::Kibris Cikmazi::

 

 

 

 

Gün geldi çattı.  AB, Güney Kıbrıs devletini, adanın tek meşru devleti olarak (aynen 1661 sayılı AB belgesinde belirtildiği gibi) tam üye sıfatı ile bağrına basmaya çok yaklaştı: ...

 

"KIBRIS ÇIKMAZ SOKAĞI" - NASIL GİRMİŞTİK?

 

6 Mart 1995 günü Bn Çiller ile Bay Karayalçın, 1661 sayı ve 24 Şubat 1995 tarihli AB Belgesini görmezlikten gelerek AB ile bu kuruluşun geçmişinde bir eşi olmayan Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalamışlardı. 

 

DYP Genel Merkezi aynı gün teşkilata bir genelge göndererek akşam fener alayları düzenlemelerini istemişti.  DYP, genel başkanlarının bu üstün başarısını kutluyordu!

 

Oysa adıgeçen AB belgesinin özeti şu idi:

 

AB,Türkiye ile GB'yi imzalayacaktır, eğer (6 Mart'a kadar) AB'nin belirli bir tarihte (1998) Güney Kıbrıs ile tam üyelik müzakerelerine başlayacağını ilan etmesine kimsenin (bu arada Türkiye'nin de) itirazı olmazsa.  Türkiye GB anlaşmasını imzalamış, belgeye itiraz etmemişti.

 

Bu belge Türk kamuoyundan gizlenmişti.  Sadece Prof Manisalı ve DP Genel Başkan Yardımcısı sıfatımla ben bu işin sonunun çok olumsuz olduğunu söylemiş, yazmıştık.  Ben hatta

 

Gümrük Birliği Uğruna Kıbrıs Türkü'nü Feda Ettiği İçin

 

BAŞBAKAN TANSU ÇİLLER İSTİFA ETMELİDİR

 

başlıklı bir broşür yayımlamıştım.  Nafile!  Aynı yıl mayıs ayında Bn Çiller, "İddia ediyorum 1999 yılında tam üye olacağız" dediğinde bir Kanal 6 sabah programında "Ben de iddia ediyorum ki olamayacağız.  Ben en kıymetli varlığım olan 19 bin ciltlik kütüphanemi ortaya koyuyorum.  Bn Çiller de ABD'deki malvarlığını koyar mı?" diye sormuştum.  Tıs!  Kitaplarımın adedi 22 bine ulaştı!  Bn Çiller'in bir kısım malvarlığı ise hala ABD'de!  Türkiye tam üye değil.

 

Türkiye, bir hiç uğruna 1995 yılında "Kıbrıs Çıkmaz Sokağı"na girmişti - ama sokağın çıkmaz olduğunun farkında değildi.

 

12.12.1999 günü Helsinki'de fotoğraflar için poz verirken, yine günün sarhoşluğunda, aynı çıkmaz sokağın içinde olduğumuzun farkında değildik. 

 

Gün geldi çattı.  AB, Güney Kıbrıs devletini, adanın tek meşru devleti olarak (aynen 1661 sayılı AB belgesinde belirtildiği gibi) tam üye sıfatı ile bağrına basmaya çok yaklaştı:

 

Engeç 2004.  Bu durumda "işgalci Türk silahlı kuvvetleri de Kuzey Kıbrıs'ta AB toprağını işgal etmiş sayılacaklar.  İşte Dışişleri Bakanımızın "bedel ödetirler" derken kastettiği durum budur.

 

Çıkmaz sokaktan çıkışyolu yok mu?  Var ama bu hükümet ve bu meclis ile değil:

 

Türkiye derhal, bugün, bükeceği kaç bilek kaldı ise bu dünyada, o bilekleri büker ve KKTC'nin, Güney Kıbrıs'tan ayrı, egemen bir devlet olduğunun tanınmasını sağlar.

 

Türkiye bunu 1983 yılında yapmalıydı.  O zaman ne AB parantezi vardı ne de kaybedilmiş 18 yıl.  Bugün yapabilir mi?  200 milyar Dolar toplam borç ile çok zor.  Ne kadar zor olursa olsun başka onurlu bir alternatif olmadığına denenecek tek yol budur.  Aksi takdirde GB anlaşması iptal edilir.  AB ile yollar ayrılır.  Aktif bir çalışma sonunda KKTC'nin tanınması sağlanır ise Güney Kıbrıs'ın "tek devlet" olduğu iddiası ortadan kalkar ve denge sağlanır.

 

Medyamızın köşeyazarlarının bugünlerde "Çözüm çözüm" diye önerdikleri; KKTC'yi ortadan kaldıran, Kıbrıs Türkü'nü azınlık statüsüne indiren ve Girne'yi gümüş bir tepsi üzerinde Rumlara sunacak bir çözümdür.  Bunun karşılığında eşanlı olarak Türkiye'nin tam üyeliği gündemde midir?  Hayır.  Bu konuda "2010'dan önce zaten söz konusu değil" şeklinde kesin bir tavır vardır.  Bu tavrı bazen duyar gibi oluruz, çoğu zaman ise kulaklarımızı sımsıkı kapatır, duymazlıktan geliriz. 

 

Adnan Menderes, 1958 yılında,

 

"Türkiye'nin geçici birtakım meseleleri olabilir.  Bunları bir tarafa bırakarak milli menfaatlerin müdafaasını bilecek olan bir memlekettir [ Türkiye] .  Biz milli menfaatlerimizi Kıbrıs'ta müdafaa edemiyecek olursak, anavatanın, hacet hininde (gerektiğinde) müdafaasında tekasül (gevşeme) göstermek gibi bir vaziyete düşeriz.  Misak-ı Milli'nin dışında dahi Türk vatanı ve Türk menfaatleri müdafaa edilmektedir.  KIBRIS'IN BÜYÜK MANASI BUDUR." (24 Haziran 1958)

 

demişti.  Anavatan-yavruvatan ilişkisini daha net bir şekilde ortaya koyan bir başka ifadeye ben rastlamadım.  20 Şubat 1959 günü o büyük adamın Makarios'u London Clinic'te nasıl geri çevirdiğinin canlı şahidiyim.  Papaz, siyah giysilerinin içinde bembeyazdı. 

 

Ben de 1993 yılında "KKTC - TÜRK'ÜN ONUR SORUNU" başlıklı bir kitap yazmıştım.  1993 yılının son günlerinde o kitabın Lefkoşa'da tanıtımını yaparken, 2001 yılının son günlerinde bu durumlara düşeceğimize ben dahil kimse inanmazdı.  1995'i yaşamamıştık.

 

Doksanlı yıllarda bir yanda ülke ekonomisini çukura sapladık öte yanda Kıbrıs'ı çıkmaz sokağa soktuk, şimdi de duvara toslatmak üzereyiz.  Medyamızla - TÜSİAD'ımızla.

 

Atatürk'ün yaptıklarının tam tersini yaparsanız, tabii ki bu duruma düşersiniz:

 

Yurtta savaş - dünyada savaş.  Ne mutlu sizlere.

 

 

 

Mehmet Arif Demirer 28 Kasım 2001

 

 

 

Geri::

Ana Sayfa::

 

 

 

 

Ó2002

Hosted by www.Geocities.ws

1