcasına-, balkonlarından rengarenk,- yaz
habercileri gibi sardunyaların açtığı, o
ada evlerinin kapıların da, dedikoduya
dalmışlardı... Yaz gelmişti... Yanık tenim, beni daha
esmer yapmış, simsiyah dümdüz saçların güneşin etkisi ile
ışıl ışıl parlamıştı...O yaz 24
yasına basmıştım... adanın en
yakışıklısıydım... Bana aşık olan cok, ama kalbımı calabilen
kimse yoktu..Benim aşkım denizdi...Ta ki seni görünceye kadar... Seni görünceye kadar
adanın mavi suları, sevdiğim olmuştu, -aşkım-
adını koyduğumuz
teknemiz ise, tek aşkım... Yazın en büyük
zevkimdi erken kalkıp babamla balığa çıkmak, tek
sevdiğim denizle kucaklaşıp, doyasıya sevişmek....Ta
ki seni görene dek... Gökyüzü ile denizin
birleştiği o ince çizgi de birbirleri ile kur yaparcasına dans
eden yunusları seyretmek, beni en cok mutlu edendi, onlara bakıp
,zamanı unuturdum...Deniz, teknem ve yunuslar benim tek dostumdu...Ta ki
seni tanıyıncaya dek.. Seni gördüğüm gün,
gözlerim kenetlenmişti sana, bu güne kadar-kadınım-
dediğim deniz tutsaktı sanki gözlerinde, bazen turkuaz, bazen
yeşil, çoğu zamanda mavi idi, -tıpkı denizin
değişen rengi gibi- İlk gözlerine
vuruldum, sonra sesine, sonra .....Sonra tüm benliğine, tüm
sevecenliğine, tüm şenliğine vuruldum... Denizde vurgun yiyenlerin
acısını biliyordum artık...Vurgun sırasında, yaşadıkları
sarhoşluklara tanıktım
Onların. Bende gözlerinde dalıp gidiyordum, derinlere daha derinlere...vurgun yemekten
korkmadan, gözlerinde ölüm bile güzel olmalıydı senin... Gözlerinde ölebilirdim... Sonunda hediyelik eşya
satan o dükkanın önünde göz göze geldik ilk..Aslında o seni ilk görüşüm değildi -sadece
sen beni ilk orada fark ettin- ... Ben
ise seni ilk,
aşkımın-teknemin- yanına yanaşmış
teknenizde görmüştüm.. Ve vurulmuştum. Denize
vurgunluğum gibi, deniz gözlerin vurmuştu beni... Bir iki saniyelik
bakışlarını çevirdin benden. Oysa o bir iki saniye için
ölmeye hazırdım ben... Yanına gelmeme ne
engeldi bilmiyorum..Bildiğim vurgundum, kaybolmuştum..Gözlerinde
daha fazla kaybolmaktan korktum..Kalbim çarparken, yüreğim
ağzıma gelmişken, yanına gelemezdim, oradan
uzaklaştım..Ruhumla değil, bedenimle... Çünkü ruhum, zihnim, aklım seni ilk
gördüğüm günden beri-senin adaya geldiğin o ilk günden beri-
seninleydi... Beni ikinci kez-
aşkımın-teknemin yanına demirlediğiniz teknenizde
gördün... Gözlerime
inanamıyordum, bana gülümsemiştin. O mavinin her tonunu
taşıyan gözlerinde gülmüştü bana... -günaydın.. -günaydın... -Yeni geldiniz sanırım adaya (oysa
geldiğin gün, teknenizin dakika dakika limana
yanaşışı aklım da, beynim de, hafızam da
