::Dunya::
|
Benim fikrimce bu işin sentezi bulunabilir.. Türkçe-Sanskritçe sentezi ile yazılan
şiirlerin tadı vatandaşın dimağına
ulaştırılabilir..
Şahsen ben bir deneme yaptım, oldu gibi.. |
Dünya'yı batıracaksak
sevgiyle batıralım.. Kendimi topluma
karşı daha sorumlu hissediyorum..
O yüzden dış politika konusunda da fikirler verip,
büyüklerimizi kafama göre yönlendireceğim.. Ne demiş Orhan abimiz?
Sevgi için, barış için, kardeşlik için batsın bu
dünya! Bugüne kadar Türkiye'nin
dış işlerine hiç karışmadım ancak artık
benim de sinirlerim yavaş yavaş bozulmaya başladı.. Dünya'da kıyamet
kopuyor.. Taliban ile Amerika
birbirine girmiş..
Ortadoğu'da çarşı karışmış.. Irak'ın fötr şapkalı ideri
Saddam'ın dili içeri kaçmış..
Bu işlerin hepsi de bizi ilgilendiriyor.. Batı dünyasından
bir Allah kulu da çıkıp "Acaba Türkiye bu işlere ne
diyecek?" diye sormuyor.. Ulan keratalar! Biz Ortadoğu ve Balkanlar'da
katırcıbaşı mıyız? Bunlara, hak ettikleri
cevap mutlaka verilecek.. Milli
takımımız, Japonya'daki dünya şampiyonasında bu
hallerin hesabını İngiliz'e, Amerikalı'ya soracak ama
neye yarar? Benim yüreğimi
şimdi soğutacak bir icraat lazım.. Temsil
Dışişleri Bakanımız İsmail Cem, Amerika
elçisini acele bakanlığına çağırıp odasına
almalı.. "Çoluk çocuk
nasıl? Havalar da pek
yağmurlu.." gibisinden peşrev yaptıktan sonra, cebinden
filtreli Tokat paketini çıkarıp elçiye tutmalı.. Diplomasi şiddettir
Aslında Amerika milleti cıgaraya düşmandır, cebinde paket
gezdirene eroin kaçakçısı muamelesi yapar ama diplomasi söz konusu
olduğunda renk verip ek yerini belli etmez.. Kızılderililerle
barış çubuğu içmeye talimli olduklarından İsmail Cem
Bey'in uzattığı pakete elbette eli uzanacak.. Cıgarayı yakmak için ateş
bekleyecek.. İşte tam bu
sırada icraat yapılmalı..
Ateş uzatır gibi
yapan Dışişleri Bakanımız, adamın suratına
kafayı yerleştirmeli ki büyükelçi boş bulunsun.. Bir "Aiki Soto" veya "Kung
Fu" hamlesi ile karşılık veremesin.. Böyle bir jest bile
dış politikada ne kadar kararlı olduğumuzu, Türkiye
olarak "yok sayılmaya" tahammül edemediğimizi
gösterir.. Ondan sonra cebinden
çıkardığın mendili elçiye uzatıp, Türk
insanının dost yüzünü de gösterirsin: - "Söyle bakalım
ekselans.. Çarşıda neler
oluyor? Bizim neden haberimiz
olmuyor?" diye sorarsın.. Kovboy filmlerinden
biliyorum.. Amerika sertlikten
anlar.. Ayrıca sever de.. Amerika'nın kurucularından büyük
fikir ve sevgi insanı John Wayne kendisine yumruk atana asla
kızmazdı.. Yeterki yumruk çenesini
acıtsın.. (Eğer
atılan yumruk zayıf çıkarsa o zaman kızardı..) Yumruğu yedikten
sonra hasmını karşısına oturtup, garsona iki viski
söyler; konuşarak barışçı bir yol arardı.. Ulan keratalar! Biz Ortadoğu ve Balkanlar'da
katırcıbaşı mıyız? Şimdi Türkiye'nin
dış politika meselelerinde niye ciddiye
alınmadığını belki
anlamışsınızdır..
Yeterince sert değiliz..
