::Duy
Artik::
|
Türkiye sanki tarihin sonuna
gelmiş gibi ! Aradığı her şeye kavuşmuş
gibi ! Bundan sonrasını görmek istemiyor. Sanki zaman akmaya devam
etmiyor , sanki hayat sürekli yeni şeyler geliştirmiyor. Hızlı
bir değişim yaşanıyormuş ... bütün coğrafyalar
bu değişimle birlikte paradigmalarında yumuşamalara
gidiyormuş ... yeni zamanda yeni diller geliştirmek
gerekiyormuş ... Türkiye bunların ne farkında ne de bunlar
Türkiyenin umurunda ; bildiğini okuyor ! Yeni zamanlara
taşınamayan , içi boşalan , kullanıla kullanıla
eskiyen bir yapının eteklerine sımsıkı
sarılmış , elindeki oyuncağı bırakmak istemeyen
çocuklar gibi etrafı velveleye veriyor. Neye rağmen ? !!! Binlerce
insanın ölümüne , çetelerin eline düşen bir sisteme ,
kazandıkları okullara giremeyenlere , felç olmuş bir ekonomi
ve eğitime , sokaklarda yaşanan drama ve yoğun trajediye
rağmen kendini tekrar etmekte ısrar ediyor. Bununla kalmıyor ,
ideolojik egemenliğinin zayıflmasına bağlı olarak
, devlet topluma çok daha katı müdahalede bulunmak ihtiyacı
duyuyor. Beni sevmek zorundasınız diyor . Rızaya
bağlı bir sevgi ilişkisini öne sürüp sevilecek hale gel
diyenlere , çelişkileri gösterenlere , genel geçer evrensel
değerlere işaret edenlere sopayı gösteriyor. Yanlış
yapıyor , çünkü , rızaya dayanmayan her türlü ilişki hem
başlı başına bir sorun , hem de başka
sorunların asıl kaynağını oluşturur. Bir
kimseye baskı yaparak sizinle ortaklık kurmasını , sizden
alışveriş etmesini , sizi sevmesini , size dostluğunu
sunmasını , inançlarınızı veya düşüncelerinizi
paylaşmasını sağlayamazsınız. |
Duy Artık Yaşama sanatı türü metinler yazan hemen her bilge şunu söyler ; Kendinizle ve hayatla yüzleşin ! Kendinizi ve hayatı keşfederek anlayın ve anlamlı kılın ! Bu şu demek ; Kendinize ve hayata dair sorular sorar , bu soruların ardına düşersiniz. Zihin ve yüreğinizde soruların oluşturduğu boşluğu , bulacağınız cevaplarla doldurur , tutacağınız bir tutamak ve sığınabileceğiniz güvenli bir mekan bulursunuz. Soruların cevapsız kaldığı zamanlarda ise sizde bir çözülme başlar ; bir anlamsızlık , bir hiçlik duygusu sarar sizi. Hiçbir anlamı olmayan bir varlığın hiç olan bir hayata daha fazla katlanamaması durumunda yıkım gerçekleşir. Türkiyede anlamlı bir hayat yaşamak için ise şunu yapıyoruz ; Reel gerçekliğiyle Türkiye ile ve Türkiye içinde öz benimizle yüzleşiyoruz. Varlığımızın ayırıcı özelliği selim akıldan , bizi duyarlı kılan yüreğimizden , ortak şuurun önümüze koyduğu evrensel değerlerden ve sosyal bilimlerin çerçevelediği kavramlardan hareket ederek kendimizi tanımlıyor , durduğumuz yerden Türkiyeye bakıyoruz. Bir acayip Türkiye görünüyor doğrusu. Haritadaki bir karşıtlıktan değil , bunun ötesinde duran bir Türkiyeden bahsediyoruz. Yaslandığı yeri , geliştirdiği dili ve vurguladığı kavramları durduğumuz yere vurduğumuzda , bir karşıtlıkla karşı karşıya geliyoruz. Bir uyum sorunu var ; reel Türkiye ile çelişiyoruz. Türkiye dışında başka bir yerde yaşama şansımızın olmadığı , bizi dışladığını bilerek ve