idi.Tıpkı cok sevdiğin bir filmin, bir sahnesinin
hafızana kazılışı gibi) -
Yeni
değil..Yarın bir hafta olacak, 3 günümüz kaldı..Ama buradan
hiç gitmek istemiyorum...Adayı çok sevdim... (3 gün mü? 3
kısacık gün..Ne sığabilirdi ki 3 güne?, neden? neden seni
ilk gördüğüm gün yanına gelmedim?, neden?????) -
Ben burada
doğdum.. gözlerinin içine
baktım ve ekledim... -
Senin
adın DENİZ olmalı.. -
Hayır
..Benim adım Güneş... Gülümsedin. Gülümseyince,
yanaklarında beliren gamzeleri fark ettim..Ne kadar güzeldin, bir peri,
bir prenses bile, bu gözleri ve gülünce beliren bu gamzeleri,
kıskanırdı... -ya Deniz, ya da Güneş.....Başka bir isim sana bu kadar
yakışamazdı.... -
Efendim?? Gülümsedim, açıklama yapmaktan kaçınarak... -benim adım da Ege... -Adayı iyi biliyorsun
o zaman...Burada doğduğuna göre.... -büyük bir zevkle seni, ada
da istediğin yere götürürüm... -Anlaştık!!!önce
batık şehri görmek istiyorum.... -ne zaman müsaitsin... -sen ne zaman müsaitsen? -hemen yola çıkabiliriz o zaman... Elimi uzatıp, seni
Aşkıma aldım....aşkım bile kıskanıyordu
seni sanki, güzelliğini, narinliğini.... -Gemiler de dişidir
bilirsin-...Ama artık aşkım da öğrenmeli, artık
benim aşkım sensin!!!- Ellerim ilk kez o anda
ellerine değiyor, ürperiyorum... Ve sonra yelkenler
fora.....!!!!!!! Batık şehre
gelinceye kadar ne cok sey paylaşıyoruz seninle... Sende denizi seviyorsun,
bende... Sende yelkenlilere
bayılıyorsun, bende... Sende hayvanları cok
seviyorsun, bende... Ama ben bir şeyi daha
seviyorum, deniz gözlerini... gözlerin deniz gibi demek
geliyor içimden, ama diyemiyorum...Neden diyemiyorum? , neden demiyorum? Ama daha
3 koca gün var önümde.Bunları
söyleyecek onca zamanım olacak.. sana cok güzelsin
diyeceğim, gözlerim deniz gibi diyeceğim, sen benim ilk
aşkımsın, ada ya geldiğin günden beri, seni takıp
ediyorum, seni gözlüyorum, baktığım her yerde seni görüyorum
diyeceğim... ama şimdi
değil..Daha 3 koca gün var önümde.... Öyle bir anda
diyeceğim ki, beni bırakıp gitmen imkansız olacak... -Batık şehir,
adanın yüzyıllar önce yaşadığı bir deprem
sırasında sulara gömülmüş, binlerce insan
ölmüş...Kurtulanlardan bir çoğu da deprem felaketinden sonra
hızla yayılan bulaşıcı hastalıklar nedeni ile
ölüp gitmişler... O dönemin askerlerinden
oluşan bir grup asker, denize acılıp, yaşayacakları
daha uygun bir ada, yada bir kara parçası bulmak istemişler... Bu askerlerin içinde de
krallığın hayatta
kalan tek prensesinin sevdiği,
gönül verdiği, aşık olduğu askerde varmış.... Prensesin aşık
olduğu asker, yeni yaşanacak topraklar aramaya çıkarken prensese: -dönmek var, dönememekte...
