::Insan
Olmanin Gucu::
|
Eve döndüğümde şafak sökmek üzereydi. Tüm o geceye ilişkin aklımda
canlılığını koruyan tek anı, dişlerimi
fırçalarken aynaya baktığım ve "Senin bu meslekte ne
işin var?" dediğimdi.
Daha fazla okumadan hangi işe girebileceğimi düşünerek
yattım. Aklıma hiçbir
şey gelmedi. |
Insan Olmanin Gucu Princeton'dan
aldığım diploma ve topluluk önünde konuşma
yeteneğimle kazandığım
çok sayıda ödülle gittiğim Oklahoma'daki küçük bir kasaba
kilisesinde, özgeçmişim kadar gösterişle vaazlar vermeye
başladım. Kasabanın dinsel
örgütünün bana tepkisi kibar ve yüreklendiriciydi, ama benim duyduğum
şevk herkese bulaşmış değildi. Özellikle de diyakozlara, yani gönüllü
kilise çalışanlarına.
Bunların çoğu genç insanlardı, benim yaşımda
ya da benden biraz daha büyük.
Onların önüne çıkardığım keyifli
güçlüğün ciddiyetini takdir edecek olgunluktan yoksundular. Aralarındaki bir
kişi hariç: Vilas Copple. Vilas
yaşlıcaydı.
Sanırım 50 civarında. Petrol işçisine benziyordu ve petrol
işçisiydi. Vilas'ın ne
yaptığını tam olarak bilemiyorum, ama bunun hem deneyimle
gelen eğitimi, hem de zorlu fiziksel çabanın getirdiği
dayanıklılığı gerektiren bir iş olduğunu
sanıyorum. Vilas'ın
kilisesine önem verdiğini biliyordum.
Koroda şarkı söylüyor, Pazar okulunda derslere giriyor ve
diyakozlarda bir kıvılcım uyandırma çabalarımı
destekliyordu. Vilas ve ben bir Pazartesi
günü diyakozların toplantısından sonra yaklaşık bir
saat bunu tartıştık.
Sonra eve gitmek üzere ayrıldık. Evimin kapısından girer girmez telefon
çaldı. Arayan
Vilas'dı. Eve gittiğinde
karısını mutfakta yerde yatar bulmuştu, karısı
ölmüştü. O akşam,
yemeği birlikte yemişlerdi ve kadın sonra derece
sağlıklı görünüyordu.
Ama şimdi bu olmuştu.
Oraya gitmeli miydim? Elbette,
benim işim buydu. Vilas'ın evine
yürüyerek gittim, hem ev benimkine çok yakındı, hem de oraya gitmek
için acelem yoktu.
Attığım her adımda aklımda birçok soru deli
gibi dolaşıyordu. Ne
deyecektim? Ne yapacaktım? Nasıl yardım edecektim? Bu vaaz hazırlamaya
benzemiyordu. Vaazlar için
zamanım ve başvuracağım kitaplar oluyordu, bir motivasyon
ustası olma arzum dışında vaazlarımda ümitsiz bir
mecburiyet yoktu. Bu çok
farklıydı. Bir adamın
karısı, sevdiği ve sevgi dolu eşi, çocuklarının
annesi ölmüştü. Bu
gerçekti. İşim bu
olmasına karşın, söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. Gecenin çoğu böyle
geçti. Neredeyse tek söz
etmedim. Ölümün nedenini saptamakla
görevli memur gelip gittikten ve kadının cansız bedeni
sarılıp götürüldükten sonra, Vilas'la birlikte oturma
odasında, çoğunlukla sessizlik içinde oturduk. Genellikle fısıltıyla
söylenen, bölük pörçük cümleleri duyulan duaların ancak işitilen
mırıltısı dışında odada hiç ses
yoktu. Vilas sözcüklerle
uğraşmak için eğitilmemişti ve çok önemli bir
gereksinmesi olan bir insanla ilk kez karşılaşan benim de
söyleyecek sözüm yoktu. Eve döndüğümde
şafak sökmek üzereydi. Tüm o
geceye ilişkin aklımda canlılığını koruyan
tek anı, dişlerimi fırçalarken aynaya baktığım
ve "Senin bu meslekte ne işin var?" dediğimdi. Daha fazla okumadan hangi işe
girebileceğimi düşünerek yattım. Aklıma hiçbir şey gelmedi. İki yıl sonra
bir başka kiliseye çağrıldım. Gitme fikri beni heyecanlandırıyordu, ama aynı
zamanda genç papazlarını bu kadar anlayışla karşılayıp
destekleyen bir dinsel örgütten ayrılmanın hüznünü
yaşıyordum. Onlar bana pek
çok şey öğretmişlerdi ve benim de onlar için aynı
şeyi yaptığımı inanmamı
sağlamışlardır.
Geriye baktığımda kendimi onlardan daha kazançlı
görüyordum. Son pazarımdı,
son vaazım. Koronun, törenden
hemen sonra kıyafetlerini asmak için koro odasına giden üyeleri
bile kendilerinden ayrılan papazlarının elini sıkmak ve
onu kucaklamak için sıraya girmişlerdi. Kafamı kaldırdığımda Vilas'ı
gördüm, pürüzlü, kırmızı yüzü gözlerimin içine bakarak
"Bob, yanımda olmasaydın, o geceyi asla
atlatamazdım" dedi. "O gece"nin
hangi gece olduğunu açıklamasına gerek yoktu, ama neden bensiz
atlatamayacağı o kadar da açık değildi. O gece, kendimi tamamen değersiz ve
hiçbir işe yaramaz hissettiğim, bir felaket anında etkin
biçimde işlev görmem ve bu darbenin
ağırlığını en azından bir ümit
ışığıyla hafifletmem için gereken sözcüklerden ve
güçten yoksun olmanın acısını derinden
duyumsadığım geceydi.
Ama Vilas için o, bensiz atlatamayacağı geceydi. Nasıl ikimizin o geceye ilişkin
anıları birbirinden tamamen farklı olabiliyordu? Gerçek şu ki,
yaşamın trajedileri karşısında her zaman sonra
derece bilge bir tavır takınamıyoruz. "Ben yalnızca insanım"
deyişinde doğru olmayan tek bir şey var. Bu deyiş, genellikle bir özür gibi
çıkıyor insanın ağzından, ama aslında bir
doğrulama, minnetimizin ve değerimizin gösterişli bir
doğrulaması olmalı. Robert R. Ball |
Geri:: |
Ó2002