::Asksiz Insanlar::

 

 

 

 

O kisa süren anlarda asksiz insanlara acirdim.  Kis böyle geçer, bahar gelir, paltolar atilirdi.  Ceketle sokaga çikardim.

Kadinlar, kizlar ve o, çorapsiz dolasirlardi.  Rüzgâr daha hafif, daha tatli esmeye koyulur, kizlarin bakislari aydinlanir, onunkiler ise çakmak çakmak olurdu.

Daima süratli konusur, bana eski sevgilisinden bahseder; ben gülmeye çalisirdim.

 

ASKSIZ iNSANLAR

 

Uzun zaman asksiz yasadim.  Bu, mevsimin sonbahar olmasi ve havalarin yagmurlu gitmesinden degildi.  Sadece eski bir sevdadan kurtulmus, bir yenisine baslayamamistim.

Ask benim için eski bir itiyatti.  Bir zamanlar asksiz bir insan nasil yasar, nasil yer, nasil dolasir, neler düsünür diye merak ederdim.  Herhalde bu insan sehrin uçsuz bucaksiz caddelerinde gölgesini pesine takarak dolasmaz.  Unkapani köprüsünden mavnalari seyretmez, parklarda avarelikten hoslanmaz, askî filmleri sevmezdi.  O, isini gücünü bilen, caddelerde daima hizli hizli kosan, tramvaylari doldurup tasiran, ayaklari çiplak çocuklara sadaka vermeyen bir insandi.  Yalniz kendi için yasar, baska bir sey bilmezdi.

Çok defa bir tramvay duraginda veya bir dört yol agzinda cigarami yakmaya çalisir ve bir insanin gözükmesini beklerken, o asksiz insanlarla karsilasirdim.  Hepsinin yüzü asikti.

Gelen tramvaylara saldirirlar, insanlari iterler, küfür savururlardi.  Sinema ilanlarina, öpüsen çiftlerin resimlerine bakmazlardi.  Arabalar gelip geçer, otomobiller feryadi basar, insanlar konusurken ben bu dudaklari gülümseme bilmeyen, hayalleri isik görmemis, hatiralarinda aydinlik bir yüz, daginik bir saç bulunmayan asksiz insanlari düsünürdüm.  Bazan elleri cebinde, sapkasiz yüzünün hatlarinda bir ferahlik okunan sevimli birisi ile göz göze gelirdim.

Iki âsina gibi bakisirdik.  Onu sanki yillardir tanirdim.  Bir ara dertlesmis, Gülhane parkinin denize bakan bir kanepesinde uzun uzun konusmus oldugum bir insandi sanki.  Onun da avarelik edilecek yerleri, dert dökmeye en müsait köseleri, düsünceye düsünce katan uzun tenha yollari bildigine inanirdim.  Derken bir apartman penceresinden bir sarisin bas sarkar, bir balkondan ötekine bir kadin seslenir, yani basimdan sarkisini mirildanan bir genç delikanli geçerdi.  Bakislarim sokak dönemecine kosardi.  Sigarami atip iki adim yürürdüm.

Biri omzuma çarpardi, aldirmazdim.  Askla doluydum.  Dünyada benim gibi olanlar da vardi.  Ve bunlar bu yeryüzünü daha güzel yapacak insanlardi.  Bir insani seven, onun gülüsü, aglayisi, adim atisi ile ilgilenen yeryüzü sakinleri, bu dünyanin daha iyi olmasini isterlerdi.

Ekseriya bu hayaller aksam üstleri kurulurdu.  Insanlar islerinden çikmis olurlar, mekteplerin bosalma saati gelmis bulunurdu.  Iste bu saatlerde asksiz ve askla dolu insanlari birer birer seçerdim.  Insan çok defa aldanabilirdi.  Fakat ben hiç aldandigimi sanmiyorum.

Seven insan, diger insanlari daha iyi tanir.  Su kendi halinde yürüyen, basi yerden kalkmayan yeni bir asktan kurtulmustur; su elindeki çantayi sallayip kosan kiz aski hiç tanimaz; su isligini unutanin halini Beyoglu sinemalarina sormali, su cigara alanin macerasini taninmis bir hikâyeci kaç defa yasamistir; su kahvenin içinde tavla oynayanlarin her zar atista talihe meydan okuduklari, asktan bihaber olduklari belli; su genç talebe birisini beklemekte; ilerden geçen aski romanlardan ve filmlerden ögrenmistir; öteki ise hiç hatirlamaz.

Sokak dönemecinden kadinlar çikar, çocuklar çikar, asksiz insanlar çikar, o görünmezdi.  Bazi zamanlar yesil mantosu ile belirirdi.  Yanima gelir, içime soguk sular bosaliverirdi.  Agaçlarin gölgesinde yürürdük, susardim, o konusurdu.  Gökyüzünde birden bulutlar dagilir, çiseleyen yagmur diner, günes açardi.  Her yan yana attigimiz adimda içime taze hisler, yepyeni duygular dolardi.  Arabalar geçer, insanlar bakar, tanidiklari göz kirpar, selam verirdi.  Ama yol her zamankinden daha çabuk biterdi.  O kisa süren anlarda asksiz insanlara acirdim.  Kis böyle geçer, bahar gelir, paltolar atilirdi.  Ceketle sokaga çikardim.

Kadinlar, kizlar ve o, çorapsiz dolasirlardi.  Rüzgâr daha hafif, daha tatli esmeye koyulur, kizlarin bakislari aydinlanir, onunkiler ise çakmak çakmak olurdu.

Daima süratli konusur, bana eski sevgilisinden bahseder; ben gülmeye çalisirdim.

Sonra, aylar geçti; mevsimler birkaç kere degisti, paltolar tekrar giyildi, tekrar atildi.  Ve bir gün geldi ki, gökyüzü bana daha karanlik, yagmur daha can sikici, sokaklar fuzulî görünmeye basladi.  Sokak dönemeçleri bana bir sey anlatmiyor, film afisleri bir mana ifade etmiyordu.  Gülen veya gülmeyen insanlara hiç aldiris etmiyordum.

Park kanapeleri, uzun tenha yollar, köprüde gece avarelikleri bana eskiden görülüp hayal meyal hatirlanan bir rüya gibi geldi.  Artik cigaralar tatsiz, sular aci, hayaller darmadaginikti.  Günlerim sicak ve gürültülü kahvelerde, iskambil ve tavla basinda geçiyor, baska bir sey beni alâkadar etmiyordu.

Bir rüzgârli aksamüstü sehrin en kalabalik caddesinden geçerken, bir magaza vitrini bana ilk defa olarak yeni bir asksiz insani tanitti.  Bu hayalsiz, ümitsiz, arzusuz herhangi biriydi.  Bir kasi çatikti, dudaginda gülümseme silinmisti.  Bu bendim.  Artik bütün sarkilar bana yabanciydi.  Ask siirlerine düsmandim.  Parklar serseriler içindir diyordum.  Hayal kurmak issizlere mahsus...

 

Oktay Akbal

 

 

 

Geri::

Ana Sayfa::

 

 

 

 

Ó2002

Hosted by www.Geocities.ws

1