::Daha Kac Olu Gerek::

 

 

Gazetelerin Genel Yayın Yönetmenleri..  Televizyonların Haber Müdürleri..  Bu faciaya karşı çıkmanız, bir araya gelip kıyamet koparmanız için, eşinizin, kızınızın, kız kardeşinizin yolun kenarına atılıvermiş kanlı cesedinin üzerine, gazetenizin serilmesi mi gerekiyor?..

 

Daha kaç ölü gerek, Başbakanım..

Hayır..  Kimseler ucuz popülizm yapmasın..  Toplumsal, ekonomik analizlere girişip mazeret aramaya çıkmasın..  Konu insan canı, insan hayatı olunca, uzun uzun tartışma ile vakit geçirilmez, hemen önlem almak üzere harekete geçilir..  Bu ülkede ateş düştüğü yeri yaktığı için, kimse kimsenin acısını yürekten hissetmiyor..  Özellikle, önlem alma durumunda olanlar..

Politikacılar, yöneticiler..

Efendim, ekonomik krizmiş de, insanlar son çare soyguna düşüyorlarmış..

Efendim, hapishaneler boşaltılmış, ipsiz sapsızlar meydana salınmış da, ondan böyle oluyormuş..

Diyelim öyle..  Diyelim öyle..  Bunlar insanların birer birer ölümlerini seyretmek için sebeb mi?..

Ki değil..  Kapkaç dediğimiz illet dünyanın her yerinde var..  İtalya'da, California'da kriz mi var, hapishaneler mi boşaltıldı..

Ama oralarda savaş var..  Suçla savaş var..

Kapkaç bizde serbest..  Yasal olarak, alenen resmen serbest..  Hatta teşvik için herşeyi yapıyoruz..  İş bulmak, çalışmak gereksiz şeyler..  Kap ve kaç..

Onda dokuz kaçar, onda bir yakalanırsın, onda da, geceyi bile nezarette geçirmeden serbest bırakılırsın..

Türkiye CMUK diye Allahın belası bir yasa çıkarıp, tüm suçluları korumaya aldı, masum insanların, malı, canı pahasına..  Bunları korkutan tek şey vardı, karakolda hırpalanmak, onu da sağolsunlar sivil toplum örgütlerimiz başarı ile engellediler..  Şimdi Türkiye suç cenneti..  Kap kaç..  Kap kaç..

Efendim polis..  Hadi ordan..  18 milyonluk kentte her sokağa, her yolda yürüyen yalnız kadının başına polis koyma imkanı var mı?..

Adam yakalanmaktan, adam cezadan korkmazsa, kim tutar ki onu?..

Rıdvaniye diye bir genç kız, artık yaşamıyor..  Araba ile yanına yaklaşıp çantasını çektiler..  Elinde olsa verecek kız belki, ama boynuna asılı..

Boynuna asılı çantayı çekince yere düştü, başını kaldırımın kenarına çarptı, sürüklendi ve öldü..  Bu kadar basit..

Öldü ve öldüğü ile kaldı.  Çünkü onu öldürenlerin, vicdani rahatsızlık duyup teslim olmazlarsa, yakalanmaları mümkün değil..

Polis evvelden, böyle bir olayda, kapkapçı olarak tescillilerden birkaçını karakola alırdı.  Bunlar birbirlerini tanır, yaptıklarından haberdardırlar.

Karakola gelince, bülbül gibi öterlerdi.  Şimdi, karakol korkusu da yok..

Polis çay kahve ısmarlıyor, bir de sigara verip ağırlıyor..  Bunun dışında ne yapsa, "İşkence" diye ayağa kalkıyor entellerimiz..  Masumlar ölmeye devam etsinler..  Bu ülkede önemli olan insan hakları değil, suçlu hakları çünkü..

Şimdi bakın..  Rıdvaniye California'da hatta ölmese, sadece yerde sürünüp yaralansa, bunu yapanlar müebbed hapse mahkum olurlardı..

Çünkü bu ülkede "Üç" yasası var.  Bir adam üç suç işlerse, onun toplum içinde yaşama hakkı olmayan, kararlı ve ısrarlı bir suçlu olduğuna karar veriliyor ve toplum dışına, yani hapishaneye yollanıyor..

Olaya bakın..  Araba çalıntı..  Birinci suç..  Kapkaç..  İkinci suç..

Rıdvaniye'nin yaralanması (Dikkat buyurun sadece yaralanması, ölmesi değil)

üçüncü suç..  O zaman daha birinci celsede adamlar müebbed hapse mahkum..

Hadi gelin bu kadar kolay, bu kadar pervasız kapkaç yapın bakalım..

Bizde ise nerdeyse yapmamak ahmaklık..

Peki daha kaç Rıdvaniye, kaç kadın, kaç insan ölmeli, Sayın Başbakanım Bülent Ecevit..  Hangi işiniz, insan canından daha önemli ve öncelikli..

Bu ülkede bir yandan CMUK, bir yandan iki günde bir çıkarılan af kanunları, bir yandan, ölümcül suçlara bile çok hafif cezalarla yaklaşım yüzünden, ceza korkusu kalmadı..  Entellerimiz yüzünden polis korkusu da kalmadı..

Eeee..  Biz böyle birer ikişer ölecek, siz de hep seyir mi edeceksiniz?..

Canınız isteyince, istediğiniz yasaları Meclis'ten 24 saatte geçiriyorsunuz..

İnsanlarımızın pisi pisine ölmemesini ne zaman canınız isteyecek, Bülent Bey?..

***

Kapkaç rezaletinin aldığı boyut, Türk medyasının da yüz karasıdır.  Allahın günü felaket tellallığı yapıp vatan kurtardıklarını sanan, yediyüz bilmem kaç köşe yazarı, hergün manşetine bir başka karanlığı çeken onca gazete, insanların bu kadar kolay, bu kadar ucuz öldürülmelerine karşı ne zaman birleşip gürleyecek?..

Medya, bu rezilliği birinci gündem maddesi yapsa, Ecevit ve arkadaşları, bu kadar duygusuz, bu kadar umursamaz, bu kadar hareketsiz kalabilirler miydi?..

Gazetelerin Genel Yayın Yönetmenleri..  Televizyonların Haber Müdürleri..  Bu faciaya karşı çıkmanız, bir araya gelip kıyamet koparmanız için, eşinizin, kızınızın, kız kardeşinizin yolun kenarına atılıvermiş kanlı cesedinin üzerine, gazetenizin serilmesi mi gerekiyor?..

Lafı bile çarptı sizi değil mi?..  Dehşet içinde kaldınız ya..  Peki ya Rıdvaniye'nin babası, annesi, kardeşi, sevgilisi, eşi olsaydınız, sahiden?..

***

Birinci güç: Yasama..  Bütün taşları bağlayıp, bütün köpekleri salan, suçu teşvik yasalarını birbiri ardına çıkarmakla meşgul..

İkinci güç: Yürütme..  Kılını kıpırdatmadan, ruhsuz, duygusuz seyrediyor..

Üçüncü güç: Yargı..  Eli kolu bağlanmış..  Çaresiz.

Dördüncü güç: Basın..  Güldürmeyin beni..

Bakalım yarın sıra kimde?..

 

Hıncal Uluç

 

Geri::

Ana Sayfa::

 

 

 

 

Ó2001

Hosted by www.Geocities.ws

1