::Olum
En Guzel Nasihattir::
|
- 6 yıl içinde ölen ünlüleri ben
yıkamışımdır.
Türkan Şoray'ın kayınpederini, babasını. O kadar çok var ki, kimi söyleyeyim. Kemal Sunal'ı da ben
yıkadım. |
Olum en guzel
nasihattir Ayşe ARMAN Herkesin
hayatta bir takıntısı var.
Bende onlardan çok! Bir tanesi
de günün birinde bir ölü yıkayıcısıyla röportaj
yapmaktı. Ve
işte o gün gelmişti. Ne var
ki, Zincirlikuyu Mezarlığı'na doğru yol alırken
beynimde başka bir takıntı da dolanıp duruyordu: Süreyya
Ayhan tartışması. Üüüüü
üfff hem de ne tartışma!
Gazete içinde, dışında. Telefonlar,
fakslar. Övgüler, sövgüler. Bilgisayarın içinde bin dolu e-mail,
Süreyyacılar, Yücelciler, anti-Süreyyacılar, anti-Yücelciler,
Fatihçiler, Ayşeciler, Fatih alerjisi olanlar, kafadan Ayşe'ye
karşı çıkanlar, hard diski işgal etmiş vaziyetteler. Ayrıca
masamın üzerinde bir yerlerde Hande Türel Altaylı'dan gelen cevabi
faksı duruyor. Elbette susup
oturmayacağım. Dünyada
tek kişi kalsam bile Süreyya Ayhan'ı, o uluslararası
değeri sonuna kadar savunmaya devam edeceğim. Çünkü bu tartışmanın
neticesinde ne oluyorsa ona oluyor!
Herkesin kendileri gibi düşünmesi ve yaşaması
gerektiğini iddia eden birilerinin hırsları yüzünden sponsorunu
kaybeden o çünkü! Kız sponsorunu
kaybetti, düşünsenize.
Yaptığım röportaj üzerine değerli fikirlerini
beyan eden Fatih Altaylı'nın bundan birinci dereceden sorumlu
olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Süreyya Ayhan sıradan biri değil, bir değer. Zeki, çevik ve üstelik çok da
ahlaklı! Ahlaksız
buluyorlarsa, neden Türkiye'yi temsilen dünya çapında
yarışmalara götürmüşler?
Fatih Altaylı, Federasyon Başkanı olsaydı, 4.03
koşan, 50 yılda ancak bir bulunanbilen bir atleti hayat
tarzını beğenmediği için oralara götürmez miydi? Kızcağızın
geleceğini yok eder miydi? Peki
şimdi yaptığı? Farklı
bir şey mi? Sanki bu ülkede evli
bir adamın ilk defa bir sevgilisi oluyormuş gibi. Sanki ilk defa bir erkekle bir kadın
arasında bu kadar yaş farkı oluyormuş gibi. Sanki Nabakov'un Lolita'sı dünyada en
çok satılan kitaplardan biri değilmiş gibi. Şuuraltını açığa
çıkaran bir projektör olsa da bu ülkede yaşayanların
beyinlerindekini duvara yansıtabilsem! Fatih
Altaylı'nınki dahil neler çıkar biliyor musunuz. Peki,
bu ülkede en ufak bir cızırtı gördüklerinde uluslararası
bir değeri desteklemekten vazgeçenlere ne demeli? Kafamda tüm bunlar, Zincirlikuyu
Mezarlığı'na giriyorum.
O da ne! Bir lehva görüyorum: -
Ölüm en güzel nasihattır. Dannnnnk! Ne
güzel, bir şey daha öğreniyorum.
Süreyya Ayhan ve hayatımın diğer bütün meselelerini bir
gün sonraya erteleyip o lafa, o cümleye odaklanıyorum. Ve
işte gasilhane. Ölülerin
yıkandığı mekana verilen isim. Hayır, ürkütücü bir yer değil. Asıl merakım kokuydu. Ölümün bir kokusu var mı diye
havayı kokladım. Çoook
hafif tarifi zor bir farklılık bir ağırlık
ulaştı burnuma. Ama o
kadar. Benim gördüğüm
Zincirlikuyu Gasilhanesi temiz, steril bir yer, diğerlerini
bilemeyeceğim.
Abartılmış bir minimalizm söz konusu. Sadece metal bir tezgah ve duvara monte
edilmiş lavabolara bağlı bir duş var. Hepsi o kadar. Ve
yeşil sabunlar göze çarpıyor.
Finalin görüntüsü bu kadar!
Zincirlikuyu Gasihanesi'nde görev yapan tecrübeli gassal (ölü
yıkayıcılara verilen isim) Hikmet
Tosun'la röportaj yapmama imkan veren Büyükşehir Belediyesi
Mezarlıklar Müdürü Seyit Ahmet Olgun'a teşekkürü bir borç
bilirim. Tabii ki Hikmet Bey'e
de. Vaktini aldım, o ise büyük
bir samimiyetle bütün sorularımı cevapladı... Bir
insan neden ölü yıkar? Hayat
mı öyle getirdi, yapacak başka bir iş mi yoktu? -
Müslümanız biz. Herkes öldükten
sonra yıkanacak. Bu
zorunlu. Birileri de bu görevi
üstelenecek, değil mi? Büyükşehir
Belediyesi'ne iş için başvurmuştum. ''Elimizde
cenaze işlerinde böyle bir iş var'' dediler, kabul ettim. 6 yıldır gassalım. Cenabı Allah bu kapıdan ekmek
yememizi nasip etti... Çevrenizde
nasıl karşılanıyor?