Her akşam güneş batarken, adanın en kuzeyinde ki uçurumlara
git ve oradan denize bak..Seni orada göreceğim...Seni orada
hissedeceğim..Seni her güneş batışında, o uçurumun kıyısında
düşleyeceğim..Ama bana bir söz vermelisin, asla
ağlamayacaksın...Ben seni hep yürekli, güleç halinle
hatırlayacağım. O günden sonra prenses o
uçurumun kenarına her gün gitmiş, sevdiği erkeği
beklemiş ,beklemiş, beklemiş... Her gecen gün, her gecen ay, her gecen yıl artan sabırla,
artan ümitle, sevdiği için, o dik kayalara tırmanmış... Umudu, solan bir gül gibi
solup gitmiş kimi zaman, kimi
zaman ufukta beliren bir gemi ile gözlerinin içi gülmüş, kimi zaman ise
sadece kalbinde hüzünle , beklemiş,
beklemiş, beklemiş ... Ama, Sevdiği hiç geri
gelmemiş.... hiç ağlamamış prenses... Ama yüzü gülmemişte
eskisi gibi.... Ağlamayan
,ağlayamayan prenses için tüm ada halkı üzülüyormuş.. Her akşam güneş
batmadan uçurumun dik kayalarına tırmanan ve oradan saatlerce
denize bakan prensleri için ada halkının içi kan
ağlıyormuş.. Aradan yıllar
geçmiş, prenses hep sabır ve umutla uçuruma tırmanmaya devam
etmiş... ve günün
batışını o uçurumdan, gözlerinde hiç yaş olmadan
seyretmekten hiç yılmamış.... Bir gün yine güneşin
batmasına cok az zaman kala uçuruma tırmanmış... güneş batıncaya kadar o uçurumdan denizi
seyretmiş, ada halkından
bazıları, giydiği beyaz ,bembeyaz elbisesinin
uçuştuğunu görmüşler bir ara esen rüzgarla.. Sonra güneş
batmış..Etrafı hüzünlü bir gece kaplamış... Prensesin geri
gelişini beklemiş ada halkı sabaha kadar, ama beklemeler
boşunaymış.... Sabah
kalktıklarında uçurumun uçunda bir kaya bulmuşlar, kaya yandan
bakıldığında aynı prensesin o güzel yüzüne
benziyormuş... Ama sol gözünün olduğu
yerden sürekli sızan bir su
sızıntısına, hiçbir anlam verememişler.... bu prensesin o kayalara son
tırmanışı olmuş...bir daha prensesi ne gören
olmuş, ne de ondan bir haber alan... ağlayan kaya ise hala
o uçurumun ucundadır .. dedim... gözlerin dolmuştu...Buğulanan
gözler daha bir güzeldi...O an seni sevdiğimi söylemek istedim.. Ama daha önümüzde koskoca 3
gece 2 gün vardı...Elbette söyleyecektim...Ama şimdi
değil..Öyle bir anda söyleyecektim ki, beni bırakıp gitmen
mümkün olmayacaktı.. -Beni ağlayan kayaya da götürür müsün? -Tabii, ne zaman ? -Yarın... dünyalar benim
olmuştu.... Demek, demek yarında birlikte olacaktık... zorlu bir
tırmanıştı, kayalar dikti ve güneş tam tepemizde
sanki cehennem sıcağı yaşatıyordu.. Ama hiç
sızlanmadın, ayağının altından kayıp giden
toprak parçaları ve kayalar, uçurumdan aşağı düşüyor
ama bu bile seni ağlayan kayayı görmek isteğinden
yıldıramıyordu... Sonunda
varmıştık.. Acık deniz
ayaklarımızın altında idi.. Sen ise manzaradan çok kaya ile ilgilendin... Hüzünle kayaya baktın. -sanırım prenses
sevdiğine verdiği sözü yerine getiremeyip, o gün ağladı ve o gün taş
oldu, bu taştan sızanda
-gözlerinde ki yaşlar - çektiği ızdırabın
anısına hala akmakta...dedim... -Birinin, benim arkamdan
böyle ağlamasını ben de, asla istemezdim, herhalde.. dedin kısık bir
sesle... deniz mavisi gözlerine
baktım..Hüzün vardı, sanki dokunsan ağlayacaktın...O anda
seni sevdiğini söylemek istedim..Ama söyleyemedim..neydi bunu söylememe
engel? bilmiyorum.. ama daha önümde 2 gece 1.5
gün vardı.. Öyle bir anda söyleyecektim
ki, senin beni bırakıp gitmen mümkün olmayacaktı... yavaş yavaş
uçurumdan aşağıya inerken kaydığın anda seni
