::Cinnet Zamani::

 

 

 

 

En azından ne diye bu kadar ısrarla O'nu görmek istediğimi merak etsin beklentisi içindeydim.  Çaycı delikanlı masamıza doğru geliyordu.  Daha yanımıza yaklaşmadan elimin iki parmağını gösterdim.  İşaretin iki çay anlamına geldiği anlaşılmıştı. 

 

CİNNET ZAMANI

 

Pantolonum yine çift ütü olmuş.  Şöyle jilet gibisinden ütü yapmayı öğrenemedim gitti.  Beceriksizlik genlerimde var.  Atalarımdan yadigar bir de sakarlığım...  Ellerim titrer benim.  On beş gün önce dolu çay bardağını alıp masama götüremedim.  Parasını peşin ödeyerek bir çay alıp içmek istedim.  Çay tabağını tutar tutmaz henüz aletsel büyüklüğü belirlenememiş bir sallantı başladı.  Baktım olacak gibi değil.  Çaktırmadan yerine bıraktım.  Siz beni yanlış anladınız.  Her gün böyle değilim.  Sadece özel zamanlarda...  O gün fırtınalar kopmuştu.  Dev dalgalar sahildeki eski yalıya elim sende deyip geri dönmek istiyordu.

 

Günlerdir hazırlanıyordum.  Söyleyeceklerimi binlerce kez içimden tekrar etmiş, rolümü ezberlemiştim.  Uygun zamanı ve istediğim fırsat yakalayamamıştım.  Hep bahaneler, mazeretler ve yalanlar yüz yüze gelmemizi engelliyordu.  Tam bu gün öğlen, akşam, ikinci dersin sonu, akşam yemeği sonrası için karar veriyorduk.  Son anda yağmur başlıyordu, şimşek çakıyordu, mutlaka bir aksilik yolumuzu kesiyordu.  Dakikaları sayılı ayarlamalar, burun farklı saniyeler ellerimi hep boş bırakıyorlardı.  Nasıl olduysa geçen Salı, öğleden sonra karşılaştık.  Artık bahaneler, yalanlar, ince hesaplar, zekice düzenlenmiş mazeretlere fırsat tanımadım.

 

Kendi aranızdaki fısıldaşmalarınızı duyuyorum.  Keşke gelmeseydi, sürekli uzatmaları oynamak bile hiç oynamamaktan iyidir diyorsunuz.  Hakkınız var elbette.  Ama çok yoruluyorsunuz.  O şimdi ne yapıyordur?  Telefonda sesini duymak için çıldırıyorsun diyelim.  Garanti veririm, o şimdi mışıl mışıl uyuyordur.  Nerden çıktı gün ortasında şimdi bu uyku demeyin.  Canı çekmiştir, biraz kitap okumuş, müzik dinlemiş, mutlaka içi geçmiştir.  Ne zaman yüzünü bir kez görmek için bütün sokakları arşınlamaya çıksam, mutlaka her gün geçtiği sokağı değiştirmiştir.  Ne zaman özleminden ateş gibi yanıp tutuşsanız o gün mutlaka hiç görüşemezsiniz.  Mutlaka bir terslik pusu kurmuş sizi bekliyordur.  İtilmişlik duygusu kendinizi değersiz hissetmenizi sağlar.  Kendinizi anlayamaz, tanıyamaz hale gelirsiniz.  Uyuyamaz, çalışamaz, yeyip-içemez olursunuz.  Bütün güzellikleri, size zevk veren her şeyi kaybedersiniz.  Sizi mutlu eden her şey tadını yitirir.  Eviniz, sokaklar, kahveler, parklar, sahil bile dayanılmaz oluverir.  Her şey üstünüze üstünüze gelir.  Görünmeyen bir el yüreğinizi öldüresiye sıkar.  Öfkeniz önce mantığınızı, sonra iyimserliğinizi yok eder.  Kuşkucu ve paranoyak bir cinnet sizin ikiziniz olmaya başlar.  Her gün ölmektense bir defa elav alev yanmak için yalvarırsınız.  Sizi açık açık terk edip gitsin istersiniz.  İsterse başka bir erkek olsun gideceği...  Babası yaşında, kelli felli, paralı, kalın ,iri bedenli ve ince duygulu biri...  Her ne, kim olursa olsun.  Yeter ki bu eziyet sona ersin...