hissederek yaşıyoruz. Geliştirdiğimiz sorular cevapsız kalıyor , cevap olarak sunulan gerekçeler içimizdeki boşluğu dolduramıyor. Her geçen gün ayağımızın altındaki zemin biraz daha kayıyor. Yersizlik ve yurtsuzluk duygusu içinde , aidiyet bağlarımızın çözüldüğünü hissediyoruz. Türkiye bizi önemsemiyor , bize rağmen bizi inşa etmek istiyor. Ta baştan şunu demişti ; İnkılapları yapmak için çok kere zor kullanmak lazımdır. Saydığım anlamda bir değişiklik yapılırken mukavemet ve irtica unsurları , yerine göre elinde silah cebinde kitapla , kafasında eskiye alışmış somurtkanlık , dilinde iğfal ve tehevvürle gelip karşınıza dikilirler. Bunları vurup devirmedikçe inkılabı yapmanın ve hatta uzun devirler korumanın imkanı yoktur ... Bu bakımdan da Türk inkılabı en ziyade zor kullanmayı gerektiren bir hususiyet gösterir. Türkiye , birilerinin iyiliği için , onlara rağmen , onlara zor kullanıyor. Aradan uzun bir zaman geçmiş ; sokaklara , meydanlara doluşan ahali bu geçmiş uzun zamanın hatırasına şenlikler yapıyor , ama o hala eski korkularını yaşıyor. Hayır , inkılapları ortadan kaldırmak , zamanı ters döndürmek gibi bir niyetimiz yok , aklımız ve yüreğimizle var olmak istiyoruz. Ayak bastığımız zemine eğilmek , ona dokunmak , içeriğine bakmak , üzerinde düşünmek gibi bir çabamız olmalı , diyoruz. Çünkü kendimizi boşluğa bırakmak , belirsizlik içinde yürümek , sahici bir gerçekliğe rağmen kendi iç yanılsamamızda ve zindanımızda yaşamak istemiyoruz. Bunun için parmak kaldırıyor ve sorular soruyoruz. Sadece anlamak , anlamı olan bir hayatın görünür hale gelmesini istiyoruz. Oysa Türkiye kaldırdığımız parmakları , geliştirdiğimiz soruları , iç dinamiklerimizle oluşan öz benliklerimizi , kullandığımız dili ve giyindiğimiz libası ... anlamak gibi bir çaba içine gireceğine , tüm imkanlarıyla bizi , yersiz korkusunu büyütmekte ve ahaliyi manipüle etmekte kullanıyor. Türkiye , bir yanılsamayı geliştiriyor , dışındaki gerçekliği görmezden gelerek , kendi üzerine kapanıyor ; kendini tekrar ederek tükeniyor. Türkiye bize yani Cumhur a hiçbir alan bırakmıyor ; dilimize kancalar takıyor , kelimelerimize mahkumiyet veriyor. Parmak kaldırmayacağız , sorular sormayacağız , kendimizi biz olarak gerçekleştirmeyeceğiz de ne yapacağız ! ??? Diyor ki ; Sus , dinle ve itaat et ! ... Seni tanımladım ya ! Pratiğine taşıyacağın yaşam kalıpları sundum ya ! Sana bir dil verdim ya ! Daha ne istiyorsun ? !!! Üretilmiş , kodlanmış , tüketime sunulmuş eşya değiliz , insanız biz ! Ne demek daha ne istiyorsun ? !!! Hür irade ile görünür hale gelen varlığımızla varlık kazanabilirsin ; yok etmekle var kılmayı düşündüğün sanallığımızla varolamazsın!!!... Türkiye sanki tarihin sonuna gelmiş gibi ! Aradığı her şeye kavuşmuş gibi ! Bundan sonrasını görmek istemiyor. Sanki zaman akmaya devam etmiyor , sanki hayat sürekli yeni şeyler geliştirmiyor. Hızlı bir değişim yaşanıyormuş ... bütün coğrafyalar bu değişimle birlikte paradigmalarında yumuşamalara gidiyormuş ... yeni zamanda yeni diller geliştirmek