Adamlar başbakanımıza bakıyor.. Televizyondan hallerini seyredip kesik ve
kısa adımlarla yürümesinden mana çıkarıyor.. Başbakanımız,
dürüstümüz Ecevit'in sevgi dolu bir insan olduğunu bilmeyen
yabancılar onun yürümesini başka türlü yorumlayabilirler.. İşin
gerçeği şu ki bu yürüyüş tarzı aşırı
duyarlılıktan kaynaklanan "Karıncayı incitmeme"
stilidir.. Gerçi televizyondan
görenlere "Pili zayıflamış oyuncak robot.."
görüntüsü verdiği doğrudur ancak işin aslı budur.. Eh! Başbakanımız bir de
şiir yazmaktan sabıkalı..
Hislenir hislenir, önüne kağıt kalem çeker.. Oturup kuşa, kelebeğe, börtü
böceğe şiir yazar.. Şiir yazacak konu
bulamazsa başkalarının yazdığı sevgi
şiirlerini Sanskritçe'ye çevirir..
Her şey
sırasıyla.. Orta dereceli okullarda
henüz Sanskritçe eğitime geçilmediğinden (Köykent projeleri
tamamlansın, o da olacak inşallah!) bu şiirlerde yakalanan
derinliği hissedebilen, o satırlardaki duygusallığın
tadını çıkaran birine henüz
rastlanmamıştır.. Bu demek değildir ki
o birikim kaynayıp gidecek.. Benim fikrimce bu
işin sentezi bulunabilir..
Türkçe-Sanskritçe sentezi ile yazılan şiirlerin tadı
vatandaşın dimağına ulaştırılabilir.. Şahsen ben bir deneme yaptım,
oldu gibi.. Tırılım
tıştan.. Kurtulduk
kıştan.. Mendingo
tahar.. Gelecek bahar.. Dikkat edilirse ilk ve
üçüncü mısralara Sanskritçe süsü verilmiş olup, ikinci ve dördüncü
mısralarda Türkçe sözcükler kullanılmıştır.. Böylece şiirin manasına zarar
gelmemiştir.. Ulan keratalar! Biz Ortadoğu ve Balkanlar'da
katırcıbaşı mıyız? Şiir mevzuu
açılınca ana fikirden uzaklaştık.. Konumuza dönelim.. Ne diyorduk? Başbakanımızın sevgi dolu halleri, Türkiye
olarak bizim dış politikada yanlış
anlaşılmamıza sebep oluyor..
Duyarlı hallerimiz
yabancılarda "Bunların kafasına vur,
lokmalarını al.." izlenimi yaratıyor.. Ondan sonra da oturuyorlar, anlamadan
dinlemeden ve bize sormadan "Irak'a girelim, Saddam'ı
değiştirelim.." toplantıları yapıyorlar.. Neyi
değiştiriyorsunuz arkadaş?
Ortadoğu dağ başı mı? Sayın Saddam size batıyor
mu? Adamın bütün suçu
Amerika'ya kafa tutmak oldu! Bizdeki rakının
anavatanı Irak'tır.. Onlar
icat ettiler bu mereti..
Yaptıkları rakıya "arak" derler.. Dolayısı ile Saddam da her erkek
gibi arakı sever.. Nitekim çekti
arakı, çekti arakı.. Kafa dindon oldu.. Başına fötr
şapkasını giyip, sarayının balkonuna
çıktı.. Elindeki çifte ile
iki üç el havaya ateş etti.. Onu
görüp coşan Iraklı kadınlar da hükümet meydanında
toplanıp; - "Li li li li
li.." diye zılgıt çektiler..
Bu haller Amerika'nın kanına dokundu.. Bütün mesele bu.. Şimdi bunu bahane edip,
Ortadoğu'daki dengeleri değiştirmek istiyorlar.. Bunu yaparken de Saddam'ın
kankası sayılan Başbakanımız'a "Sizin fikriniz
nedir?" diye sormuyorlar.. Hep yüzümüzün
yumuşaklığından..
Bizde de kabahat
var.. Kendimizi, özellikle de
dış politikamızı iyi anlatamıyoruz.. Yine başladığım yere
döneceğim.. Burada iş
dışişleri Bakanımız İsmail Cem'e
düşüyor.. Toplamalı
batılı elçileri.. Gerekirse
tezlerimizi tekme tokat anlatmalı..
Bu hem vatan borcudur hem de Sayın Cem'in Iraklı dünürlerine
karşı aile borcu.. Selahattin Duman
|
Geri:: |
Ó2002