 

Kaygısızca salınarak geldi.  Çantasını yanımızdaki boş bir sandalye üzerine bıraktı.  Yorgun bedenini sandalyeye boş bir çuval bıraktı.  Yüzünde ne bir kuşku, ne bir endişe vardı.  Her şeyin olağan akışı içinde olduğunu yansıtıyordu.  En azından ne diye bu kadar ısrarla O'nu görmek istediğimi merak etsin beklentisi içindeydim.  Çaycı delikanlı masamıza doğru geliyordu.  Daha yanımıza yaklaşmadan elimin iki parmağını gösterdim.  İşaretin iki çay anlamına geldiği anlaşılmıştı. 

 

- Geldiğin için teşekkür ederim, diyerek söze girdim. 

 

- Ne diye teşekkür ediyorsun, diye sordu. 

 

- Geldiğin için, zaman ayırdığın için, dedim.

 

- Bırak bunları, istediğinde sana gelmiyor muyum?

 

- En son seninle ne zaman oturduk?

 

- Sanırım cumartesiydi.

 

- Hayır bilemedin, kesin olarak geçen perşembeydi.  O da ayak üstü.  Sadece hal

 

hatır sorduk.  Sonrasında günde sadece bir kez de telefonda konuştuk.

 

- Hadi canım sende...

 

- Öyle ama.

 

- Beni biraz dinler misin?  Çünkü çok fazla zamanım yok, dedim.

 

Bir gariplik, havadaki elektriğin her zamankinden başka olduğunu hissetti.  Çantasını

 

açtı.  Küçük aynasında makyajına baktı.  Cep telefonunu eline aldı.  Ekranına göz gezdirdi.  Hareketleri otomatiğe bağlanmış gibiydi.  Yüzüme bakmak istemiyordu.  Sözümü sürdürdüm;

 

 

- Tanıştığımızdan beri seni hiç kırdım mı?  Yada aşağıladım mı?  Yargıladım mı? 

 

Kıyasladım mı?  Hiç yalan söyledim mi?  Kandırdım yada oyaladım mı?  Tutamayacağım sözler verdim mi?  Peki ne değişti?  Neden seni göremiyorum? 

 

- İşlerim çok yoğun biliyorsun.

 

- İşlerinde yada çalışma temponda bir değişiklik oldu mu?

 

- Hayır.

 

- Peki neden birbirimiz için eskiden olduğundan daha az vakit ayırıyoruz?

 

- Bilmiyorum?

 

- Ben biliyorum.  Çünkü yavaş yavaş yüreğimiz soğuyor.  Birbirimizi eskisi kadar

 

sevmiyoruz.  İlgimizi, özenimizi en önemlisi de sevgimizi kaybediyoruz.  Ben seninkinin tamamen bittiğini sanıyorum.

 

- Haklı olabilirsin.

 

- Kara gözlüm!  Ben artık seni örselemek ve kendimi kırıp dökmeyi bırakmak

 

istiyorum.  Seninle görüşebilmek için bütün gün peşinden koşmak istemiyorum.  Bahaneler dinlemek istemiyorum.  Seni şu andan itibaren sonsuza kadar aramayacağım ve görmeyeceğim.  İyi günler ve sana mutluluklar diliyorum.

 

Ben sözlerimi bitirip ayağa kalkarken çaylarımız geldi.  Son kez yüzüne bakmak istedim.  Kendime engel olup kahveden çıktım gittim.  Şehrin bütün sesleri kulaklarımda çınlıyordu.  Üzerimde tonlarca öfke, içimde dayanılmaz bir ağlama isteğiyle gittim.  Nereye olduğuna aldırmadan yürüdüm.  Sokaklara ve kalabalığa karıştım. 

 

Gitmek hiç kolay değil.  Üzerinden tam on beş gün geçti.  Hala O'nu telefonla aramak için her saat, her dakika dayanılmaz bir istek duyuyorum.  Sesini duymak için geberiyorum.  Eğer karşılaşsak, gözleri gözlerime değse dayanamam.  Birlerce kez af dileyerek, suçlu gibi O'na dönerim.  Her geçen gün biraz daha hafifletiyor acımı.  Ben de zamana güveniyorum...

 

Paylaştığım arkadaşlar, sakın özenerek siz de bunu denemeye kakmayın.  Çok tehlikelidir ve ölümcül sonuçlar doğurabilir.  Deneyen sekiz kişiden biri komada, diğerleri ise şu anda ayakta tedavi görmektedir.  Dikkat...

 

 

 

Güller Beni Anlar

 

Kasım 2001

 

Seyfullah Caliskan

 

 

 

 

Geri::

Ana Sayfa::

 

 

 

 

Ó2002

Hosted by www.Geocities.ws

1