Ulvi bir görev olarak mı?
Korkuluyor mu? -
Sanatçısı, iş adamı; saygı görüyorum ben. Sinopluyum. 20 yıl oldu İstanbul'a geleli. Eğitimim ilkokul. Ama köy imamlarından dini eğitim
aldım. İnşaat
işlerinde ve pek çok başka işte çalıştıktan
sonra bu işe başladım... Yaptıkça
alışılan bir iş mi? -
Yok, alışamıyorsun.
Biri kucağında ölü çocuğuyla gelmiş, ister istemez
kendi çocuğunu hatırlıyorsun. Zaman
oluyor ağlıyorsun. O zaman
eve gidince kendi çocuklarıma diyorum ki ''Yavrum, bu akşam ses
yapmayın, sıkıntılıyım'', odama çekiliyorum. Eşinizin
elinizi tutmaya çekindiği zamanlar oluyor mu? -
Biz çıplak elle cenaze tutmayız ki. Önlüklerimiz var, maske takıyoruz. Rastgele tutmuyoruz. Rahatsız olmaz. Bu
mesleğin incelikleri neler? -
Bir kere dini kurallara uyacaksın.
Irk, din ayrımı yapmayacaksın. Bir Alman burada öldü diyelim, trafik
kazasında, ''Temizleyip göndereceğiz'' diyorlar, Müslüman
değil, olsun. Biz yine de en
güzel şekilde görevimizi yapıyoruz. Yanlış bir iş yaparsan, cenazenin
günahını üzerine alırsın. Abdeste dikkat edeceksin. İKİ
KUNDAK ARASI Bir
ölü nasıl yıkanır? -
Bir çocuk bedeni gibi, özenle. Hayat,
iki kundak arasında geçen zaman zaten.
Sırt üstü yatırdıktan sonra, sağdan
başlanır.
Aşağıya doğru.
Sonra sol tarafı. Ölüler,
kiri gitsin diye yıkanmaz. Gusül
yapılması gerekiyor. Hiçbir
yeri kuru kalmayacak. Şartı
budur. Üç defa sabunluyoruz. Genelde yeşil sabun
kullanıyoruz. Bazen cenaze
sahipleri farklı sabunlar getirir.
Genelde kadınlar bu inceliği gösterir. Ondan sonra da iki temiz havluyla
kuruluyoruz. Ve kefene
koyuyoruz. Akıntı varsa
önlem alıyoruz. Ezilmelerde kan
gitmiş oluyor, gitmemişse pamukla tampon yapıyoruz. Kötü
yıkanan ölü var mıdır? -
Hayır. Türkye'nin en zengin
adamı da aynı beze sarılıyor, en fukarası da! Yıkamada da değişen bir
şey yok. YIKADIĞIM
ÖLÜ: 365 x 3 x 6 Elinizde
olsa başka bir meslek seçer miydiniz? -
Galiba. Sıkıntı
veriyor çünkü. Zaman zaman unutkan
oluyorsun. 6 yıl önce, bu kadar
unutkan değildim. Ruhi
yorgunluk? -
Olmaz mı? Adamın bir
oğlu olmuş, o da gitmiş elinden, ne var ne yok onun üzerine
yapmış. Zaman zaman,
rüyalarıma bile giriyor. Annesi
feryat ediyor güzümün önünde. Bu tür
insanlarla imamlar değil biz karşılaşıyoruz. Ünlü
kimleri yıkadınız? -
6 yıl içinde ölen ünlüleri ben
yıkamışımdır.
Türkan Şoray'ın kayınpederini, babasını. O kadar çok var ki, kimi söyleyeyim. Kemal Sunal'ı da ben
yıkadım. 6
yıl içinde kaç ölü yıkamışsınızdır? -
Günde üçer taneden hesap edin işte.
365 çarpı 3 çarpı 6. HEVESİM
KALMADI Peki
sizin ölüm kavramıyla aranız nasıl? -
Bu işe girmeden herşeye hevesim vardı. Arabam olsun, evim olsun, şuyum buyum
olsun. Şimdi kalmadı. İnanır mısınız
hiçbir şeyde gözüm yok artık.
Bu işe girdim gireli bir yatırım da
yapmamışım.
İmkanım olsa da yapmamışım. Tedirgin oluyorsun herşeyden. Tamam, herkes öleceğini biliyor. Bilmeyen yok. Ama ölmeyecek gibi yaşıyoruz. Bu işte çalışan insanlar
birinin hakkı geçer diye çok rahatsız olur. Çocuğum akşam geldiği
zaman, bir şey getirdiğinde hemen soruyorum, nereden aldın
diye. Çünkü sıkıntı
veriyor. Bakıyorsun adam
milyarlarını bırakmış gitmiş, gökdelenini
bırakmış gitmiş... Beni
kim yıkayacak diye düşünüyor musunuz? -
Yok. Yıkanıp
yıkanmayacağımız bile belli değil. Uçak kazası olur, yangın
olur. Ama isteriz tabii, istemez
miyiz? İlginçtir, ben ateistim
diyen insanlar bile annesini babasını getiriyor en güzel şekilde
yıkansın diyor. Son
soru: Niye hamamda tellaklık değil de ölü
yıkayıcılık? -
Bu iş ondan daha iyi.
İnsanlar sana dua ediyorlar. Allah
razı olsun diyorlar. Hamamda
bunu söylemiyorlar. |
Geri:: |
Ó2001