dirseğinden tutmuştum hani, kalbim sanki dalga seslerini
boğacak kadar hızlı çarpmaya başlamıştı,
damarlarımda ki kan var güçü ile beynime akmıştı.. o an seni öpmek istedim... ama öyle bir anda öpecektim
ki seni, beni bırakıp gitmem mümkün olmayacaktı.... -aşkım ile
açılalım mı? Sakin bir koya gider orada yüzeriz, ne dersin? Ağlayan kaya ile
yüzünde beliren hüzün bir anda sevince bırakmıştı
yerini... -harika bir fikir bu..... Mavi derinliklerin koynuna
bırakıvermiştik kendimizi, yüzüyor, gülüyor, dalıyorduk
derin sulara.. Ama ben daha cok deniz
mavisi gözlerine dalıyordum... Onlarda kayboluyordum.. sen de bunun farkındaydın,
değil mi? Söylememe gerek yoktu
yani..Söyleyecektim ama öyle bir anda söyleyecektim ki beni bırakıp
gitmen mümkün olmayacaktı...Öyle bir anda öpecektim ki, asla
gidemeyecektin..EVET söyleyecektim..ama şimdi değil, daha
zamanı vardı.. -Akşam üstü adaya
döndüğümüzde alışveriş yapmam lazım.Teknede yiyecek bir sey
kalmamış..dedim.. -
sen söyle, ben
buzdolabının üstüne astığın o küçük not defterine
yazayım.. -
domates,
biber, yumurta, su, birde sogan ve patates.. -
tamam, dolabın
üstüne astım not defterını... o gece dışarı cıkıp son gecemiz de- ne güzel
eğlenmiştik.. O bar da Mr. Big in Wild
World u çalarken başını omzuma koymuştun hani, iste seni
o an öpmek istemiştim.. Ama bir sey engel
oldu...Yarın seni uğurlarken öpecektim...O anda- gitme benimle kal
-diyecektim...Yarın mutlaka diyecektim.!!!!! Gidiyordun işte, tekne açılmaya
hazırdı... Derin derin baktın
bana... Gözlerin bir sey mi
söylüyordu? Benim bir sey söylememi mi
bekliyordun? söyleyemedim, neydi engel?
Neden, neden, neden söyleyemiyordum? -sanırım bu
birbirimizi son görüşümüz...dedin.. Bense hiçbir şey
söyleyemedim... -
hava
patlıyacak gibi, yarın açılsanız?, bu günde ada da
kalsanız? Baban: -
biz ne havalar
gördük.Bu bir sey mi? Meraklanma evlat dedi.. tekne yavaş yavaş
marina dan uzaklaştı.. elimi kaldırdım,
bir seyler söylemek istedim, boğazıma bir seyler düğümlendi
söyleyemedim... Ağlayamadım da... Sense sadece gülümsedin.. tekne yavaş yavaş
uzaklaştı.. birden.. -GÜNEŞŞŞŞ!!
SENİ SEVİYORUMMMMMMMM... -EGE !!!! SENİ
DUYAMIYORUM ,NE DİYORSUN? -SENİ
SEVİYORUM!!!!!!!! -DUYAMIYORUM.... Tekne artık, cok uzaklarda mavi göklerde uçan bir güvercin
olmuş, Gittikce küçülmüş, seni benden alıp götürmüştü.. Mavi gözlerini bir daha
görebilecek miydim...? Cok mutsuzdum.. Neden sonra benim için yazdıgın not
ilişti gözlerime buzdolabının üstünde, Domates, biber,
yumurta,su soğan, patates.... Gözlerim
doldu..sayfayı kopartım.. Ama 2. sayfa da; Hadi artık Ege.. Söyle!!! Seni seviyorum de... Neden bilmem ama, Söylemeyeceksin... Bense söylüyorum
işte.. SENİ SEVİYORUM.. Sen hiç ağlama, hep
gül.... Olur mu? Güneş...... Hemen güverteye
koştum. Tekne gözden kaybolmuştu... -GÜNEŞŞŞŞŞŞŞ
SENİ SEVİYORUMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMM 3 yıl oldu ,
Güneş im, Işıgım, Bebeğim... 3 yıldır, o
ağlayan kayanın yanında, her gün güneşin
batısında, denize bakarak, seni seviyorum diyorum..... Ama
ağlamıyorum..Biliyorum sen arkandan ağlansın
istemezsin... Nerede isen beni duyuyorsun, hissediyorsun değil mi,
Güneşim? Bir de, ağlayamamak ne
zor biliyor musun, sevdiğim? SENİ
SEVİYORUM.... Öyle bir anda söylüyorum
ki bunu, artık bana dönmem
imkansız.... Ağlamıyorum, Ama!! denize
açıldığınız gün çıkan fırtınaya, her
gün lanet ediyorum... |
Geri:: |
Ó2001