gerekiyormuş ... Türkiye bunların ne farkında ne de bunlar Türkiyenin umurunda ; bildiğini okuyor ! Yeni zamanlara taşınamayan , içi boşalan , kullanıla kullanıla eskiyen bir yapının eteklerine sımsıkı sarılmış , elindeki oyuncağı bırakmak istemeyen çocuklar gibi etrafı velveleye veriyor. Neye rağmen ? !!! Binlerce insanın ölümüne , çetelerin eline düşen bir sisteme , kazandıkları okullara giremeyenlere , felç olmuş bir ekonomi ve eğitime , sokaklarda yaşanan drama ve yoğun trajediye rağmen kendini tekrar etmekte ısrar ediyor. Bununla kalmıyor , ideolojik egemenliğinin zayıflmasına bağlı olarak , devlet topluma çok daha katı müdahalede bulunmak ihtiyacı duyuyor. Beni sevmek zorundasınız diyor . Rızaya bağlı bir sevgi ilişkisini öne sürüp sevilecek hale gel diyenlere , çelişkileri gösterenlere , genel geçer evrensel değerlere işaret edenlere sopayı gösteriyor. Yanlış yapıyor , çünkü , rızaya dayanmayan her türlü ilişki hem başlı başına bir sorun , hem de başka sorunların asıl kaynağını oluşturur. Bir kimseye baskı yaparak sizinle ortaklık kurmasını , sizden alışveriş etmesini , sizi sevmesini , size dostluğunu sunmasını , inançlarınızı veya düşüncelerinizi paylaşmasını sağlayamazsınız. Bize ait bizi önemseyen , bizi merkeze alan , bizi kodlamayan , bizi üretmeyen Türkiye istiyoruz. Bildiği bildik bir baba rolünü üstlenen , çevreyi merkezin dar alanına tıkayan bir Türkiyenin değil , bizi bize bırakan , bize birazcık güvenen bir ülkenin beklentisi içindeyiz. Siz de kimsiniz , diyemezsin ey Türkiye ! ... Biz insanız ; biz yüreğinden beslenen , aklı olan , vergi veren , bu ülkenin dağlarında çocuklarını yitiren , ekonomik sıkıntılar içinde yaşayan , barıştan yana olan , demokrasiyle taçlanmış cumhur lu bir cumhuriyet isteyen yurttaşlarız. Bizi duymak , bizi dinlemek , bizi önemsemek zorundasın ! Bizi arkaya alarak , bizden uzaklaşarak , yüreğimizde yer edinmeyerek çok daha fazla gidemezsin ! Birkaç adım sonra bizsiz yetimliği kuşanacak , arada açılan mesafeyi bir daha dolduramayacak boşluğa düşeceksin ! Bu ülkenin çocuklarını oyalayarak , onları top-pop çerçevesine sıkışmış soluksuz heyecanlarla avutarak , hamaseti aşmayan derinliksiz kutlamalarla bakışlarını sığlaştırarak büyüyemez ve gelişemezsin ! Bizi duy artık ! Dön ve bize gel ! Evine dön ! Biz buradayız , korkularını aş ! Yanılsamalardan sıyrıl ! Bizimle konuş ! Göreceksin ki korkulacak bir şey değiliz ; seni anlamak anlamakla birlikte sevmek istediğimizi anlayacaksın. Küskünleri oynamayalım ! demokratik bir cumhuriyet kendi yurttaşlarını tehdit olarak görmez , düşünen insanlarını hapishanelerde çürütmez , halkın meşru temsilcilerini parlamentodan yakapaça dışarı atmaz , muhalif partileri oyun dışı bırakmaz. Demokratik bir cumhuriyette bütün siyasi partilerin aynı telden çalması anayasal bir zorunluluk olarak dayatılmaz. Resmi ve özel medyayı güdümlü bir kamuoyu oluşturmak üzere manipüle etmez. Ellerimizi havada bırakma artık , Türkiye ! Uzat ellerini ... Nihat Dağlı
Hiç , Yoktan İyidir
|
Geri:: |
Ó2001