::Saskin::

 

 

 

 

Söğütlere, akşama , ırmağa kendimi anlattım.  Suda uzayan gölgelere ağladım.  Sevdiklerime benzediler, bırakıp gidenlere ...  Şimdi her şey daha kolay, daha anlaşılır. 

ŞAŞKIN

 

Bana bir haller olmaya başladı.  Bazen bütün aksilikler kocaman bir ordu kurup bütün cephelerden aynı anda saldırıya geçiyor.  Her adımım sinsi bir mayına basıyor.  Akşam olmuyor, gün bitmiyor.  Zaman lastik gibi sündükçe sünüyor.  Bütün günüm izleme ve icra toplantılarına dönüyor.  Sesler aynı, yüzler aynı, bütün cümleler cak cek ile meliı malı ile bitiyor.  Kendimi fotokopide ışığı yanlış ayarlanmış, yazıları siyahlara gömülmüş bir evrak gibi hissediyorum.

 

Oysa ertesi gün her zamankinden daha erken bir güneş doğuyor.  Limana bakıyorum.  Evlerin duvarlarına denizden ışıklar yansıyor.  Sonbaharın sokaklara saçtığı sarılar, kırmızılar, yeşiller kucaklıyor daha kapımda.  Ben ayırdına bile varmadan, neren geldiğini hiç bilmediğim şarkılar düşüyor dilime.  Çocukluk bayramlarından kalma coşkular yüreğimde.  Bütün gün salıncak, tahterevalli, atlıkarınca, yirmi beş kuruşa bindiğim kiralık bisikletler tadında.  Elimde uçan balonum, uzun bir ip bağlamışım.  Ben yürürken o bulutlarla konuşuyor.  Kuşları kıskandırıyor ve bütün çocukları.  İşler birikmiş, param tükenmiş.  Sevgilim her şeye mırın kırın ediyormuş.  Olsun...  Bu gün bana kurşun değmez, su boğamaz, ateş yakmaz. 

 

Yürüyorum..  Bakıp görmeden, duyup anlamadan.  Kasabadaki bütün evleri, sokakları geçmişim, köprünün korkuluklarına yaslanmışım.  Irmağa bakarken kendimi yeniden buldum.  Ne zamandır buradayım anımsamıyorum.  Köprü ayaklarının az ötesinde ergen bir delikanlı kocaman bir sazanı temizliyor.  Bu ırmakta böylesine iri sazanların olabileceğini bilmiyordum.  Elinde ağaç saplı bir ekmek bıçağı vardı.  Balığın karnını yardı.  İçinden çıkardıklarını suya bıraktı.  Irmakta kandan kırmızı bir iz oluştu.  Kıyıdaki otlara, sazlara sürünerek akıp gitti.  İşini bitiren delikanlı balığı çuvala koyup köprüye çıktı.  Mırıldanır gibi selamlaştık.  Kasabanın içine doğru ilerleyerek kayboldu.  Köprünün sonundaki betona oturdum.  Su sesi ve yavaş yavaş inen akşam gitmemi istemiyordu. 

 

Hep kahır, hep keder, hep hüzünlü şarkılar, sevgi yoksulluğu, umut tefecileri, buzdan bakışlı insanlar...  Akşamla ben sizi istemiyoruz.  Söğütler gölgelerin bittiği yerde suya değdiler.  Irmağın yüzünde akşamın resmi yırtıldı.  Yüzlerce su damlası, yüzlerce halka oldu.  Yapraklar serin bir esintiyle ürperir gibi titredi.  Sürekli ağaçtan ağaca uçun kuşlar ötüyordu.  Irmağın en kuytu yerinde balıklar atlıyordu.  Akşam, ırmak, söğütler, kuşlar, balıklar ilmek ilmek tezgahlarında binlerce yıllık bir şiiri dokuyordu.  Dizeleri annemin ak sütü, dizeleri anemin kucağında uyuyakaldığım bir kuşluk uykusu...

 

Bulutlar dağların üstünde deli bir kırmızıya yakalandılar.  Ağcakayadan Çerçiler'e doğru süzüldüler.  İçimden kuş olmak, uçmak geldi.  Ah şimdi o bulutlara uçsam.  Bulutlar, çeltik tarlaları, kuşlar ve akşam şaşırıp kalsa.  Şimdi kendi ayak sesimi kendime arkadaş edip yürüdüğüm sokaklardan çok uzaktayım.  Rengini çoktan unutmuş duvarlardan, evlerden, hiç susmayan çeltik değirmeninden uzaktayım.  Öfkelerimi, kinlerimi, acılarımı, hesaplarımı, çıkarlarımı kaldırıp ırmağa attım.  Ne duyan oldu, ne de gören...  Önce suya gömüldüler, yüze çıktılar, yine daldılar, yine çıktılar ve boğulup gittiler.  Kurtar bizi diye yalvarmadılar.  Yüzlerinde son kez kocaman bir şaşkınlık gördüm.  Cesetleri köprünün altından geçip gittiler.

 

Söğütlere, akşama , ırmağa kendimi anlattım.  Suda uzayan gölgelere ağladım.  Sevdiklerime benzediler, bırakıp gidenlere ...  Şimdi her şey daha kolay, daha anlaşılır. 

 

Büyüdüğüm sokaklar şimdi pekmez kokar.  Karanlığı meşe dumanı, üzüm kokar.  Ter içinde Cemile üzüm çiğner.  Ağzında da sakız...  Daracık sokaklarından Konya yaylıları geçer.  Atları huysuz, atları çocuklardan ürkmüş.  Recep'le Ali Mestan Amca'nın bahçesinden nar çalmışlar.  Tüh Allah kahretsin!  Narlar ekşi cinsinden...  Hepsini geri götürüp bahçe duvarından içeriye attılar.  Sakın kimse görmesin.  "Cemal anama söyleme.  Söylersen bozuşuruz, sonrasını sen düşün..."

 

Gökırmak ağladığımı sakın kimseye söyleme.  Sana gücüm yetmez.  Amanı bilir misin sen?  Söylemezsen sana çocuklar getiririm...  Ellerinde kağıttan kayıklarıyla, sevinçlerini, gülüşlerini, şarkılarını getiririm.  Söz, vallahi erkek sözü...

 

 

 

Güller Beni Anlar

 

Seyfullah Caliskan / Kasım 2001

 

 

 

Geri::

Ana Sayfa::

 

 

 

 

Ó2001

Hosted by www.Geocities.ws

1